TARİH, TASVİR VE KİMLİK Bölgeye karakterini veren müstesna halkına rağmen, veya onların yüzünden, Pontus sınırının doğusu dünyadaki en değişmez ve sürekli sınırlardan biri olmuştur. Neredeyse iki bin yıl boyunca her karmaşadan sonra Anadolu ve Kafkas güçleri arasındaki kıyı sınırı Akampsis (Çoruh) ırmağının ağzına dönmenin yolunu bulmuştur.
Doğuda ve kuzeyde I. yüzyıldan sonra (378'de onaylanmıştır) — Roma'ya, 457'den sonra Pers İmparatorluğu'na ve 522'den sonra Bizans'a (561'de onaylanmıştır) bağımlı olan antik Laz Krallığı uzanır. Kafkas halklarından olup da Anadolu'da yaşayan ve kimliklerini koruyan tek Gürcü grup, bu sınırın batısında ǩaldığı için, bu kültürel bir sınır değildir.
Laz Krallığından ayrık olarak belki de bu insanlar Becheiroi, Byzeres, Echecheirieis ve korkunç Mossynoikoi'lerin yerine geçmiş veya soyundan gelmiş, Procopius'un aütTövopor âv0pomnol (özerk insanlar) olarak bildiği, hakiki Lazlar değillerdir. Ama hayatta kalmış ve birbirini izleyen Bizans, Trabzon ve Türk idarelerinin altında, Lazia Krallığı ve halkı unutulduktan çok sonra da, “Laz” olarak hayatta kalmışlardır.' * Anthony Bryer - David Winfield: The Byz. Dr.
Ayşe Serdar** Roma ve erken Bizans'ın askeri ve misyon merkezleri elbette bir çok defa Sebastopolis ve Pityous'a ulaşarak Akampsis'ten öteye uzanıyordu. Ancak Arrian'ın teftiş ettiği Aziz Phirmos ve Aziz Phirminos'un şehit düşüşüne sahne olduğu varsayılan Apsaros'taki büyük karargâh daha muteber bir ileri karakoldu. 6. Yüzyıl civarında yürürlükte olan sınır Rhizeon'a doğru geriye çekilmiş olsa da 10 yüzyılda KöXopıv'e (Akampsis ağzının güney kıyısı) geri dönmüştür.?
Burayı miras alan Büyük Komnenoslar'ın memurları gösterişli bir şekilde bir Laz kabilesine ait yer ayrımını İmparatorluğun bilinen tek thema*** ©Oğpa tTÜÇ MeydAinç AdÇiaç (Büyük Lazia Theması) olarak isimlendirmiştir.* Bu en antik Bizans sınırı İstanbul'un düşüşünden sonra da yaşamıştır. Osmanlılar Apsaros'un yerine Gonia'da 1547'de yeni bir antine Monuments and Topography of the Pontos, “The Theme of Greater Lazia and the Land of Arhakel”
Volume 1, Section XXVI, p̌. ** İstanbul Teknik Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü. *** thema, Bizansta idari bölge, yaklaşık olarak eyalete karşılık gelir. 2 Constantine Porphyrogenitus, DAL, II, 214; Honigmamn, Ostgrenze, harita 4. kale yapmıştır (veya mevcut olanı yeniden inşa etmiş). Bugün 19. ve 20. Yüzyıldaki değişimlerden sonra Sovyet-Türk sınırı Sarp'ta kurulmuştur. 14.
Yüzyılda Makraigialou Trabzon'un elinde olduğundan ve 9 km kuzeyindeki Gonia Gürcülerdeymiş gibi görün den Sarp'taki modern sınırı Büyük Lazia themasının da sınırı olarak alıyoruz. Ancak seçecek fazla bir şey yoktur: Apsaros, Gonia, Akampsis ağzı 6 km içerisinde uzanır. En azından Büyük Komnenosların talepleri her zaman bu sınırla sınırlandırılmış değildi. Muhtemelen 1222'den önceki tarihi Lazia'ya dönük bir talebi, I. Moğol döneminde, 1282'de bizzat Trabzon'a saldıran V.
David Narin'in ilerleyişi takip etmiştir. Moğolların çekilişi, Guria'yı alan, Akapmsis ağzının hemen kuzeyindeki Bathys'te üstlenen ve 1334'te İspir'e varan V. George'un (131446) hükümdarlığıyla çakışmıştır. Ne var ki Büyük Komnenos I. Alexios (1349-90) TI. Moğol tehdidi sırasında kızıyla evlendiği V. Bagrat'ın (136093) yenilgisinden faydalanarak Gürcü akınını tersine çevirmiştir. 1373'e kadar Guria'nın Trabzon'la ilişkileri vardı ve bu 1461'e kadar sürmüş görünmektedir. 14.
Yüzyılın ikinci yarısında Trabzon İmparatorluğu ve etkisi o kadar gerilememiştir.* Ancak Lazia'daki Bizans, Trabzon ve Osmanlı kontrolü kıyıdaki istasyonlarla sınırlı kalmıştır. Vadilerdeki yerli dağlılar kendilerini Procopius'un belirttiği gibi “özerk insanlar” olarak görmekteydi. Dışarıdan gelenlere kıyasla fazladan kontrol ettikleri şeyler vardı.
Günlük 15 km karasal seyahatin iyi bir gidiş hızı ol4 Bryer, AP, 24 (1961), 118-21. duğu bölgede bir hayli önemli olan kıyı gemiciliği onların tekelindeydi.
Trabzon devleti döneminde de Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde de kıyı boyu orduları taşıyan kayıkçılar Laz'dı.* Trabzon'un Büyük Lazia Theması “AOnvöv âkpov'da (Atina/Pazar kıyısı) ve günümüzde uygun, ancak hayal gücünden yoksun bir şekilde Pazar olarak yeniden adlandırılan AOüvaı, Sindena, Sentina, Athenis, Athenas ve Atina yerleşiminde başlar. Arrian'dan antik meraklıları, Procopius ve Bessarion'dan bu yana yerleşimin adı ilgilerini çekmiştir.
Doğal olarak Athene* ile bir bağlantı kurulmaya çalışılmış olup 1820'de Rottiers ve daha sonra Koch zorlayarak tapınağiın sütunlarından söz etmiştir. Alternatif olarak iddialara göre burası yerel bir kraliçe olan Athenaia'nın gömülü olduğu yerdir. Gerçekte Allen'in belirttiği gibi Athenai bu bölgenin A- ile başlayan birçok yer adı gibi, Lazca bir kelimeden türemiş olabilir — bu örnekte “gölgenin olduğu yer” anlamına gelen bir kelimedir.
Gürcistan'da Ateni olarak anılan başka bir ortaçağ yerleşimi vardır. Aynı nedenle Rhizaion “insanların (askerlerin) buluştuğu yer” ve Mapavri “yapraklı” anlamına gelebilir. Athenai'nin altın çağı erken gelmiştir. Peripli ve Itineraria'da bahsi geçer, ancak Notitia Dignitatum'da söz edilmez. II. Yüzyılda kalesi çoktan terk edilmiş, yazları küçük bir demir atma olanağı sağlayan bir yer olarak tasvir edilir.
Çekici kalesi denizdeki bir kayaya tünemiştir, aşağıda tarif * Ya da Athena, Yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçası. (e.n.) Panaretos, Lampsides, (Anna Anachoutlou's Lazic invasion of Trebizond); edileceği gibi Ortaçağ'da muhtemelen Trabzon Devleti'nce yapılmıştır ve Osmanlı'nın eline geçmiştir.* Modern Pazar'dan Zayâtmç' nehri —günümüzdeki adı Pazar veya Susa Dere- güneye yönelir ve bir kolu Hemşin tepelerine dek uzanır. kadar içerde bir kale bulunmaktadır, Cihar veya Kise Kale; Pazar'ın kadar doğusunda, Sapo'da bir Ortaçağ kilisesi vardır ve her ikisinden burada söz edilecektir.
Biraz daha ilerisi hileyle Eski Trabzon olarak adlandırılmıştır ama Chrysanthos'un bile işaret ettiği gibi, bu isim içinde hiçbir şeyin okunamadığı Türkçülükten başka bir şey değildir.
Adın haritamızdaki Yunanca versiyonu tamamıyla modern bir kullanımdır.* Eski 6 Arrian, 5, 6, 8; Anonymous Periplous, Ptolemy, Geography, V, vi, 6, ; Procopius, Miller, IR, cols, 648-49; Thomas, Periplus, 269; Kretschmer, Portolane, 647; Bryer, AP, — Beldiceanu-Steinherr. — Berindeive Rapports Sur un voyage archeologigue dans la Georgie et dans |”Armenie (St.
