SKANİ NENA - Sayı: 02

Skani Nena - Sayı 02

Önemli Not: Bu içerik, derginin orijinal baskılarından OCR (optik karakter tanıma) yöntemiyle dijitalleştirilmiştir. Bazı karakter hataları veya eksiklikler olabilir. PDF içeriğiyle farklılık tespit ederseniz lütfen bize bildirin.

SOXLE TKUMELA ORTU

Soxle tkumela ortu hemuşen ǯoxle stibapa!

Vitoş Şanapeşen doni na-pskidurt ham kianas, na-isinapinen nenapeşi dido-muşi norte gondunun tamo tamo. Gezaduman haşo: Dido mendra na-va ren ar oras, andğa na-isinapinen nenapeşi 9695 (oşiş otxoneç do vitoxuti) gondunasen. Hamute vognamt; ham Şanapuri kiana çkuni, ar nenoni, ar kyulturoni ar xuraşa kale goikturerlaşa na-uğun perepe tito tito xeşa gamvalen. Andaseni, iri nena, muşi kyulturate dixaşjinşi çkva do çkva ar peri meğopxums, muç̌o tururungişi perepe steri.

Skani Nenaşi majurani numeraşen tkvan gicoxamtanşa, geçğkapuri noğare muşeni haşote gevoçkit? Dido diç̌irs do himuşeni moro! Va dovuşinat-na, Lazepek-ti ham gondunuşa na-mançanen ebzdaten, çkin-ti, çkini nena-ti gondunasen. Muşeni çkva, na-gondunun ar nena miğuran. Didilepe çkunişen na-domiskudes ucgişi donoskude çkuni; Lazuri kyultura do nanapeşa na-vigurit nena çkini Lazuri, jur-sum generasioniş uǩule na-isinapams miti var doskudasen kianas; berepe do motalepe çkunis doguru şeni na-diçirs gagna va vomralat-na. Ham 3xade mtinoba haǩu ndğaş tenaten maziranerlu do xolo xepe koreri var domaxunertes. Skani Nena, otxo vitoşi Şanaşen doni otkvaluri adetepeten generasionşen generasioni meinktu do andğaneri ndğaşa na-moxtu kyultura çkunişi oçvalu do oşinaxu şeni meveşorape na-geiçkinu onçgişupeşa xolo kvalepe eodvalu şeni gyoğku gamaxtimus. Jurnali çkunişi maartani numera makitxalepes dido moğondes. Lazuri nena do kyultura şeni dido oxeloni na-ren ham dulyaşi ordu şeni vixvamamt.

Maartani numera-muşi 2009-şi Martişi gamolvuris na-gamapçarit Skani Nenaşi, xes na-gokaçunan majurani numera, otxo Şana Şoxle, Bulobaşi ndğas na-miğures Kyazim Koincis mevukadamt. Him, Lazepeşi xirsi ortu. Musika, sanati do nena muşite xvala var, skidalas dodgitu muşite-ti na-mşurtanen ham entxozi koçi, e çxomela, skidala-muşişi purkinoras, eçi do vitosum Ş3aneri ortuşa domiğures. Him, Ç̌iťa ndğalepe-muşis dido mutxape na-anitrinu timya steri ar koçi ortu. İrixolo ananǩeni kuğurtu; skidala, musika, nena, kyultura, berepe, mamordape, kiana... Himuk, mtelixolo çkva soişi azirtu, muşeni; çkva soişi gadumtu! Hamuşi gondinu, çkuni şeni xvala var kiana şeni-ti didi ǯara ren. Lazepeşi dido metimoni bere, xirsi çkuni na-ren Kyazim Koinci, ham gzate ar fora xolo oropaten govişinamt do gza-muşi gza-çkuni na-ren, ezmocepe-muşis na-evindvit gamovicoxamt.

Xolo ham numeras, coxo muşi dido na-mignunan, dido fara referansi na-mepçamt, mara Ǩaixeşa na-va viçinamt Guram Ǩartoziaş kala roportaji miğunan. Margali lenguisti Guram Ǩartozia, Tiflisis oxori-muşis movigorit do Lazuri şeni visinapit. Moğondineri ikitxit! Ar Kale-ti musika şeni oxeloni Kaobape divu. Mamorda Lazi muzisyenepeşi grupepe açkva xila meçanus kogiçkes. M3eapes albumepe-nişi na-gamvales Grupi Marsisi do Karmateş Kala ti nişi do albumepe-nişi şeni okovisinapit.

Xolo, İrfan Aleksivak, Lazepeşi genepes na-dolvaçaru lazuťişi nokuçxenepe goru do moğondineri na-ikitxaten ar noç̌are keşaçaru. Hayasteri, xolo moğondineri na-ikitxaten çkva do çkva dido noğarepe miğunan Skani Nenas. Skani Nenaşi Mapxadros na-gamaxtasen masumani numeras, çkva dido kyultura şeni osinapu do oğaru minonan. Ucgişi leksepe, destanepe, Paşurape, paramitepe, manepe guri çkunişi tercumani ivasen do xolo ogyareşi kyulturaşen Çandaşi adetepeşakis, ndğa do ndğaluri dulyaşi tempoşen nodepe şakis ar dido tema, ağani numeraşi butkape omskvanasen. Gumva 2009-s gamaçaru na-dolovingonamt masumani numeraşeni noçarepe tkvani pçumert.

Do eçouri... Skani Nena coxo-muşi steri: Skani nena. Si mxuci meça-na, numxaca-na nena-çkuni mencelloni gamulun, zerbi gamulun. Nena çkunişi, kyultura çkunişi oskedinu dikolaen. Mteli-xolo oǩitxu mogarçilan!

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği

ÖNCE SÖZ VARDI

sözden önce suskunluk!

Bin yıllardan beri üzerinde yaşadığımız dünyamızda konuşulan dillerin büyük bölümü yok olma tehlikesi altında bulunuyor. Bir öngörüye göre çok uzak olmayan bir tarihte halen konuşulmakta olan dillerin büyük bir kısmı yok olacak. Bu da gösteriyor ki yaşlı dünyamız tek dilli ve tek kültürlü bir yapıya doğru evrilirken sahip olduğu renkleri bir bir yitiriyor. Oysa her dil, kültürüyle birlikte yeryüzünün ayrı bir rengini oluşturur. Tıpkı gökkuşağındaki renkler gibi.

Skani Nena'nın ikinci sayısında sizlere seslenirken giriş yazısına neden bu cümlelerle başladık? Zorunluluktan elbette. Elimizi çabuk tutmazsak biǯ Lazlar da bu yok oluştan payımıza düşeni alacağız. Çünkü yok olma tehlikesi altında olan bir dile sahibiz. Atalarımızın bize en güzel mirası olan kültürümüz ve annelerimizden öğrendiğimiz ana dilimiz Lazca'yı çocuklarımıza ve torunlarımıza öğretmek için gereken bilinci geliştirmezsek birkaç kuşak sonra bu dili konuşan insan kalmayacak. Bu gerçek bu kadar açık ve net bir biçimde ifade edilirken bizler eli kolu bağlı duramazdık. Skani Nena, dört bin yıldan bu yana sözlü gelenek sayesinde kuşaktan kuşağa aktarılan dilimiz ve kültürümüzü korumak için geçmişte başlatılan çabalara tuğlalar eklemek amacıyla başladı yayın hayatına. Dergimizin ilk sayısı okuyucuların büyük ilgisiyle karşılandı. Lazca ve Laz kültürü adına sevindirici olan bu ilginin artarak devam etmesini diliyoruz.

İlk sayısını 2009 Mart sonunda yayınladığımız Skani Nena'nın elinizde bulunan ikinci sayısını bundan dört yıl önce bir Haziran günü yitirdiğimiz Kazım Koyuncu'ya ayırdık. O, Lazlar'ın gururuydu. Müziği, sanatı ve sesiyle olduğu kadar hayata karşı duruşuyla da hafızalara kazınan bu örnek insanı ne yazık ki hayatının baharında, henüz 33 yaşındayken kaybettik. O, kısacık hayatına çok şey sığdırmayı başarabilen ender insanlardandı. Her şeyi önemserdi. Hayatı, müziği, dilini, kültürünü, çocukları, gençleri, dünyayı... O, her şeyi farklı görürdü, çünkü farklı bakardı. Onu yitirmek sadece bizler için değil dünya için büyük bir kayıptır. Lazlar'ın en değerli evladı, gururu olan Kazım Koyuncu'yu, bu vesileyle bir kez daha rahmet ve minnetle anıyor, yolunun yolumuz olduğunu tekrarlıyor, hayallerine sonuna kadar sahip çıkacağımızı haykırıyoruz.

Yine bu sayımızda adını sıkça duyduğumuz, hatta sık sık referanslar verdiğimiz ama bir türlü yakından tanıma olanağı bulamadığımız Guram Kartozia ile bir söyleşimiz var. Megrel Dilbilimci Guram Kartozia'yı Tiflis'te evinde ziyaret ettik ve Lazca hakkında konuştuk. Beğenerek okuyacağınızı umuyoruz.

Bu arada müzik alanında bizleri sevindiren gelişmeler oldu. Genç Laz müzisyenlerin kurdukları gruplar ürün vermeye başladılar. Yakın zamanda albümleri piyasaya çıkan Marsis ve Karmaťe grupları ile kendilerini ve albümlerini tanıtan söyleşilerimiz var.

Ayrıca, İrfan Aleksi, Lazların genlerine işlemiş lazut izini sürdü ve keyifle okuyacağınız bir yazı ortaya çıkardı. Elbette ki beğenerek okuyacağınızı düşündüğümüz daha bir çok yazıya yer verdik Skani Nena'da.

Skani Nena'nın Sonbahar'da yayınlanmayacak 3. sayısında ağırlıklı olarak kültüre ait konulara yer vermeyi düşünüyoruz. En güzel şiirler, destanlar, masallar, maniler ve hikayeler duygulara tercüman olurken yemek kültüründen düğün adetlerine, günlük iş temposundan imecelere kadar pek çok konu yeni sayının sayfalarını süsleyecek. Ekim 2009'da yayımlamayı planladığımız üçüncü sayı için çalışmalarınızı bekliyoruz.

Ve son olarak... Skani Nena adı üstünde Senin Dilin, Senin Sesin. Sen sahip çıkarsan sesimiz daha gür çıkacak, dilimizin, kültürümüzün yaşama şansı daha da artacaktır!

Hepinize iyi okumalar.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği

THERE WERE EXPRESSIONS FIRST

prior to expressions there was silence!

A large number of the languages spoken in the world today are under danger of extinction. According to an estimate, a large number of languages spoken today will die in the not too distant future. This demonstrates that there is a rapid transformation into a single language/culture structure in our old world. Whereas, each language forms a colour of the earth, the world is losing its colours one by one. Just like the colours of the rainbow.

So, why have we started with these sentences in the second edition of Skani Nena? Of course, due to our obligations. If we do not act promptly, we as the Laz people will take our share from this extinction. It is because we own a language that is under danger. Unless we develop the necessary consciousness to strive to pass on our cultural heritage and culture to our children and grand-children, in a few generations time there will be nobody left to speak our language. Whilst this reality is expressed so openly, we could not have afforded to take no action. Skani Nena started its publication life in order to assist our struggle to save our 4,000 years old language and culture. The first edition of our journal was welcomed by a large number of readers. We hope for the continued interest on Skani Nena.

We have dedicated the second edition of Skani Nena to Kazım Koyuncu, who we lost four years ago. He was the pride of the Laz. Unfortunately we lost this valuable person at the young age of 34. He is in deepest of our memories not only due to his music and art, but also his stand in life. He was one of the rare people who have managed to achieve a lot in their short lives. He valued everything; the life, music, his language, his culture, children, young people, the world... He had a different vision because he looked at everything from a different angle. His death was not only a loss for us but for the world. We commemorate the most precious son and the pride of the Laz people once again, and like to emphasise that his path is ours and that we will be owning up to his dreams infinitely.

Again in this edition, we have an interview conducted with Guram Kartozia, whose name we used as a reference regularly but did not have the opportunity to meet before. We visited the Mengrelian linguist Guram Kartozia in his home in Tbilisi and talked about Laz.

In the mean time, there have been some positive developments in the area of music. The music groups formed by young Laz musicians started to give the fruits of their efforts. You will read the interviews conducted with the Marsis and Karmaťe music groups, who have recently launched their first albums, telling about themselves and their music.

Also, İrfan Aleksi has prepared an article on lazut (corn), a product identified with the Laz. Of course, there are many other articles in Skani Nena which we hope you to enjoy reading.

We are planning to give more weight to cultural issues in the third edition of Skani Nena, which will be published in the autumn time. The most beautiful poems, epics, tales and stories, along with articles on the dining culture, wedding customs, daily work schedules and collective labour will be published. We are looking forward to receiving your studies to be published in the third edition in October 2009.

And lastly... As the slogan of Skani Nena emphasises; Your Language-Your Voice, if you own up to it our voice will be out louder and the chance of survival for our language and culture will be stronger.

Enjoy reading.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Ayla ÖZTABAK

TRT - LAZCA YAYIN BAŞVURUSU VE DAVA SÜRECİ

Türkiye Cumhuriyeti mevzuatlarında yapılan her olumlu değişiklik, dilimizin yaşaması için umudumuzu arttırırken; yapılan düzenlemelere rağmen, somut adımların atılmıyor olması, Derneğimizin yeni hukuki süreçler içine girmesine neden olmaktadır.

Mirasını taşıdığımız, yok olma tehditi altında olan, anadilimiz Lazcanın yaşaması için, senelerdir farklı yöntemlerle savaş verilmektedir. Bu güne kadar bireysel çabalarla yürüyen Laz dili ve kültürünün yaşatılması mücadelesi, kurulduğu andan itibaren, Laz Kültür Derneği'nin öncelikli konusu olmuştur. Bu mücadelede, Türkiye Cumhuriyeti mevzuatlarında yapılan her olumlu değişiklik, dilimizin yaşaması için umudumuzu arttırırken; yapılan düzenlemelere rağmen, somut adımların atılmıyor olması, Derneğimizin yeni hukuki süreçler içine girmesine neden olmaktadır.

Nitekim, Skani Nena'nın ilk sayısında, 1 Haziran 2008 tarihli, 5767 Sayılı "TRT Kanunu ile Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile TRT'nin, Türkçe dışında farklı dil ve lehçelerde de yayın yapabileceği yönünde düzenleme ile, Derneğimizin TRT'ye yapmış olduğu Lazca yayın başvurusunun içeriğini gösterir, 16 Ocak 2009 tarihli basın açıklamasına yer verilmiştir.

TRT'nin yapmış olduğumuz, Lazca yayın talepli başvurumuza verdiği, 13.02.2009 tarih ve B.02.2.TRT.0.02.08.01/622.99/179 sayılı cevap ise "Koordinatörlüğümüz bünyesinde yapılacak farklı dil ve lehçelerdeki yayınlarla ilgili olarak, teknik alt yapı oluşturulacağı zamana kadar Lazca kanal açılma durumu söz konusu değildir" gerekçesi ile red kararı şeklinde olmuştur.

TRT, Lazca yayın talebimize red cevabı vererek, açıkça Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine ve ayrımcılık yasağına aykırı hareket etmiştir. Türkiye'de yerleşik olarak yaşamakta olan, Lazca dilini konuşan Laz yurttaşların, Lazca yayın yapılmasını, kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak isteme hakkının yanında, kamu hizmetlerinden kişilerin kanun önünde eşitlik ilkesine uygun bir biçimde yararlanmalarını sağlama yükümlülüğü olan TRT gibi bir kamu kurumunun, Lazca yayın talebimizi kabul ederek, Lazca yayına başlaması, anayasal bir zorunluluktur.

TRT'nin, Türkçe dışında farklı dil ve lehçelerde de yayın yapabileceği yönünde getirilen hüküm, Türkiye'de yaşayan farklı dilleri konuşan tüm yurttaşlar açısından kazanılmış bir hak oluşmuştur. Kazanılmış hakların korunması, hukuk devleti ilkesinin sonucudur. Bu nedenle, kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan uygulamalar, Anayasanın 2'nci maddesinde açıklanan "Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir." hükmüne de açıkça aykırılık teşkil eder.

Bunun yanında TRT, Türkiye'de kamu yayıncılığı yapmakla görevli olan tek kuruluştur. Teknik alt yapı oluşturulmadığı gerekçesi ile Lazca yayın talebimizin kabul edilmemesi, bu güne kadar her türlü teknik alt yapıyı hazırlayabilen, TRT gibi bir kurum için haklı bir gerekçe oluşturamaz. Nitekim TRT tarafından gelecek talep doğrultusunda, Lazca yayın için, Laz Kültür Derneği'nin her türlü imkanının sunulacağı, Lazca yayın başvuru içeriğinde açıkça dile getirilmiştir.

Ayrıca tüm kamu kurumlarının, kamu hizmetlerinden yararlanılmasının sağlanması konusunda tarafsız davranma yükümlülüğü bulunmaktadır. TRT, Türkiye'de yaşamakta olan tüm yurttaşlarının gereksinimlerini karşılamak için; kamu hizmeti yayıncılığı yaparken, tarafsız yayıncılık ilkesi ile hareket etmek zorundadır. Kamu hizmeti yayıncılığının amacı; demokratik bir kamuoyu oluşturulması için, tüm yurttaşların doğru bilgi almasının sağlanması ve toplumun değişik renklerinin, seslerinin, görüşlerinin duyurulmasını sağlamaktır. Bu nedenle, TRT 6 ile kamu hizmeti yayıncılığı anlamında, olumlu bir adım atmış olan TRT'nin, tarafsız yayıncılık ilkesi ile, Laz yurttaşların taleplerini de dikkate alarak, Lazca dilinde yayın yapmaya başlaması gerekir.

Ayrıca, hukuk devletine bağlı bir kavram olan, hukuk güvenliği kavramı, belirli sınırlar içinde, devletin davranışlarının, az çok, önceden öngörülebilir olması anlamını taşımaktadır. Bu durum yurttaşlar açısından haklı bir beklenti doğmasına neden olur. Haklı beklenti, yönetimin, ister bir taahhüt isterse uzun süren bir uygulamasına güvenerek olsun, bireylerin çıkarlarına ya da lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini ümit etmeleridir. Yapılan kanuni düzenlemelerle ve basında Lazca yayın yapılacağına ilişkin değişik zamanlarda yapılmış olan açıklamalarla, Laz yurttaşların TRT'nin, Lazca yayın yapacağı yönünde, haklı bir beklentiye girmiş oldukları açıktır.

Tüm bu gerekçelerle, Laz dili ve kültürünün korunması ve yaşatılmasını amaç edinen, Laz Kültür Derneği tarafından, 15.05.2009 tarihinde, üyelerinin ve Laz kökenli yurttaşların talepleri de dikkate alınarak, Laz Kültür Derneği'nin Lazca yayın başvurusunun, TRT tarafından reddine dair işlemin iptali istemli idari dava açılmıştır.

Laz Kültür Derneği'nin, açılmış olan söz konusu davayı sonuna kadar takip ederek; Laz yurttaşların yaşamış oldukları mağduriyetin giderilmesi için, tüm hukuki yolları işleteceği açıktır. Laz yurttaşlarımız, haklı olan dava sürecinde, hukukun tecelli edeceğine olan inancını yitirmemelidir. Elbette dilimizin yaşayacağı inancını da yitirmemek, arkamızdaki yüzlerce yıllık birikime sahip çıkmak, anadilimizi yaşatmak, ve yarınlara taşımak, öncelikli konumuz olmaya devam etmelidir.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Eylem BOSTANCI

ÜRETİCİNİN KURTULUŞU ÇAYDA, ÇAYIN KURTULUŞU ÇAYKUR'DA!

Çayda iştahları kabartan kar düşüncesiyle çıkar çevrelerinde ne yapsak da zaten özelleştirme kapsamında olan ÇAYKUR'u bir an evvel özelleştirsek derdi yoğunlaştı.

Türkiye, dünyada en fazla siyah çay tüketen ülke konumundadır. Öyle ki, 2008 yılında ülkemizde yaklaşık 200 bin ton çay tüketildi. Bunun yaklaşık 130 bin tonu ÇAYKUR satışlarına aitti, geri kalanı ise özel sektöre. İç pazarın bu kadar büyük ve gelişime açık olması özel sektörün iştahını kabartıyor. Bu nedenle büyük şirketlerin çay sektörü içerisinde pay kapma yarışı hızlandı. Yakın zamana kadar Unilever (Lipton) şirketi dışında sadece yerel üreticiler vardı. 2008 yılında Coca Cola şirketi, bitki çaylarında lider marka olan Doğadan'ı satın alarak Türkiye piyasasına ilk siyah çayını çıkardı. Başka bir gıda devi Ülker de 2008 yılında Oba Çay'ın büyük bölümünü ve Doğa Bitkisel Ürünler'i satın aldı. Böylece çay piyasasında rekabet hızlandı. Ancak önlerinde her şeye rağmen pazar payını koruyan bir dev var: ÇAYKUR...

Çıkar yol ÇAYKUR'un özelleştirilmesi değil, yönetimin üreticiye devredilmesidir...

Çayda iştahları kabartan kar düşüncesiyle çıkar çevrelerinde 'ne yapsak da zaten özelleştirme kapsamında olan ÇAYKUR'u bir an evvel özelleştirsek' derdi yoğunlaştı. 2008 yılında Çay Kurumu'nu özelleştirme projesi olarak Ulusal Çay Konseyi kuruldu. Ulusal Çay Konseyi Başkanı hiç vakit kaybetmeden açıklama yaptı. "Herkes net bir şekilde bilmelidir ki, eğer AB'ye gireceksek ÇAYKUR er ya da geç bütün tarımsal politikalar çerçevesinde özelleşecek." Bir de uyarıda bulundu: "Türkiye'de üretilen çayda kalite sağlanmazsa kimse çay içmez, yerine kahve içer, başka bir şey içer." Oysa çayın kalitesinin yükselmesi ÇAYKUR'un özelleşmesine bağlı olmadığı gibi Türkiye'de çaydan fazla içilen tek içecek SU'dur. Türkiye'de kahve tüketimi topu topu 20 bin tondur. Çay tüketimi ise 130 bin ton. Arada 110 bin ton tüketim farkı varken böyle bir söz nasıl sarf edilir, hayret!

Çay, Doğu Karadeniz bölgesinin en önemli gelir kaynağıdır. Bölgede yaklaşık 200 bin çay üreticisi çay tarımı yapıyor. Ayrıca çay fabrikalarında 20 bine yakın kişi çalışıyor. Çay üreticisi için o yıl eğer yaş çaya tatminkâr bir fiyat verildiyse ve yaş çay bedeli bir sonraki yıla sarkmadan ödendiyse, o sene iyi geçmiştir. Ne var ki, çay üreticisi için her yıl daha da kötüye gitmektedir. Tarım Bakanı Mehdi Eker, 2009 yılı yaş çay alım fiyatını 79 kuruş, destekleme primini 11,5 kuruş olmak üzere 90,5 kuruş olarak açıkladı. Geçen yıl 85 kuruş olan çaya böylece sadece yüzde 6'lık zam yapılmış oldu. Ayrıca daha sıkı tutulan kota sınırlaması üreticinin işini daha da zorlaştırıyor. Kısaca, çaydan para kazanmak her yıl biraz daha zorlaşıyor.

Çayda kırılma noktası: 1984 yılı

Bazı çevrelere göre tüm sorun ÇAYKUR'un hala özelleştirilmemesinde. Çıkar çevreleri, ÇAYKUR özelleşmeden çayın kalitesinin yükselemeyeceği ve uluslararası standartlara erişemeyeceği yönünde iddialar dile getirmektedir. Oysa, bu çok yanlış ve yanıltıcı bir ifadedir. Ülkemizde çay işleme, paketleme ve pazarlama faaliyetleri 1984 yılına kadar devlet tekeli altında idi. 1984 yılından itibaren özel sektöre çay sektöründe faaliyet izni verilmiş, kısa sürede onlarca firma kurulmasına rağmen bu firmaların büyük bir çoğunluğu batmıştır. Çay pazarının yaklaşık yüzde 35 kadarına hakim olan özel sektör, çay üretimi kalitesi açısından başarı yakalayamamıştır. Tam tersine doğru denetlenmeyen özel şirketler nedeniyle sektör zarar görmüştür. Öyle ise, özelleştirme çay kalitesini arttırma konusunda bir çözüm değildir. Özel sektör bugüne kadar üreticiye zamanında ödeme yapmayarak, yaş çaya karşılık kuru çay vermek gibi aciz yöntemlere başvurarak üreticiyi mağdur duruma düşürmüştür.

ÇAYKUR'un özelleştirilmesi için iki seçim vardır; ya ÇAYKUR'un fabrikalara bölünerek özelleştirilmesi ya da bir bütün olarak özel sektöre satılması. Fabrikalara bölünerek satılması halinde, bugün faaliyet gösteren küçük çay işletmelerinden bir farkı kalmayacak ve daraltılmış yapısı içerisinde çay üreticisine ödeme yapılması konusunda sorun yaşanacaktır. Daha vahim olan ise ÇAYKUR'un bir bütün olarak satılması durumunda ortaya çıkacaktır. Zira yüksek kârlara alışmış özel sektör, yılda sadece dört ay çalışan ve düşük kârlılık oranına sahip çay sektöründen aradığını bulamayacaktır. Bu durumda daha yüksek kâr elde etmek için üreticiye yüklenecektir. Kısaca özelleştirme her ne şekilde olursa olsun iyi sonuçlara yol açmayacaktır. Özelleştirme çay sektöründeki sorunları çözemeyecek, aksine üreticiyi bezdirecektir.