Petersburg, A History of the Georgian People(Londra, 1932), 56; aynısı “The March-Lands of Georgia”, The Geographical Journal , 74 Andreasyan, 63; Rottiers (1820), 190; Taitbout 5$03 not I(Indidjian'ın Athenai'deki yıkılmış şapelden söz edişine referans verir); Rickmer Rickmers (1934), 471, kalenin iyi bir fotoğrafı için; A. N. Oikonımides, TlöBev ol &v Artıkoiç EnvTYyBiovç AOvator, 7 Arrian, 8;Anon.
Periplus, 40; Baschmakoff, Trabzon'un doğusunda Ardeşen'de, Trabzon Devleti'nin çizgileriyle Sapo'dakine benzer, başka bir kilise bulunur ve kıyı boyunca belki zayıf ama kesin olan bir antik Grek yerleşiminin kanıtları mevcuttur. Ardeşen'in kendisi belki Appı&vn ve belki Aiuvn veya ZulXivn olabilir. Buraya yakın Anchialos'un Sarayı denen yer vardır.
Burasıyla Eski Trabzon arasında “Furtuna” (Fırtına) Irmağı —bir zamanlar Ilpütavıç veya Tlopöaviç ve şimdi Büyük Dere- Hemşin'den alçalır. Bzhshkean bugün artık hiçbiri bulunmayan, “Ermeni Krallarının zamanından kalma” bir Ermeni Haç Manastırını (Khach'avank'), Furtuna Deresi'nin alt kısımlarına yerleştirir.
Ancak burayı doğuda, bir sonraki nehir olan Piskala Dere'nin (belli ki Tlvğitıç'den gelen ve eğer böyle ise bölgedeki Grekçe dere isimlerinden hayatta kalan az sayıdaki örnekten biridir), 6 km yukarısında bulunan manastırla karıştırmış olabilir.” 96; çeviren Andreasyan, 63. 9 Arrian, 8; Anon Periplus, 40; Skylax, Andreasyan, 63. Bölgedeki manastır değilse de Hemşinli rahipler üzerine kanıt için iki Ermeni yayınının amblem yazılarına bakınız. İlki Avedis k.
Sanjian, A Catalogue of Medieval Armenian Manuscripts in the USA (Berkeley, Los Angeles ve Londra, 1976), 677-84, no 155, (Pennsylvania, Freer Library The John Frederick Lewis Collection MS 123): Nerses Shnorhali'nin 9 Haziran 1528'te tamamladığı — şiirleri. İskender - Paşa'nın Trabzondaki hükümdarlığında (İskender Paşa, 1513-34, mezarı Trabzon'dadır), kalelerimiz Daveshali ve Siminavs ağaları tarafından kontrol edilirken” —muhtemelen Varoş ve Ǯil Kale'ye referanstır.
El yazması Supr Astuacacin (Tanrının Annesi) ve Surp Siovn (Sion) Manastırlarında yazılmıştır: “Peder Aziz Hachick'in ve Aziz Vardan'ın kutsal emanetlerinin olduğu manastırda yoldaşları Pazar'ın ve Ardeşen'in gerisindeki dağlarda Hemşinliler gizlenmiştir. Hemşinliler Santalılar ve Oflulardan sonra Doğu Pontus'un iç kısımlarının —Laz bağlamında bile- özgün bir halkıdır. Hemşinliler hiçbir Trabǯon kaynağında geçmezler.
Ancak Hemşinlilerin locus classicus'u Clavijo'nun 1405 Eylül'ünde İspir'den Sourmaina bandonuna yaptığı seyahatinin notlarıdır.
Burada anlatılan kendi Ermeni lordları Arhakel'i (“havari” anlamına gelen yaygın bir Ermeni Hıristiyan adıdır) Müslüman bir atabeg ile yakın zamanlı değiş tokuşu bütün Ermeni tarihinin mikrokosmosu olarak değerlendirilebilir: “İspir şehrinin ve havalisinin Müslüman lordu aynı zamanda Arhakel (Arraguiel) havalisinin lordudur ve bu şekilde olagelmiştir. Arhakel havalisinin (Hemşin) insanları geçmişte Arhakel adını taşıyan —havalinin adı gibi— lordlarından memnun değildi.
Bu insanlar gizlice İspir lorduna ulaştılar ve İspir lordunun onların da lordu olacağı sözüyle efendilerine ihanet etmek üzere anlaştılar. Arhakel'i İspir lorduna teslim ettiler, tutukladılar ve yerine Müslüman bir valiyi geçirdiler ama aynı ʒamanda Hıristiyan bir lord vekili yardımcısı olarak atandı. Arhakel'in taşrası oldukça dağlıktır ve geçitleri kesen patikalar öyle kayalıktır ve diktir ki bu atla seyahati güçleştirir.
Bazı yerlerde tepeHamashen kantonumuzun şanı ve korunması için bulunmaktadır”. İkinci (eski kitapcolophon) yazı ise M. Sanosean'dadır: “The Antiguities of Sper” (Ermenice), Arewelk, 5579 (1904) 17. Yüzyıla ait bir Gospel, İspirBayburt bölgesindeki Berdakay Vank'ta “Movses, Hemşin papazı (abeghar) Berdak Manastırı üyesi tarafından” yazılmıştır. leri karşıdan karşıya geçmek için kayadan kayaya kirişli köprüler yapmak durumunda kalmışlardır.
Burada yük beygiri kullanılmaz ve hamallar bütün yükü omuzlarında taşırlar. Bölgede biraz tahıl yetişir ve insanları barbar bir ırktandır. Biǯ yol aldıkça, Ermeni ve Hıristiyan inancında olmalarına rağmen hepsi hırsız ve eşkıya olduğundan, bazı tehlikelerle karşılaştık (başka versiyonda, İspanyolca “mala gente en mala condiccion”*— denir). Hatta bizi serbest bırakmadan önce, geçiş hakkının bedeli olarak mallarımızdan onlara hediye vermemiz için bizi zorladılar.
Dört gün boyunca ülkelerinden geçtik ve sonra deniz kıyısını görÖük... Eski Pazar'a yakın bir yer —bkz 1. Figür-.** Bir yüzyıl içinde İslam'a olan bu meyil meyvesini verecektir. Yeni Osmanlı kazası olan Hemşin'in defterlerinde bu durum açıktır. Hanelerin 9632'si çoktan Müslüman olmuştur —bu bölge ve dönem için istisnai olarak yüksek bir oran. Ancak sadece 671 hane ve 682 bekar ǩaydedilmiştir.
Bu veriler düşük görünmekle beraber hiç kimse ele geçmez Hemşinlileri Furtuna Deresi'nin boğazlarında ve ormanlarında aramak zorunda kalan Osmanlı noter memurlarına kıskançlık duymaz.'"" Hemşin uzmanları sözünü edeceğim uygun şekilde gizemli iki referansı gözden kaçırmışlardır. İlk olarak, * “Kötü koşullardaki kötü insanlar.” ** Metinde bahsedilen figür, plan, resim vs. argümanlar makalenin yer aldığı kitaptan incelenebilir. e.n.
1474'te Contarini, Kefe'den Uzun Hasan'a ulaşmak ister. Phasis'e değil “Trabzon'a 100 mil mesafede ve Türklere ait olan Tina (Athenai ?) denen başka bir yere” yelken açması için onu ikna etmeye çalışan anlamh bir şekilde bir Ermeni'dir. “Oraya varır varmaz aťa binmemizi söyledi ve dört saat içinde bir Ariam kalesine götürüleceğimin sözünü verdi.
Burasının Uzun Hasan'ın tebaası olduğunu, Tina'da ise kesinlikle güvenli bir şekilde yerleşebileceğim sadece Greklere ait bir kale olduğunu anlamamı sağladı”.'! Çıkarımlar şu şekildedir: zon'un düşüşünden 13 yıl sonra, Athenai kalesinin, teknik olarak Osmanlı'nın elinde olsa da (defterlerin doğruladığı gibi), gerçekte Grek egemenliğinde olduğu şeklindedir. Bu şaşırtıcı değildir; Ardasa (Torul) Osmanlılar tarafından ancak 1479'da alınmıştır.
Yeni Arhakel, Ariam (büyük ihtimalle çok yaygın Ermeni adı olan Aram'dan) olarak anılıyor ve tıpkı İspir'de olduğu gibi, Uzun Hasan'a bağlı olduğu söyleniyor. Denizden 4 km içeride olduğu söylenen kalesi ise muhtemelen Cihar ihtimal dahilinde ise Ǯil Kale'dir. Conterini Ermeni adamın tavsiyesini reddetmiş ve Hemşin'e gitmemiştir. Aynı şekilde yaman İngiliz seyyah Samuel Purchas (1577?-1626) de bunu yapmamıştır. Ancak kendisi Hemşinlilerin şanı veya kötü şöhretini biliyordu.
“Büyük Ermenistan ve Gürcistan”dan söz ederken şöyle demektedir: “Bu krallık hem korkunç hem de muhteşem bir şey. Buna kendi gözlerimle şahit olmasam söylemez Wa Purchas, His Pilgrimage (Londra, 1614), 342. inanmazdım. Burada Hamsem adında bir vilayet var. Üç gün içinde gezilebilir ve kimsenin bir şey göremediği, girmeye cesaret edemeyeceği müphem bir karanlıkla çevrilidir. Buranın sakinleri sık sık uluyan insan sesleri, öten horozları, kişneyen atları duyduğunu söylüyor.
Bir nehir geçişinden yerleşimin izleri belirir. Bu, Ermeni tarihine göre, Tanrının eliyle meydana gelmiş, Hıristiyan kullarını... harici karanlıkla, içeriye doğru geçmişin körlüğüyle cezalandırır ve öfkesiyle putperestlere zulmeder.”''* Purchas “Hamsem”in karanlığında Odysseia'da bahsi geçen (XI, 14) “Kimmer kasveti”ni görmüştür.
Lazia'nın bu bölgesinde Ermenice konuşan bir kesim vardı ve bugün de var, ancak Arhakel ülkesinin Hemşinlilerinin ve günümüzün Hemşinlilerinin bölgenin antik halklarından arta kalıp kalmadığı merak konusudur. Chalybianlar gibi hem ekonomik hem ırk olarak ayrıdırlar. Pontus anťiǩ ekonomileri barındırmıştır. Örneğin Strabo, daha batıdaki Mosynoikoi'nin “ağaçlarda veya pyrgoi”de yaşadığını söyler.
Clavijo Sourmaina çevresinde insanları “her biri Turio (tyrsis, turris, pyrgos) adını taşıyan küçük köylerde yaşar halde bulmuştur.”” Gerçek her ne idiyse, bu tersine, halk Hıristiyanlıktan İslamiyete henüz din değiştirmenin akla uygun olmadığı bir dönemde geçmiştir. Dillerini (azalan bir biçimde de olsa) ve bağımsızlık ruhunu ise bariz biçimde isabetsiz de olsa sürdürmüşlerdir.
Hiç şüphe yok ki, iki ayrı dünyanın da hakkından gelebileceklerini hesaplamışlar, oysa en kötüsünü aramışlardır. Kurnazlıklarına dair kötü şöhretlerinin aslında haksızca olduğundan şüphe edebiliriz, yine de Müslüman Hemşinlilerin 1890'larda çocuklarını yumurtaları ayrı sepete koyma ǩabilinden vaftiz ettikleri belirtilmiştir.” Guria'nın Gurielisi gibi Hemşinli Arhakel'in Arhakel'i Aram'dan önce kendi adını lordluğuyla paylaşıyordu.
Ancak Gurieli'den farklı olarak Büyük Komnenoslarla arkadaşlık etmiyordu. En yakın komşusunun ve apaçık müttefikinin belirgin Grek Hıiristiyanlığı, şüphe yok ki ona tersti. Büyük Komnenoslar'ın gücünün iç kısımlara, Hemşin'e doğru ne kadar uzandığını kestirmek güçtür. Kesin olan şey bir miktar gücü olduğudur. Bunu kanıtlamak üzere iki kaleden söz edeceğiz. İkisi de tarz olarak ilişkilidir ve ilk olarak geç 15.
Yüzyıla ait defterlerde Hemşin'in Yukarı Kale ve Aşağı Kalesi olarak bahisleri geçer. Ancak günümüzde Yukarı Kale kafa karıştırıcı şekilde Aşağı Hemşin'e yakındır.'* Varoş (Yukarı Hemşin), Ǯil (Aşağı Hemşin), Cihar ve daha az açık olan Athenai-Pazar (ilk olarak defterlerde sözü geçer) kaleleri inşaat özellikleri bakımından bir takım olarak düşünülebilir. Bu dördü Arhakel ülkesini oluşturmakta mıdır?
Büyük Komnenosların kıyıyı elinde tutmaları ve burada seyahat etmeleri Athenai'yı Arhakel ülkesinin bir parçası olma ihtimalini zayıflatmaktadır. Ama Ǯil ve Varoş kesinlikle Arhakel ülkesine aittir ve inşaları 1405 öncesindeki belirsiz özerklik dönemine ait olabilir. Varoş (Varoşka, Vârosi), Türkçe, Sırpça ve Macarcada (Famagusta'nın Varoşi'si gibi) “kasaba” anlamına gelen bir sözcüktür.
- bkz Bzhshkean (1819), 96; Ritter, Erdkunde, Yüzyıl Furtuna Deresi'nin bakir ormanlarında yer alan otuz dört küçük köy (mezra) içinde Osmanlıların kurduğu kırk kişilik birliğin olduğu yer de aslında bir “kasaba”dır. Zil'den 12 saat yürüme mesafesinde, deniz seviyesinden 1800 metre yükseklikteyken hala gerisindeki Varoş Dağı'nın zirvesinden 1656 metre aşağıda olan bu sapa yerleşimin bir zamanlar daha kalabalık olduğuna dair işaretler vardır. Acaba Varoş “kasabası”
Arhakel'in başkenti ve büyük şehri miydi? Kaleyi inşa edenler açık bir şekilde malzeme eksiliği yüzünden güçlükle karşılaşmıştır. Bu ise Clavijo'nun Hemşinli'nin yük hayvanının insan olduğuna ilişkin gözlemi hatırlanırsa hiç şaşırtıcı değildir. Geç 15. Yüzyılda 499 buşel buğday, yıllık olarak Varoş'taki birliğe taşınıyordu. Aşağı Hemşin'de bulunan Zil'deki 30 kişilik birlik 382 ölçek buğday ve 440 ölçek darı sipariş ediyordu.
Kimmer kasvetiyle çevrelenmiş olan Ǯil, bugün ayıklar tarafından hayaletli olarak kabul ediliyor.'" Müslüman bir efendi lehine kendi halkı tarafından terk edilmiş (neredeyse geleneksel Ermeni çizgisinde) Arhakel lordu çok büyük ihtimalle Ǯil ve Varoş'u inşa eden kişidir.
Yadsınamaz bir biçimde romantik Arhakel ülkesinin sersemletici kalelerinden aşağıya sahile, Büyük Lazia Thema'sına doğru iniş: Pazar'ın 27 km doğusundaki martıların uçtuğu 15 AAMB'de 1970'de Washington DC'deki Hemşinli çocuk doktoru Sarıoğlu tarafından öne sürülen ve belki on yıl kadar önceki D.C.W”nin deneyimiyle doğrulanan: Bu kale üzerine daha başka incelemeler korku nöbeti nedeniyle kısa kesilmiştir. Yazar duvarları incelerken telaşla gözden kaybolmuştur.
Daha önce olmamış ve bu olaydan sonra tekrar etmemiş bir deneyim. ilk burun Viçe'dir. Bugün sık rastlanan findık ağacından hareketle, iç karartıcı bir şekilde Fındıklı olarak yeniden isimlendirilmiştir. Burası Potelmy'nin MâpdovAa veya MöpBovXa'sı olmalıdır. Dikkat çekici şekilde Gavra* olarak anılan bir köy ise hemen içeridedir.'* Viçe'den Arhavi'ye doğu yönünde bir sonraki burun 16 km mesafededir.
Burası besbelli olarak Ptolemy, /tineraria, Procopius ve Portolan haritası gibi klasik coğrafyacıların söz ettiği ApyaBüç, Abgabes, Archavi, Arcavi, Arcan'dır. Ne var ki ancak geç 15. Yüzyılda küçük bir kaleye sahip olduğunu öğreniriz. Kasabanın hemen güneydoğusundaki bir tepede bir kalenin varlığından söz eden yerel bir rivayet vardır. 1820'de ise Rottiers buradaki “Gino&z”de yontulmuş bir Pegasus ile beraber “Djidja Kale” bulmuştur ama bu eserler günümüze ulaşmamıştır.'”
Kicoca, Cissa, Cessa, Ç̌. Uxa veya Çuissa, bugün Kise, bugün ona adını veren nehir üzerinde Archabis'ten daha sonra belirirse de Ptolemy ve İtineraria'ya girer. Kalesinden de ilk olarak 15. yüzyılda söz edilir. Ancak sonradan bir merkez olarak, daha iyi * Yazarlar Gavra adını XI. asırda Trabzon ve çevresinde özerk bir yapı oluşturmuş Gabras Tafpüç sülalesi ile ilişkilendirdikleri için dikǩat çekici bulmaktadırlar. 16 Ptolemy, Geography, V, vı, 6; Gökbilgin, col.