Türkiye'deki çay sektörünü ve dolayısıyla çay üreticisini kurtarmanın en iyi yolu ÇAYKUR'un üreticinin kontrolüne devredilmesidir. Çayı üreten, çay sektörünü yönetmelidir. Bu model, başka bir çay üreticisi olan Kenya'da başarı göstermiştir. Avrupa Birliği'ndeki modellerden esinlenerek kurulan Kenya Çay Geliştirme Ajansı (Kenya Tea Development Agency - KTDA) 45 yaş çay işleme fabrikasına sahip bir üretici kuruluşudur ve Kenya'daki tek çay üretim kuruluşudur. Bünyesinde yaklaşık 400 bin küçük çay üreticisi bulundurur ve doğrudan ya da dolaylı olarak 3 milyon Kenyalı daha bu ajanstan ekmeğini kazanır.

Türkiye çay sektörü - aşılması gereken sorunlar

Çayın durumu bugün başka bir açıdan daha endişe vericidir. Üretici, geleceği konusunda karamsardır. Bazı aileler çaya alternatif olarak kivi yetiştiriciliğini denemiş, fakat pazarlama konusundaki bilgisizlik ve imkansızlıklar bu alanda da başarı gösterilmesini engellemiştir. Bunun dışında, çay bitkisinin yetiştiği yerde başka bir bitki yetiştirilememektedir. Çay sektörü açısından bölge insanının çay tarımının vazgeçilmez olduğuna inanması, çaya alternatif bir ürün olmaması ve sektörün önemli bir istihdam kaynağı olması avantajdır, ancak üretici çay konusunda yeterince bilgi sahibi değildir. Öyle ki zaman içerisinde yanlış gübrelemeden dolayı toprak zarar görmüş, girdilerin bilinçsiz kullanımı nedeniyle toprak yapısına bağlı olarak bitki yapısı ve ürün kalitesi bozulmuştur.

Çay sektörüne en büyük tehdit kaçak çaydan geliyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan insanlarımız farklı bir damak tadına sahiptir. Bu nedenle ülkeye yasa dışı yollardan yılda yaklaşık 20 bin ton civarında çay girmektedir. Bunun dışındaki tehditler şöyle sıralanabilir; tarımsal ilaç ve gübre kullanımının kontrol edilememesi, pestisit (zirai ilaçlar) kullanımının artması, küresel ısınma ve iklim değişikliği, sektörde siyasi etkilerin fazla olması, üretim maliyetlerinin sürekli artması, genç nüfusun bölgeden göç etmesi ve denetimsiz (ruhsatsız) üretim yapan fabrikaların olması. Ayrıca bölgede çaylık alanlar miras nedeniyle aşırı bölünmüştür. Bu da çay tarımının verimli şekilde yapılmasını engellemektedir. Kaliteli yaş çay ile kalitesiz yaş çay kesin hatlarıyla ayrılmamıştır.

Organik çay ihracatı önemsenmeli

Türkiye'nin başka ülkelere çay ihracatı çok düşük. Dünyada çay üreticisi ülkeler az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerdir. Bu ülkelerde hem işgücünün hem de hammaddenin ucuz olması nedeniyle maliyetler oldukça düşüktür. Diğer üretici ülkelerin hammadde fiyatları bizim fiyatlarımızdan 1,5-2 kat, işçilik giderleri ise 5 kat daha düşüktür. Bunun sonucu olarak Türkiye'nin diğer üretici ülkelere göre çay ihraç etme şansı oldukça azdır. Fakat buna rağmen Türkiye çay sektörünün elinde önemli fırsatlar bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri; Avrupa Birliği ülkeleri içinde çay üreten tek ülkenin Türkiye olması ve dünyadaki en büyük çay üreticileri arasında olan Çin ve Hindistan'da kuraklık nedeniyle çay arzının talebi karşılayamama riskinin ortaya çıkmasıdır. Ayrıca dünyadaki en doğal çayı Türkiye üretmekte ve üretilen çay, yarı organik olarak nitelenmektedir. Özellikle Avrupa ülkelerindeki doğal ve organik gıda ürünlerine doğru olan trend, Türkiye çay sektörüne önemli bir ticaret fırsatı sunmaktadır. Ayrıca Rize'nin bir liman şehri olması, ticareti kolaylaştıracak bir etkendir.

Kaliteli çay üretilebilmesi için ÇAYKUR tarafından çay bahçelerinin yenilenme projesinin başlatılması planlanmaktadır. 2010 yılından başlayarak önümüzdeki 10 yıla yayılan bir sistem hazırlığı var, ancak bu, Maliye Bakanlığı'ndan 2-2,5 milyon dolarlık kaynak alınmasına bağlı. Doğu Karadeniz bölgesinin doğal şartları gereği tarımında kimyasal mücadele gerekmiyor. Bu yüzden, üretilen kuru çaylarda pestisid (zirai ilaçlar) kalıntısı bulunmamakta ya da çok az bulunmaktadır. Bu durum organik tarım için ciddi bir avantaj doğurduğundan, ÇAYKUR tarafından Borçka bölgesi alanı Muratlı Çay Fabrikası hinterlandı ile Çamlıhemşin ve Hemşin ilçe havzaları organik çay tarımı yapılacak alan olarak belirlendi. ÇAYKUR, konvansiyonel çay tarımında olduğu gibi organik çay tarımını Doğu Karadeniz'de geliştirmek amacıyla Rize-Hemşin'de organik ve konvansiyonel yaş çay yaprağı işleyecek günde 100 ton kapasiteli bir fabrika kurdu. Bu fabrika 2009 yılı yaş çay kampanyasında üretime geçecektir. Bölge hinterlandından toplanacak olan 3 bin ton civarında organik yaş çay alımı planlanmaktadır.

Organik çay üretimi önemsenmeli ve ciddi yatırımlarla desteklenmelidir. Türkiye, Avrupa'da çay üreten tek ülke olmanın yanı sıra dünyada doğal çay üreten tek ülke olma avantajını iyi kullanabilmelidir. Yüksek kalite organik çay üretilip marka haline getirildiği takdirde, normal çay fiyatının 8-10 kat fazlasına Avrupa'ya ihrac edilebilir. Asya ülkeleri iklimsel nedenlerden dolayı bir dezavantaj yaşıyor ve organik çaya geçmeleri daha zor. Oysa, Doğu Karadeniz kuraklık yaşamıyor, üretici yeniliğe açık, Avrupa pazarına açılmak için her şey lehine. Organik çayın geliri epey yüksek olduğu gibi, üretici organik tarım konusunda bilinçlendirildiğinde gerçekleşmesi mümkün görünüyor. Şu anda yarı organik olan çay üretimi, kısmen de olsa organik hale dönüştürülmelidir.

Çay borsası - gerekli mi?

Piyasa içindeki genel kanı, çay piyasasının düzene girmesi için Çay Borsası'nın kurulmasının gerekliliği yönündedir. Çay Borsası denince akla ürünün serbest rekabet şartlarında alınıp satıldığı, kalitesine göre değer bulduğu, belli kurallar içinde faaliyetlerini devam ettiren birimler akla gelir. Çay Borsası'nın kurulması, üreticinin alacağının garanti altında olmasını ve tüketicinin kaliteli çay içebilmesini sağlar, ancak kurulacak olan borsa yaş çay değil, kuru çay üzerine faaliyet göstermelidir. Üreticiyi koruyan, parasını düzenli almasını sağlayan bir yapı olmalıdır.

Dünyada, Türkiye'den başka en fazla çay üreten ülkeler Hindistan, Sri Lanka, Kenya, Endonezya, Malavi, Bangladeş ve Japonya'dır. Bu ülkelerin pek çoğunda çay borsası onlarca yıl önce oluşturulmuştur.

Sonuç

Doğu Karadeniz'de çay üreticisi mutsuz, huzursuz. 1950'li yıllardan itibaren devlet teşvikiyle tarımı yapılmaya başlanan çay, artık insanların karnını doyurmaz hale gelmiştir. Bir üreticinin 1975 yılında bir reşat altını almak için 96 kilo yaş çay satması gerekirken bugün bu oran 288 kiloya ulaşmıştır. Çay üreticisinin göçe mecbur bırakılmaması için emeğinin karşılığını alabilmesi, yurt dışından gelen çayın pazara hakim hale gelmemesi için de bir an önce çayda doğru politikaların uygulanması gerekmektedir.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Nurdoğan ABAŞİŞİ

ÇAİ KALA BİRAPA

Ǩoçik notrağodu: Gegoğker do mu dolocan zen-rubas Domapeli kaobas do xaobas Haşo mu mağodes e çai-çkimi

Çaik notrağodu: Si var miçkin, ma mutu var mağodu Mu kayi giğontu tasepe dodu Var momixtams çkva skani oťrağodu Hağ' mu miğume e koçi-çkimi

Ǩoçik notrağodu: Moxti e do livadepes kodirçi Zenis meťa rakanepes konirçi Var nuxondun nazi-skanis çkva Koçi Xepe gomotaxi e çai-çkimi

Mopti e do şuris egodvi tena Var moptikon heşo mu vati vana Biçi-ti doçili kogyodvi Kyona Bozo gzas gegidgin e Koçi-çkimi

Ǩoçik notrağodu: Mu boğoda varta şkule ikpali Naǩo Şanas bikti do biburbali Soni gamabruğu çayiş Çuvali Xes koxomoskidi e çai-çkimi

Çaik notrağodu: Tamo tamo ťǩobaşa mixiyaman Duğuni do Şandapes oxiyaman Si izmoces gulur ǯǩarik giğaman Toli otxo gonçki e koçi-çkimi

Ǩoçik notrağodu: Gali gextu zeni Şkaris antalu Sufras kogeskidu mekudişi mpalu Sole bida gzalepe omantalu Ar gza komoğiri e çai-çkimi

Çaik notrağodu: Nosi şuǩa va ren ki megitaxa Nöolo va ren onas gelegitaxa Mxucis egacina şka megitaxa Heşo nosi moği e koçi-çkimi

Ǩoçik notrağodu: Purkinoras pavri pavris okasfer Bozopeşi burgulepes golasfer Mutus var ğir çkar mutus var memasfer Totis na gogiZgvare çai-çkimi

Çaik notrağodu: Gegiğikon nʒas na-medgin murunʒxi Var megagnen m3jika ivi ncir ǩuʒxi Fiseli goinkani gokun3xi Ma çkva mu goğoda e koçi-çkimi

Ǩoçik notrağodu: Maxenukon ťoťi megikvatamti Ek kumti do kyoği mogikvatamti Bozope ǯǩuneri biç̌i sakati Mtel dobizabunit e çai-çkimi

Çaik notrağodu: İzabuner nçamepe var eganğen Hemuşeni berepe var megançen Mot gegondur ar miko leťa dogançen Sum arşuni mbela e koçi-çkimi

Ǩoçik notrağodu: Mot memotkvam nena-skani memağen Ti mitubun çkva guris elemağen Bitişinam skanden meťa mu maven Ek ka gotkoçare e çai-çkimi

Çaik notrağodu: Ndğa giğutu mpalu gyaris gyaxorti Var Ziromti paxlaş minci ipxorti Var zopon-ki mu Kai-ti komoxti Vaşa toliz gaknas e koçi-çkimi

Ǩoçik notrağodu: Ekisperi kogelaxedu avla Ofidi bonzoli buyuği nçala Ma heşo mağiren Koçi ren vana Nosiz kogamapti e çai-çkimi

Çaik notrağodu: Ontule raǩani çkar var dutfali Gemotasi çkar mutu var gyutali Haği muşen gavu guri nçereli Nosi so giğutu e koçi-çkimi

Ǩoçik notrağodu: Ma skidalas ǩoçişi var bişine 3anape golilu mtel gonoşine Mutus var ğir tipis-ti var nişine Ora meegilu e çai-çkimi

Çaik notrağodu: Ham dğalepes dido koçi momixtams Var mgorum-na paronepek gomixtams Sipiape didi nçxomik geişkvams Haya nisimadi e koçi-çkimi

Ǩoçik notrağodu: Koçi bore mitişa var bicginer Ar mcixi Şiğvelis var gebicginer Mxuci mxucis mepçam golobiciner Şana Lazonaşi e çai-çkimi

Çaik notrağodu: Hemindoras ma-ti ebiçiçkiler Lazonaş zenepes gebiçiçkiler Mitişa var bulur, var mebiçkiner P̌anda skani bore e koçi-çkimi

Çai do koçi (juri xolo): Si çkimi ma skani mebisiminat Xepe gebiklimat, okobiklimat Ǩap̌eťi ǩap̌eťi dolobiklimat Kogebixoronat Lazonaş avlas

Nurdoğan ABAŞİŞİ (Mkui Abaşipxe) / Çxalva 2000

Not: Abaşişi bu şiirinde adam (çay üreticisi) ile çay arasındaki dertleşmeyi, hesaplaşmayı kaleme almıştır.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Necmi ALTANLAR

TENA TU COXO-SKANI

Si ǩap̌eťi Guri kodogidgitu ham dunyaz golitişi Lazuri bisinapamtit skani Kala bortişi Memikoçit do igzali Lazonaz var bortişi Haği şkule na-patenpe megiçkinate Kai na-giŞontu xaçkape egiçkinate Berep çkunis Lazur nena dobogurate Haşopete na-moxtasen ndğalep boskedinate

Necmi Altanlar, Arkabi

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği

LAZİ MATARİXE ABESALOM TUĞUŞİ DOĞURU

Abesalom Tuğuşi öldü

Abesalom Tuğuşi, Ǯoxle na-dgin kçini Koçi. Tuğuşis Lazepe do Lazuri nena şeni makalepe do nenapuna uçarulu.

Abesalom Tuğuşi önde-ortada duruyor. Lazlar ve Lazca konusunda çalışmaları bulunuyordu.

Abesalom Tuğuşi Domiğures

Abesalom Tuğuşi Anakranuri ar Lazi ortu do 1951 Şanaşi 21 Tebervalis Zugdidis dibadu dortu. 1968 Şanas Kartişi Universitetis, İstoriaşi Fakultetis kamaxtu. Abesalomi ortu patriotuli okanuşi iniziatori Zugdidis. Dido nenape uçkutu do Çarumtu makalepe. Profosori Davit Musxelişvili şkala dido Şanas içalişamtu arkeologiuri ontxorupes Anakras do Ergetas. 130 makaleşi do 16 kitabiş maçare orthu. Abesalomişi kitabepe ren: "Samargalo 17-18 Oş3anurapes", "Materialepe Gyulva Oǩortuaşi İstorias", "Osincupe Zugdidişi İstoriaşeni", "Anaklaiş İstoria"... Çodineri na uğun kitabi "1924 Şanaşi Tiezdalaşi Faturape" Çareli uğun piesa do romani. Ç̌areri uğun xut tomoni "Samargaloşi İstoria". Abesalomi Çarumtu Lazonaşi tarixi do Lazuri nena şeni. Çareli uğun Kortul-Lazuri Nenapona. Abesalom Tuğuşi doğuru 2008 Şanaşi Gimua tutas.

Abesalom Tuğuşi aramızdana ayrıldı

Anaklia'lı bir Laz olan Abesalom Tuğuşi 1951 yılının Şubat ayında Zugdidi'de doğdu. 1968'de Tiflis Devlet Üniversitesinin Tarih Fakültesine girdi. Abesalom, Zugdidi'deki vatansever hareketin başta gelen aksiyonerlerinden biriydi. Bir çok dil bilen Tuğuşi Anakra ve Ergata'da Profesör Davit Muskelişvili ile birlikte uzun yıllar arkeolojik kazılarda bulunmuştur. 130 makale ve 16 kitabın yazarıdır. Bazı kitapları şunlardır: "17-18 Yüzyılda Samargalo", "Batı Gürcistan'ın Tarihine Dair Materyaller", "Zugdidi'nin Tarihine Dair Denemeler", "Anaklia Tarihi"... "1924 Yılı Ayaklanmasının Faturası" adlı bitmiş bir kitabın da yazarı olan Tuğuşi, ayrıca piyes ve roman da yazmıştır. 5 ciltlik Megrelya Tarihinin de yazarıdır. Lazların tarihi ve Laz dili hakkında bazı makaleler de kaleme almıştır. Yayınlanmamış Gürcüce-Lazca bir sözlük hazırlamıştır. Abesalom Tuğuşi 2008 senesinin Ekim ayında vefat etmiştir.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Filiz HOCAOĞLU

LAZCA, DUYGULARIMIZIN DİLİ...

Naz Asoğlu. Fotoğraf: İsmail Bucaklişi

İnsanlar duygularını en güzel ana dilinde ifade eder. Sevincimizi-üzüntümüzü, acımızı-hüznümüzü, neşemizi-coşkumuzu hep ana dilimizde anlatırız. En güzel isimlendirmeleri ve benzetmeleri ana dilimizde yaparız. Biǯ Lazlar için de durum böyledir. Hafızalarınızı şöyle bir yoklayın.

Mesela;

Sevindiğimizde, ihuhuhu! Üzüldüğümüzde, mebğuri mevidaği! İçlendiğimizde, oyi oyi Şaşırdığımızda, vuuuu! Ünlendiğimizde, hayde! Hayret ettiğimizde, muya miğomer? Beklenmedik bir olay karşısında, Zirem-i na-mağodes dulya? Çözümsüzlük karşısında, muya pa evinda-i? Çaresiz kaldığımızda, hus nam zuğas vişkida? Arka arkaya gelen sıkıntılarda, oviğvi ovinori Özlediğimizde, makomandu, guri madu Çıldırdın mı anlamında, egistu-i? Birinin aklını beğenmediğimizde, ena golukapare, epitare Acele etmek gerektiğinde, duşini! Yavaşlamak istendiğinde, doguti! Bilgisiz-cahile, Elif-is merteğ uğomes Anlama güçlüğü çekene, nçala okanams Aklı evvel olana, jini dunya-muşis va nças Uçuk bulduğumuz birine, ejvateri Laftan anlamayana, Ǩodas lobya nobği dogutun-i? İmkansızı istemekte ısrar edene, luği sapişe berci gorums Bir türlü inadından dönmeyene, kvas ǩibri kocedgu Şımarık olana, emğuzineri, eğintileri, elamskveri Evden hazırlanıp çıkması gecikene, nusa gamiyonam-i? Çalışkan ve tutumlu olan kadınlar için, medums do meğams Gereksiz yere darılan için, guri mvalu na-mbuli eğas do afamba dorgas Boşver anlamında, ucimo meçam İşin can alıcı noktasına gelindiğinde, hus katus Ç̌inglaği mik dolobasere? Allah Allah! Niye laf anlamıyorsun anlamında, gormoti çxomela, ğormoti Ç̌urťila Eceline mi susadın anlamında, ora moganğu Çok acıkan için, p̌ena nusums Yemeği çok iştahlı yiyene, aras cekoruti-i? Doymak bilmeyene, lavoťi Yemeğin pişmesine sabrı olmayana, termon put put bere vay vay Çok tuzlu yemek için, ncumu diğpla Hiç yerinde durmayan, hiperaktif çocuklar için, tamlis monkos Yaramazlık yapan çocuklara kızarken, e layği-şkimişi skiri/osuri Çok güzel ve kısmetli olan için, çaçxa limcis ntaseri Sempatik olan için, ili-muşi ilimben Pasaklılar için, Kalti zancyari Birinin soysuz olduğunu söyleyip aşağılarken, Sipa lebyari Üstü başı dökülen, giyimine özen göstermeyene, şalax palaxi gulun Dışarıda yaramazlık yapana; evde dayak bekliyor anlamında, amseri Ǩap̌ulas posti delirçi Bir iş çok uğraştırıp bıkkınlık verdiğinde, beyuzuri deviyi Kaybettiğimiz bir şeyi uzun süre arayınca, axtar cuxtari dopi Birine işe yaramaz olduğunu söylerken, skani steri papu-şkimi Kapulas-ti kon Bir işin güçlüğünü anlatmak istediğimizde, ǩolai ortuko irik oğandinanetu Karşımızdakine gamsız olduğunu söylemek isterken, şana skani ham dunyas a ğurare Birine; talih yüzüne güldü anlamında, şana cegalu/şana megantxu Kişinin işsiz güçsüz dolaştığını anlatırken, darabas nalini nofğapxams Telaşla koşturan için, oxori Şveri, ťabu eğongzeri golulun Kafası gövdesine oranla iri olana, dudi mbağu Kulağı büyük olana, uci sarğa İri gözlü olana, toli gargala Göbekli olana, Korba festa Çok zayıf olana, Korxikela İri yapılı olana, gozgoro Ufak tefek-narin olana, Konğera El beceresi olmayana, tungu

deriz, öyle değil mi?

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Yaşa TANDİLAVA

ŞURİ NANA

Şuri nana Guri nana Man var vigver sin varta-na Tuʒa ubas mem3axeri Man var virder mja var mça-na Skani loga notkvaleri Şuri mşine var pşigna-na Guri miğun patkaleri Aği uskaneli xavala On3eliten tuta garde Mijora steri megata-na Em dunyas-ti skani vigver Ma am dunyas memaşkva-na Soti mitis goğvaleni Skani goropas do mskvanas Gormotişe gexvameri Ar tane re çkimi Şuri nana Guri nana Man var vigver sin varta-na

Yaşa Tandilava / Sarpi-Batumi

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Timur CUMHUR

LAZONA'DAN GEMLİK'E YAŞANAN LAZ GÖÇÜ

Gemlik'te iki Laz Köyü "Feyziye ve Şükriye"

Doğu Karadeniz ve Kafkas halklarını etkileyen göç trajedisinden nasibini alan bir Laz topluluğunun, Gemlik civarlarına kurduğu FEYZİYE ve ŞÜKRİYE adında iki köy hakkındaki tarihi süreci, edinebildiğim bilgiler çerçevesinde kaleme aldım.

  1. Feyziye (Fevziye) Köyü

93 Harbi diye bilinen Osmanlı-Rus Savaşının (1877-1878) sebep olduğu göç yolculuğunun Gemlik'e kadar uzanan Laz göçü sürecini ve konuyla ilgili köylerin şimdiki durumlarıyla ilgili araştırmalarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Feyziye ve Şükriye köyü ile ilgili araştırmaya başlamadan önce elimde pek fazla bilgi yoktu. Bu iki köyün tarihini konu alan kısa bir araştırmayı ilk önce, www.artvinansiklopedisi.com internet sitesinde buldum. Bu konunun daha da güçlenebilmesi için, köyler hakkında geniş bir çalışma yapabileceğimi düşündüm. Sonrasında da Feyziye köyünden olduğunu bildiğim arkadaşım Sevil Geyik ile irtibata geçerek yardım talebinde bulundum. Sevil; bu düşüncemin çok güzel olduğunu belirterek, çalışmanın gerçekleşebilmesi için elinden gelen her türlü yardımda bulunabileceğini aktardı. Ve ardından da Feyziye köyünün 1974'den bu yana gerçekleştirdiği geleneksel köy gününden bahsetti. Köyde ikamet etmeyen insanların da bu güne katıldıklarını bildiği için, köy gününün yapıldığı tarihte orada olursam çalışmanın daha da kolaylıkla gerçekleşebileceğini düşündü ve beni bu yılki köy gününe davet etti. Böylelikle o gün buluşmak üzere sözleştik.

Köy gününün yapılacağı 1 Temmuz tarihinin sabahında yola çıktım. Beni orada Sevil Geyik ve ağabeyi Cahit Aksoy karşıladı. Beraberce Feyziye'ye doğru yola çıktık. Şükriye köyünün kıyısından geçerek Feyziye köyüne girdik. Köyde gözüme çarpan pek çok evin Laz mimarisi tarzında inşa edildiği hemen anlaşılıyordu. Laz mimarisinin belirgin özelliklerinden olan "bağu" ve "bageni" gibi yapılarda gözümden kaçmıyordu. Köy içerisinde fazla zaman kaybetmeden, köy gününün yapılacağı alana doğru yola çıktık. Feyziye Köyünü Güzelleştirme Derneği'nin düzenlediği geleneksel köy günü, Feyziye'nin tepelerindeki Karagöl etrafında yapılıyordu.

Etkinlik sayesinde bir birine özlem duyan köylülerin horon halkalarıyla kenetlenip coşmaları görülmeye değerdi. Etkinlik devam ederken ben bir yandan da köyle ilgili araştırmalarımı sürdürmeye çalışıyordum. Çeşitli insanlarla tanışıp sohbet havasında bilgi topluyordum. Etkinliğin bitmesiyle biǯ de arkadaşlarla beraber Feyziye'ye doğru yola çıktık. Sevil ve Cahit Ağabeyin evlerinin bahçesinde koyu bir sohbete daldık. Komşularının katılımıyla daha da güzelleşen sohbetimize ara sıra okuduğum Lazca şiir ve hikâyeler biraz daha anlam katıyordu. Sonrasında emekli Albay H. Faik Tuncer, emekli polis memuru Mehmet Yıldırım ve Hane Sahibi Şaban Geyik'in yardımlarıyla köy hakkındaki araştırmamı tamamlamaya çalıştım. Sayın H. Faik Tuncer'in daha önceden yapmış olduğu köy tarihi arşivinden faydalanarak, yarım kalan araştırmamdaki eksiklerimi tamamladım.

Feyziye Köyünün Kuruluş Süreci

Feyziye köyünün kuruluş aşamasının bilgilerini, Avukat Ömer Faruk Sancar'ın anlatımlarından ve Emekli Albay H. Faik Tuncer'in yazılı arşivinden faydalanarak hazırlamaya çalıştım. Edindiğim bilgiler doğrultusunda Fevziye'ye göçün 1878-1879 yıllarında başladığını söyleyebilirim. Feyziye köyüne yapılan bu göç; Borçka'nın Mamanati (şimdiki adıyla Demirciler) köyünden göç eden sülaleler tarafından gerçekleştirilmiş. Borçka'dan Hopa'ya yaya olarak gidilmiş ve Osmanlı hükümetinin kiraladığı vapurlarla 15 gün yolculuk yapılmış. Gelenler, 105 hane ve 600 nüfus olarak kayıtlara geçmiş. İlk olarak yerleştikleri bölge İstanbul Beykoz çayırı olmuş. Ve burada iki, üç mevsim kalınmış. Oradan da Gemlik'e gelinerek, şimdiki Sümerbank fabrikasının bulunduğu yere çadır kurarak ya da eski suni ipek fabrikasına sığınılarak 6 ay kadar kalınmış. Fakat bölgenin bataklık oluşu, sivrisineğin çok olması gibi kötü etkenlerden dolayı orada fazla barınamamışlar. Hatta dönemin yaygın hastalığı olan sıtmadan ötürü birkaç yaşlı ve çocuk hayatını kaybetmiş. Sayın Ömer Faruk Sancar, köyün kuruluşuna yönelik bir yaşanmışlığı da benimle paylaştı. Göç eden kafileye reislik eden Müderris Büyük Ali Hoca'nın köyün Gemlik'e kurulmasındaki rolü hala Feyziyeliler tarafından anlatılmaktadır.