649; Ptolemy, Geograhy, VI, vı, 6; Procopious, Wars, VINI, u, 11; Thomas, Periplus, 269; Kretschmer, Portolane, 647; Gökbilgin, demirleme imkanı sağlayan daha doğudaki Hopa'ya kaymıştır. Hopa 19. Yüzyılın başında Artvin'in limanı haline gelmiş ve bugün Türk gemilerinin en doğudaki limanıdır.'* Bu bölgedeki en önemli Trabzon idaresindeki kıyı istasyonu Kissa veya Archabis değil Makparyuaioö, MaKpo0 Aiyıadoö, daha sonra Makriyali, yani “uzun kumsal”'dır.
Adının ileri sürdüğü gibi burası muhtemelen uzun 18 Ptolemy, Geography, V, vı, 6; Miller, IR, 327-28; Ritter, Erdkunde, XVIII, 936; Brant (1835), 192-93. Bratianu “hasta Acguisio” denen limanını, 1345 civarı anonim bir şekilde yazılmış Libro del Conoscimiento ile tanımlar ve Kissa ile beraber Moğol egemenliğinde olduğunu söyler.
Abu Said'in hükümdarlığı dönemi (1317-35) için şunu söyler: “Buradan hareketle, Trabzon İmparatorluğu'nun zenginliklerin arasından geçip Karadeniz'e ulaşan bir Moğol “koridorunun” bulunduğu sonucuna varılabilirdi”. İleri sürülen bu fikir ilginçtir ancak Trabzon kaynaklarında karşılığı yoktur. Öte yandan Libro'nun yazarının Basra Körfezi'ndeki Marco Polo'nun Kisi olarak bildiği ve bugün Oais (Oeys) denilen adayı kastettiği neredeyse kesindir.
Oais, 1010 civarında daha kuzeydeki körfezin ana antreposu olarak Siraf'a tedarik sağlamaktaydı ve Ormuz tarafından yeri alınana dek İlhanlılar idaresi altında müreffeh kaldı. Bkz. Anonymous (Franciscan), Libro del Conoscimiento (Madrid (Coll. Telemaco, VI)), II (bu eser birinci el bilgiden ziyade erken dönem Katalan haritalarına dayanır görünmektedir); G. I.
Bratianu, Les Venitiens dans la mer noir au XIVe siecle, Academie Roumaine, Etudes et Recherches, XI (Bucharest, 1939), 12; aynısı, Genois, 258, not 3; Delatte, Portulans , I, 289-90. Spuler, Mongolen in Iran, 149; Polo (1294), I, 61; E. Bretschneider, Notices of the Medieval Geography and History of Central David Whitehouse, “Siraf, A Medieval Port of the Persian Gulf”, World Archeology, 2 bir kıyı boyunca uzanan hareketli bir yerleşimdi.
Bugün burada Atatürk'ün adından ismi verilmiş olan modern Kemalpaşa kuruludur. Grekçe ismi ve XVI. yüzyıldan önce ve haritalarda hiç ortaya çıkmamış olması burasının Büyük Komnenoslar'ın eseri olduğunu akla getirmektedir. Bu en doğudaki güvenli emperyal üs üzerinden Büyük Komnenoslar Bagratiler'i idare edebilirdi. İlk olarak Panaretos'un kroniklerinde chorion* olarak belirir: “Haziran'da (1367) orduyla, karadan ve denizden İmparator III.
Alexios ve annesi despoina (Eirene)| ile birlikte Lazike'ye kadar gittik. Aynı zamanda İbarya ve Abazya'nın kralı Lord Pankratios Pankratianos (V. Bagrat) ile evli olan Büyük Komnenos Leydi Anna'yı Makrou Aigialou'ya yanımızda götürdük.'” 19 Panaretos, ed. Lampsides, 76; Ayrıca bkz. Lebeau, Bas Empire, XX, 500, note 1; ve Koch (1855), 101. Panaretos'taki pasaj özel olarak V.
Bagrat'tan t6 Bacüsi töv iBipov olarak yani Büyük Komnenosların da kendisine kullandığı bir unvanla söz eder. Büyük Komnenoslar İberyalılar ifadesini Laz tebaları için bir hüsnütabir olarak mı kullanıyordu? Pachymeres kaba bir şekilde II. Ioannis'i (1280-85) tbv Aadov âpyovrı olarak isimlendirmişti. 1401'de Istanbul I. Patrik Matthew Büyük Komnenos IlI.
Manuel'e (kızdırmamak için her türlü sebebi olduğu) Alania başpiskoposluğu konusunda Bacılsüç Tüç Tpareloovroç Kaf AĞENÇ Aağıkiç diye hitap ederek yazmıştır. Bu açıkça Büyük Lazia Theme'sına bir göndermedir. Bu durumda Küçük Lazia'nın neresi olduğu sorunuyla karşılaşırız. Acaba orası da Canik miydi? 1401 tarihli mektup bir ipucu verebilir. Büyük Komnenosların erken dönemlerinde Iberia dene yerde bir takım haklar iddia ettiğini görmüştük.
Küçük Lazia, Alania, Soterioupolis toprakları her durumda theme'nin ötesinde ve doğusunda kalır. 14. Yüzyıl Alania başpiskoposluğu Soterioupolis'inkine bağlıydı ve Trabzon'a dayanmaktaydı. Bu durum, Büyük On yıl sonra Büyük Komnenos IlI. Manuel, üvey kardeşi Andronikos'un ölümü üzerine, onun Gürcü gelininin varisi ve babası III. Alexios ile beraber ortak kral oldu. Gelinin adı Gü han Hatun'du (Kursanskis Gürcülerin Türk isimlerine olan meylinden söz eder), V.
Bağrat'ın kız kardeşiydi Panaretos şöyle yazar: “10 Mayıs'ta (1377), kur bir yandan ilerlerken İmparator ile birlikte karargahı değiştirdik ve Lazike'ye gittik. Burada 15 Ağustos'a kadar bütün yazı Makraigialos chorion'unda geçirdik. Daha sonra o da (Gülhan Hatun) Gonia'dan Makraigialos'a geldi. Ertesi gün yola çıktık ve Trabzon'a 30 Ağustos'ta vardık”.? 5 Eylül'de taç giyen gelin büyüleyici bir saray töreni veya prokypsis ile tanıtıldı. Eudokia adını aldı ve ertesi gün III.
Manuel ile evlendi. Bu pasajda iki noktaya dikkat edilmelidir. ilk olarak, Lazia'nın sarp kayalıklarından — ve — kıyılarından, Makraigialou'dan Trabzon'a 203 km üzerinde olan kara yolculuğu 14 gün sürmüştür. Bu ağırdan alma (günde 14,5 km), bir miktar kurdan sonra, hanedana ait bir gelinin taşınıyor olmasına bağlanabilir. Ancak Clavijo kervanla aynı rotanın bir kısmını — Eski Pazar yakınından Trabzon'a 60 km (bkz. Fig.
I) — daha da yavaş bir hızla altı günde almıştır.?' Komnenosları İberyalıları kendi tebaası olarak görme yönünde cesaretlendirmiş olabilir mi? Ünvanlardaki karışıklık ve çelişkiyi belki Panaretos'un bıraktığı gibi bırakmak en iyisi olabilir. Bkz. Pachymeres, Boon, ed. I, 250: 20 Panaretos, ed.
Lampsides, 78; Kursankis, İkinci olarak pasaj, Makraigialou'nun 1377'de sıkı bir şekilde Trabzon hakimiyetinde olsa da, 9 km uzaktaki Gonia'nın bir biçimde Gürcü hakimiyetinde olduğu fikrini vermektedir. Makraigialou 1432'de, belirleyemediğimiz bir Laz chorionu Xiöepn* ile birlikte, kesinlikle imparatorluğun elindeydi.
O zaman Pharos mülklerindeki en sapa manastıra sahipti: Varangian George'un aile mirasının üçte biri ve Elakros ile Tzagios'unkilerin (muhtemelen Laz isimleri) yarısına, “dağlardan sahile” —uzun ve dar kıyının iyi bir tasviri”.”? Makraigialou görünen o ki kalesini 19. Yüzyılda çoktan kaybetmişti. Ancak 1367'deki emperyal evlilik uygun bir kiliseye ihtiyaç duymuş olmalıdır.
Baedeker Rusya ve 1914 için (bölge hala Rus elindeyken) “Makriali'nin eski kilisesinin ilgi çekici kalıntıları”ndan söz eder. 1969'da bir seyyah ise “terk edilmiş bir kilise... yolun sonunda açık ve alçak zeminde...” demektedir.
Burası Kemalpaşa'nın kuzeyinden kısa bir mesafede ve günümüzdeki Sovyet-Türk sınırı Sarp'tan 4 km'dedir — işte bu nedenle bu yerleşimi incelemeye cüret edemedik. * * Günümüzde Sidere, Arhavi'ye bağlı Derecik 23 Karl Baedeker, Russia with Teheran, Port Arthur and Peking , a handbook for travellers (Leipzig 1914, yeniden baskı, Newton Abbot, Pereira (1971), 221; Bryer, Isaac, ve Winfield, ANITLAR 1.
Kız Kulesi, Athenai (Pazar) (Pls Durum: Modern Pazar merkezinin 1 km batısında küçük bir burunda, bugün küçük bir adacık oluşturmak üzere 1-2 metre ile ayrılmış olarak güzel bir kalenin kalıntısı bulunur (pl 276a). Birleşik herhangi bir yapının izi yoktur. Dolayısıyla kale kendi başına duruyor olmalıydı. Ancak geçmişte karaya bağlayan bir duvar olduğuna dair yerel bir söylenti var. Neredeyse kaçınılmaz olarak kuleye “Kız Kulesi” denmektedir.
Tasvir: Kulenin iç planı 7x7 metredir. Zemin ǩat ve iki kattan oluşuyor görünmektedir. Yıkılmış duvar ve ç̌alılıklar herhangi bir bodrum katı veya sarnıcın izini saklamaktadır. Güney ve doğu duvarları 2 metre yüksekliğinde yıkılmış, içeriyi meydana çıkarmıştır. Duvarlar zemin seviyesinde 1,5 m kalınlığındadır. Duvarlar içerde ve dışarıda dikdörtgen kalıplardan oluşan düzenli katmanlarla karşı karşıya gelir. Ancak kalıplar her katmanda farklı boyuttadır.
Daha büyük kalıplar yine iyi biçimli ve belli ki tekrar kullanılmış kalıplarla duvar köşelerinde kullanılmıştır. Harç, kum ve çakıl taşıyla doldurulmuş kireçten yapılmış. Taş duvarcılık Rhizaion'un doğusundaki diğer kalelerdekinden dikkate değer biçimde daha iyi niteliktedir. Giriş kapısı batı duvarındadır. (Pl Pervazlar iyi biçimli kalıplardan yapılmıştır. En büyüğü | x 0, 38 m ölçü- sündedir.
İç kısımdaki kemer, kilit taşı olmaksızın kompakt bir daire kemer oluşturmak üzere kırpılmış dört kemer taşından oluşur. Dışarda bulunan kemer bir zıvana ve geçme ile yerleştirilmiş iki kemer taşından oluşur —ancak Trabzon'daki Aya Sofya'nın (No. 112) daha karmaşık geçmeleriyle kıyaslanabilir bir muntazam duvar işçiliği örneğidir. Kemerin yukarısında, alçak bir kabartmada dekoratif bir kemerin üzerinde olduğu dikdörtgen bir girinti vardır.
Biraz daha farklı bir biçimde başka bir kabartma Şebinkarahisar'daki iç kalenin giriş kapısı üzerindedir. Ayrıca Urmia Gölü yakınındaki Aziz Thaddeus Ermeni Kilisesi'nin bir kapısı üzerinde bunun hemen hemen aynısı bulunur. Taş-kesim merdivenlerin kalıntıları kuzey yönündeki kapıdan aşağıya, muhtemelen kaleye çıkmayı sağlayan kayanın alçak çıkıntısına iner. Batı duvarının kapısının her iki yanında penceresi vardır.
İçerdeki her dikdörtgen dışardaki yarım kemerli yarığa doğru daralır. İkinci katta aynı biçimde üzerinde taş pervazların olduğu üç pencere vardır. Üçüncü katın üç penceresi vardır. Yarım kemerli bir tanesi güney uçta yer alır. Dikdörtgen olan iki tanesi içerde olup dışardaki yarığa doğru daralır (pl 276 ç̌). Muhtemelen tekrar kullanılmış kalıpların ötesinde Ortaçağ'dan daha erken yerleşime dair bir iz burada yoktur.
Kapı aralığının ilginç kalıplaması Moğol, Ermeni, Grek ve Gürcü kültürlerinin buluştuğu bir bölgeden beklenebilir türdendir. Kalenin 13. veya 14. Yüzyıla ait olduğunu düşü nüyoruz. Bütün bunlar yukarıda sözü edilen Athenai tarihiyle uyumludur. Durum: Pazar'dan 7 km kadar içeride Pazar Dere vadisi boyunca, günümüzde Hemşin denilen yerleşime doğru giden yolda (eski adıyla Lamğo) Yücehisar köyünde bulunur.
Yücehisar'dan Cihar Kale'ye yürüyüş bir-bir buçuk saat gerektirir ve 500 m kadar tırmanışı vardır. Neredeyse üstüne çıkana dek kale görülemediğinden bir rehberle gidilmesi tavsiye edilir. Kalenin uzaktan bir görünümü 5 km içeriden taş bir köprünün nehri geçtiği bir noktadan sağlanabilir. Kale vadinin doğu tarafında durmaktadır. Güney tarafında son 100 meťresinde yumuşak yamaçların olduğu bir tepenin zirvesinde bulunur.
Bu yukarıdaki yamaçlarda orman ağaçları kesilmiş geriye çalılık ve dikenlerden oluşan bir karışıklık bırakmıştır: Ağaçlar, kalın çalılar, etraftaki sarmaşıklar kalenin planını çıkarmayı imkansızlaştırmaktadır. En geniş olduğu noktada iç alanı 30 m ölçülebilir. Tasvir: Duvarlar rassal-katmanlı taş işçiliğine sahiptir. Yüzeyi yumuşakça bitirebilmek üzere dış yüzeyler doldurulmuştur. Harçta kullanılan moloz, kireç, kum, mıcır ve küçük çakıl taşlarından oluşur.
Bu malzeme belirli ölçüde bastırılıp sıkıştırılmış olsa da hala hatırı sayılır ölçüde boşluklar vardır. Ana kapısı doğu-kuzeydoğudaymış gibi görünmektedir ve yarı dairesel ǩule ve burç ile yandan desteklenmiştir. Dış yüzey orijinal kalınlığı olması gereken 2 m'den eksilmiştir. Kalenin batı yanında dikdörtgen bir ǩule mevcut olsa da iç örgütlenmesine dair herhangi bir detay görünmemektedir.
Bazı delikler hala görüle- bilir ancak bunlar döşeme kirişinden ziyade duvardaki bağlantılar içinmiş gibi durmaktadır. Kalenin merkezinde muhtemelen iç kale olarak hizmet veren bir ǩule bulunmaktaydı. Doğu duvarının bir kısmı ayakta kalmıştır (pl 279). İçindeki odalardan biri mahya kiremidiyle tonozlanmıştır, çok sayıda parçası düşen duvarın içinde bulunur.
Karo döşeme, 1,5 cm kalınlığında ve zeminden kenarın üzerine kadar olup açık kırmızı bir gövdeye sahiptir (bkz Appendiks). Bu özellikler Ortaçağ tarihiyle uyumludur. Cihar Kalesi'nin kuzeybatısı, karşı tepe, bugün Elmalık denilen Ǩuzika köyüdür. Köyden yaşlı biri D. Ç̌. W.'ye duvarlarını hatırladığı bugün harap olmuş bir kiliseden söz etmiştir. Bu vadilerde modern zamanda Grekler hiç yaşamadığına ve burası bir Ermeni köyü olmadığına göre kilise Ortaçağ dönemine ait olmalıdır.
3, Sapo Mahallesi (Eski Trabzon, Durum: Sahil boyunca Pazar'ın 3 km doğusunda yol bir burnun çevresinde dolaşır ve sığ bir koy boyunca güneydoğu yönünde içeriye doğru kıvrılır. Burnun 300 m kadar doğusunda, yolun üzerinde 25 m yüksekliğinde bir uçurumda bir kilisenin kalıntıları vardır. Tasvir: Kilisenin planı, kuzey tarafındaki ek yapı hariç, Ardeşen kilisesiyle aynı gibi görünmektedir (aşağıda s. 66). İç mekan olarak yapı 19 genişliğindedir.
Batı duvarı ve batı köşesi 5-6 m yüksekliğe ulaşır. Ana apsisin kuzey tarafının bir bölümü 2 m yüksekliğindedir. Duvar, yüksek oranda çakıl taşı ve kireç-kum harcından yapılan molozla inşa edilmiştir. Dolayısıyla dolguda çok sayıda doldurulmamış boşluklar vardır. Ancak harç taş sertliğine sahiptir ve dış yüzeyin daha büyük taşları iyice oturmuştur. Dış yüzeydeki bazı taşlar dış cephenin düzgün yontma kare taşlarla inşa edildiğini gösterecek şekilde ayakta kalmıştır.