Feyziye Köyüne Göç Eden Aileler

Bazı sülaleler, soyadı kanunuyla birlikte birkaç soyadı almışlardır.

  1. Badişi (Badoğulları): Genç, Çetin
  2. Bağdaturişi (Bağtallıoğulları): Erkul, Ersöz. Orhangazi-Dutluca'ya gittiler.
  3. Begişi (Begoğulları): Baykal
  4. Boşnakişi (Boşnakoğulları): Orhan
  5. Çakmakğişi (Çakmakoğulları): Çakmak. Orhangazi-Dutluca'ya gittiler.
  6. Dervişişi (Dervişoğulları): Levent (muhacirlikten daha sonra gelen bir sülaledir)
  7. Fazlişi (Fazlıoğulları): Cam, Bayrak
  8. Gaşalişi (Gaşalıoğulları): Orhangazi-Dutluca'ya gittiler.
  9. Gavişi (Gavoğulları): Fidan
  10. İbişişi (İbişoğulları): Turhan
  11. Kayaalp: Bu sülale muhacirlikten epey sonra Trabzon-Sürmene'den göç ederek köye yerleşmiştir.
  12. Kabaosmanişi (Kabaosmanoğulları): Akın
  13. Kabaşi (Kabaoğulları): Kaba
  14. Kamişişi (Kamışoğulları): Uzun (muhacirlikten daha sonra gelen bir sülaledir)
  15. Karakulukçişi (Karakullukçuoğulları): Sevinç
  16. Karaxasanişi (Karahasanoğuları): Kaya, Aydın, Ay, İnce
  17. Kinkilaşi (Kinkilaoğulları): Bayram
  18. Koçalişi (Koçalioğulları): Koçal
  19. Kurlalişi (Kurtalioğulları): Kurt, İpek
  20. Mamudişi (Mahmutoğulları): Demir, Çınar, Özer
  21. Molaxmedişi (Mollaahmetoğulları): Ergen (Göç süreci tarihinden daha sonra Trabzon-Of'tan göç ederek köye yerleşmişler)
  22. Muezinişi (Müezzinoğulları): Semiz, Şen
  23. Nazişi (Nazoğulları): Sevim
  24. Odabaşişi (Odabaşoğulları): Odabaş, İnal, Güleç, Gültekin, Uğur, Kaplan
  25. Omerişi (Ömeroğulları): Sancar, Oyal, Durmuş, Er
  26. Otarişi (Otarioğulları): Orhangazi-Dutluca'ya gittiler.
  27. Patişi (Patoğulları): Avcı
  28. Ruhlişi (Ruhlioğulları): Yavuz, Aldemir, Özdemir
  29. Şavletişi (Şavletoğulları): Şahin
  30. Tantuşi (Tantuoğulları): Geyik, Aksoy
  31. Vağeşi (Vaçeoğulları): Orhangazi-Gürle'ye gittiler.
  32. Xekimişi (Hekimoğulları): Ekin, Yasemin
  33. Xocaşi (Hocaoğulları): Turan, Tepe, Güneş, Tuncer, Ökten, Yılmaz, Evke, Kürem, Balta, Soyugüzel, Semizoğlu
  34. Xopurişi (Hopalıoğulları): Arslan
  35. Yaman: Bu sülale muhacirlikten epey sonra Trabzon-Sürmene'den göç ederek köye yerleşmişler.
  36. Yazicişi (Yazıcıoğulları): Yazıcı
  37. 3onkaşi (Sonkaoğulları): Türe, Kayan

Coğrafi Konum ve Nüfus

Feyziye köyü Bursa'ya 45, Gemlik'e 22 km uzaklıktadır. Köy deniz seviyesinden 700 m yükseklikte, ormanlar arasına kurulmuştur. 800 dönüm kadar alana sahiptir. Doğuda Fındıcak, güneyde Erecek ve Şükriye, batıda Hamidiye, kuzeyde Gürle ile Sölöz köyleriyle komşudur. Köy nüfusu zaman içerisinde gittikçe azalmaktadır.

Yıllar - Hane - Nüfus 1882 - 105 - 600 1895 - 129 - 500 1900 - 410 1927 - 574 1945 - 759 1990 - 515 1997 - 248 2000 - 201

  1. Şükriye Köyü

Tıpkı Feyziye köyü gibi dönemin koşullarından nasibini alan Şükriye köyü de aynı dönem içerisinde göç yolculuğuna başlamıştır. Köy muhtarı Cemil Aydın ile yapmış olduğum görüşmeden bir hayli bilgi edindiğimi ifade edebilirim.

Dönemin Şükriye Köyü göçmenleri, yolculuğa başlamadan önce Borçka'nın Kostaneti adındaki köyünde yaşıyorlarmış. Yerlerini, yurtlarını bırakarak bilmedikleri bir başka coğrafyaya gelerek Şükriye köyünü kurmuşlar. Bu anlattığım gibi basit olmamış tabii ki. Bir sürü olaylar ve hastalıklarla boğuşarak bir yerleşim yeri hazırlamak kolay olmasa gerek. İşte bir sürü zorluklar içerisinde Gemlik'e gelerek, 1.5 yıl kadar burada yaşamaya çalışmışlar. Bu dönemde sekiz-on kişi hayatını kaybetmiş. Yaşanan bu ölümlerin ardından, Gemlik civarlarında yerleşim yeri aramışlar. Sivrisinek ve bataklıklardan uzak olmasını istedikleri için biraz dağlara doğru yönelerek, bu ormanlık bir araziye yerleşmeyi uygun görmüşler. Böylece şimdiki Şükriye köyünün zemini hazırlanmış oldu. Köyde geçici barakalarda bir müddet yaşandıktan sonra kalıcı evler inşa edilmeye başlanmış. Sonrasında tarım ve hayvancılıkla uğraşarak yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlar.

Şükriye köyüne göç eden aileler

  1. Bayozişi (Balyozioğulları): Balyemez
  2. Geduğişi (Gedikoğulları): Gedik
  3. Gyulaxmatişi (Gülahmetoğulları): Gül
  4. Karaxasanişi (Karahasanoğulları): Kara
  5. Kereğaşi (Keraçaoğulları): Kireç
  6. Koçalaşi (Koçalaoğulları): Şimşek
  7. Markozişi (Markozioğulları): Aydın
  8. Memedalişi (Başmehmetalioğulları): Köksalan, Baykal
  9. Men3xalaşi (Menshalaoğulları): Soylu
  10. Pirişi (Piroğulları): Pir
  11. Talaxişi (Talahaoğulları): ?
  12. Toxvazeşi (Tohvazeoğulları)
  13. Xalilişi (Haliloğulları): İlhan

Coğrafi Konum ve Nüfus

Şükriye köyü Bursa'ya 42, Gemlik'e 21 km uzaklıktadır. Deniz seviyesinden 650 m yükseklikteki ormanlık bir arazi içerisindedir. Doğuda Fındıcak, güneyde Feyziye, batıda Hamidiye, kuzeyde Sölöz köyleri komşularıdır. 1895 yılı kayıtlarında 82 hane ve 265 nüfus olarak gösterilen köy şimdilerde 90 haneye yakın mevcuduyla 650 civarında bir nüfusa sahiptir.

NOT: Bu çalışmadaki eksik ve eğer varsa hatalar konusunda bilgi sahibi olanlar, bana ulaşırlarsa sevinirim.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Mecit ÇAKIRUSTA

MÇ̌İMA

Mç̌ima moxtu diğvari Mcora moxtu diskuri Si mcora şkimi ore Çelambrepe miskuri

Mğeima cemçgişes, meima Şku mu p̌aten e ǩrima Miti mo aziretas Komeşkapxedat ğorma

Mçimate mo iğarer Moxti hay meşkapxedat Miima göliğes gküle Oxorişa bigzalat

Mç̌ima goliğas şkule Mpulape-ti en3vasen Ceğalasi mcora-ti Nculi-şkimi moxtasen

Mecit Çakırusta, 22 Mart 2004

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Özlem YAŞAYAN

GEDARİ ORAS NOTKVALE

ACIMASIZ Ʒamana SİTEM

Foto: Özlem Yaşayan

Vojgini dogağonen, ho-i? Amgzika çkva domcveşi, amʒika çkva dobriği dogağonen... Ama p̌anda moğordur. Var gajginu. Xepe-şkimis na-ren tvazerepe skani va ren. Ham xepeşi kala ğareris upi-şkimi dolvayoren. Ǩaťa ğareris na-memiçamapun şekili leťaşi sureti ren.

Xayari-şkimis na-ren ğarerepe-ti skani va ren. Hini meseli meseleri, nani ziťeri na-vordi berepe-şkimi renan, Eçouris xolo ma göjginare. P̌oťe var gomdunare. Ar sotxa destani-şkimi pikvare do si na-dogigutasen berepe p̌anda mayasen.

Kazandığını sanıyorsun halen daha. Her zaman biraz daha eskittiğini, yıprattığını sandın...

Ama hep yanıldın. Kazanamadın. Ellerimdeki yarıklar senin değil. Onların her birinde emeğim var. Her bir çizgide, şekillendirdiğim toprağın resmi var.

Yüzümdeki çizgiler de senin değil. Onlar masalımı anlatarak, ninnilerimi söyleyerek büyüttüğüm çocuklarımın. En sonunda yine ben kazanacağım. Asla yok olmayacağım. Bir yerlerde destanımı söyleyecek, sana direnecek çocuklarım hep olacak.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Nodar LOMOURİ, Çev. Zeynep ÖZÇELİK

DOĞUŞUNDAN M.S 5. YÜZYILA EGRİSİ (LAZİǨA) KRALLIĞI TARİHİ (ÖZET)

Laz adıyla tarihte kurulan tek krallık. Antik Kolkhis krallığının mirasçısı ve devamı. Megrelya'nın Senaki kasabası yakınlarında Laziǩa Krallığı'nın başkenti Arkeopolis'in (Nokalake) kalıntıları bulunuyor.

M.Ö 6. yy ile 1. yy arasında Karadeniz'in doğu kıyısında çeşitli bölgesel (yerel) Kartvel (Megrelo-Çan) kavimlerle bazı Abhaz kavimleri barındıran Kolhis Devleti bulunmaktaydı. M.Ö 2. yy'ın sonu yahut 1. yüzyılın başında Pontus kralı Mithradates tarafından fethedildi. M.Ö 1. yüzyılın ikinci yarısında (60'larında) ise Roma hükmü altına girdi.

M.S 2. yüzyılda, antik Kolhis Devleti'nin bulunduğu bölgede bazı politik teşekküller ortaya çıktı. Kapadokya valisi Arrian'a göre Kolhler, Sani veya Driller, Makronlar ve Heniokhi, Zydritae, Laz, Apsil, Abaski ve Sanigi kavimleri Doğu Karadeniz kıyılarının Trabzon'dan Dioskuria-Sebastopolis (bugünkü Sohum) civarına kadar olan kısmında yerleşik durumdaydılar.

Kolhler ve Saniler (Driller) Kapadokya'ya bağlı bir bölgede yaşarken, Makronlar ile Heniokhiler'in günümüzdeki adıyla Furtunasu veya Abovitse'den Chorokhi (Çoruh) ağzına kadar olan bölgeyi içine alan bir krallığı vardı. Apsar kalesi (bugünkü Gonjo) bu bölgede yer alıyordu. Zydritaeler Chorokhi nehri ağzından başlayıp bugünkü Kobuleti civarına dek uzanan alana yerleşmişlerdi ve o dönemde bu alan İber (Kartli) kralı II. Pharsman'ın yönetimi altındaydı.

Batı Gürcistan'ın merkezi, Rioni (Phasis)'in iki yakasında (kıyısında) Laz kavmi vardı. Batıya doğru ise Sebastopolis'den başlayıp kuzeybatı yönünde bugünkü Shakhe nehrine kadar olan alanı kapsayan Apsili, Abaski ve Sanigi krallıkları bulunmaktaydı. Bu krallıklar M.S 1. yüzyılın ortalarında ortaya çıkmıştır.

Bilimsel yazında bu devletlerin ve yapısının doğuş (meydana geliş) koşullarıyla ilgili birçok farklı görüş mevcuttur. Yazarın görüşü ise şu şekildedir: Antik Kolhis Devleti, kendi içinde istikrarlı veya monolitik (tek tip) olduğu savında asla bulunamazdı. Devleti oluşturan topluluklar için -her ne kadar "skeptukhüi" denilen birbirinden ayrı yönetim birimleri adı altında da olsa- her zaman bir bağımsızlığın varlığından söz edilirdi. Sınıf öncesi kavim düzeni temeliyle oluşmuş olan bu birimler, özgün bölgesel etnik grupları birleştirmekteydi. Kolh Devleti yeterince güçlüyken bu yönetim birimlerini boyunduruğu altında tuttu. Bu şartlar altında "skeptukhüi"ler krala bağlıysa da bağımsız krallıklar olabilmek için durmaksızın çabaladılar. Bölge yöneticilerinin bu hedefi Kolhis'in Roma İmparatorluğu tarafından fethedilmesiyle engellenmiş oldu zira Roma'nın doğudaki hakimiyeti az çok istikrarlıydı. Dolayısıyla bu istikrar bölge yöneticilerinin kendi bölgesel-etnik gruplarının hakimiyetini kazanma çabalarını engelledi.

Buna rağmen M.S 1. yüzyılda Roma doğudaki bazı bölgeleri boşaltmak durumunda kaldı. Savaşçı potansiyeli tükenmiş, geniş çaplı fetihler yerine doğu sınırlarında Roma ile Parthia arasında bir nevi "tampon" görevi üstlenen yarı bağımsız krallıklar sistemi oluşturmak zorunda kalmıştı.

İberya'nın M.S 2. yüzyıl ile başlayan ve II. Pharsman tarafından Zydritae bölgesinin işgalinde olduğu gibi, Roma'nın teşebbüslerine engel teşkil eden apaçık eylemleri gözardı edilmemelidir.

Nitekim imparatorun bölge yöneticilerinin ayrılıkçı eğilimleriyle mücadele etmesinin imkansızlaşması, bölge halkının eylemciliği ve İberya'nın artan gücü, yazara göre Kolhis topraklarında ayrı krallıkların ortaya çıkmasının gerçek nedeni ve nesnel koşullarını oluşturur.

Her ne kadar bağlılıktan kasıt birkaç kıyı kalesindeki garnizonlar şeklinde olsa da, yukarıda bahsi geçen devletleri yöneten seçkinlerin Roma'ya bağlılığı bir biçimde sürdürme yanlısı olduğu unutulmamalıdır. Bu durum, İberya'nın artan savaşçı eğilimleri ve (Dziki, Heniokhi gibi) kuzey kavimlerinin eylemciliğinden de anlaşılabilir.

Cevaplanması en güç soru, yukarıda adı geçen krallıkların toplumsal özelliklerine ilişkindir. Yazar, eski doğu devletlerinin toplumsal özellikleriyle ilgilenen bazı bilim adamlarınca gün ışığına çıkarılan çağın Gürcü toplumunun genel gelişim ve konumuna dair bilgileri dikkate alarak, bahsi geçen dönemdeki Gürcü krallıklarını ilkel toplumsal sistem, kölelik ve feodal ilişki esaslarının bariz bir biçimde sürdürülmesi gibi çeşitli sömürü şekillerini aynı anda barındırma özelliği taşıyan geçici sınıfsal topluluklar olarak yorumlar. Yine de, bu tartışmalı bir sorudur ve üzerinde daha fazla çalışma gerektirir.

  1. ve 3. yüzyıllardaki Laziǩa Krallığı konusunda mevcut olan bilgi oldukça azdır. Krallık bugünkü Kobuleti'den Khobi nehrine uzanan bölgeyi kapsamaktaydı. Krallığın toprakları doğuda Surami sınırına ulaşmazdı. Bu sınırdan batısı (Gürcü kaynaklarında Argveti) M.S 2. yüzyıldan beri Kartli Krallığı'nın bir parçasıdır.

Arrian'a göre Egrissi Krallığı Roma zeametiydi — Laziǩa kralları imparatorun izniyle tahta çıkar, Roma garnizonlarını içine alan kıyı bölgeleri alırlardı. Roma hükümeti Phasis'i güçlendirmeye önem vermekteydi. Bu durum, (Heniokhi, Scythians ve Alans gibi) "barbar" kavimlerce gerçekleştirilmiş olsa da, aynı zamanda Phasis batı Gürcistan'ın yerli halkından gelebilecek saldırılara karşı Roma garnizonları için bir savunma noktası oldu. Arrian'ın Phasis'deki eski askerlerden oluşan topluluk hakkındaki ifadesi dikkate değerdir. Roma hükümetinin bu uygulaması, sorun yaşanması durumunda Roma'nın güvenebileceği bir sınıf yaratma isteğinden doğmuştur.

Apsar (bugünkü Gonio) ve Sebastopolis'de (bugünkü Sohum) Roma garnizonlarına rastlamak mümkündü. Bu birliklerin öncelikli görevi Roma mülkünü güç kazanan İberya'dan olduğu kadar kuzey Kafkasya ve Karadeniz kıyı kavimlerinin istilasından korumak, ayrıca halkı (nispeten) açıkça bağımsızlık kazanmaya çalışan Gürcistan'da Roma hakimiyetini sürdürmekti.

M.S 2. yüzyıl batı Gürcistan'da kentsel faaliyet artışına tanıklık etti. Helenistik dönemin sonuna doğru azalmaya başlayan eski kentler, yerlerini yenilerine bıraktı: Sebastopolis, Apsar, Pitiunt; ayrıca Lazika'nın iç kesimlerine doğru Sarapanis (bugünkü Shorapani) Mekhlessas (sonraları Mohkisis) gibi kentler ile Batlamyus'un sözünü ettiği birtakım büyük yerleşim yerleri bunlara örnek olarak verilebilir.

Batı Gürcistan'da 2. ve 3. yüzyıllarda gerek iç gerekse dış ticaret yükselişteydi. Özellikle Roma ve eyaletleriyle ticari ilişkiler gelişti. Kırmızı sırlı (cilalı) seramikler ithal edilen eşyalar arasında önemli bir yere sahipti. Bu eşyaların incelenmesiyle onların genellikle 2. ve 3. yüzyıllarda Anadolu'dan ithal edildiği anlaşılmıştır. Büyük çoğunluğu amfora olan buluntular Pitsunda, Sukhumi ve Gonio'dan çıkarılmıştır. Amforalar genellikle Pontus'un güney kentlerinde (Sinop, Herakleia) üretilmekteydi.

Nümizmatik araştırmalar M.S ilk birkaç yüzyıllık dönemde batı Gürcistan'ın ekonomik açıdan Kapadokya'yla yakın ilişkide olduğunu göstermektedir. Tedavüldeki paralar aynıydı — bunlar Sezar gümüşü, imparatorluğa ait tüm madeni paralar, özellikle Trabzon'dan bakır eyalet paralarıydı.

Batı Gürcistan'ın doğu bölgesindeki nakit tedavülü ayrıca ele alınmalıdır. Kıyı bölgeleriyle karşılaştırıldığında, burada tedavülde olan öğeler daha çeşitlidir - Sezar gümüşü ve imparatorluğa ait tüm madeni paraların yanı sıra Parthia dirhemi ile Makedonyalı İskender'in madeni paralarının taklitlerine (benzerlerine) de sıkça rastlanmaktadır. Lazika'nın bu bölgesinin parasal öğeleri İberya'nınkiyle oldukça benzerdir; bu da İberya ile Lazika'nın batı bölgesi arasında oldukça yakın ekonomik bağlar bulunduğuna işarettir.

  1. yüzyıldan başlayarak Laziǩa Krallığı önemli ölçüde güç kazandı. Bu, her şeyden önce, sınırlarını genişletmesinden belliydi zira sınırları Chorokhi (Çoruh?) ağzına kadar ulaştı. 2. yüzyılda İberya'ya tabi olan Zidritlerin elindeki bölgeyle Apshili, Abazgi ve Sanigi krallıklarını da topraklarına kattı. Svanlar, Missimianlar ve Lechkhumi bölgesindeki (Skvimia) halk da Laziǩa hükmü altına girdi.

Laziǩa Krallığı'nın büyümesi Doğu-Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun menfaatleriyle çelişmedi. (Bir dizi Pers yenilgisi neticesinde) doğuda Roma mevzilerinin zayıflaması ve Gotların, ve ardından Hunların ayaklanmaları Bizans İmparatorluğu'nu doğuda güçlü bir müttefik bulmaya itti.

Buna rağmen Lazika'nın güçlenmesi her halükarda imparatorluğun çöküşüyle bağlantılıydı. 3. ve 4. yüzyıllarda Roma İmparatorluğu artık büyümekte olan sorunları kendi başına çözemez olmuştu. İmparatorluk, Laziǩa yöneticilerinin bağımsızlık ve bölgesel yayılma hamlelerine boyun eğmek zorunda kalmıştı. Bu durum, M.S ilk yüzyıllarla başlayan doğudaki Roma mevzilerinin kademeli olarak gücünü yitirmesinin mantıksal bir uzantısıydı.

Laziǩa Krallığı'nın batı Gürcistan'ın birleştiricisi olması hususu, öncelikle ekonomik durumuyla açıklanmalıdır. Laziǩa kralı önceden olduğu gibi Bizans imparatoruna tabi kaldı fakat bu sadece formalite icabıydı. Öte yandan, Laziǩa kralının kendi uyrukları vardı. Abazgi, Svan ve hükmü altına alınmış diğer bölgelerin yöneticileri kral tarafından atanırdı. Hepsi vergiye bağlıydı ve her durumda, özellikle krallığın kuzey sınırını savunmak için, birliklerle kuşatmak zorundaydı. Apshilia da Lazika'ya ilhak edilmiş, Laziǩa kralı tarafından atanan yöneticilerce idare edilmekteydi.

Egrissi Devleti'nin güçlü yükselişi kısa sürdü. 5. yüzyılın 70'lerinde (ikinci yarısında) açıkça gücünü yitirmesi sonucunda Svaneti'yi kaybetti. Zayıflama, Bizans İmparatorluğu ile ilişkilerdeki çatışmalar neticesinde meydana geldi. Bizans İmparatorluğu'nun kendi içindeki çatışmalardan (Vandalların ve Attila emrindeki Hunların istilası, Nasturilik ve Monofizitlikle mücadele, imparatorun maiyetindeki farklı gruplar arasındaki kavgalar v.s) faydalanan Laziǩa kralı Gubaz, İmparator Marcian'a karşı ayaklandı (450-457) ve hatta İran'dan yardım istedi.

Bir savaş ve akabinde uzun süren müzakereler başladı. Görüşmeler neticesinde, Gubaz'ın tahttan çekilip yerini oğlu Tsate'ye bırakması kararı alındı. Svan liderlerin zeametten kendilerini azat ettikleri düşünülmektedir. 5. yüzyılın 20'lerine dek Lazika'daki tarihi olaylara dair bir perde çekilmiş, kesin bilgilere ulaşılamamıştır.

  1. ve 5. yüzyıllarda Lazika'nın ekonomik gelişimine ilişkin oldukça az bilgi mevcuttur. Arkeolojik belgeler yazılı birer kaynak olarak farklı ifadeler ilave etmiştir. Batı Gürcistan'da bu dönem üst düzeydeki tarımıyla, özellikle tarla-ekin işleme ve bağcılıkla ön plandadır. Büyükbaş hayvan yetiştiriciliği ve ağaç işçiliği ülkenin ekonomik hayatında önemli yere sahipti. Ticari gelişme, özellikle dış ticaret konusunda daha kesin veriler mevcuttur. Genel olarak Sohum ve Pitsunda çevresinde bulunan arkeolojik belgeler, amforalar ile kırmızı cilalı eşyaların alındığı güney Pontus kenti Sinop ve Ege Denizi havzası ile, cam eşyaların temin edildiği diğer doğu ve batı merkezleriyle (Köln, İskenderiye gibi) ticari ilişkiler olduğuna işaret eder.

  2. ve 3. yüzyıllarda, bilhassa 4. yüzyılla mukayese edildiğinde seramik ithalinin bariz biçimde azaldığı görülür. Bu durum kıyı şehirlerinde seramik üretimindeki düşüş ve Got istilasının ardından Boğaziçi ve Trabzon'un gördüğü hasarla açıklanabilir. Ayrıca seramik ithalatı oranındaki düşüşün bir diğer sebebi olarak, ithal mallara potansiyel bir rakip olan yerli seramik üretimi de gösterilebilir. Buna rağmen tüm bunlar 4. yüzyılın batı Gürcistan'ın dış dünyayla ticari ilişkilerini kestiği anlamını taşımaz. Nümizmatik veriler ise aksini ispatlamaktadır.

Egrissi Devleti'nin artan gücü şehir hayatının gelişmesine yardımcı oldu. Lazika'nın kıyı şehirlerindeki yerel unsurun etkisi ise kayda değerdir. 4. ve 5. Yüzyıllarda Lazika'nın kıyı şehirleri oldukça gelişmiş birer el sanatları ve ticaret merkeziydi. Hiç kuşkusuz, bunda yerli halkın rolü büyüktü. Bu duruma özellikle değinilmelidir zira Boğaz şehirlerinin çöküş süreci bu zamana denk düşer; Gotların ve Hunların istilasından sonra eski güçlerini kazanabilmeleri söz konusu değildir. Laziǩa şehirleri (kendi kendilerine) varlığını sürdürebilen şehirlerdi. Bu, krallığın gücünden ve şehirlerin hayati gücünü ülkenin iç bölgelerinden alışından kaynaklanmaktaydı.

Lazika'nın 4. ve 5. yüzyıllardaki toplumsal gelişmesi göz önünde bulundurulduğunda, mevcut bilginin azlığına rağmen, yoğun feodal ilişkilerin gelişmesinden söz edilebilir. Bu durum hepsinden çok krallığın politik yapısı, kilise ekonomisinin gelişmesi ile batı Gürcistan'da Hristiyanlığın nihai zaferi ve yayılmasından anlaşılmaktadır.

Geç antik dönemde batı Gürcistan'daki kültürel gelişmeler üzerine yeterli araştırma yapılmamıştır. Bu karmaşık sorunla uğraşmak yerine yazara göre özel önemi olan bazı hususlara değinilecektir. Laziǩa Krallığı'nda kültürel gelişme prensipte herhangi bir yenilik içermemektedir. Mevzubahis gelişme, hem şehirde hem de kırsal kesimde, Helenistik dönemle aynı yolu izlemiştir: Antik Kolh kültüründen doğan yerel gelenekler Batı, Roma ve Bizans kültür unsurlarıyla birleşmiştir. Bu birleşme, seramik üretimi göz önüne alındığında açıkça görülecektir. Roma-Bizans tür ve formunda kil eşyalar üreten zanaatkarlar ürünlerinde geleneksel yerel motifleri bolca kullanmışlardır.

Roma-Bizans kültürünün etkisi öncelikle toplumun seçkinlerinde hissedildi. Soylular pahalı, ithal porselenleri (kırmızı sırlı seramikler, amforalar, cam eşyalar da dahil olmak üzere) çokça kullanmaktaydılar. Bu eşyalar sadece kıyı şehirlerinin soyluları tarafından değil, (Tsebelda, Kutaisi yakınlarındaki Parnali Dağı gibi) iç bölgelerin ileri gelenleri tarafından da kullanılmaktaydı.

Soylu kesim broş, küpe, boncuk, ťoǩa gibi süs eşyalarına da oldukça önem vermiştir. Bu bağlamda, Lanchkhuti bölgesindeki Shukhuti köyünde gün yüzüne çıkarılan Roma tipi "villa rustica" ayrı bir öneme sahiptir. Bu villa, Roma kültürünü benimsemiş zengin bir Laz'ın yaşam alanı olmuştur.

Roma-Bizans kültürünün etkisi gerek Roma-Bizans mimarisine özgü yöntemlerin kullanıldığı şehir inşasında gerekse kilise mimarisinde açıkça görülmektedir.

Pitsunda'daki mozaikler, tarzları ve motiflerinin Suriye ve Filistin ekolündeki eserlere olan büyük benzerlikleri sebebiyle Laziǩa Krallığı'nın kültür araştırmasında ayrı bir yerde olsa da, aynı zamanda bu mozaiklerdeki bazı detaylar yerel sanat, gelenek ve inançlarının izlerini taşımaktadır. Helenistik sanata yabancı bazı yerel unsurların eserlere ve süsleme biçimlerine dahil edilmiş olması bu mozaiklerin yerel mozaik sanatı ekolünün eserleri arasında gösterilmesine imkan sağlar.

Söz konusu dönemdeki batı Gürcistan kültürünü incelerken, Phasis civarındaki felsefe ve retorik (hitabet sanatı) okulundan bahsetmek gereklidir. Bu okula dair bilgiye, babası gibi bu okula devam etmiş ünlü filozof ve hatip Themistius'un (M.S 4. yüzyıl) bir konuşmasından ulaşılmıştır. Okul, büyük olasılıkla M.S 3. yüzyılın ikinci yarısında kurulmuştur.

Phasis'de ve genel olarak batı Gürcistan'da böylesi bir yüksekokulun açılması için (buraya yerleşik olsalar dahi) yeterli sayıda Yunan nüfusunun bulunamayacağından hareketle, okulun öğrencilerinin büyük çoğunluğunu yerli gençlerin oluşturduğu varsayılmaktadır. Phasis'de böyle bir okulun var olması, onun oluşturulması için gerekli şartların mevcut olduğuna işarettir. Dolayısıyla, batı Gürcistan'da yüksek bir felsefi düşünce ve hitabet sanatı kültürü olduğundan söz edilebilir. Bu ülkeye "ilham perilerinin tapınağı" denmesi boşa değildir.

Son olarak bir diğer önemli soru olan Hristiyanlığın batı Gürcistan'da yayılmasından bahsedilmiştir. Gürcü tarih yazını günümüze değin Hıristiyanlığın batı Gürcistan'da doğu Gürcistan'dan çok daha sonra, tam tarih vermek gerekirse 6. yüzyılın 20'lerinde resmi din olarak kabul edildiği fikrindeydi. Bu görüş, Theophanes kayıtlarındaki bir bölümün yanlış yorumlanmasından kaynaklanmıştır. Bu bölümde Laziǩa kralı Tsate'nin 523 yılında Konstantinapol'de (İstanbul'da) vaftiz edildiği belirtilmektedir fakat bu olayın kayıtlarda bariz bir şekilde kısaltılarak nakledildiği ortaya çıkmıştır. Theophanes'in kaynağı John Malalas'a başvurulduğunda, politik amaçlar güden kral Tsate'nin paganlığı benimsediği, 523'de ise yeniden Hristiyanlığa geçirilip ikinci kez vaftiz edildiği görülecektir. Dolayısıyla Tsate daha önceden Hristiyandı.

Aynı zamanda Hiristiyanlığın batı Gürcistan'da 6. yüzyıldan çok daha önceleri, Nicaea (İznik) Stratophilus'daki ilk ekümenik konsulü, Pitiunt (Pitsunda) başpiskoposunun var olduğu dönemde dahi yaygın olduğuna dair birtakım ipuçları mevcuttur. 6. yüzyıl yazarları Lazların uzun süredir Hristiyan olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Kayserili Procopius'a göre İmparator Konstantin'in hükmü altındaki İberler ve Lazlar aynı anda Hristiyanlığı seçmiştir.

Tüm bunlar, Lazika'da Hristiyanlığın 4. yüzyılda, İberya'yla (Kartli) yaklaşık olarak aynı zamanda resmi din olarak açıklandığını söylemeyi mümkün kılmaktadır.

  • LOMOURI, Nodar: Egrisi Kırallığı'nın Tarihi (Ortaya çıkışından, MS. V. Yüzyılın Sonuna Kadar. Tbilisi 1968.) adını taşıyan kitabın İngilizce özeti Türkçe'ye çevrilmiştir.

** Ç̌. N.: Yazarın "batı Gürcistan" olarak tanımladığı bölgeyi Antik çağlarda Yunanlılar ve Romalılar Kolkhis (Colchis), Orta çağda ise "Laziǩa" olarak adlandırmışlardır. Yine bu çağlarda Lazika'nın doğusu İberya olarak biliniyordu.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Yılmaz Munir AVCI

ÇKİN LAZİ VORET

Ar kunğulis Batumi majuranis Atina Zoğaten golapeten Lazepeş Dobadona Cennetişi ar kyoşe coxo-muşi Lazona Lazona çkini tere çkin-ti Lazepe voret.

Lazonas dulya şeni kogebdgit noderepe Doğkidit baǩi bağu pizariş oxorepe Çxomi Kala luguten virdit mteli Lazepe Mençxome do mamğgkadu çkineri Lazi voret.

Mʒudi nenaş otkvalu en didi oncğori ren Naniçinas nenape lazişi senedi ren Oxorcape noseri koçepe kimoli ren Xe kuçxe şuri guri ǩap̌eťi lazi voret,

Mteli ǩitxeri irden kulanepe biçepe Çkinti komigonunan dido didi koçepe Oxorca do ťufeği lazişi namusepe Namusiş mťeri şeni cellati Lazi voret.

Badi xçini bereten kovoret çalişkani Lazuri komiçkinan komiğunan alboni Lazi na-var moğondun idas Laziş kurbani Omaku steri var igvas çkin Şoxle Lazi voret.

Yılmaz Munir AVCI

Edo Lazi ǩoçik birtum nosi ixmars. Muşeni ki ne dobağoni dixa uğun ne-ti dulya do mutu. Kvas ukuzdips do ǩari gamigonops. Nandaraşi eşo varna aşo illaki ar çare kozirops.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği

LAZURİ AMBAEPE

Uçazuğa, Kçezuğa iyasen...

Turkuri Zuğapeşi Mo şkançxikuşi Vakufik (TKDAV) na-u "Globaluri Nçxunapa do Turkiyeş Roporis, globaluri nçxunapa haşo konaonas-na Uçazuğa, ndğa do ndğa Kçezuğas namgvapasen ya ilus. Raporis ham do made, "Uçazuğas ini tutalepes - tijilepe tere na-elulvan kapçape ya im3ikananen, varna moikvatanen. Himdos-ti maçxomepe çxomi do dulya dixo doskudanen"-ya Ç̌arun.

Globaluri nçxunapak na-golaxtu oşğanuras, mteli zuğapes ǩarepe 10-20 santimi kextu doren, ham oş3anuras-ti 40-60 santimi çkva na-extasen ixesaben. Ham, kiana şeni haşo ren. Turkiye şeni muğo ren? Turkiyes-ti zuğas ixi obaru do ǯǩari gelolva goikturasen. Karavepe şeni limanepes mexolu içetinasen. Laxeri zuğa, letfaşen çkva paťi iyasen.

Kolbastik Turkiye Oxoronams...

Şoxle Trapuza-nuri do Keresulurepes na-uçkutes kolbasti coxonidan3ik haği Turkiye oxoronams. 23 Apğrili do 19 Mayisişi bayramepes mteli torenepes berepek iri ham ixorones. Stadepes Hopteğişe made muti var oğandines. Kolbastişi oxoronu, protokolişe na-oğkedes didi koçepesti opşa moğondes.

Uçazuğas onçiru, xop̌e ozdalu, mosa doǩanu, mosa oǩorobu do çxomi oğopuşi dulyapes na-nomgvapinaman Kolbasti, 1930-ani Şanapes doligzu. Him orapes Trapuzanişi gamaxargalerepes Kabadayepe molaxetes do şumtes, ixoronamtes. Askerepek ideskoni do molvokaçineskoni komoxtes, molamokaçines, domZ3ames ya do gamiyoxamtes.

Kolbasti, kolbasti na-uğopxapun Koçi-ti Arkaburi Lazi Erkan Ocakli ren.

30 Çai Leba Kodoskudu...

Ǩaťa Şanas maisi dogutasis na-geiçketu çaişi oğilu ham3o leba kodoskudu. Ham dulyas p̌anda çoepes na-skudaran Lazepe goişaşeran. P̌ia haşo mot iyen ya do na-vukitxit tişinerepe çkunik hani mognapinapes: "Ham ar ǯo xvala haşo var iyen ki. ǯo çoyepes martis na-dolokorobu mpula ar çkva maisi oşkendapes gointaxilu. Mu na-iyen çku-ti var vognamt. Goğo ordoşen mjora kogamaxtu dortu. Ukaçxeşen ar ini dou, doği. Çaepe gverdi gon3eri ortes, oiğves. Çai xvalai? Ombrepek purki kogamiğes dortu, inik iri kodolojguru. Ťaroni Şo-ti haşo diu. Ǩaťa Şanas ar mutxa iyen. Haşo haşopete çai moiselasen. Ar himus Ǩap̌ula memiçamapuran. Moikvatas-na bere baras mu pçaten, goevişaşit! Evelis gamaxtuko namalimbertes mjoraşen hus maşkurineran. Hele meima gyoçkasis iri tevuli kekikosams. Şuǩa, tomatisi, p̌ip̌eri, lobya, mu dobdvatere pasi kogeçams, muti p̌icişa var mağeran."

Lazepes Çai Para 30-Ti Var Moğondes...

Lazepes hukyumetik çais na-meçu geğareri ham3o-ti va mojğondes. Ǩaťa Şanas pri çai geiçkaşe na-niçen çai fieti ham3o 90.5 Kruşi diu. Ham geçareri hiku zameti "Oyi nana oyi, ovitvi ham çaişi derditen" şkala muti var on ya do guri na-mvales Arlaşenuri Lazepek ciba-les pankartepe do gzas kogedgites. Pankartepe nişi-ti Lazuri na-nçares Lazepek na-dikaçes pankartepes "Oyi nana oyi, oviğvi ham çaişi derditen", "Çai bezi naku on giçkun-i?" konoğares.

Ham do made Atinaşi meydanis na-okoxtes Lazepekti, "Televizyonepes gamulvan do çais na-mepçit geçareri ençaloni ren ya do na-ituranpek komoli koran do guri kuğuran-na moxtan do hak çkuni şkala meydanepes isinapan."-ya tkves.

Angera Timya Diyu...

Çaivarnaan3zera (ǩanʒxanaǩa) ya do gzas na-gedgites Rize-nurepes anʒera timya dvaes. Ǯoxle, mitik na-var şinumftu angera şeni haği ti geiğilaman. Çamişen kozmetiğişa Kala Kale na-ixmaren anzeraşi opelupe okore3xute var içoden. En didi, xavi xarmeloba Kanserişi var gamolva şeni, dinʒxiri dogutinu şeni, damari serti var oyapu şeni, romatizma şeni do korbaçxala dogutinu şeni ipelen.

Rizenurepes ham uci elvasvesşa ortu. Haǩu derdis na-ipelen an3eraşi oxine muşi gyonzires do gamaçamu kogyoçkes.

Dido Žigara Pşumt...

Hukyumetik na-eç̌opu Kararite dolo-xepes Žigara oşu 19 Maisi 2008 do mole yasaxi diyu. Dulyas na-içalişamanpek aşkva buropes var do galepes şuman Zigara-nişi. Ham yasaxis peği uci na-var meçespe xolo doxmeli sektoris var do devletis na-içalişamanpe iyes.

Gokitxupes p3adatis Turkiyes na-skudaran Koçepeşi 96 63 (sumeneçi do sum), oxorZalepeşi 96 24 (eçi do otxo) Žigara şums. Ham rakamepe kianaşi avarajişen opşa dido ren. Zigaraşi tirkayipeşi dido muşik berenobaşen gyoçkams. Ukule-ti Ǩolai ǩolai var natkomaleran. Žigara na-gyoçkamanpes iris ar maana kuğuran.

Ağani Ar Planeti Kofires...

NASA-k oktalonas (yorunges) na-ren n3amele teleskopi Hablik mendrapes, şuri oşvanu şeni na-diçirs bazi gazepe koziru. Himdos çkineri koğepes kianaşe made svalepes-ti a mutxapek şuri şinaxuman ya do gyazmes. NASA k itus haşo: "Hablik, kianaşe 63 teşana mendra (mele) do Jupiteri şuǩuri didi ar planrti oksigeni koZiru. Hamu-ti kiana çkunişen çkva svalepes-ti skidala na-renşi ar noveli ren.

  • Tkva-ti nosvare-çkinis gamolva-muşi na-ginonan Lazuri Ç̌areri ambaepe momicğonit.
Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Rop. İrfan ALEKSİVA

LAZURİ DO MARGALURİ NENAŞİ DİDİ MAÇKİNALE - GURAM KARTOZİAŞKALA

Guram Kartozia, Lazca ve Megrelce üzerine önemli çalışmaları bulunan Megrel dilbilimci. Uzun yıllardan beri Lazca üzerine çalışmalar yapıyor. Fotoğraf, Kartozia'nın çalışma odası... Önde Laz tarihçi 3ate Bağaşi ve arka tarafta Guram Kartozia görünüyor. İrfan Aleksiva kendisini ziyaret etti ve Skani Nena okurları için Lazca bir mülakat yaptı.

Lazuri do Margaluri nenape şeni visinapit: Lazuri do Margaluri nenaşi didi maçkinale Guram Kartoziaşa vidit do zabuni ortunati çku kemfopes musafiri. Viditi kompituri muşis muxers do mutxape Çarumş, içalişams. Vukitxit "Zabuni rer do xolo gaçali şeni?", Miğves "Va viçalişiko himdos dovizabuner!" Şineri Margali Guram Kartozia şkala Lazuri do Megreluri nenape şeni visinapit:

Aleksi: Guram Kartozia, muǩu Şaneri re, so didabi?

Lazca ve Megrelcenin büyük bilgini Guram Kartozia'nın evine misafir olduk. Hasta olmasına rağmen bizi sevinerek kabul etti. Gittiğimizde bilgisayarının başında bir şeyler yazıyor, çalışıyordu. Sorduk: "Hasta olmana rağmen hâlâ çalışıyor musun?", dedi ki bize: "Çalışmasam o zaman hastalanırım!" Tanınmış Megrel Guram Kartozia'yla Lazca ve Megrelce hakkında konuştuk:

Aleksi: Guram Kartozia, kaç yaşındasınız, nerede doğdunuz?

Guram: Ma, Sumeç do vitoxut Şaneri vore. Tbilisis dovibadi. Çkimi nana-baba Margalepe renan. Nokalakari oran. Ma hako virdi, Tbilisis.

Guram: Ben 75 yaşındayım. Tiflis'te doğdum. Annem-babam Megrel'dir, Nokalakeli'dir. (Nokalake, Gürcüce adı Nakalake Megrelya hududunda eski bir şehirdir). Ben burada büyüdüm, Tiflis'te.

Aleksi: Beronaşen doni Margaluri do Korturi kogiçkun himdos?

Aleksi: O zaman çocukluğundan beri Megrelce ve Gürcüce biliyorsundur?

Guram: Beronaşen, Çula na-vorti mğika miçkutu, Kai va miçkutu, ama uǩule Samargaloşa na-meftite hek Kai kodoviguri.

Guram: Çocukluğumda, küçükken az biliyordum, iyi bilmiyordum, ama sonra Megrelya'ya gittim ve iyice öğrendim.

Aleksi: Lenguistika oguru do oçalişus muç̌ote gogaşinu?

Aleksi: Dilbilimi öğrenmek ve çalışmak nereden aklınıza geldi?

Guram: Ma Saşualo skola (lise) voçodinişuǩule universites amafti; Tbilisişi Devletişi Universite. Filologiuri Fakultetişa Kavkasiuri Enebis Gangopilebaşa (Kafkas Dilleri Bölümü) amafti. Margaluri do Lazuri himdos gevoçki ogurus.

Guram: Ben liseyi bitirince üniversiteye girdim; Tiflis Devlet Üniversitesi'ne. Filoloji Fakültesi'nin, Kafkas Dilleri bölümüne girdim. Megrelce ve Lazca öğrenmeye o zaman başladım.

Aleksi: Lazuri nena muç̌ote gainteresu?

Aleksi: Lazcaya nasıl ilgi duydunuz?

Guram: Leksiepe mikitxomtes proposorepek. Proposorepertes Arnold Çikobava, Sergi Jğenti, Varlam Topuria, Anton Kiziria çkimi mamgurapalepertes. Him leksiepe rtu Lazurişi. Ma-ti hekole mainteresu.

Guram: Dersler okutuyordu Profesörler. Arnold Çikobava, Sergi Jğenti, Varlam Topuria, Anton Kiziria benim hocalarımdı. Bu dersler Lazca üzerineydi. Ben de oradan ilgilendim.

Aleksi: Dokfora skanişi tema mu riu?

Aleksi: Doktora tezinizin konusu neydi?

Guram: Him vaxtis uğomertes "aspirantura". Aspirantura dovoçodini, aspiranturaşi tigemçanu rtu Proposori Varlam Topuria. Ma Margaluri, Lazuri, Svanuri nenape-ti viguri do şilya çxovroş sümeneçdoar Şanas mefti Sarpişa, tekstepe oǩorobu şeni.

Guram: O zaman "aspirantura" diyorlardı. Aspiranturayı bitirdim, Profesör Varlam Topuria aspiranturanın başkanıydı. Ben Megrelce, Lazca, Svancayı da öğrendim ve 1961 senesinde Sarp'a gittim, metin derlemek için.

Aleksi: Muǩu Şaneri orti himdos?

Aleksi: Kaç yaşındaydınız o zaman?

Guram: Eç do şkvit.

Guram: Yirmiyedi.

Aleksi: Oǩaçxe, aspirantura oçodinişukule Lazuri Nena şeni mupe içalişi?

Aleksi: Sonra, aspiranturayı bitirdikten sonra Lazca üzerine ne gibi çalışmalarınız oldu?

Guram: Ma hak, Gurcistanis na-skidurtes iya Lazepe bziri; Sarpi, uǩule Ağaras kyoepe gofti. Maartani şilya çxovroş sumeneçi do ovros gamaxtu, ovro p̌aramiti "Kartuli Literaturis Sakitxebi" coxoni Krebulis.

Guram: Ben burada, Gürcistan'da yaşayan Lazları buldum; Sarpi, sonra Acara'da köyleri dolaştım. İlk önce 1968'de sekiz masal yayımlandı "Gürcü Edebiyatının Sorunları" adlı dergide.

Aleksi: Dokforanti skani-ti oçodini şuǩule Lazuri nena şeni dido ginÇarun sfafiape.

Aleksi: Doktoranı bitirdikten sonra Lazca hakkında pek çok maǩale yazdın.

Guram: Ho do başka başka dulyape bikomti. Biblioteka-ti viçalişomti do başka skolas-ti dovoguramti. Do, oǩule Vepxistgaosanişi akademikuri teksti viçalişi do pxaziri. Şilya çxovroş sumeneç do jur ğanas maartani Lazuri teksti kogamoviği. Sarpis, Ağaras, Apxazetis do dulya şeni na-moxtes Lazepeşi osinapupe pçari.

Guram: Evet, ama başka başka işler de yapıyordum. Kütüphanede çalışıyordum, okulda da öğretmenlik yapıyordum. Sonra Kaplan Postlu Şövalye üzerinde çalıştım ve akademik metnini hazırladım. 1972 senesinde birinci Lazca metinler kitabımı yayınladım. Sarpi'de, Acara'da, Abhazya'da ve iş için gelen Lazlardan metinler derledim.

Aleksi: Oǩaçxe si Turkiyeşa idi tekstepe oǩorobu şeni. Himdos muç̌ote idi?

Aleksi: Sonra Türkiye'ye gittin metin derlemeye. O zaman asıl gittin Türkiye'ye?

Guram: Neǩna goin3ku, Sarpişi neǩna. Şilyaçxoroş otxoneç do vit Şanas do otxoneç do vitojur Şanas heko vorti. Otxo fara vidi, ar tuta, sum tuta dobdguti vidisis.

Guram: Kapı açıldı, Sarp sınır kapısı. 1990 senesinde. 92'de oradaydım. Dört kez gittim, bazen bir ay bazen üç ay kaldım her gidişimde.

Aleksi: Himdos muç̌ote idi Turkiyeşa do idisi muti problemi gavuyi Tekstepe na-Korobumtişi?

Aleksi: O zamanlarda Türkiye'ye nasıl gittin ve gittiğinde, metin derlerken bir problemle karşılaştın mı?

Guram: Ma va miğurtu muti problemi, mara oǩule, ma vidisi miğves çkimi, mişi musafiri na-vorti hemus uğurlu problemi (gülüyor). Hinis uğurtu dortun. Ma heko vortisi Hayati Aykuti Viğeşi belediye başkani rtu. Ma Adanas dobdgiti Atinuri, Bomponuri Mevlut Çatanişi oxoris. Bizismeni (işadamı) ortu. Hini dido memişveles. Didi magdloba.

Guram: Benim bir problemim yoktu, ama sonra, ben gidince dediler bana ki beni misafir alanlar problem yaşamışlar (gülüyor). Onların varmış problemi. Ben oradayken Hayati Aykut Fındıklı'nın belediye başkanıydı. Ben Adana'da kaldım Pazarlı, Bompona Köyünden Mevlut Çatan'ın evinde. İşadamı idi. Onlar bana çok yardım ettiler. Çok teşekkür ederim onlara.

Aleksi: İdisi Adanas dodguti. Lazonas-ti gogilvapuni?

Aleksi: Gittiğinde Adana'da kaldın. Lazona'yı dolaştın mı?

Guram: Ekole kyoi-muşişi vorti. Atinuri Mevludişi kyoişa vidi, Bomponaşa. Bompona ren, Mamakivati uğomeran. Emuş doloxertu. Mamakivati ren ama Atinurepe, Artaşenurepe Mamağivati zoponan.

Guram: Köyüne gittim Pazarlı Mevlut'un köyüne, Bompona'ya. Bompona Mamakivati'nin bir mahallesidir. Mamakivati'dir aslında ama Pazarlılar ve Ardeşenliler Mamağivati diyorlar.

Aleksi: Vi Şeşa, Xopaşa, Arkabişa iditi?

Aleksi: Fındıklı'ya, Hopa'ya, Arhavi'ye gittiniz mi?

Guram: Oǩule vorti, Hayati Aykut, haya rtu Belediyeşi Başkani Viğes. Başkani rtu. Doğuru yamiğves. Belediye başkani-ti çkunikala na-rtu şeni problemi var ivu golvaşi. Ma hia momçu ar araba, otomobili do "So ginon hek idi"-ya miğu do mati vorti mteli kyoepes.

Guram: Hayati Aykut Belediye Başkanı idi Fındıklı'nın. Öldü dediler. Belediye başkanı da yanımızda olduğundan problem yaşamadım gezmek hususunda. O bana bir araba verdi ve dedi ki: "İstediğin yere git" dedi bana, ben de bütün köyleri dolaştım.

Aleksi: Kyoepeşa idasi, mu uğomerti? "Çkimi şkala isinapit" uğomerti-i? "Tkva doxedit isinapit, ma pçarar" uğomerti-i?

Aleksi: Köylere gittiğin zaman ne diyordun onlara? "Benimle konuşun" mu diyordun? "Siz oturun konuşun, ben yazacağım" mı diyordun?

Guram: Var. Hoo. Viparamitamtit, mu ikumt, mu... aya mu uğomeran, iya mu uğomeran do heşo. Uǩule ma vuğvi "Ham dixas mu coxon?" Mutepeşi dixa şeni miğomertes do başkapeşi var! (gülüyor) "Başkaşi mu giğvat?"-ya. Oǩule tkves "Aya gorums altuni" Arteği komoxtu do "Parape kobzirat do oǩule okovirtat-ya" Ho-ma, ho-ma (gülüyor).