Kuzey duvarının yüzeyinin altındaki harç birbirini izleyen katmanların bağlandığını gösterir. İçerdeki duvarların yüzeyi sudan aşınmış taşların düzenli katmanlarıyla karşılanır. Büyük kısmında iki parçaya bölünmüş ve dışarıya doğru yayılmıştır. Batı duvarının dış yüzeyi içtekiler gibi karşılanır. Bu ise aslında bugün artık olmayan narteksin (son cemaat yeri) iç duvarı olduğu fikrini uyandırmaktadır.
İçerideki duvarlar, üzerinde saman veya saman tutkalından yapılmış bir sıva katmanı bulunan kireç ve kumdan oluşan kaba sıvayla düzgün bir yüzeye yükseltilmiştir. Bu son sıva katmanı resimler için bir yüzey sunmaktadır. Ancak bunlardan geriye kalan şey batı kapısının üzerinde kapı alınlığının köşesindeki kırmızı kenarın küçük parçalarıdır. Batı duvarının üzerinde kilisenin ortasını koridorlardan ayıran iki köşeli sütun ayağının izleri vardır.
Çimento mozaiğinin altındaki katman düzgün yontma kare taşlarla kaplı olduğunu gösterir. Kuzeybatıdaki duvar sütunundan kemerdeki tonoz başlangici mevcut zemin seviyesinden kadar yukarıda düz mahyalı karolarla işaretlenmiştir. Bu tarzda işaretleme tonoz başlangıcı Trabzon Ayasofya'sı (No 122) ile paraleldir. Duvar sütunlarının genişliği 0,6 m, koridorlarınki 1,5 m civarındadır.
Sapu'daki kilise kalıntısı Batı köşedeki kuzey duvarındaki ve kuzey köşedeki batı duvarındaki boşluklar pencereyi akla getirmektedir. Ancak mevcut durumlarından ve şeklinden daha fazlasını söyleyemeyiz. Ayakta kalan ilgiye değer mimari tek özellik batı kapısıdır. Mahyalı kenarlı düz karolardan inşa edilmiş olup kapı üzerindeki kemer ovaldir. Dışarıda veya batı tarafında yarı-dairesel ikinci bir kemer daha vardır. Bu tuğla ve karodan yapılmıştır.
İki kemer arasındaki boşluk, 0,2 m derinliğindedir ve en fazla 0,5 m yüksekliğinde bir tür kapı alınlığı (pl 280b) oluşturur. Tuğlaların ortalama kalınlığı 2cm'dir ve bir kaçının düz alt kısmı ikiz paralel çizgi biçiminde, iki parmak ucuyla nemli kilde çizilmiş haç ile işaretlenmiştir. Bu işaretleme Anadolu ve Kıbrıs'ın başka yerlerinde de görülmektedir.
Karolar iki farklı biçimdedir: Birinin sarımsı kırmızı renginde, ortalama 1,25-1,5 cm kalınlığında altlığı, altlığı da içeren 3,5 cm yüksekliğinde mahyası mevcuttur. İkincisinin derin kırmızı kil renginde ve ortalama 2-2,5 cm kalınlığındadır (Bkz Appendiks). Tuğlalar ve iki tür karonun boşlukları olan kalitesiz bir dokusu olsa da oldukça sağlamdır ve herhangi bir dağılma işareti göstermez. Harç kemerlerin eğiminden dolayı takoz şeklinde katmanlıdır.
Kemerlerin alt kısmında ise kalınlığı tuğla ve karolarınki gibidir. Apsis dışarıda beş köşelidir veya öyleydi, içeride ise daireseldir. Tarih: Kilise açıkça Ardeşen'deki kiliseyle ilişkilidir. Beşgen apsisi bu yapının Trabzon Devleti devrine ait olduğunu düşündürtmektedir. Tuğla ve karo işinin niteliği daha erken bir tarihi olanak dışı kılmaktadır. 4.
Eski Trabzon Durum: Alan, deniz seviyesinden 30 m kadar yükseklikte bir uçurumun üstündeki düzlükte olup denizden 500 m veya biraz daha fazla kumsal ve çalılıkla ayrılır. Bu yüksek düzlük 2 km uzunluğunda olup Furtuna Deresi ve Hakorda Deresi”* ile çevrelenir. Arazinin eğimi yumuşakça yükseldiğinden iç kısmı 4 km'lik bir düz alan olarak düşünebiliriz. Günümüzde bu alan fındık ağacı bahçelerine bırakılmıştır.
Her biri derelerle çevrili olarak, Eski Trabzon'un batısında üç, doğusunda bir tane benzer yüksek düzlükler bulunur. Bu oluşumlar, alüvyon kum, çakıl ve kilin Pliyosen dönemi birikintileri olup Pontus kıyısı boyunca başka yerlerde de bulunur. Eski Trabzon'da bulunan düzlük 5 Mart 1916'daki, “elpidiphore”dan, Rus çıkarmalarına sahne olmuştur.** Bölgenin Megrellerinin (Meğreli) ertesi yıl Ruslarla beraber geri çekildiği yerel olarak bildirilir.
Diğer Anıtlar: Uçurumun kuzeydoğu köşesinin altında ve yeni yolun 100 m kadar kuzeyinde rassal katmanlı bir duvar, 18-20 m çapında bir daire oluşturur. Duvar 0,6-0,7 m kalınlığında ve 2 m yüksekliğindedir. Harcı kum ve çakıl taşıyla doldurulmuş kireçten oluşur, taşlar birkaç boşlukla düzgünce sıralanmıştır. Bu yapının yaşına ve amacına dönük bir işaret yoktur.
Uçurumun altında, Furtuna Deresinin 300 m batısında, yeni yol yapılırken yıkılmış bir ǩilise kalıntısı olduğuna dair güvenilir bilgi vardır. Bilgisi verilen bir diğer kalıntı ise bir derebey konağı olduğuna dairdir ancak herhangi bir yazar bu düzlükleri incelemediğinden bir araştırma gereklidir. 24 Metinde Hakorda diye anılan bu akarsu Bodağari deresi olmalıdır. Bölgede Hakorda adlı bir akarsu yoktur. Bu, muhtemelen inceleme esnasında yanlış anlaşılmadan kaynaklı bir hatadır.
25 Allen ve Muratoff, Caucasian Battlefields, 370. Durum: Rize'nin doğusunda Karadeniz'e akan en büyük nehirlerden biri Furtuna Deresidir. Yoğun ormanlık kırsal alandan, bazen dik boğazlardan ve bazen de seyrinin daha az çalkantılı olduğu çok sarp olmayan yamaçlardan geçerek akar.
Bu daha uysal kısımlarda kayda değer derecede tarıma uygun açık alanlar ve yamaçların iniş çıkışlarında dağınık vaziyette evler bulunsa da, nehir boyunun büyük bir kısmı ormanlarla çevrilidir. Ǯil Kale modern yol ile denizden 39 km içerde, denizden 750 m yükseklikte, Mollaveysi'deki kahvehaneden yarım saat yürüyüş mesafesindedir. Kale, vadinin iki geniş parçasını ayıran bir boğazın içinde, dereden 100 m kadar yukarıdaki bir çıkıntının üzerinde yer alır (pl 281b).
Keşif ve gözlemi güçleştiren bir şekilde, kalenin kendisini de ele geçiren bakir orman tarafından yutulmuştur. Kale altında ve üstünde bulunan vadi kısımlarını hükmeder konumdadır. Muhtemelen, duvarlarının ardındaki günümüzdeki patika ortaçağ yolunu temsil etmektedir. Bu nedenle Ǯil Kale aşağı alanlarındaki trafiği kontrol edebilmiş olmalıyken, belli ki burasıyla ilişkili olan 12 saat yürüme mesafesindeki Varoş Kale aynı rotanın dağlık ucuna hükmetmekteydi.
Yukarıda söz edildiği gibi D. Ç̌. W.'nin Ǯil Kale üzerine incelemesi ansızın kısa kesilmiş ve 119. Figürdeki plan, oldukça kabataslak bir eskiz olduğundan kontrol edilmemiştir. Bu nedenle daha sonra kaleyi inceleyen Grenville Astill ve Susan Wright'ın planı ve notları daha doğru olarak kabul edilmelidir.?* Ancak onlar da 26 Bkz. Gr. G. Astill ve Susan M. Wright, (bulunduğu koşullar içinde), aşağıda özetleyeceğimiz, D. Ç̌.
W.'nin planının ve açıklamalarının doğruluğunu, basılmaya değer olduğunu, kendilerininkiyle beraber kullanılmasını onaylamışlardır. Tasvir: Kale dereye kadar uzanan bir dış avlu, orta avlu ve bir iç kaleden oluşmaktadır. Kapının yerleştirildiği düz duvarı olan iç kale düzensiz bir şekle sahipkean (1819), 96-97, çev. Andreasyan, 64-65, Ǯil (veya Zir) Kaleden ilk söz edi Ayrıca bkz. Ritter, Erdkunde, Xviťi, 927.