Guram: Yok. Evet. Konuşuyorduk, ne yapıyorsunuz, ne... buna ne diyorsunuz, ona ne diyorsunuz böyle. Sonra ben dedim ki "Bu yerin adı ne?" Kendi arazilerinin adlarını söylüyorlardı ama başkalarınınkini söylemiyorlardı! (gülüyor) "Ötekilerinkini niye söyleyelim?" diyorlardı. Sonra dediler ki "Bu altın arıyor" Biri gelip, "Paraları bulalım, sonra kendi aramızda bölüşelim." Tamam dedim, olur! (gülüyor).

Aleksi: Hişo idisi dido na-gainteresu mutxape orlu-i? Lazepe muç̌o ortes, muç̌o Ziri?

Aleksi: Oraya gidince seni en çok şaşırtan neydi? Lazları nasıl buldun?

Guram: Başka turli. Bazi vorsi, dido axeltes çkimi ožiru. Bazik zade, dido guri muxtes do maduşmantes bazik. Ama dido vartes, Ç̌uťa Çula rles.

Guram: Başka türlü. Bazısı iyiydi, beni gördüklerine çok sevindiler. Bazıları çok kızdılar, bana düşmanca davrandılar. Ama çok yoktu böylesi.

Aleksi: Muşeni gaduşmanles?

Aleksi: Niçin sana düşmanca davranıyorlardı?

Guram: Va miçkun. Himuşeni ki... Haği va o3Ker, Tbilisis mu ambari ren? Şilyapeten koçi juroş şilya "Şadi, Şadi!" (igzali igzali!) ucoxuman prezidenti na-coxons Mişa, ho! Bazi orťas-ya, Kai ren-ya, vrosi ren-ya. Koçi mteli ar va ren.

Guram: Bilmem. Çünki... Şimdi görmüyor musun, Tiflis'in halini? Binlerce adam, iki yüz bin kişi "Git, git!" diye bağırıyorlar Başkan Mihail'e, evet! Kimisi kalsın diyor, iyidir diyor. Her insan bir değil.

Aleksi: Tbilisişa moxtisi, na-Korobi mteli fekstepe kogamançari-i?

Aleksi: Tiflise döndüğünde derlediğin bütün metinleri yayımladın mı?

Guram: Ho! Majurani kitabi çkimi-ti do ham kitabis-ti kogamağpçari tekstepe.

Guram: Evet! İkinci kitapta da bu kitapta da yayımlandı metinler.

Aleksi: Tekstepe skanis Helimişi Xasanişi leksepe kon. Helimişi Xasani içini dortu-i?

Aleksi: Metinlerinde Helimişi Xasan'ın da şiirleri var. Helimişi Xasani'yi tanımış mıydın?

Guram: Ho! Moçinapu İatek. İate çkimi şeni Memedi ren do Memedi dosǩudun. (gülüyor) Emuşi leksepe uǩule mçari ma sarpis megaponişen, ğuru şuǩule. İa gamiğamtu resimepe do mutxa mutxa... Mteli darabape-muşi naxatepe (resim) uğurtu.

Guram: Evet! Tzate tanıştırdı. Tzate benim için Memed'dir ve hep Memed olacak. (gülüyor) Onun şiirlerini ben sonradan yazdım Sarp'ta, megafondan, öldükten sonra. O resimler çiziyordu çeşit çeşit... Odasının bütün duvarları çizdiği resimlerle doluydu.

Aleksi: Helimişi muç̌oşi Koçi rtu. Mu ikumftu si içinisis?

Aleksi: Helimişi nasıl bir insandı. Sen tanıdığında ne yapıyordu?

Guram: Ǩuçxeş modvalus Şadumtu, Çumtu, remonti ikomtu. Saertosa3xovrebelis (öğrenci yurdu) sikidurtu, ar odas. Oda-muşi darabapes mteli noxatepe... İya Sarpulepek momçes haya Şareri leksepe.

Guram: Ayakkabı yapıyordu, dikiyordu, tamir ediyordu. Öğrenci yurdunda kalıyordu, bir odada. Odasının duvarlarında hep resimler... Sarplılar verdiler onun yazdığı şiirleri.

Aleksi: Helimişişi mteli noçarepe mekçesi Sarpulepek?

Aleksi: Helimişi'nin bütün dökümanlarını verdiler mi sana Sarplılar?

Guram: Mteli hentepes-ti var uğurtes. Zurab Tandilavak dovu leksepeşi ar Şigni (kitap).

Guram: Hepsi onlarda da yoktu. Zurab Tandilava şiirlerini kitaplaştırdı.

Aleksi: Lazuri nena do Margaluri nena xolos ren ya iluran. Si mu izmon hamu şeni? Dialekti ren-i varna nena-i?

Aleksi: Lazcayla Megrelce birbirine çok yakındır diyorlar. Bunun hakkındaki düşüncen nedir? Diyalekt midir, dil midir?

Guram: Haği, Marik zop̌ons "Zanuri Ena", Çikobava uğutu statiape - Lazuri Çanuri coxomtu himus - "Çanuri do Megruli ar nena ren-ya do Zanuri Nenaşi dialektepe renan"-ya. Bazik "Lazuri do Margaluri Zanuri Nenape ren"-ya - "Zanuri Nenape": Margaluri do Lazuri Nena. Juri-ti nenape ren-ya. Kartveluri Nenapes ren Kartuli, Svanuri, Zanuri nenape: Megruli do Lazuri.

Guram: Şimdi, Marr diyor ki "Zanuri Ena", Çikobava'nın makaleleri vardı — Lazca'ya Ç̌anuri diyordu o - "Lazcayla Megrelce aynı dildir diyordu; her ikisi Zancanın diyalektidir." diyordu. Bazı kimseler "Lazcayla Megrelce Zanian dillerdir" diyorlar, - Zanian Diller": Megrel dili ve Laz dili. İkisi de birer dildir diyorlar. Kartvel (Güney Kafkas) dilleri Kartuli (Gürcüce), Svanca, Zanian diller: Megrelce ve Lazca.

Aleksi: Si mu izmon?

Aleksi: Sen ne düşünüyorsun?

Guram: Ma-ti haşo; juri-ti nena ren mara dido xolos renan. Lazepe-ti haşo zoponan: Megrelepe cuma çkini, çkini cumalepe renan-ya do Kartvelepe bizaşvili (eksalepe)! Ar ocaxi ren, ocaxi ar ren hek Kortu, Svani, Lazi do Margali ar ocaxişi doloxes renan. Mara Margali do Lazi mtelişen xolos renan. Hemuşeni zoponan "Ʒanuri Enebi: Zanuri Nenape"

Guram: Ben de öyle; ikisi de ayrı dildir ama birbirlerine çok yakındır. Lazlar da öyle derler: Megreller kardeşlerimizdir, Kartveller amcaoğullarımız! Bir ailedir, orada Kortu, Svan, Laz ve Megrel bir ailenin bireyleridir. Ama Laz ve Megrel hepsinden yakındır. Onun için diyorlar "Zanuri Enebi: Zanian Diller"

Çikobava do başkape zoponan: Kartuli, Ʒanuri do Svanuri nenape. Sum nena: Kartuli, Svanuri, Zanuri. Zanuri zop̌ons jur dialekti. Başkape, ma-ti bzopom: Kartuli, Svanuri, Ʒanuri Nenape, jur nena: Megruli nena do Lazuri nena.

Çikobava ve başkaları diyorlar ki: Gürcü, Ʒanian ve Svan dilleri. Üç dil: Kartuli, Svanuri, Zanuri. Zanca iki diyalekttir diyor: Megrelce ve Lazca. Başkaları ve ben de diyoruz ki: Kartuli, Svanuri, Zanian diller, iki dil: Megrel dili ve Laz dili.

Aleksi: Lazuri Nena muǩu dialekti uğun, hamuşeni mu izmon?

Aleksi: Lazcanın kaç diyalekti vardır, bunun hakkında ne düşünüyorsun?

Guram: Ma viduşur sum dialekti ren. Xopur-Çxaluri ar dialekti ren do jur subdialekti ren: Xopuri do Çxaluri, ar. Majura Viğur-Arkaburi dialekti do subdialektepe Viğuri do Arkaburi. Masuma Atinur-Artaşenuri dialekti do subdialektepe Atinuri do Artaşenuri. Ma haşo viduşur.

Guram: Benim düşünceme göre üç diyalekttir. Xopur-Çxaluri bir diyalekttir ve iki alt diyalekti vardır: Xopuri ve Çxaluri, bir. İkincisi Viğur-Arkaburi diyalekti ve alt diyalektleri Viğuri ve Arkaburi. Üçüncüsü Atinur-Artaşenuri diyalekti ve alt diyalektleri Atinuri ve Artaşenuri. Ben böyle düşünüyorum.

Aleksi: Lazuri do Margalurişen gale nam nenape şeni içalişi?

Aleksi: Lazca ve Megrelceden başka hangi diller üzerine çalıştın?

Guram: Kartuli nenape viçalişi, Korturi, Svanuri do Zanuri. Vepxistgaosani şeni do Lazuri şeni dido viçalişi.

Guram: Güney Kafkas dilleri üzerine çalıştım, Gürcüce, Svanca do Zanian diller. Aslan Postlu Şövalye ve Lazca hakkında çok çalıştım.

Aleksi: Lazuri nena şeni Turkiyes na-gamaxtu kitabebepe si takibi gaxenen-i?

Aleksi: Türkiye'de Lazca hakkında çıkan kitapları takip edebiliyor musun?

Guram: Ho, haği ma va gomalen. Momincğonaman do dido magdobeli (müteşekkir) vore himu şeni. Him didi leksikoni jur Şana Şoxle momiğes. Tkva momiğit.

Guram: Evet, şimdi ben gezemiyorum. Bana gönderiyorlar ve çok müteşekkirim bu yüzden. O büyük sözlüğü (Didi Lazuri Nenapuna) iki sene önce getirdiler. Siz getirdiniz.

Aleksi: Turkiye do hako Lazuri nena şeni na ixeninupe, noçalişepe, kitabepe, jurnalepe ubağun-i varna mŞika ren-i, daha oçalişu diçirs-i?

Aleksi: Türkiye'de ve burada (Gürcistan'da) Lazca hakkında yapılanları, çalışmaları, kitapları, dergileri yeterli buluyor musun, yoksa daha çok mu çalışmak lazım?

Guram: Mʒika, dido mʒika va ren ama oçalişu opşa ren mu zop̌on! Dido oçalişu ren. Mteli kyoepe ožiru unon do mteli oputepe ogoru, tekstepe okorobuşi ren.

Guram: Az, çok az değil aslında ama çalışacak çok konu var ne diyorsun! Çalışılacak çok konu var. Bütün köyleri görmek gerekiyor, bütün köylerde araştırmalar yapmak, metinler derlemek gerekiyor.

Aleksi: Si idisi Lazonaşa miti içalişamtu-i Turkiyes Lazuri nena şeni?

Aleksi: Sen Lazona'ya gittiğinde Türkiye'de Lazca hakkında çalışan birileri var mıydı?

Guram: Ma na-vorti miti var! Oǩule bziri Ogni do çkva do çkva...

Guram: Ben oradayken kimse yoktu! Sonradan gördüm Ogni'yi ve başka başka şeyleri....

Aleksi: Lazuri nena andğaneri ndğas muç̌o gazin, xalimuşi muç̌o ren?

Aleksi: Lazcayı günümüzde nasıl görüyorsun, durumu nasıldır?

Guram: Goiçkondinen. Megrelepes-ti var uçkinan haği. Berepes, kyoepe koren, ama noğapes var uçkinan. Beres muşi nenate uğarğalaginon! Ma na-mefti Turkiyes ma vuğvi "Ma mofti tkvanden Kai Lazuri dovigura"-ma do "Sarpis Kai Lazuri isinapaman do tkva va giçkunan"-ma. Aği va miçkun isinapaman-i, var isinapaman-i hekti.

Guram: Unutuluyor. Megreller bile bilmiyorlar şimdi. Çocuklara, köylerde, ama şehirlerde bilmiyorlar. Çocuğa kendi diliyle konuşacaksın! Ben Türkiye'ye geldiğimde dedim ki ordakilere "Ben sizden güzel Lazca öğrenmek için geldim" dedim "Sarpta güzel Lazca konuşuyorlar ama siz bilmiyorsunuz" dedim. Şimdi bilmem konuşuyorlar mı yoksa konuşmuyorlar mı orada da.

Aleksi: Si muç̌o izmon, Lazuri do Margaluri goiçkondinasen-i?

Aleksi: Senin düşüncen nedir, Lazcayla Megrelce unutulacak mı?

Guram: Goğkondinapa do nenaşi oğuru var iven! Oçalişu en hak-ti, hek-ti dido içalişan do oskedinan. Berepes vuğarğalat minonan ocaxis. Margaluri do Lazuri nenate Ç̌iťa Ç̌iťa kitabepe unon gamaxtas.

Guram: Unutmak ve dilin ölümü olmaz! (Dilin yaşaması) Çalışmakla olur bu da, orada da çalışsınlar ve yaşatsınlar dillerini. Çocuklarla aile içinde anadilleriyle konuşmalıyız. Lazca ve Megrelcede küçük küçük okuma kitapları yayımlanmalı.

Aleksi: Aği Lazuri nena na-içalişaman mipe oran, si mokŞons-i?

Aleksi: Şimdilerde Lazca üzerine çalışanlar kimlerdir, siz kimleri beğeniyorsunuz?

Guram: Renan, Kaepe renan ama, kaepe mendaxtes do man-ti mendevulur. Otar Kacaia koren, çkimden didi ren. Otxoneçi do didi ren himus.

Guram: Varlar, iyiler vardır ama iyiler gittiler ve ben de gidiciyim. Otar Kacaia vardır, benden büyüktür. Seksen yaşından büyüktür o.

Aleksi: Turkiyes na-skidunan Lazepes mu uŞomer soğuni?

Aleksi: Son söz olarak Türkiye'de yaşayan Lazlara ne söylemek istersiniz?

Guram: Cumalepe çkimi, cumalepe şkimi! Haşo-ti itkven da! Kai ortat, vrosi ortat! Mteli nena tkvani, Lazuri nena gişkurtan, va gogoçKondan, berepe tkavis Lazuri uxaparit, uğarğalit, haşo-ti itkven! Tkva gişkuran! Tkvani cuma Guram.

Guram: Kardeşlerim! İyi olun, hoş olun! Hepiniz dilinizi, Lazcayı bilin, unutmayın, çocuklarınızla Lazca konuşun! Siz bilirsiniz! Kardeşiniz Guram.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Filiz HOCAOĞLU

ALİ DAİ DOĞURU, OXORİ MEĞURU...

Ali Dayı öldü, ocak yıkıldı...

Xunarlı Ali Dayının bozulan evi. Foto: Filiz Hocaoğlu

Oxori-ti mʒika m3ukuşi var on, muǩu nusa, muǩu nusava iri ar svas dogutules. Sotini musafirepe-ti hik moyǩaçetes. Histeri oxori-çi naşǩvi doloxvalu, Koçi oğadute va iZğen. Şalenkale pi3arişe, jilenkalemu Karataşişe xinaperi, Şulu Şulu pencerepete.

Gurban bayramis çoişe milvaputu. P̌andaneri steri aviyas elapxer do vimjoramtişa bozomotalepek miyoxes. "Mele Ali Daişi oxori Kokoxuman"-ya miğves. "Muya! Him Çira steri oxoris muya ankvaran!"-ma do a kogamavikiyi do moğovukağpi. Hiku beťi mayu, hiku beťi mayu-çi nğa cextu do dudis kogoyomadu.

Kurban bayramı dolayısıyla köye gitmiştim. Her zamanki gibi avluda oturup güneşlendiğim sırada kızların telaşla "Ötede Ali Dayı'nın evini yıkıyorlar!" diye seslendiğini duydum. İlk tepkim "Ne!" diye haykırmak oldu; "O mis gibi asırlık evden ne istiyorlar, niye yıkıyorlar?" diye bağırarak fırladım oturduğum yerden. Mahallenin en eski ve güzel eviydi söz konusu olan.

O vakiti şukale xolo dudi-şkimi şkala pikvi-çi encami oxori Kokoxuman, bare golafta do ar jur fotorafi kogamavuğa. Maçina vicibali, eǩna oğişe ceşkoreri lastiğepes cevobazgi do kogolafti. Jindo dolovoğeri do p3adi-çi koçepek usta şkala otva eçves do cayoneran. Oxorişi jilenkale serende-muşi keludgun mskva mskva: Hişo umiteli steri. Him serende-çi koca golayonaşi oşǩomale hik moykaçetu. Mis muya na-ayasere ezdaloni, "E berepe, ham Ali Daişi serende-şe keviğat, hik mutite mtucis va eyalen."-ya itutes. Ali Dai na-vitur histeri hasťeri ar Koçi var on. Ham dunyaşi malzeme himus uğutu. Mis muya na-dvaçiren himu eknas dvantxetu. Burçuli, arguni, nçai oraği, Ç̌ivi, balyozi, Ǩanťari, stiribi, sǩep̌ali, Çakuçi, kapiği, sağani, ťiğani...

İri tevuli onʒxenis cuzutu. Oxori-ti mʒika m3ukuşi var on, muǩu nusa, muǩu nusava iri ar svas dogutules. Sotini musafirepe-ti hik moykaçetes. Histeri oxori-çi naşǩvi doloxvalu, koçi oğadute va iZğen. Şalenkale pi3arişe, jilenkalemu Karataşişe xinaperi, Şulu Şulu pencerepete.

An o kadar üzüldüm ki bütün dünya sanki başıma yıkıldı. Bir süre öylece kaldıktan sonra nihayet kendime geldim. Böyle üzülmekle elime bir şey geçmeyeceğini anlayınca "Ev yıkılıyor, bari durumu belgeleyeyim" diyerek kaptım fotoğraf makinesini ve ayağıma geçirdiğim kara lastikle koştum.

Yukarıdan baktığımda erkeklerin eski ahşap ustasıyla birlikte evin çatısını çoktan açtıklarını, yavaş yavaş aşağılara doğru indiklerini gördüm üzülerek. Zira zamanında geçmeli sistemle inşa edilmiş olan evi ustanın yardımı olmadan usulüne göre sökmek mümkün değildi. Evin hemen üstünde ambarı (serende) fark ettim. O da öyle mahzun, öyle kimsesiz duruyordu yerinde. O ambar ki koca bir mahallenin yükünü çekti yıllarca. Kimin saklayacak yiyeceği ya da tohumu olsa "Çocuklar, bunu ancak Ali Dayı'nın ambarında saklayıp farelerden koruyabiliriz" diye hemen oraya koşarlardı. Ali Dayı dediğimiz öyle sıradan bir şahsiyet değildi. Köyde lazım olan ne varsa hepsi onda bulunurdu. Boy boy balta, orak, demir çiviler, balyoz, tartı için kantar, keser, çekiç, ölçü kapları, bakır mutfak kapları... Ali Dayı da yok yoktu. O bütün bunları büyük bir titizlikle evin çatı katında muhafaza eder, kime lazım olursa ödünç verirdi. Çok tedbirli ve titiz bir adamdı. Ev de az buz değildi tabii. Kaç gelin, kaç çocuk orada yaşardı. Gelen misafirler de cabası. Öyle bir ev ki değil yıkmak, bakmaya kıyamaz insan. Ön tarafı ahşap, arka tarafı kara taştan yapılmış, küçük küçük pencereleri olan dantel gibi bir ev...

Nana-şkimis, "Nana, himisteri oxori kokixven-i?" ma do mevandvis, "Muya an e mudara, eski çeremitape iri dotroxu, dipi3xolu, p̌anda comçims. Tude va dvaxuneran. Piʒari na-ono Şaleni tarafis mtucepe izuvaleran. Oxoris muti va dogadvas a çare uZirare da..."-ya miğu ama komişkun-çi himus şǩiminde opşa guri adu. Muşeni-çi oxori nana-şkimişi alani ortu. Ali Daik p̌anda uğomertu, "Si na-dirini Şanas cevoğit"-ya do.

Anneme, "Anne öyle bir eve kıyılır mı?" diye üzüntüyle sorunca "Ne yapsınlar yavrum, evin bütün kiremitleri kırıldı, parçalandı, her yağmurda evi su basıyor, üstelik tahta olan aşağı kısımda fareler cirit atıyor, mümkün değil hiçbir şeyi saklayamıyorlar. Başka çareleri kalmadı" dedi, çok üzüldüğümü görünce ama ben biliyorum ki annem evin yıkılmasına benden çok üzülmüştü. Çünkü ev annemle yaşıttı ve bir tür özdeşleşme yaşıyordu. Ali Dayı hayattayken hep "Evi yapmaya senin doğduğun sene başladık" derdi anneme.

Nana-şkimik mtuci miğus cevokitxi, "Mtuci evelis-ti iyetu. Hindos muya ikumtes?"-ma do. Nanak, "Var iyen-i? Naku na-ikvare da, ama Ali Daik ǩaťu şinaxumtu. Opşa mskva Kkatupe ayetu. Ǩaťu na-ono svas mtuci va amvalen"-ya miğu do nayonu "Hem-ti Ali Dai, opşa titiz ortu. Gale doloxe-mu çumtu. Him şurite ortuşa oxoris ar ťiǩi va comçimtu." Ha, hindos pikvi-çi, "Ali Dai doğuru, oxori meğuru!" İri tevuli himuk ikumtu. Gurutuşa iri tevuli dutembiğu, toli eyutuşa oxoris nozmotu.

Annem farelerden söz edince, "Fareler eskiden de vardı. O zaman ne yapıyorlardı?" diye sordum ister istemez. Annem, "Olmaz olur mu? Hem de ne kadar, ama Ali Dayı her zaman kedi beslerdi. Hem öyle güzel kediler. Biliyorsun kedi olan yere fareler pek yaklaşmaz" dedi ve ekledi: "Ali Dayı çok titiz bir adamdı. Evin dört bir etrafını kontrol eder, her şeyi muhafaza altına alırdı." deyince ben de "Demek ki Ali Dayı öldü, ocak yıkıldı" dedim. Her şeyle o ilgileniyordu. Hayal meyal hatırlıyorum, ölüm döşeğinde bile çocuklara bir sürü tembihte bulunduğu halde gözü arkada kalmıştı.

Hani viduşunamtişa nana-şkimik bere vortitşe ndoni nana miğometu a mutxa kogomaşinu: "Gurerepek xafla (çaçxa) serepes oxori-nişişe muluran do moygoraman. Hinik şku mZireman do şku hini va bZiremt."-ya do. Hindos pikvi-çi Ali Dai-ti ǩaťa xafťa seris mulun. Ham xaftas-ti moxftasere do jindo doloğerasere. Zadasere-çi oxori-muşi doloxves. Hindos p̌anda na-ikumtu steri xes na-okaçun burç̌uli letas contxasere do soti na-on ogorapupe svarasere.

Ben tam da bunları düşünürken annemin biǯ çocukken hep söylediği bir şeyi hatırladım. Annem hep Lazona'da ölülerin evlerini ve ocaklarını hiç bırakmadıklarını, her perşembe gecesi evlerini ziyarete gelip etrafı kolaçan ettiklerini anlatmıştı. Biǯ onları göremesek de onlar bizi görüyor demişti hatta. Bunun üzerine dedim ki Ali Dayı da her perşembe geliyor. Bu perşembe gecesi de gelecek, yukarıdan bakacak ama evini yerinde bulamayacak. İşte o zaman olanlar olacak. Hayattayken elinden hiç düşürmediği, sürekli yanında taşıdığı küçük baltasını yere vuracak ve ne kadar küfür varsa dünyada, hepsini öfkeyle savuracak.

Hey gidi Ali Dayı! Benim sövmem bile duadır...

Ali Dai, histeri a Ali Dai ortu-çi a mitxak xuçe komuyonu-i mi ortasere orťas, yeǩťen ogorams. Çois cegaperi na-oran şeni xavi va ayeran, irik diğaman. Ali Daik ar ndğas yema namazi asere. Oxori oği goynziku xepepe do abdezi eğopamtuşa melendo opşa na-eyuretu a Koçi gamalu. Ali Daik nç̌ara naşku do kocoÇu ogorapu-çi celaxunas na-celaxeles berepek "Aha! Ali Dai, muya ikum, igoram!"ya uğves. Hindos Ali Daik dudi golaktu do "Naşkvit"-ya, "Şkimi ogorapu-ti oxvaminu on!"

Öyle sıradan bir adam olmayan, kendi ekolünü yaratan Ali Dayı, kime kızsa basardı kalayı. Köyde kimse alınmazdı onun bu sözlerine. Hatta gülerek karşılardı. Ali Dayı yine böyle bir günde evin önündeki muslukta öğlen namazı için abdest almaktadır, dua okuyarak. Derken karşıdan her zaman öfkeyle karşıladığı, yıldızının hiç barışmadığı bir kişinin geldiğini fark eder ve başlar kalaylamaya. Bunun üzerine orada bulunan gençler "Ali Dayı, ne yapıyorsun, sövmeye başladın!" diye uyarınca Ali Dayı, "Susun" der. "Benim sövmem de dua yerine geçer!"

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Rop. Skani Nena

KARMAŤE - İLK ALBÜMLERİ NANİ'DE BEŞ DİLDE ŞARKILAR SÖYLÜYOR...

Sekiz tane pırıl pırıl genç, müzik yapmak için yola çıktılar. Aralarında hem okullular var, hem alaylılar. Kimi bu işin okulunu okudu, kimi çıraklıktan yetişti. Yaşlarından büyük amaçları var. Karadeniz'in müziğini yapacak, yok olmaya yüz tutmuş dilleri, kültürleri ayağa kaldırmaya çalışacaklar. Bu uğurda çok çalışmaları, çok emek vermeleri gerekecek. Bunu da çok iyi biliyorlar. Bu yüzden kurdukları grubun adını; bölgede üretimin, emeğin ve yardımlaşmanın simgesi olan 'Karmaťe' olarak koydular. Lazona'daki karmateler gücünü sudan alır. Su, mevsimine göre artar-eksilir ama durmadan akar. Grup Karmate'nin suyunun hiç eksilmemesini, her zaman gürül gürül akmasını diliyoruz.