Riekmer Rickmers ((1934), 478) Ǯil Kale'yle ilgili olarak şu gözlemde bulunmuştur: “Kayalık bir köşenin tepesinde basit mimaride ancak iyi korunmuş bir kale bulunur. Önemli bir anayolu koruduğu yeterince açık olsa da bu ne zamandır? Eski uzak Gürcü zamanlarında? Veya belki de Grekler bir ileri karakol mevkisini bu kadar uzağa nehrin üst kısımlarına itelemiş olabilir mi? Bir de Comnenian dönemi var düşünülmesi gereken. Lazistan böyle bilmecelerle doludur.”
Approximate WMETERS e. 7Gıte> to Lower Castle Ǯil KALE CITADEL tir. Yer seviyesinde duvar 2 m kalınlığındadır. Zemin veya birinci ǩat, üzerinde çatıyla sona eren dört ǩat bulunmaktadır. İçerideki yapı ahşap görünümünde olup artık kaybedilmiştir. Üçüncü ve dördüncü katlar ahşap balkona sahip olmuş olabilir. Aşağıdaki pencereler dar aralık şeklindedir. Harcı, mıcır eklenmiş kireç ve kumdan oluşur.
Dış yüzey kaplama rassal katmanlı dışarıya doğru yassı yüzeyli yontulmamış taşlara sahiptir. İçerdeki çeşitli yerlerde dış yüzey taşları, düzenli olmayan bir şekilde bazı katmanlarda zigzag desenli yapılmıştır. Harç derzleme kullanılan kireç veya aşınma nedeniyle hafif pembemsi renklidir. İç avlusu sarp kayalıklarla ve iç kalenin doğu ve güneyindeki yüksek bir duvarla çevrilidir. (pl 281c).
Bugün büyük oranda uçuruma yıkılmış olan iç kalenin güneydoğu köşesindeki bir kemerden buraya ulaşılır. Rassal katmanlı taş işçiliğinden yapılmış dış duvar, iç kaledeki zigzaglı duvar denemesi gibi yersiz bir denemedir. Kalede burç bulunmaktadır. Orta avluda iki oda vardır. Bunlardan biri kulenin kuzeyindedir. Burası Ermeni tarzında (Grek değil) kare apsisli muhtemelen bir şapel olup, eğer böyleyse, “apsis”i batı uçta kapısı doğudadır.
Astill ve Wright asma cephe muhafazası, iki odası, muhtemelen muhafız odası ve iç kapısıyla bir ana (kuzeydoğu) kapısı bulunan dış avluyu ǩaydetmişlerdir. Ǯil Kale'nin komplike bir yapısal tarihi (en fazla iki dönem) olduğunu ileri sürdürtecek fazla bir şey bulamamışlardır.
Aşağıda sıralanan kalenin özelliklerini kıyaslamak tarih saptamayı mümkün kılabilir: Köşeler: Asma cephenin çeşitli köşeleri tabandaki bir kıvrımda bağlanmış ve yukarıda keskin bir açıyla bindirilmiştir. b. Ahşap işçiliği: İç kalenin duvarlarında ve burcun dışında keresteler, destek olarak değil, kaytanla bağlama olarak kullanılmıştır, örneğin zemin için.
En ayırt edici mimari özellikleri ise şunlardır: Kapı aralıkları: Dikdörtgen dış yüzler, yuvarlak başlı, üç vakada voissoired iç yüzler Nişler/girintiler: On iki vakada genelde yapılarda ve giriş kapılarında bulunan taş üst pervazlı kare nişler Ne yazık ki bu özellikler Pontos'ta o denli yaygın bulunur ki tarih saptama konusunda çok yardımcı olmazlar.
Yine de bu özelliklerin Ǯil, Varoş, Cihar ve Pazar (Athenai) kalelerinin tamamında olması bu eserleri bir grup olarak nitelendirir. Ǯil ve Varoş özellikle birbiriyle ilgilidir. Ancak Pazar, Ǯil ve Varoş kalelerinin ilk olarak geç 15.
Yüzyıl defterlerinde söz edilmesi bu yapıların muhtemelen önceki Trabzon Devleti dönemine ait olduğunu gösteren en iyi veridir. Ǯil ve Varoş Kaleleri ise muhtemelen Büyük Komnenoslar veya onlara bağlı lordlar tarafından değil, Arhakel gibi yerel bir Hemşinli lord tarafından inşa edilmişlerdir. 6. Varoş Kale Durum: Varoş Kale Furtuna Deresi'nin dağlık kısımlarında 1800 m yükseklikte, ağaçların yerini karlı otlaklara bıraktığı bir dağ kolunda bulunur. D. Ç̌.
W. Ǯil Kale'den buraya 12 saatlik yürüyüşle varmışsa da yerleşik halk Mollaveysi'den sekiz saat sürdüğünü iddia etmektedir. Furtuna Vadisi'ni takip eden patika, bir ʒamanlar bugün sağlam kalıntıları olan büyük yassı taşlarla kaplıydı. Günü- ' müzde bu patika müşterek emekle kaba ama iş görür biçimde korunmaktadır. Kaleden çok aşağıda olmayan bir noktada patika nehri iyi inşa edilmiş yarım daire kemerli taş bir köprü geçer.
Kale ise eğimin daha az sarp olduğu vadinin iki ǩola ayrıldığı yere yukarıdan bakar. Burada, yazları kuru ot hasadı yapılan yabani merada eski taraçalandırmaların izleri görülebilir. Ayrıca mevcut üç beş evden daha yaygın yerleşim bulunduğunu gösteren kalıntılar vardır. Geride kalan evler bir yaylaya ait değildir, kalıcı yerleşimlerdir. Büyükbaş hayvanlar dış dünyayla iletişimin kesildiği beş ay kadar süren kış boyunca zemin katta tutulur.
Kalenin yanında doğu kenarında sadece yazları kullanılan birkaç tane modern yayla kulübesi vardır. Varoş Kale'nin üzerinde yumuşak eğilimli Baş Hemşin ve Tatos geçidi (pl 283b) adlı yaz otlakları yerlilerin tahminine göre iki saat yürüme mesafesindedir. Buradan patika Çoruh Vadisi'ndeki Hunut'a doğru alçalır ve güney yönünde Erzurum'a doğru devam eder. Buraya yaz aylarında hala sık sık gidilir. Varoş'tan Erzurum'a yol üç gün sürer.
Bu da Erzurum'dan kıyıya altı günlük yolculuk demektir. Arhakel ülkesinde Varoş'u kontrol eden her kimse en yakın güç için uzak ve ulaşılmaz Trabzon'a değil kesinlikle İspir'e bakacaktır. Kale'den doğu tarafında geniş manzaralar vardır. Kuzey yönünde Ǯil Kale yönünde inen patika manzarasına hakimdir. Batı yönünde ise Tekfur Tepe'ye giden vadiye bakar. Güneye doğru Baş Hemşin patikasına hakimdir ve ufuk Tatos Dağları'nın testere gibi dişli zirveleriyle sınırlandırılmıştır.
Yerleşim: Kalenin bulunduğu dağ kolu biri batı diğeri doğu ucunda iki küçük tepeye sahiptir. Her birinde bir ǩule yükselir ve araya giren hafif çukur boyunca asma cepheler vardır. Güney, doğu, güneydoğu ve batı cephesinde başka dış duvarlar bulunur ama genellikle temeline kadar indiğinden belki ancak Mayıs başında, karlar erir erimez ve bitki p̌ üstlerini kapatmadan izleri görülebilir. Bu duvarlar bir gözetleme kulesiyle beraber bir dış avluyu oluşturuyor olmalıydılar.
Buradan kalenin bulunduğu dağ kolu dağın ana gövdesine 20 m civarı bir inişi olan bayırla bağlanır. Kaleye doğru belirgin tek kapı kuzey batı cephesindedir (pl 283a). Kalenin kuzeybatıdan güneydoğuya uzunluğu 70 m kadardır. Kuzeydoğudan güneydoğuya genişliği ise 20 m kadardır. Ancak dış avlu ve (veya) gözetleme kulesiyle çok daha geniş olmalıydı. Kuzey ve kuzeydoğu cephesinde dış duvarların herhangi bir izi yoktur. Bu kenarlar sarp kayalıklarla çevrelenmiştir.