Grubun temelleri İsmail Avcı İsmanaşi, Oktay Üst ve Resul Dindar tarafından atıldı. Zamanla, yeni katılımlarla genişleyerek bugünkü halini aldı.

Grubunuzu ne zaman kurdunuz? Adı neden Karmaťe? Esin kaynağınız nedir?

Grubumuzu 2008'in Temmuz ayında kurduk, yani bir yıl önce. Karmaťe, Lazca'da su değirmeni anlamına geliyor. Karadeniz'de değirmenin, ekonomik olduğu kadar kültürel ve sosyal yönden de önemli işlevi vardır. Değirmen üretimin, emeğin ve yardımlaşmanın simgesidir. Ayrıca Lazona'nın köylerinde, irili ufaklı dereler üzerine kurulan küçük su değirmenlerinin kendine has, hoş bir melodisi vardır. Bir ǩere suyun sesi çok güzeldir. Sonra suyun döndürdüğü çarkın, mısırları öğüten taşın ve sistemi çalıştıran tamamlayıcı unsurların çıkardığı sesler de öyle. Özellikle derenin sesi öyle coşkuludur ki dış dünyayla bağlantınız kesilir. Siz ve değirmen baş başa kalırsınız. Grubun esin kaynağı bunlar oldu.

Grubun kurucuları kimlerdir? Kim, ne çalar?

Grubun temelleri İsmail Avcı İsmanaşi, Oktay Üst ve Resul Dindar tarafından atıldı. Zamanla, yeni katılımlarla genişleyerek bugünkü halini aldı. Grubun solisti Resul'dur. Tulumu İsmail Avcı İsmanaşi çalar, kemençeyi Oktay Üst. Onlara Gökhan Özkan bazen akordionuyla, bazen panduriyle, bazen de sesiyle eşlik eder. Muhterem Sur, buzuki, lavta, bağlamayla katılır onlara. Ali Yıldız klasik gitar, Yıldırım Yalçınkaya, akustik bas gitar çalar. Ömür Arslan da perküsyonu titretir.

Grup, müzikle birlikte dil, çevre gibi konularda farklı sosyal duyarlılıklar da geliştiriyor anladığımız kadarıyla... Biraz bunlardan bahsedelim mi?

Karadeniz bölgesinde konuşulmakta olan çok güzel bir dil var: Lazca. Ne yazık ki bu dil yok olma tehlikesi altındadır. Günümüze kadar sözlü anlatımla gelen bu dilin gelecek kuşaklara aktarılması için sanatın çok önemli bir aracı olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle Lazca ile birlikte bölgede konuşulan diğer dilleri de korumak ve yaşatmak adına bu dillerdeki türküleri, ninnileri ve destanları orijinal hallerini bozmadan, evrensel boyuta taşımak istiyoruz. Kendi coğrafyamızın müziğinin senelerdir popüler kültür çerçevesinde yozlaştırıldığını görüyoruz. Karadeniz müziğinin tarihsel yolculuğuna baktığınızda zengin bir arşive sahip olduğunu görürsünüz. Ama bu arşive ulaşmak bir hayli zordur. Sözlü geleneğe dayalı olan kültür öğeleri bu dünyadan göçüp giden her bir bireyle biraz daha erişilmez oluyor. Bu zenginliklere sahip çıkmak ve bu kültür anıda yeni, güzel ve yakışır eserler üretebilmek öncelikle isteğimiz, sonra da sorumluluğumuzdur.

Karadeniz, çok zengin doğal kaynakları olan bir bölge. Su kaynakları, endemik bitkileri, yaylaları, evleri, serendeleri, kemer köprüleri... Bugün maalesef bu güzelliklerin birçoğu tehdit altında. Öncelikle Karadeniz'de birçok derede yapılması planlanan ve yapılmakta olan hidroelektrik santralleri (HES) istemiyoruz. Nükleer enerjiye karşıyız. Yaylalarımız satılırken sessiz kalan bir bilince karşıyız. Aslında doğayı tahrip edecek ve doğal yaşam içerisindeki canlılara kastedecek tüm projelerin karşısındayız. Doğa katliamına sadece Karadeniz düzleminde de bakmamak gerekir. Yaşanabilir bir dünya için tüm insanlığın bu ve buna benzer konularda bilinçli olması gerekiyor. Popüler kültür etkinliğiyle Karadeniz'in dili ve sanatı, kısacası kültürü tüm diğer kültürler gibi yok edilmeye çalışılmaktadır. Kültürü etkileyen doğal yaşam koşulları tehdit altında ki bu en hassas olduğumuz, üzerinde önemli durmamız gereken bir girişimdir. Bizler dilimize, kültürümüze sahip çıkar ve çocuklarımıza, torunlarımıza, yarınlarımıza taşımayı becerebilirsek, yok etmeye çalışanların tehdidi karşısında asıl tehdit oluruz.

Laz dili ve kültürünün yaşatılması için bugüne kadar birçoğumuz emek verdik. Yarın için de kendi dilimizde türküler söylemek, kardeş dillerin türkülerini seslendirmek ve bu yozlaşma karşısında bir duruş sergilemek istiyoruz, Karmate olarak.

Çıktığınız bu yeni yolda önünüzü aydınlatan isimler var mı?

Evet gruptan herkesin bir şekilde örnek aldığı kişi ya da gruplar var. Karmaťe sürecinde daha çok ustaların bant kayıtlarını ya da yaşayan ozanları dinleyerek aynı duyguyu verebilmek önemli. Xasan Xelimişi, Yaşar Turna, Maçkalı Hasan Tunç, Bahattin Çamurali, Ahmet Güngör gibi ustaları dinlemek ve ders almak bu sürecin en önemli yapı taşı.

Sesinize hangi enstrümanlar eşlik ediyor?

Daha çok otantik enstrümanları kullanıyor, aslı gibi olanı yapmaya çalışıyoruz. Bu noktada başı tulum ve kemençe çekiyor tabii. Sonra akordion, buzuki, lavta, bağlama, panduri, perküsyon, bas, klasik ve akustik gitar.

İlk albümünüz 'Nani'de neler dinleyeceğiz?

Z müzik ve Kalan Müzik ortak yapımı olan ilk albümümüz 'NANİ'de sekiz Türkçe, üç Lazca eserin yanında birer tane de Gürcüce, Megrelce ve Hemşince şarkı yer alıyor.

Son olarak dinleyenlerinize bir mesajınız olacak mı?

Hey gidi Karadeniz! Kendin gibi olanı gör, kendinden olanı bil, ayırt et, sana yakışanı alkışla! Senin gibi olana destek ver, senin sesin gibi sesleri olsun sanatını icra edenlerin. Herkes anlasın yerini, bilsin önemini bu kültürün, uzaktan kumandayla gezdirme kimseyi kemençe sesiyle. Bu kültürün sanatı için, ilerisi için, biǯ biǯ olarak kalabileceksek, biǯ buyuz diyebileceksek yüz yıllar sonra bile, Karadenizli'nin doğasına, sanatına, diline, sanatçısına sahip çıkması gerekiyor.

www.karmate.org / [email protected]

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Efkan DENİZLİ

ARĞİVİ DO ŞİĞİLA

Epsiǩo ar arğivi jurtuşa muşebura, Lelaş jin na inçoren Çaraka ar Şiğila 'Tku gur-muşiş doloxe: "--Ham kianas Gormotis Muperepe uçkadun, aya voğkeda yaťi? Gefta do ar kop gada ham mu ren do mus nungams? Mu imxors, mu şums yafi, muçote dğa goluçvams?" Haşo tku do doxungu ar$ğivi leťa Kale. Moxtu kogoğaxedu Şiğilaş Şoxle Kale.

İiğilas ham ağani, tomalyari stumari Ağirusis gvagoru piciş lejva do ǯǩari: "Ham xorʒi ma mibağun jur-sum-otxo dolonis; Borbape, tutulepe heko mçxu do xorʒoni; Oǩaçxe ser-dğaleri Žğala gyari Çkomare! Mara Kuçxes na nunçars danZepe do bizepe Mondo mozmonapasen muğami do zemcepe! Koçisteri olamu ham dulyaş xvada va ren. Uǩule dovoğodam, movutinam do ora!"

Hani dolingonu do nançerluşa ği ğilak, İxosarlu tolepe goncameri dundurak! "--Cuma si ğas na gulur va Zirii sotonpes, Haşo, ma na memingams gun2e, mç̌ipe mitonpe? Sum Şana ren hako na-gondineri vorer ma Haninepes govulur umiteli do xvala, Gormotis ǩay ağonen ham meşvelupe skani.

Si orer asti Gormotiş ar ucgişi Ç̌ǩaderi, Do hemuşa em xolos heti em mexoleri! Tkvan Zaşi mağalapes gojurt pulape şkala, Çku do letas vinçorert mtuťa do mçvela Tkvani dogneğepe ren germapeşi em Şungi, Çkuti do dolovirdert orumapeş em mŞkopis. Mjora megabre tkvani, pulape cuma tkvani; Mitkora, m3kopi do uça şirums skidala çkuni! E beťe Gormotisti mutxa kuçkun do tkvanda Mekçes çku na mimefes xilloba do Ǩaoba! Mara e toliş kyona mu igven si mişveli, Ar şvela keuçkindi ham Ǩrima gondineris!"

3iğilaş notkvamepe Kvinçis dido moŞondu, Va dvaçiru ozmonu arbiçoras moğordu: "--Çe! Si dido mtini do noseri ar mutxa re, Giçkitas ham kianas skan memşvelu man vore. Mara si na tkvisteri ma didope mağiru İri artikartişi memgvapuri maşinu. Ma hini va viçiner maZirukoti mtini, Muç̌o pat varpa miçkin, mo viturta vamtini..."

3iğilak dolizmonu: "--Mondo igven ha dulya, Om3kvi! Na var moğordun va skidun ha kianas!" Uğu: "-E didi cuma! Gormotiş gebareri, Ham kianas irişen nosoni dobaderi! Si çkimde vrosi giçkun, mara ar mutxa doptkva; Moxti ma gogakora da isa epputxat zaşa. Çkimi lamli bzirasis letaşa kogemoçkvar, Haşote ar meteleş xvaminepe keçopar."

Ar ğivi var gamvognu mu moğams ham nosepe. Ağne nebraşi dido Kai mvalu zemcepe. Tku: "Hayde himdoras skiri kogegakna do vidat, Ordoşa ham dixape govilat do kobzirat. Asti meşvelu şeni dido cavri komiğun Nosi do oxoğonu mteli zmoni ma miğun!"

İiğilak tku: "-E çkimi p̌ap̌u çkimişe didi, Nosişa do zmonişa çkimda oşfori didi! Komakniko, him skani mzi-danzepek dom ǯonums Momaxrizkasis ikebi dumçkupek kokomtorums. Ar Çifa pupulinak dumçkus şura mutinams, Si giçkun mara haşo, muç̌o bere do nana Gali dologabiko var igukoi vana."

"--Hayde cuma ya moxti do ar cumalebura Kodolomabi galis muğo bere do nana! Ebjvat mendegigona ar şvacis na ginonşa Do irote si haşo ğori orti ho! Vaşa!" Siğilak ipti moxtu kodolvabu xaladas, Ejves germapeş jinşa uzdu mʒika mağucas. Arğivik tku "--E cuma, amʒika dolomi Şi, Şuri jin var emağen galiş toǩi memi Şi!" Haşo tkusis, Şiğilak ǩaixeşa koxuzdu, Arğivis tolepeşa xumalepe kodubğu... "--Cuma mevişkider"-ya memeğileri nenate "Va momğons, mo moğodam ma hasťeri şakape." Siğilak xolo uzdu do ar Ǩasma kogenkoru, Himdoras ognu kvinçik mu bela dolinkoru. ʒadu şuri gamulun himdos gvaşinu Ç̌angi, Mara ora golilu, Ç̌angana xolo Ç̌angi... Nişkidusis ar$ivilk iptal) ixelu nosi tutxuk, Kuçkurtuko çiturtu ham cocvelas oputxu. Şǩideri Kvinçişkala kogyaçkides kvaş jindo, Doxro3zkes jurixolo; ar epsiǩo, ar poro!

Ham na kitxu e koçi mo im3zkum nosi skani Si na gedgi ragite xolo mebum ti skani....

Efkan Denizli, 10 Stveli 2003

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Ali Paşa AVCI (İsmanaşi)

ÇAZİMİŞİ DESTANİ

Toxtorişe idi İstambolişe, Cenazete komoxti oxorişa, Si va ğuri donu Çazimi-şkimi

Ordo megoxedu ander hileti, Uǩai ognanen skani Ǩimeťi Si va ğuri donu Çazimi-şkimi

Morder onu va golulun ndğalepe Kodogabğu dudişi tomalepe Verane doskudas Xoğpe gzalepe Si va ğuri donu Çazimi-şkimi

Opşa ibgas heralda baba-skani, Yetimi mo naşǩvi him nana-skani Vorsi 3adan ezdan gitari-skani Skani dixo gamağuras Xopepe

Buzluğiso orti a ndğa a seri Soni cegozutu haşo Kanseri İkbali va giğun Şuluşe beri Haşo mot moğodi Çazimi-şkimi

Çernobişe komoşkveso zehiri, Skani steri oran şkunepe iri Skani ğura başkas mvaleno nciri Si va ğuri donu Çazimi-şkimi

Trapuzanis komeçito konseri İriko ibgates ğuruno deyi Cenaze-skan oği İsmape ç̌eri Cumalepe naşǩvi Çazimi-şkuni

Skani steri ma-ti mepçi letfaso Him dunyaso okintalit ar svaso Dunya dumduz iyen cenci ğuraso İri ğuranene Çazimi-şkimi

Opşa xavi iyen cencişi ğura, İrik goluçvanen helbet ham bora Mitik va nixolams oğuru cora İri ğuranene Çazimi-şkimi

Yuzi-skani diyu makvali sari Him dunyaso vorsi iyen beçari İri ma momzires didi derdepe Opşa svaso gamağur oxorepe Şku-ti bğuratere Çazimi-şkimi

Destani mearare ma-ti bğuraşa Şku-ti meftatere Çazimi-şkimi Xop̌e ndğapeşe kextu dumani Nçari Ali Paşa nçari fermani Dovibadit aşkva Çazimi-şkimi

Leťa tude var golulun serepe Skani şeni meçanen konserepe Yetimi mo naşǩvi zuğa berepe Dunya-ti ğurasen Çazimi-şkimi

Koca Ali Paşa nğarum destani Ordoşe megaşku Çazimi-skani Destani onç̌aru him dulya-skani Vati gomoğondran Çazimi-şkimi

  • Ham destani Çazim Koinci şeni Ali Paşa Avcik (İsmanaşi) nğaru donu. Bu destan Kazım Koyuncu için Ali Paşa AVCI (İsmanaşi) tarafından yazılmıştır. Atina diyalektinde Kazım "Çazimi" şeklinde söylenir.
Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Mehmedali Barış BEŞLİ

KAZIM'SIZ DÖRT YIL

Foto: Kerim Ayhan Yanık

Kazım Lazcanın yaşaması için mücadele etmiş bir Laz'dı. Kazım Lazca besteler yapmış, Lazca şarkılar söylemiş ve söyletmiş bir Laz'dı. Kazım Zuğaşi Berepe üyesiydi. Yani Lazcanın yaşaması, Lazcanın yok olma tehdidine karşı çığlık olmak için kurulmuş bir grubun üyesiydi. O bu dünyanın derdini Lazlık bağlamında düşünmüş bir Laz'dı. Bazen bunların unutulduğunu hatta çarpıtılmaya çalışıldığını görüyorum.

Kazım'sız dört yıl. Dile kolay. Alıştık mı onsuzluğa, kabullendik mi onsuzluğu? Hayır. Biǯ onu derinlerimizdeki bir sırça fanusa koyduk. Bedeni bu dünyadan göç etse de anısı ve mücadelesi beynimizin mütemmim cüzü oldu. Kazım'ın mücadelesi neydi? Onun uğruna mücadele ettiği değerler nedir? Bu yazıda bu meseleyi irdelemek istiyorum.

Kazım'ı 25 Haziran 2005'te kaybettiğimizde onunla Ernesto Che Guevera arasında bir benzerlik kurmuştum. Ernesto'nun anti-statükocu hayatı Kazım'ı derinden etkilemiştir. Bilindiği gibi Ernesto, Latin Amerika'da bölge halkı tarafından ispiyonlanması sonucu öldürüldü. Bugün ise dün onu ispiyonlayanların çocukları, yine aynı bölge halkı onu bir aziz olarak görüyor. Benzer bir durumun Kazım için de yaşandığını düşünmüştüm. Onu fikirleri yüzünden 4 ay mahpus eden bu düzen şimdi onu paylaşamıyor. Geçmişte, uzun saçlı olduğu için ona diş bileyenler, eminim ki ölümünden sonra onun için gözyaşı döktüler. Kazım'ın taraf olduğu sol dünya görüşüne karşı olanların büyük çoğunluğu onu sevgiyle anıyor diye düşünüyorum. Şüphesiz bunda Türkiye'nin son 10 yılda yaşadığı değişimin etkisi var. Tartışmasız olan ise Kazım'ın sanatının, insaniliğinin gücü.

Düzenin karşısında olan, düzene muhalif olan, dünyaya soldan bakan bir Laz olan Kazım'ın ardından onbinler gözyaşı döktü. Bu onun düzenle barışması mıydı? Hayır. Bu onun düzene karşı bir kazanımıydı. Kazım iki ǩere azınlıkta olma özelliğini üzerinde barındırıyor olmasına rağmen Türkiye için bir şanstı. Bu özelliklerinden biri solculuğu diğeri de Lazlığıydı. Solcuydu ve etnik bir kimliğe sahipti ve o bu özelliklerinden vazgeçerek değil bu özelliklerini öne çıkararak Türkiye halkının gönlünde taht kurdu. Bu, solun bunca değer kaybettiği bir dönemde gerçekleşmiş bir durumdu. Bu sebeple, bu durum ciddiyetle üzerinde durulmalı ve daima hatırlanmalı.

Kazım Bursa'da da, Diyarbakır'da da, TRT'de de aynı Kazım'dı. Hiçbir zaman oportünist olmadı. Diyarbakır'da neredeyse milyonluk bir dinleyici kitlesi karşısına bir Laz olarak çıktı ve onlara ben farklıyım, sizden biri değilim ama sizin için, kardeşlik için buradayım, bir arada olmamız için aynı olmamız gerekmiyor diyerek Lazca şarkılar söyledi. Bu önemli bir açılımdı.

Kazım'ın bir diğer özelliği ise etnik müzik yapıyor olmasına rağmen tüm Türkiyelilerce seviliyor olmasıydı. "Didou Nana" isimli Megrel şarkısı tüm Türkiye'de popüler hale gelmişti onun sayesinde. Şu enteresanlığa bakın ki Laz bir sanatçı tarafından sadece Gürcistan'da konuşulan Megrelce söylenen bir şarkı Türkiye'de popüler oluyordu. Postmodernist bir durum mu yoksa ancak Kazım gibilerinin yaratabileceği bir başarı mı?

Kazım durduğu yerle, sanatıyla, samimiyetiyle genç yaşta ve zirvede iken bu dünyadan göçüp gitmesiyle bugün özellikle genç kuşaklar arasında bir idol olmuştur. Tıpkı "Che" gibi. Bu durumun olağan bir sonucu idol olarak kabul edilenin mücadelesinin unutulması ve göz ardı edilmesidir. Kazım'ı anarken onun bir Laz olduğunu, onun dünyaya soldan baktığını unutmamak gerekiyor. Kazım Lazcanın yaşaması için mücadele etmiş bir Laz'dı. Kazım Lazca besteler yapmış, Lazca şarkılar söylemiş ve söyletmiş bir Laz'dı. Kazım Zuğaşi Berepe üyesiydi. Yani Lazcanın yaşaması, Lazcanın yok olma tehdidine karşı çığlık olmak için kurulmuş bir grubun üyesiydi. O bu dünyanın derdini Lazlık bağlamında düşünmüş bir Laz'dı. Bazen bunların unutulduğunu hatta çarpıtılmaya çalışıldığını görüyorum.

Kazım'ın yokluğu yürütmüş olduğumuz güncel mücadelenin en ciddi kaybıdır. Laz Kültür Derneği'nin fikri mimarlarından olan Kazım'a karşı görevimiz onu insanlara olduğu gibi anlatmak, onun içimizden biri olduğunu, onun Laz dili ve kültürünün, insanlığın özgür, eşit, adil bir gelecekte yaşaması için mücadele ettiğini, bu mücadele içerisinde bedel ödediğini unutmamaktır.

  • Carme VINYOLES, Liberation, 7 Ekim 1992
Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Sinan BADİŞİ

BİRAPATEN KİDERİ TU KİANA

"Kianaşi ar goropeli şeni" / "Dünya'nın bir sevgilisine"

Şarkılardan Yapılmıştı Dünya

Foto: Kerim Ayhan Yanık

Ǩaťa dros ar svas çelamurepe igzalan Her mevsim, bir yerlerde gözyaşları gezer sokaklarda. Bir şeylerin içine gözyaşları gizlenir. Her yerde bir gölge güneşin önünde durur ve daha güzel aydınlatır güneş dünyayı.

Kianak, mjorak, muru3xepek ar goropeli şinapan, ordapan, xvamupan.

Ǩaťa dros ar svas çelamurepe igzalan gzas, ar mutxanis mişaniKobun ar çelamure. Ǩaťa svas ar vava mjoraşi Şoxle kuğodgitun do çkar mskva otanaps mjorak kiana.

Gimua tutas Bolivyas gzalepek Che'şeni ibgaran uxomeli. Çelamurepeşi ğvari yedgitun do mitik var Zirops. Mjoraşi Şoxle meita muru3xoni kuditen Che, çkar mskva otanaps kiana.

Marťi tutas Sivasis uça igven mjora. Cadaxepe stibunan. Uxomeli nabgartanşi goropelis, çelamurepe Sivasişi gzalepes igzalan do a-ti mitik var Zirops. Çkar var mvoxtimuşa goropa, Sivasişen gamulun goropelis oǩvaşxe. Ankaraşa moxtaşi ikibğenan Ǩaťa noğaşen monoxtime çelamurepe, ar xapisxanaşi gale çelamureşi ťiba dodgitun, a ti mitik var Zirops.

Maisi tutas mjoraşi Şoxle Denizi do megabrepe muşi. Mteli kiana goropaten otanapan.

Bulobaşi tutas çkar dido bgara mvocans. Mjora-ti guşabğeri, çelamure-ti. Nazimişi vavaşkala mjoras ginže tomalepeten Kyazimi. Taneri ndğalepe şeni.

Zuğauças, bulepes ar çelamure mpuleri ren otxo Şanaşen doni. Kianak, mjorak xvamups goropeli muşi.

Çkin Ǩaťa oras, Ǩaťa svas, Ç̌iťa Ç̌iťa viçodert şeni momocanan bgara. Birapaten Kideri kianas ar xoma gyukordaşi, içitanen kiana...

Otxo Şanaşen doni, yetimi birapapeten vibirt, vixoront. Vibirat eşo, ğaşen ar muru3xis axelen. Bere çkimik "Kodopskidi bekyari"-ya do ibirtaşi, birapakos vixeler ma. Kianak irki emuşen ognu Lazuri Nena, bere çkimik-ti. Ginže tomoni ar ǩoçik mogures, nena çkiniten xeleba, bgarua, goropa.

"Oras koçepe muruʒxi igvenan ho-i"-ya do mkitxups bere çkimik. Xo, oras Koçepe muruʒxi igvenan do, birapaten Kideri kianaşen, xoma ognan eşo tanunan, çkar var meskirun, birapa korlaşa serepe çkini muruʒxi do goropaten yepşeri.

Okomadıu ar birapas var intren, ar Çaras-ti. Birapaten Kideri kianas, birapape muşiten ar Koçi mikilu çkini-şkas. Ar kiana memişkves do okvaşxe muşi. Ǩaťa seris ar muru3xik birapapes misiminan, xoma muşiten pskidurt eşe, xoma çkiniten tanun.

Vibirat eşo tanun kiana...

Kyazimi cuma; bere çkimik irki Lazuri Nena skanden iguru şeni, birapaten Kideri kianas, çkinden dişkape nodvi şeni, çkar var idi do muruʒxi igvi şeni, iri xolo şeni didi mardi giŞumer skanda.

Birapapeten mikili sin çkini şkas. zati birapaten kideri tu kiana...

Her mevsim, her yerde, azar azar bitiğimiz için ağlamayla yüklüyüz. Şarkılardan yapılmış dünyada bir ses eksildiğinde küçülüyor dünya... Dört yıldan beri, yetim şarkılar söylüyoruz, yetim şarkılarla horon oynuyoruz. Biǯ şarkılar söyledikçe, gökyüzünde bir yıldız seviniyor. Oğlum "Kodopski bekyari" diye şarkısını söylerken, şarkılar kadar seviniyorum ben. Dünya ilk ondan duymuştu Lazcayı, oğlum da. Uzun saçlı bir adam bize dilimizle sevinmeyi, ağlamayı ve aşkı öğretmişti. "Bazen insanlar yıldıza dönüşür dimi baba?" diye soruyor oğlum. Evet bazen insanlar yıldıza dönüşür ve şarkılardan yapılmış dünyadan ses duydukları sürece parlamaya devam ederler. Şarkılar var oldukça gecelerimiz şarkılar ve yıldızlarla dolu.

Özlemek, bir şarkıya da bir yazıya da sığmıyor. Şarkılardan yapılmış dünyada, şarkılarla biri geçti aramızdan, bir dünya bırakarak geride. Her gece bir yıldız şarkılarımızı dinliyor, sesiyle yaşattığı gibi bizi, sesimizle parlıyor... Biǯ şarkılar söyledikçe aydınlanıyor dünya.

Kazım, oğlum ilk Lazca sözleri senden öğrendiği için, şarkılardan yapılmış dünyaya bizden parçalar koyduğun için, gitmediğin ve bir yıldız olup bizi izlediğin için, her şey için teşekkürler sana... Şarkılarla geçtin aramızdan. Zaten şarkılardan yapılmıştı dünya...

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Mehmedali Barış BEŞLİ

EZMOCENİ M3XADENİ?

P'anç'ol'da geçen çocukluğu bize onun çok yönlü kişiliğinin ipuçlarını verir. O coğrafya, o kültür Kazım Koyuncu'yu insanlığın kültürel mirasına ve bize kazandıran temeldir. Hak ve adalet duygusu kültürümüzün bir parçasıdır ve Kazım Koyuncu da bu duyguyla beslenmiştir o coğrafyada.

25 Haziran 2005. İnsanlığın kötülüğe karşı mücadelesinin kara günlerinden biri oldu. Sesiyle, duruşuyla, kötülüğün dünyamızı ele geçirmesinin önündeki engellerden biri olan Kazım Koyuncu'nun kalbi o gün durdu. Acının birçok yüzünü tanıyan bizler onun kalbinin durmasıyla acının henüz tanımadığımız bir yüzüyle tanıştık. Hayatımızı güzelleştiren, yaşamın saldırılarına karşı bize direnme gücü veren Kazım'ımız bizi çok fakir, çok zayıf, onu çok özleyecek insanlar olarak bıraktı ardında.

Kazım Koyuncu'nun bu dünyadan göç etmesi hayatın bir komplosu bize. Dünya üzerinde hüküm süren kötülüğün, hayatlarımızı kontrol eden bu sistemin yeraltı ve yerüstündeki zebanilerinin o korkunç suratlarını bize göstermesi. Dünyadaki ışığın ve aydınlığın azalması...

Kazım Koyuncu ǯor, güzel ve onurlu bir hayat yaşadı. Dünyadaki cennetin bir parçası olan Panğol'da geçen çocukluğu bize onun çok yönlü kişiliğinin ipuçlarını verir. O coğrafya, o kültür Kazım Koyuncu'yu insanlığın kültürel mirasına ve bize kazandıran temeldir. Hak ve adalet duygusu kültürümüzün bir parçasıdır ve Kazım Koyuncu da bu duyguyla beslenmiştir o coğrafyada. Bütün hayatı gibi çocukluğu da ǯor ve güzel bir çocukluktur Kaki'nin. Pangol'da hayat serttir. Vahşi bir doğa ile iç içe bir yaşam hüküm sürer. Kaki'nin direniş ruhunu bu coğrafya kadar babaannesi Ʒera Nandidi de etkilemiştir. Ʒera Nandidi genç yaşta dul kalmış ve onca zorluğa rağmen çocuklarını yetiştirmiştir. Ǩaki hayatla mücadeleyi erken tanır. Ve birçoğumuzdan önce de mahpusluk kavramını, siyasi mücadeleyi öğrenir. 1980 darbesinde babası gözaltına alınır. Bir tek babasının gözaltısıyla kalmaz gözaltılar, köy okulunun evli bir çiftten oluşan öğretmenleri de gözaltılardan nasiplerini alırlar. Gözaltındaki eşi ziyaret için Kaki'nin yardımı alınır, elinden tutulur, o küçük ellerden -ki o eller kadim bir kültür için ne büyük şanstır- destek alınır ve birlikte karakola gidilir.

Kazım sıradışı bir şekilde ilk üniversite sınavına girişinde İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanır. Onun zekasının ve yeteneğinin tipik göstergelerinden biridir bu başarı. Üniversite yılları hepimiz için olduğu gibi onun için de hayatı algılamak ve onun karşısında netleşmeyi getirmiştir. Müzik artık vazgeçilmez bir yaşam kaynağıdır onun için. Devrimci mücadele ise onun kendi ifadesiyle "tarihin akışını düze çıkarmaya çalışmak", "savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar, kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar, yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar, yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar" görmemek için, insanlaşmak için üzerinde yürünmesi gereken uzun bir yoldur. Çocuk yaşında tanıştığı mahpushane, dört ay misafir edecektir onu İstanbul'da. Ama ne gözaltında gördüğü işkence ne de dört aylık mahpusluk durdurur onu insanlığın aydınlığa olan yürüyüşünde.

Dina gerçek anlamda bir direnişçiydi. O direnmeyi Ʒera Nandidi'den, Panğol'un coğrafyasından öğrenmişti.

Hayatın ona çizdiği yolu o hiçbir zaman kabul etmedi. O hep kendi yolunu çizdi. Bunu yaparken de hiçbir şeyden korkmadı. Kendine olan inancı ve yüksek güveni onu korkusuz kılıyordu.

Dina'nın Zuğaşi Berepe'li yılları çok öğreticiydi. Sadece öğretici değil şüphesiz. Ǯor, sıkıntılı, güzel ve direngen yıllardı. İmkansızlıkların yoğun ama yaratıcılığın da eksik olmadığı yıllardı. Zuğaşi Berepe çaresizliğin kendini dayattığı zamanlarda dahi her zaman bir çıkışın var olduğunu öğretmişti. Şüphesiz Dina'nın bir tek müzikal düzlemde değil, hayatın örgütlenişine ilişkin yaratıcılığının katkısı çıkış yolunu bulmayı mümkün kılıyordu. "Bruxel Live" albümü Dina'nın hayatın örgütlenişine ilişkin yaratıcılığının somut bir örneğidir. Grubun üçüncü albümü "İgzas" için finansa ihtiyaç vardır. Grup ne yapacağını bilemez vaziyettedir. Durum çıkışsız gözüküyordur. Dina, Med TV'de canlı olarak verilen konser kaydını disk olarak çoğaltıp, dağıtmayı önerir. Yıl 1997'dir ve o zamanlar disk kopyalamak şimdiki kadar kolay bir iş değildir. Ama Zuğaşi Berepe işin zorluğundan yılmaz.

Arkadaşlarının da desteğiyle albüm kapağından tutun da yüz otuz adet diskin tek tek bilgisayarda kopyalanmasına kadar "Bruxel Live"ın herşeyini grup yapar. Kopyalanan CD'ler bilgisayardan sıcak sıcak çıkıyordur, Dina ve diğerleri ise fırından sıcak ekmek alan çocuklar gibi seviniyordur... İşte Zuğaşi Berepe'nin bu sıradışı konser albümü Dina'nın yaratıcı zekasının 1990'lı yılların polisiye açıdan sıkıntılı yıllarında olası bir ihtiyaç durumunda önceden belirlenmiş buluşma yerleri tespit edilmişti Dina ve arkadaşları tarafından. Bunlar Beşiktaş vapur iskelesi, Kanarya tren istasyonu, Taksim Gezi Parkı gibi mekanlardı. Ona ihtiyaç duyduğunuzda sizin için özel bir mekanı ziyaret edin, kim bilir o bunu hissedip sizinle orada buluşabilir.

Gerek biǯ Lazlar, gerek Karadenizliler, gerekse Türkiye ve Kafkasya halkları için Kazım Koyuncu'nun o büyülü sesinden yeni şarkılar duyamayacak olmak anlatılmaz bir derttir. Bu dert onu İstanbul'dan Hopa'ya yolcu ederken Açık Hava Tiyatrosu'nda düzenlenen törende şimdiye kadar hiç paylaşılmamış bir şekilde paylaşılmıştır. Törende onun anadili olan Lazcanın yanı sıra Kürtçe ve Gürcüce de konuşmalar yapılmıştır ki bu böyle bir törende ilk kez yaşanmaktadır. Kazım Koyuncu'nun karizmatik kişiliği, onun dünya denen yerküreye ve insanlığa olan sevgisi, Türkiyelilerin ve hatta Kafkasyalıların ortak bir acıyla bir araya gelip kendi anadillerinde acılarını, sevgilerini ve ona olan saygılarını dile getirmelerinin zeminini yaratmıştır. Türkiye'de müziğinin dili esas itibariyle Lazca olan bir sanatçının kitleler tarafından böylesine sevilmesi ve sahip çıkılması güzel bir dünyaya olan inancı güçlendirmiş, başka bir dünyanın hala mümkün olduğunu düşündürmüştür.

Kazım Koyuncu'nun bu dünyadan göçü bir son değil, bir başlangıçtır. Onun bedenini sonsuza dek saklayacak olan Hopa ve halkı bu sorumluluğa yakışır, ona yakışır bir kent ve halk olmak zorundadır. Onun yokluğuyla İstanbul ne kadar fakirleşmişse, biǯ ne kadar fakirleşmişsek Hopa ve Hopalılar o kadar zenginleşmiştir. P'anç'ol, bağrında kimi saklamaktasın, unutma!

Bizlerin Lazların, Karadenizlilerin, Türkiyelilerin, Kafkasyalıların, onun anısını ve sevgisini içinden eksik etmeyecek olanların görevi ise onun adını ve mücadelesini sonsuza dek yaşatmaktır.

Kazım Koyuncu ölümsüzleşerek, adına şarkılar söylediği Ernesto Che Guevera'nın Latin Amerika dağlarında ulaştığı azizlik mertebesine Türkiyeli halkların kalbinde ulaşmıştır. O artık bizim doğal önderimizdir. Onun yaşamını ve mücadelesini bilmek ve anlamak bize yol gösterecektir. Onun hayata ve müziğe ilişkin yapmak istediklerini yerine getirmek artık bizim, özellikle de genç kuşakların görevidir.

Kazım'ın bedenini saklayan Hopa artık kutlu bir kenttir. Onun nefes alırken çevresine verdiği ışık sönmeyecek, onun ışığı ve anısı hep yanımızda olacak, bize sonsuza dek güç verecektir.

Cuma Si dixo Şunate incir huy Pançoliskani Berobaskanişi germaşi, abjaşi guri Na domoriney zuğa kçeşuy si Si dixo Şunate incir dixa-skani mara Çkin uskanelobaşi Şunate kodopskidit Zuğaşi bere, Mozoci uğurelobaşa!

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Rop. Fatih Sultan KAR

MISIR EKMEĞİNİN ÇOCUĞU: KAZIM KOYUNCU

Foto: Fatih Sultan KAR

Coşkunun yanında hüzün de çok yakışıyor onun sesine. Karadeniz'in gizemli aşkları dilinden dökülen şarkılarla insanların yüreğine ulaşıyor. Acı, bir ok gibi saplanıyor. Sevgi en güzel anlamlarını kuşanıyor.

Kazım Koyuncu tam bir çevre gönüllüsü. Çernobil, Karadeniz otoyolu konularında yıllarca kamuoyu oluşturmaya çalışmış. Genç müzisyenle, kanser teşhisi konmadan kısa süre önce yaptığımız bir söyleşi.

"Öyle kocaman bir sahili yol yapmak için dolduruyorsunuz. Ya salaksınız, geri zekalısınız ya da siz çok kötü niyetli insanlarsınız. Ya da milleti salak yerine koyuyorsunuz. İkisi de çıkıp kavga etmek için yeterli bir sebep de işte sanatçı olmak bazı şeyleri engelliyor. En fazla bir şey söyleyebiliyorsun, ama bildiğim bir şey var. Bu sahiller geri gelmeyecek. Karadeniz artık yeşiliyle öpüşmeyecek."

O bize denizin armağanı. Karadeniz'in hırçın sularından okyanuslara akan damlalar gibi. Yerelden evrensele uzanan bir müzik yolcusu.

... şarkısını söylerken sanki yaylalara usul usul sis çöküyor, Kaçkar'ın zirvelerinde karlar eriyor, dereler denizle kucaklaşıyor. Mavi ile yeşil adeta öpüşüyor. Sesine doğanın bütün enstrümanları eşlik ediyor. Onun müziğinde; denizin mavisine, dağların yeşiline dokunabilir, sıcak mısır ekmeğinin kokusunu duyabilirsiniz.

Denizin çocuklarıyla yola çıktıklarında takvim 1993'ü gösteriyordu. Bugün müzik deryasında kendi kulaçlarını atıyor. Karadeniz'in deli dalgalarına karşı viya yapan çocuklar gibi. Hayata karşı duruşunu, kendi varoluşunu sürdürmek çabasında. Ayakları yere sağlam basarken sesini yıldızlara ulaştırmanın telaşında.

En çok gençler kulak veriyor sesine. Onlarla yan yana horona duruyor, sesini, seslerine katarak çoğaltıyor. Dünyanın daha yaşanılır bir yer olmasını -özgür ve barışçıl- ümit ediyor. Çocukların ve gençlerin hayallerine inanıyor, çünkü dünyanın; ancak hayallerini kovalayan cesaretli insanlar sayesinde ileriye gidebileceğine inanıyor.

1993'te bir grup arkadaşıyla çıktığı müzik yolculuğuna viya diyerek devam etti. Son albümü Hayde ile Karadeniz'in sınırlarını çoktan aşarak tüm Türkiye'ye, hatta dünyaya ulaştı. Coşkunun yanında hüzün de çok yakışıyor onun sesine. Karadeniz'in gizemli aşkları dilinden dökülen şarkılarla insanların yüreğine ulaşıyor. Acı, bir ok gibi saplanıyor. Sevgi en güzel anlamlarını kuşanıyor.

Kazım Koyuncu'nun müzik serüveni nasıl başladı?

Çocukluğumdan beri müzikle ilgiliydim. Üniversite müzikle ilgilenmem için iyi bir bahaneydi. "Politikacı ya da kaymakam mı olacağım, zaten yapmazlar!" deyip üniversiteyi son yılında bıraktım ve tamamen müzikle ilgilenmeye başladım. Başarısız olsaydım ki bir külkedisi hikayesi değil bu ve sebepleri de var, ahlayıp vahlamayacaktım.

Üniversite gençliğinin size ve müziğinize müthiş bir ilgisi var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biraz hala genç sayılırım. 32-33 yaşlarında genç bir müzisyen olduğumu söyleyebilirim. Üniversitelilerin ilgisi herhalde müzikteki dinamizmden kaynaklıdır. Belki bende gördükleri kendilerine yakınlık. Normal, müzisyenliğim dışında yaşam biçimim. Hayattaki varoluşum. Herhalde öyle bir şey çekiyor, onları bana. Ben her şeyin gençken yapılacağını düşünüyorum. Belli bir yaştan sonra, hayatla belli bir bağlantı içerisine girdikten sonra o hayata bir şey katamayacağımızı düşünüyorum. Bu biraz ağır bir konuşma olabilir ama... İşte askerliğini bitirmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş, bir işte çalışan bir insan -kötülemek açısından asla söylemiyorum- sadece durumla ilgili söylüyorum, risk almaz. Çok böyle bağımsız, çok acayip fikirler kurup onların peşinden gitmez. Oysa hayatı bir adım ileriye götüren şey hayallerimiz, hayallerimizi gerçekleştiren şeyler de cesaretlerimiz. Gençken insan cesur olabiliyor. Bu anlamda üniversiteliler, liseliler hatta daha aşağıda olan insanlar, çocuklar... Ben onların hayatlarını çok önemsiyorum. Çünkü hayat oradan yeni bir şekil alabilir. Onların fikirlerinden, onların yanlışlarından ve doğrularından hayat bir yere ulaşabilir. Yetişkinlerin doğrularıyla, gençlerin yanlışları arasında çok büyük fark yok yani. En kötü olasılıkla yetişkinlerin yaptıkları doğrular kadar önemlidir, gençlerin yanlışları.

Müzikte tulum en güzel sizin müziğinizde yerini alıyor...

Yok, bilmiyorum tabii. O sizin güzelliğiniz.

İgzas albümü nasıl ortaya çıktı?

Eski albümdür o. Babaannemin fotoğrafının olduğu. 1993'te Zuğaşi Berepe'yi kurduk. Müziği o zaman yapmaya çalışıyoruz. O kadar acemiydik ki ne çalmayı ne söylemeyi biliyorduk. Bir şey bilmiyorduk yani. 1993 yılında çalışmaya başladık. 1995'te albüm yaptık. Dünyanın hiçbir yerinde o albümü, o şekilde yaptırmazdı hiçbir yapımcı. Türkiye böyle enteresan bir ülke, ama bizler -çok pozitif anlamda söylüyorum- hırslı, iddialı çocuklardık. O albümü öyle yaptık. Sonradan ne kadar berbat bir teknikle yaptığımızı anladığımızda ise derhal çalışmaya başladık.

İlk albümünüz Lazlar'la ilgili çalışmaların başladığı dönemle mi örtüştü?

Biraz yan yana geliyordu, ama çok önemli bir çıkıştı. Müzik dışında çok önemli etkileri oldu. Müziğe de şöyle etkisi oldu. Biǯ hırs yaptık, bu şeyi temizleyeceğiz diye. 1998'de yaptığımız ikinci albümü sözlerinden, armonisine kadar her şeyini masaya koyabilirim gönül rahatlığıyla. Çünkü tam iki sene uğraştık o albüm için ve artık akıllanmıştık. Biraz da müzik öğrenmiştik, yol kat etmiştik.

O albümün bir misyonu var, yine de bir isim yaptı...

Hatta o albüm en çok satan albümlerden biri oldu, bu tarz müziklerin içerisinde. İçinde yine hareket vardı. Üniversiteliler çok ilgilendi, çünkü kendileri gibi olanlar o müziği yapıyordu. Bu da çok önemli bir şey. Şimdi bana "Sen çok mütevazı bir insansın" filan diyorlar. Aslında hiç de mütevazilikle açıklanabilecek bir şey değil. Hayat zaten ne olabilir ki. Hava aynı hava. Bir yerde biraz kirli, biraz temiz vs. Yağmur ya da güneşli. Bunun için de çok fazla artistliğe gerek yok. Herkesin bir hayatı var. Benimki başkalarından daha değerli değil, ama asla daha değersiz de değil. O yüzden mütevazılık değil. Genç arkadaşlarımın hissettiği şey böyle bir şey herhalde. Direkt onlardan biri olarak hissediyorlar beni. Ben de başka biri olmak istemiyorum ki. Yıllar önce şarkımda söyledim. "Ben, sadece ben olmak istiyorum" diye.

Karadeniz'e ve toplumsal olaylara fazlasıyla duyarlılık var. Çernobil, sahil yolu... O halkın sesi olmak nasıl bir duygu?

Sahil yoluyla ilgili bir sorun var. 2000 yılında sahil yoluyla ilgili ses çıkarmaya başladık birkaç arkadaşla. VİYA albümünün adının bu olmasının nedeni sahil yoluna nazik bir tepki. Çünkü viya sahillerde yapılan bir nevi aletsiz sörf. Ardeşen'de tahtasız da yapılır. Böyle dalgaya bırakıyorlar kendilerini. Kayalarla kavga ediyor insanlar, çocuklar. Bu çok önemli bir kültürel durumdu aslına bakarsanız. Bir ritüeldi, fakat eğer biǯ sahilleri doldurursak böyle bir şey de olmayacak. Sadece küçük şeylerden bir tanesi. Bu bir simgeydi, küçük bir şey. Onu da albümün içine de koyduk. Röportajlarda söyledim. Şimdi bitti sayılır sahil yolu.

Şimdi sahil yoluyla ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyor arkadaşlar, ben de sonuna kadar destek vereceğim, ama insan üzülüyor tabii. Ben söyledim demek istemiyorum tabii... Birçok insan söyledi, teker teker anlattı. Örgütsüzlük kader gibi bir şey oldu Türkiye'de. 1980 sonrası iki kişinin ortak bir şey yapması suç sayıldı, günah sayıldı. Öyle bir yerleşti ki bu, yok öyle bir şey. Yan yana gelmek lazım. Şunu çok açık biliyorum: politikacılardan, belediye başkanlarına, iş adamlarından herkesin işine gelen bir şey bu sahil yolu projesi. Zeka düzeyleri düşük olduğu için çok rahat imza atabildikleri bir proje. Dünyanın hiçbir yerinde yoktur böyle bir şey. Öyle kocaman bir sahili yol yapmak için dolduruyorsunuz. Ya salaksınız, geri zekalısınız, ya da siz çok kötü niyetli insanlarsınız. Ya da milleti salak yerine koyuyorsunuz. İkisi de çıkıp kavga etmek için yeterli bir sebep de işte sanatçı olmak bazı şeyleri engelliyor. En fazla bir şey söyleyebiliyorsun, ama bildiğim bir şey var. Bu sahiller geri gelmeyecek. Herkesin bir katkısı vardır bu işlerde. Ben söyleyeceklerimi söyleyeceğim. Yol bir şekilde bitti sayılır, sahiller mahvoldu. Bizim orada yaşayan insanların da çok büyük kusurları var ama politikacıların ve bürokratların suçu daha büyük.

Sahiller geri gelmeyebilir ama birilerinin hayatımda ilk defa bu kadar cezalandırılmasını istiyorum. Çünkü 700-800 sene sonra bu sahiller tekrar elimize gelecek ve bu insanlar yüzünden tarihin içini boşaltmış olacağız. Siz kimsiniz ya, binlerce yılda oluşan bir şeyi hangi kafayla, hangi vicdanla tutup da yok edebiliyorsunuz? Bu ülke böyle bir ülke. Hangi politikacı olursa olsun umurumda değil. Bunun sanatçılıkla alakası yok. Bu insan olmakla ilgili bir şey. Belki bu eylemlilikler şunu yaratabilir. Bölgede yaşayan insanlar kendilerine sahip çıkmalarına işaret edebilir. Çok duyarsız bizim insanlar. Üç dört yıl kadar bir süre memlekete gidemedim. Herhalde 2001 yılıydı gittiğimde, o dört sene içinde o kadar çok şey değişmişti ki... Her şey korkunçtu. Her taraf çöp içinde. Karadeniz öyle olsun, aklım almıyor.

Şöyle bir alışkanlık var. Köyden kalma bir şey sanırım. Çöpler ne yapılır? Dereye dökülür. Kafa bu kadar çalışıyor. Dere de yüz metre sonra denize kavuşuyor. Dere evin iki metre yanında. Çöpleri nereye döküyorsunuz, diyorum. Nereye olacak dereye, diyorlar. Bravo! Atacak başka yer yok. Gidin eylem yapın, belediyeye başvurun. Bir şey yapsınlar. İnsan çöpünü iki metre yanına koyar mı? Heyelanlar oluyor. Bu kader mi sanki. Deprem oluyor da bu kader miydi? Aynı şiddette başka yerde oluyor da iki kişi bayılıyor, bizde 20 bin kişi ölüyor. Bizde heyelandan her yıl bir sürü insan ölüyor, bir sürü toprak gidiyor, yok oluyor. Bu kader mi? Değil. Bu sizin kötü niyetle ve beyinsizlikle yaptığınız çeşitli politikaların sonucu. İşte dereleri baraj yapma kaygılarınız... Peki kim ne kazanacak buradan? İnsanın geleceğiyle oynuyorsunuz. Sizin kısa vadede kazanacağınız birkaç milyon doların karşılığı milyonlarca insanın geleceği ve bütün dünyanın ortak mirası olan oradaki doğa, oradaki deniz, oradaki dereler. Bütün bunlara karşı çıkmak için ne peygamber olmaya gerek var, ne filozof, ne sanatçı. Hiçbir şey olmaya gerek yok. Sadece gören bir çift göz yeterli. Korkmamak lazım. Devlet niçin var? Devlet modern toplumda benim için var. Topluluk için değil, bütün halk için de değil. Ayrı duranlar için, daha marijinal duranlar için, hayatı tehlikede olanlar için devlet vardır. Ama öyle bir gelenek yok. Türkiye'de herşey devlet için.

Dizi müzikleri devam edecek mi?

Bir ara devam etmesi mümkün değildi. Çünkü çok acayip yoğunluk vardı. Şimdi canım çekti açıkçası, geçen Sultan Makamı'na yaptığımız müzikleri dinledim. O zamanları hatırladım. Öyle güzel bir senaryo çıkarsa ve bana da teklif gelirse yapmak istiyorum. Bu işler ağır işler.

İstiklal Caddesi'nde yürürken bir Fuat Saka'nın, Kazım Koyuncu'nun çalması hoş, gurbette memleketi yaşamak gibi...

Taksim de artık bizim memleket oldu. Artık esnaflar, o kadar çok arkadaşımız oldu ki. Mahalle gibi bir şey. O anlamda Taksim'in özel bir yeri var. O konu biraz ağır bir konu. Daha geniş konuşulması gerekir. Fuat Saka'nın yaptığı müzik yıllardır ortada. Yani bence büyük müzikler yaptı. Bir şeyi iyi yapıyorsanız bu sadece halkı ilgilendirmiyor. Fuat Saka'nın yaptığı müzik bence bütün dünyayı ilgilendiriyor. Gerçekten Türkiye'de aydın kesim ve öğrencilerin daha çok dikkatini çekti ve Taksim de biraz bunun yaşandığı bir yer. Sonuçta okumuş yazmış insanların daha çok geldiği bir yer. Öğrencilerin daha çok dikkatini çekti. Taksim'de pop falan çalmaz. Çok azdır Taksim'de pop çaldığını görmek. Bu anlamda bizlerin albümlerinin çalması gururumuzu okşuyor tabii. İyi bir şey yaptığımızı hissettiriyor açıkçası.

Bölge üzerine geniş bir duyarlılığınız var, hiç kitap yazmayı düşündünüz mü?

Bu hoş bir soru oldu. Bir şeyler yazmak istiyorum, ama çok elle tutulur şeyler değil. Daha çok ruh dünyamı ilgilendiren şeyler. Özellikle toplumsal meselelerde hayatın her şeyiyle ilgilenen tuhaf bir kişiliğim var. Bu bazen yoruyor ama şunu bilecek kadar da bir terbiyem var. Mesela, herkes kendi işiyle daha fazla uğraşmalı. Yani ben müzik yapmaya çalışıyorum. Daha çok müzik yapmalıyım. Başka sözleri başka birileri söylese. Onları yan yana buluştursak keşke. O kolektif ruh, o bir şeyler yapma ruhu hayatım boyunca hep vardı. İstediğim şey esasında bu. Karadeniz'le ilgili birileri bir şeyler yazsın, birileri bir film yapsın ya da bütün dünyayı ilgilendiren konular, fark etmez. Bizler de onları buluşturalım. Yoksa yanlış bir şeyler yapma olasılığı çıkar. Ufak tefek bilgilerimizi çok büyük doğrularımızmış gibi de ortaya koyma hatasını işleyebilirim. Bu da benim yanlış bir şey yapmamı, insanları yanlış yönlendirmemi sağlayabilir.