Belki de onları koruyan sadece ahşap duvarlardı. Ana kapı olasılıkla güney cephedeki sırtın üzerindeydi. Kale: Kale duvarlarının kalınlığı O, 5 m'den 1,5'ye kadar değişir. Öz, çok beyaz renkte kireç ve kum dolgulu harç molozundandır. Ancak harçla sıvama çok azdır, neredeyse hiç yoktur. Belli ki kirecin aşırı bir şekilde yokluğu söz konusuydu. Duvar işçiliğinin niteliğinin sıklıkla zayıf olduğu bir bölge için bile, Varoş Kale çarpıcı derecede kötü inşa edilmiştir.
Bu ise ancak kalenin sapa konumuyla kireç gibi ihtiyaçların taşınmasındaki zorlukla açıklanabilir. Dış yüzey ǩaplama, yüzeye bile kireç sıvanın pürüzlü derzlemesiyle rassal katmanli taşlardan yapılmıştır. Dış yüzeyin bazı kısımları Ǯil Kale'dekine benzer biçimde zigzag desenli dizilmiş taşlardandır ve aynı şekilde yarım bırakılmıştır. Bu da iki kalenin bağlantılı olabileceğine dair ipucu sağlar. Mala izleri görünür vaziyettedir ve duvarlara, aceleyle yapılmış izlenimi verir.
Duvarın tabakası içinde orada burada delikler vardır. Belki bunlar bağ taşlarına aittir ancak düzensiz biçimi gözlem yapmayı güçleştirir ve duvar inşaatının parçası olarak ahşap geçmenin belirgin bir izi bulunamamıştır. Kuzeybatı duvardaki kapının kuzeyinde 0,6 x 0,4 m ölçeğinde doğrudan tabakadan geçen iki dikdörtgen boşluk mevcuttur. Benzer bir boşluk da kapının güneyinde bulunur.
Kiriş olmak için çok büyük olup gözetleme deliği olarak ise hakim bir manzaraya sahip değildir. Gözetleme deliği olarak yetersiz olacaklarından işlevleri muammalıdır. Kuzeybatı duvarı en fazla 12 m yüksekliğindedir. 10 m kadar yükseklikte ve doğrudan kapının üzerinde ahşap zemini taşımak için sıralı kiriş deliği vardır. Güneybatı kalenin doğusunda dağ kolunu ucuna kadar giden 4 m civarında bir duvar bulunur.
Duvarın ve kulenin işçiliğinde açık ek yeri bulunsa da, muhtemelen aynı yapınındırlar. Dış duvarın bir bölümü güneydoğu cephesinde 5-6 m yüksekliğindedir. Kuzeybatı cephedeki dış avluya açılan kapı 2,5 x 1,1 m'dir. Dış pervazları eğri tek büyük parça bir blok iken iç taraf, kaba voussoir'leri olan, Cihar Kale ve Ǯil Kale'deki gibi bazısı tuğla gibi koyulmuş düz taştan yapılı düzensiz yuvarlak kemere sahiptir.
Kapı aralığının üst pervaz seviyesindeki her iki tarafta olan kiriş delikleri yatay bir ahşap üst eşiğin yerinin nerede olabileceğini göstermektedir. Tavan ve kemerin pervazları sıvayla kaplanarak bitirilmiştir. Kalede iki ǩule varmış gibi görünmektedir. Bunlardan kuzeybatıda olan yerle bir olmuş vaziyettedir. Güneybatıdaki ǩule ise 4 m yüksekliğindedir. Duvarları zemin seviyesinde | m üzerinde kalınlıkta olup dışarıdan 4'e 5 m bir kareyi oluşturur.
Zemin seviyesinde içeriden ölçüme göre 2,5x2 m ile kabaca oval bir şekil oluşturan bir alandır. Bu zemin katın çatısı kireç betondan yapılma kaba bir beşik tonozdan oluşur. İnşasında ahşap kalıbın kullanıldığı izlenimi kireç harçta hala görülebilir. Duvarlar başka bir yerde görünmeyen pembesi sıvayla kaplanmıştır ve toz halinde tuğla veya çömlek içerir. Pembemsi sıvanın üstünde ince bir kireç boyası tabakası vardır.
Bu odaya ait bir kapıdan iz yoktur ve sıvası burasının bir sarnıç olduğunu düşündürtür. 7. Ardeşen Kilisesi (120. Figür, pl Durum: Ardeşen kasabasının kadar doğusunda kıyıdaki yoldan iki görkemli çınar ağacından itibaren güneye doğru bir patika ayrılır. Patika boyunca 500 m ve 20 m doğusunda kilisenin kalıntıları bulunmaktadır. Yerleşim küçük bir yüksek düzlüğün üzerinde, deniz seviyesinden 20 m kadar yukarıda olup ağaç ve sarmaşıklarla gizlenmiştir.
Burası bir zamanlar Cibiştaş (Cibisťasi) olarak anılırken günümüzde Kavaklıdere Mahallesi denmektedir. Kilisenin m kalınlığında duvarları olup taştan yapılmıştır. Duvarlar düzgün dikdörtgen blokları karşılar. Bunların ancak yarım düzinesi yerinde durmaktadır. Ancak harç zemininde görünür olan izlenimden kayıp taşların şekli anlaşılmaktadır. Duvarların özü dikkatlice harçlanmış molozdandır. Taşlar deniz kıyısından suyun yuvarlaklaştırdığı türdendir.
Harç, küçük çakıl taşı karışımıyla kireç ve kumdan oluşur. İşin kalitesini, etrafındaki sarmaşıkların ve yoğun bitki örtüsünün hasarına rağmen kireç özün sert duruşu göstermektedir. Bu kilisenin iç planı ancak kazı ile ortaya çıkarılabilir. Burada ise tahmin yürütmek durumundayız. En olası görünen, kilisenin ortası ve iki koridoru olan bazilika olduğudur. Merkeǯi kısımda bir kubbe olabileceği göz ardı edilmemelidir.
İki yarı dairesel pastoforium, dışarıda beşgen, içeride dairesel daha büyük bir merkez apsisi bulunmaktadır. Batı ucunda bir narteks mevcut olup kuzeyde iki bölüntüsü olan bir yapı vardır. Pencerelerin veya duvarların ne şekli ne de biçimi açık değildir. Bütün Joor4 — (Vaulted Crypt below) wall Churceh ât ARDEŞEN 10 METERS taş dış yüzeyleri gitmişse de 120. Figürde yapıdaki boşluk ve deliklerden yola çıkarak tasarlanmıştır.
Kilisenin orijinal yer seviyesi, kuzey cephedeki yapının meydandaki zeminiyle aşağı yukarı örtüşen bir şekilde şimdikinden 0,8 m aşağıda görünmektedir. Ancak dışsal zemin seviyesi iki apsisin temel katmanını ortaya çıkaracak şekilde aşınmıştır. Güney duvar ve kuzey duvarın bir kısmı günümüzde 8 m yüksekliğindedir. Geri kalanı ise çok daha fazla alçalmıştır. Narteksin güney duvarı kilisenin batı duvarından, birkaç santimetrelik boşluklar bırakarak temizce çatlamıştır.
Kilisenin dış yüzeyinin düzgünlüğüne zıt bir şekilde kabaca karelenmiş - taşlarla çevrilidir. Dolayısıyla narteks daha sonra eklenmiş olabilir. Kilisenin kuzey yüzünde yapıdan fazla bir şey kalmamıştır. Duvarları yerden ancak birkaç cm yüksekliktedir. Narteksteki gibi aynı kaba taş işçiliğiyle kaplanmıştır. Özü ezilmiş tuğla ve kireç parçalarından oluşan harçlanmış molozdur. Karolar 1,5-2 cm kalınlığında açık yeşilimsi kırmızı renktedir.
Tuğlalar 2,5-3 cm kalınlığında ve parlak kırmızı renktedir (Bkz Apendiks). Sapo'da olduğu gibi (yukarıda s. 60) bazı tuğla parçaları bir haçın çifte izine sahiptir. Bu kuzey ek yapı kuzey cephede temelin | m kadar üzerine yükselmiştir. Harçlanmış molozdan yapılmış olup tavanı ahşap beşik kemer olarak kabaca şekillendirilmiştir ve ahşap kalıbın izini hala korumaktadır. Mahzene erişim biraz yüksekteki 0,8 m genişliğinde iki açımla sağlanmıştır.
Batı ucundaki açım tek parçalı üst pervaza sahiptir. Ek yapının doğu kısmının zemini çökmüştür. Amacı kazıyla ortaya çıkarılabilir. Zeminin altındaki boş bir oda ise bir cenaze şapelini akla getirmektedir. Tarih: Plan açıkça Sapo'dakiyle bağlantılıdır. Beşgen merkez apsis (bunun en doğudaki örneğidir) Trabǯon İmparatorluğu'nun ayırt edici özelliğidir (ayrıca İspir'deki kilisede de mevcuttur (bkz s. 355).
Yapının Trabzon Devleti dönemine veya daha öncesine ait olduğunu öne sürüyoruz.**