Stüdyo ZB'de sanatçılara kaset yapıyorsunuz, kimlerle çalıştınız?

Biǯ stüdyoyu geçen yıl açtık. Tam bir sene oluyor. Açmamızdaki ana sebep şuydu. Biǯ yıllardır müzik yapıyoruz. Elimize bir ufak para geçtiği zaman ev, araba, arsa değil de müziği ilgilendiren bir şeyler yapmamız lazımdı. Müziği bir stüdyoda yapmak gerekirse, kendi stüdyomuzda olmalıydı. Bu stüdyonun esas amacı kendi müziğimizi yapabilmekti açıkçası, ama kendi müziğimizi yaparken de bu stüdyonun ciddi masrafları var. Her gelen işe evet demek değil asla. Yine yakın çevremizin, dostlarımızın, arkadaşlarımızın çalışmalarına da bir olanak açabilmek. Onların katkılarıyla bu stüdyonun ilerlemesini sağlamak. Bütün amacı buydu. Bu anlamda; Hilmi Yarayıcı bizim arkadaşımız, onun albümü burada yapıldı. Tunay Bozyiğit (Seyduna Türküleri) ikinci albüm kayıtları burada yapıldı. Hülya Polat'ın yönetmenliğini ben yaptım. Daha çok bizim arkadaşların çalışmaları. Çok da plan yapmadık. Bundan sonra yapar mıyız bilmiyorum.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Filiz ACAR

HAM ĞURA VAR ON, MEĞURA ON!

Bu ölüm değil, yıkımdır!

Pskudi! Ombri ncalepes ukitxit, giğvanene Murun3xepes ukitxit Pskudi! Na voxuzdi xepepe-şkimis ukitxit Gzalepes do mskva otrağodupes ukitxit Pskudi! Vigzali gzalepes do otrağodupes ukitxit

Yaşadım! Erik ağaçları şahidimdir. Yıldızlar şahidim. Yaşadım! Avuçlarımın gücü yettiği kadar Yaşadım! Yollar ve sevgili türküler şahidimdir.

(Bedri Rahmi Eyüboğlu)

Skudu. Gzalepes kuşkuran muçeşi na-skudu. Otrağodupes, birabapes kuşkuran. Berepes do cencepes kuşkuran. Guri-nişis kKapula na-nuçamaputu berepes. Himuşi him memskvaneri nena do otrağodupe-muşi na-niyucamtes cencepes. Kuşkuran. E do him igzalu doleta icibalu. Onape, zuğape, n3alepe şku memitomales do igzalu. Purkinorape, monginorape, inuvape... Mut'on kinçepe, nçxomepe, Kkalupe... Otrağodupe, nenape, gzalepe, novelepe şku memitomales do igzalu. Uçazuğaşi him Ş3ari sferi bere eni na-domaçiles oras ceju xepeşkunişe. Va mağopes. Kinçepe şuǩu yengliğ'on, kinçepe-steri jums idu svalepes.

Dirinu do na-imordu leta-muşişe, Xopeşe cevojulinit. Uşkutu-i-çi naku oropa delemizutes guris, himus na-vuşinaxamtit? Konserepes gamayoxinu şeni muyaperi nenape evuzdamtit? Himuk eyomogutan do him mskva nena-muşite mitrağodamtanşa şku guri muyaperi amamalanetu, çemane do gudate meyovolatetu. Artikatişi xepes vaknat do irağorda cevixoronatetu. Var iyu. Momoğordines do igzalu. Cumalepe-şkimi na-uğomertu berepe, şǩaşa çilambri naşku do igzalu.

Him toli-şkuni oği na-jumtu a parpali steri orltu. Parpalepe naku nuxonduran, kogişkuran. Himuk, şuri na-nupatxu ndğaşa dulya va naşku. Hişoşi pelaperi ortu. İgzalu do Uçazuğa, otrağodupe, birabape umiteli naşku. Himu şkala ar n3aşi tude var vortat aşkva. Beyoğlis, İstiklalis mxucepes na-eyipinamtu tomalepe do klançxums tolepete ar daha oği-şkuni aşkva varto colas-i? "Aşkva şǩuni şeni haminepe-ti dobadona diyu na-itutu Taksimişi gunže gzalepes varto cegutas-i? Him gzalepes nena-muşi xvala iğingilasere-i? Mutite na-var ijginen guri-muşi arti.

Mç̌ipe do gunže, him mskva bere-şkuni dirinu svalepe-muşis on aşkva, hikoni ixepe nobarasere xayarepes. Mpolis na-dvanğinuşi xayifi hik gamiğasere. Va mevazmonat. Hik opşa vorsi ortasere, komişkuran. Şku idu ya do va macereran. Tkva-ti mo icert!

Not: Ham nç̌ara, Kyazim Koinci na-miğures ndğalepes inçarudon.

O yaşadı. Yollar gördü yaşadığını. Şarkılar, türküler gördü. Çocuklar, gençler gördü... Hayallerine ve cesaretine güvendiği, arkadaşlarım dediği gençler... Onun tılsımlı sesine ve müziğine kendini bırakan gençler... Gördü. Ama o gitti. Dağları, denizleri, gökleri bize bırakarak... Baharları, yazları, kışları... Kuşları, balıkları, kedileri... Şarkıları, türküleri, yolları, izleri bize bırakarak gitti. Yaşama en çok yakışan Karadeniz'in hırçın çocuğu sonsuzluğa uçtu. Kuşlar kadar özgür artık tanıdık bildik göklerinde. Doğduğu, büyüdüğü topraklara; Hopa'ya uğurladık onu. Oysa ne çok sevgimiz vardı ona verebileceğimiz. Ne çok coşkumuz, yürek atışımız, konserlerde paylaşabileceğimiz. O, sahnede en güzel aşk şarkılarını söylerken hüzünlenecek, kemençenin tulumun sesiyle coşacaktık. Birlikte horona duracaktık. Olmadı. İlk defa sözünü tutamadı. Arkadaşlarım dediği dinleyicilerini, bütün sevenlerini arkasında bırakarak gitti.

O bizim yüreklerimize konan mavi bir kelebekti. Kelebeklerin ömrünü bilirsiniz. O kısa ömrünü karıncanın telaşıyla çalışarak doldurdu. Gidişiyle Karadeniz, şarkılar, türküler, yetim kaldı. Onunla aynı gökyüzünü paylaşamayacağız artık. Beyoğlu'nda, İstiklal caddesinde uzun saçları, gülümseyen gözleriyle bir anda karşımıza çıkma ihtimali yok. "Burası da bizim memleketimiz oldu" dediği caddede sadece sesi var. Şarkıları, sözleri... Hayata karşı duruşu bir de. Sanatçı duruşunu hayatın her alanına yaymayı başaran güzel çocuk, şimdi doğduğu toprakların bağrında, serin rüzgarlara dönmüş yüzünü... İstanbul'da çalışmaktan yorgun düşmüş bedenini dinlendirecek. Orada çok mutlu olacak biliyoruz. Biǯ gittiğine inanmıyoruz onun, siz de inanmayın!

(Not: Bu yazı Kazım Koyuncu'nun ardından kaleme alınmıştır.)

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Osman Şafak BÜYÜKLÜ

MURUN3XEPEŞEN MOXTİMERİ

Yıldızlardan gelip Yıldızlara giden...

Foto: Fatih Sultan KAR

Çkar, ti çkunişen udoklu na-var doskidun n3aşe, ndğaşi mǯǩupi saatepeşe, kimi oras baras-na-ti ixepeşe, ar ndğas na-bişkidaten zuğapeşe, mcveşi ndğalepeşe, muperepe ivasen var miçkinan-na-ti na-moxtasen orapeşe, Patinobate opşa Tas-na-ti tarixişe, tarixi golalapinuşi oisanuşe na-içalişams mteli mskva nuKoni berepeşe, DonKişotepeşe, daçxurişi maxiralepeşe, Ernesto "ÇE" Guevaraşe, gzas magzalepeşe, oroperepeşe...

Xopaşi opute Pançolis dibadu Kyazimi, Şana 1971 rtu, mteli Lazonaşi berepe steri. Lazonaşi şuri şvanu, Şkarepe şvu, ntxirepunapes do çayeponapes garçetu beroba-muşiz. Bere rtu-na-ti, nosi musi steri berepeşen çkva muntxanepes uğulu.

Hopa'nın Yeşilköy'ünde doğdu Kazım. Yıl 1971'di. Bütün Laz çocukları gibi Lazona'nın havasını soludu, suyunu içti, fındık bahçelerinde, çay bahçelerinde koştu çocukluğunda. Çocuk dahi olsa, aklı kendisi gibi çocuklardan daha başka şeylerde idi. Kısa bir zaman sonra başka düşüncelerde olan bir çocuk olduğu anlaşıldı. Gördüğü bütün ses çıkaran şeylerden müzik aleti yapıp onlarla oynardı. Müziği çok seviyordu. Onunla yatıyor, onunla kalkıyordu. Kemençeye olan ilgisi Yaşar Turna'dan geçmişti. O çocuk büyürken kültürünün sevgisi, müzik ve insan sevgisiyle yoğruldu. Biraz daha büyüyüp daha çok insanlığı tanıdığında, onlar için bir şeyler yapmak gerektiği düşüncesi başladığında, insanlık ve kültür sevgisi için şarkılar yaptı, söyledi. Herkese bu şarkıları söyletti.

İlk, orta ve liseyi Hopa'da okudu. Öğrenci arkadaşları da, öğretmenleri de severdi bu çocuğu. Müzik aleti olarak önce mandolini aldı eline, sonra amcasının almış olduğu gitarı. Ölünceye kadar da bırakmadı elinden gitarını. Gitarı ve müziği, kültür ve insanlık sevgisi onun yaşam anlayışı için olmazsa olmazları oldu. Liseyi bitirdikten sonra üniversitede okumak için İstanbul'a gitti. İstanbul'a gidince orada çok farklı düşünceli insanlarla tanıştı. Onların çoğu müzikle uğraşan insanlardı. Okuduğu okuldan çok müzik ve insanlık için uğraştı. Ve okulunu bıraktı. Orada tanışmıştığı müzisyenlerle tamamen müzik için çalışmaya başladı. Çok zorluklar çektiyse de çok sevdiği müziği ve müzisyenliği bırakmadı. Kazım, Lazona'ya yıldızlardan gelmişti. Lazona'nın, Lazlar'ın sesini en çok, en güzel duyuran insanlardan biriydi ve bu ölene kadar da böyle devam etti.

İstanbul'da başka başka müzik gurupları ile çalıştı. İlk olarak Zuğaşi Berepe ile Laz müziği yaptı. Orada Lazca şarkılar söyledi. Sonunda en çok tanındığı gurubu kurdular ve etnik müzik yaptılar. Türkiye'ye ve bütün dünyaya böylelikle Lazlar'ın ve onların komşularının müziğini duyurdu. Kazım'ı yalnız Lazlar değil Türkiye'nin bütün halkları, hatta dünya halklarının çoğu tanıyordu. Ve onun şarkılarını dinliyordu.

Kazım'ın sesi ve müziği çok hoşuma gidiyor ve seviyordum. Onun şarkılarını sevmeyen de yoktu. Kazım, tanındığı gibi sadece müzisyen değildi. Çok ilerici, aydın, hümanist ve çevreciydi. Yaptığı müziği kulağa hitap için yapmadı. Kulaktan başka duyguya ve düşünceye bir şey verebilecek şekilde yapmaya çalıştı.

Ben burada, Kazım'ın müzikten başka düşünceleri için bir şeyler söylemek istiyorum. Kazım çevreci bir insan olduğu için bu tür guruplara yardım etti ve yapılan işlere destek verdi.

"Artvin ve Bergama'da siyanürle altın arama belası. Akkuyu'da santral, Gökova'da termik santral, Furtuna vadisindeki hidroelektrik santrali... Derken aslında çok daha önce başlayan Samsun-Sarp Sahil Yolu Projesi. Bu proje kapsamında yok edilen ve durdurulmazsa tümüyle yok olan sahillerimiz. Ve çocukluğumuz. Ve geleceğimiz. Ve tarihimiz. Ve... Yaşam"

Ben kendisini böyle bir eylemde; Karadeniz sahillerini koruma eyleminde gördüm, tanıdım Kazım'ı. Eylem gurubumuza destek vermeye gelmişti. Karadeniz sahillerinin taşla doldurulmasını istemiyordu. Çevreci olduğu için bize destek vermeye gelmişti. Orada, gelenlere deniz kıyılarının taşla doldurulmasıyla sahillerimizin yok olacağını anlattı. O zaman desteği bizi çok sevindirmişti.

"Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilemesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara- her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biǯ de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."

Böylelikle teşekkür ettiği dünyadan gitti Kazım. Erkenden. Kazım gittiyse de sevgisi ve şarkıları yaşayacak yeryüzünün her yerinde. Sonsuza kadar. Çernobil'in etkileri onu da yakaladı erkenden ve yakışmayan bir zamanda kaybettik onu. Sonsuzluğa erdi. İstemesek de Kazım erkenden bıraktı bizi. Yaptığı iş; Laz kültürü ve dili için çok zamandan beri yapılması gerekli olan bir işti. Laz dili ve kültürünü yalnız Lazlar'a değil de bütün Türkiye'ye, dünyaya tanıtmaya, sevdirmeye çalıştı ve başardı da...

Çok teşekkürler Kazım... Yıldızlardan gelip yıldızlara gittiysen de yüreğimizdesin.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
İsmail Avcı BUCAKLİŞİ

KAZIM'IN SEVDASINA DA, MANEVİ VARLIĞINA DA, YARATTIĞI DEĞERLERE DE SAHİP ÇIKIYORUZ

26 HAZİRAN GÜNÜ ARAMIZDAN AYRILAN LAZCA ROCK MÜZİĞİN ÖNCÜLERİNDEN KAZIM KOYUNCU KENDİNİ ŞÖYLE TANIMLIYORDU:

"Hepsinin ötesinde bir devrimciyim"

Karadenizliliğiyle devrimciliğini Lazca müziğiyle resmeden Kazım Koyuncu hasta yatağında bile mücadeleden vazgeçmemişti. "Kansere yakalanmam bir tesadüf değil" diyen Koyuncu'nun son vasiyeti Karadeniz'de bir Kanser Araştırma Hastanesi'nin kurulmasıydı.

Çünkü, O bir Laz'dı, bir devrimci, bir anarşistti, aydındı, Karadenizli'ydi, Trabzonspor'luydu, çevreciydi, Çernobil mağduruydu, sanatçıydı, müzisyendi, gitaristti, adamdı, adam gibi adamdı... O modern Rock sounduyla Laz müziğini var etmişti, Karadeniz müziğini ayağa kaldırmıştı...

Aramızdan ayrılışının 4. yılında Kazım Koyuncu'yu yine anıyoruz. Bizler, her geçen yıl, Kazım'ın eksikliğini daha çok hissediyoruz. Yıllar ona olan özlemimizi arttırıyor. "Kazım yaşasaydı herşey başka olacaktı." dediğimiz çok oluyor.

Çünkü, O bir Laz'dı, bir devrimci, bir anarşistti, aydındı, Karadenizli'ydi, Trabzonspor'luydu, çevreciydi, Çernobil mağduruydu, sanatçıydı, müzisyendi, gitaristti, adamdı, adam gibi adamdı... O modern Rock sounduyla Laz müziğini var etmişti, Karadeniz müziğini ayağa kaldırmıştı...

Kazım 'artist' gibi değil, insan gibi davranmayı, insana insan gibi yaklaşmayı, insani değerleri baş tacı etmeyi bilen biriydi. İnsanlara tepeden değil, göz seviyesinden bakmayı asla ihmal etmedi. İnsanların acılarına ortak olmayı biliyordu. Ölüm orucu yapan insanların da, Çernobil mağdurlarının da, lösemili çocukların da yanında oldu. Çünkü, çağımızda sahip çıkılması gereken en büyük değerin, insani değerler olduğunu çok iyi biliyordu. Hatta bu vasıfları bizzat üzerinde taşıyordu.

Şöhret, O'nu şaşırtmadı, şımartmadı. Yüksek reytingli televizyon programına çıktığında dahi asla eğilip bükülmedi; kimliğine, kültürüne sahip çıktı. Gururla anadilinden ezgiler söyledi. Kendinle barışık olmak, samimi olmak, böyle bir şeydi. İnsanlar bu samimiyeti ve içtenliği hissetti. İşte bu yüzden, Kazım çok sevildi. Bir dizi oyuncusunun, doğaçlama Lazca şarkı söylemesini sağlayacak kadar sıcak dostluklar geliştirdi.

Herkes için sahiplenilecek bir yanı vardı Kazım'ın. Normal değil midir bir insanın bu kadar çok yönünün olması? Bir insan hem sanatçı, hem anarşist, hem Trabzonspor'lu... olamaz mı?

Dosttu, arkadaştı...

Hayattayken, O'nu rakip olarak görenler bile, sahiplenir gözüktü, büyüklüğünü kabul etti. Pek çoğumuz gibi, bir üniversite öğrencisi olarak, İstanbul'a ayak basan Kazım'ı, zaman ve koşullar şekillendirdi elbette; ama O da hayata, kendi hayatına biçim verdi. Ʒamana ve koşullara asla teslim olmadı. Yılmadı, yılgınlığa düşmedi, kendini, çevresini her defasında var etmeyi becerdi. Duruşu ile, tavrı ile, ürettikleri ile yeni bir yaşama alanı oluşturdu.

Herhangi bir geleneğin devamcısı olmadı... Kimseyi taklit etmedi; tersine her zaman örnek olmayı bildi.

Yıllardır, bir bütün olarak, Karadeniz insanına dayatılan; arabesk, fantazi ve daha nice isimlerle anılan yozluğa karşı, Karadeniz müziğine sahip çıktı, can verdi, ruh verdi, şekil verdi. Sadece mahallede değil ve sadece mahalleliler tarafından değil bütün Türkiye'de, dinlenir, sevilir, beğenilir hale getirdi...

Üstelik kendi tarzıyla, kendini de müziğin içine katarak, müziğin bir parçası olarak...

On yıllarca yok sayılan Laz müziğini ise, ayağa kaldırdı, geniş kitlelere tanıttı. Lazların ve Lazcanın sesi, soluğu, gururu oldu. Bu memlekette, bir insanın Lazca müzik yaparak, Laz gibi yaşayarak da var olabileceğini dosta düşmana kanıtladı.

1990'ların başında, yaprağın bile kıpırdarken tedirginlik yaşadığı yıllarda, Lazca şarkılar söyledi. O dönem için bu bir cesaretti, yürek isteyen bir işti.

1990'ların başında kim vardı, Rock müzik yapan Karadenizli sanatçı? Kazım, Laz müziğinden yola çıkıp; Rock tarzı Karadeniz müziğinin yaratıcısı oldu? O hiç kimsenin devamcısı olmadı.

Kazım yenilikçiydi, O'nun ruhu, beyni devrimciydi. Laz müziğinde de Karadeniz müziğinde de devrim yaptı. İşte bütün bunlardan dolayı Kazım bir ekol oldu.

İşte böyle olduğu için, bugün Laz gençleri arasında da, Karadeniz'de de, Kazım'ı örnek alan, onlarca genç müzisyen ve müzik grubu vardır. Çünkü, Kazım başarılabileceğini herkese gösterdi. Gençlere yol açtı, yol gösterdi.

Bu yüzden, Laz ve Karadenizli gençler için, başarının, var oluşun, kendi kimliğinle, dilinle, renginle, kokunla, şeklinle var olabilmenin sembolü oldu. Bundan dolayı umut oldu, idol oldu...

Kazım, aynı zamanda, Karadeniz'e çöreklenen yozluğun, kirliliğin, inkarcılığın da reddi ve alternatifidir.

Olmayanı, hayal bile edilemeyeni başardı. Lazca bir çok şarkıyı, Türkiye'ye sevdirdi. Üstelik sözlerini değiştirmeden, dilini bozmadan, rengini soldurmadan, piyasaya, paraya teslim etmeden, yozlaştırmadan, ilk kez sözleri Türkçe olmayan bir şarkıyı, tüm Anadolu'ya sevdirdi... Kim bütün bunların az birazını becerebildi? Kimdir, Türkçe dışında müzik yaparak kendini, müziğini kabul ettirebilen? Ötesinde kendini sevdirebilen?

Bakın geriye, geçmişe bakın...

Kazım için, "bizim geleneğin devamcısıdır" demek kimin haddine! Zira, O geleneğin ta kendisidir. Kendi ekolünü yaratmıştır ve bir geleneğe dönüşmüştür.

O'nu tüm Türkiye sevdi; Lazı, Türkü, Kürdü, Horumu, Gürcüsü, Hemşinlisi ile...

Kazım herşeyi ile bizi çok gururlandırdı. O Lazlar'ın, Karadenizliler'in aydınlık, sevgi dolu, insani yüzüdür.

Kazım'ın sevdasına da, manevi varlığına da, yarattığı değerlere de sahip çıkıyoruz.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği

BİRAPA MUŞİ SKİDUN GURİ ÇKİNİS

Opodrace ren Lazepeşi

Foto: İsmail Bucaklişi arşivinden

Şarkıları ve yüreklere dokunan içli sesiyle olduğu kadar devrimci duruşuyla da belleklere kazınan Laz müzisyen Kazım Koyuncu, 7 Kasım 1971'de Artvin-Hopa'ya bağlı Sugören (P'anç'ol) köyünde doğdu. Babasının deyimiyle o, doğduğunda da adamdı. İlk enstrümanı mandolindi. Sonrasında ise gitar. 1989 yılında üniversiteyle birlikte İstanbul'la da tanıştı. Okulu bitirip kaymakam olmayı değil müzik yapmayı seçti.

1990 yılında Çağdaş Sanat Atölyesi ile başlayan yolculuğu, Ali Elver ile kurdukları müzik grubu "Dinmeyen" ile devam etti. Zuğaşi Berepe ile Türkiye'de Lazca ve Laz kültürü üzerine yapılan çalışmaların merkezinde yer aldı. Gitarı ve sesi ile destek verdi yapılan çalışmalara. Laz dilinin yok oluşunun önüne Zuğaşi Berepe ile geçmeye çalıştı. Grup, 'Va Mişk'unan', 'Bruxel Live' ve 'İgzas'ın ardından Kazım'ın gruptan ayrılmasıyla dağıldı. Kazım, yoluna tek başına devam etti. Adını, Karadeniz'de Laz çocuklarının kendilerini deli dalgalara bırakarak yaptığı aletsiz sörften alan ilk solo albümü 'Viya'yı 2003 yılında çıkardı. Ardından 'Hayde' geldi. Bu arada 'Gülbeyaz' dizisinin müziklerini yaptı. Sonra da Kemal Sahir Gürel'le 'Sultan Makamı'nın...

Ünü artık ülke sınırlarını aşan tanınmış bir müzisyendi. Yurt içinde ve dışında pek çok konser verdi. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda düzenlenen 'Hey Gidi Karadeniz' konserlerine öncülük etti. Bu konserlerde Karadeniz müziğinin güçlü sesleri Fuat Saka, Volkan Konak ve Bayar Şahin ile birlikte sahne aldı.

Onun Lazca için büyük düşleri vardı. Dünya için de. Bu nedenle başta Karadeniz sahil yolu olmak üzere tüm doğa katliamlarına karşı durdu. O arkadaşlarının tanımıyla tam bir anti otoriter ve hiyerarşi karşıtı idi. Çocukların ve gençlerin en yakın dostu, 'Kazım abisi'ydi. Onların düşlerine ve cesaretli yüreklerine inanıyordu. Bu güzel hayaller ne yazık ki adı 'kanser' olan bir kabusla kesildi ve 25 Haziran 2005 günü hayata veda etti. 26 Haziran 2005 günü bu kez veda için Açık Hava Tiyatrosu'nun sahnesindeydi. Halbuki tam da o günlerde "Hey Gidi Karadeniz" konseri için sahneye çıkacaktı. İstanbul onun göçüyle yine sarsılmıştı. İstanbul, tarihinin en kalabalık cenaze törenlerinden birini yaşamıştı. Kazım Koyuncu Hopa'da onbinlerin katıldığı bir cenaze töreni ile 27 Haziran 2009'da doğduğu köyde, P'anç'ol'da defnedildi.

Arkasından çok şey yazıldı, söylendi. Ama bunların en güzelini belki de yönetmen Ümit Kıvanç'ın hazırladığı 'Şarkılarla Geçtim Aranızdan' belgeseli söyledi. Çünkü bu belgeselde konuşan Kazım'ın bizzat kendisiydi.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Yaşar BAYRAKTAR

ANTİK ÇAĞDA BİR SEYAHATNAME - ONBİNLERİN DÖNÜŞÜ (ANABASİS)

Onbinlerin yürüyüş güzergahını gösteren harita

Yunan Tarihçisi Ksenefon, Türkçe'de Onbinlerin Dönüşü olarak çevrilen Anabasis adlı eserin yazarıdır. M.Ö. 427-355 yılları arasında yaşamıştır. Sokrates'in öğrencisidir. Anabasis, Hellenler'in bin paralı askerle Anadolu'ya çıkarak çeşitli halklardan oluşan onbin askere kadar büyümüş bir ordudur. "Onbinlerin Dönüşü" Anadolu'yu boydan boya geçerek bu askerlerin Trabzon'da denize kavuşmaları ve deniz ve kara yolu ile de Yunanistan'a geri dönmelerinin hikâyesidir. Sinop'a kadar gelmeleri 122 günü yürüyüşle geçen 8 aylık sürede gerçekleştirmişlerdir.

Uzun bir yürüyüşün sonucunda Karadeniz dağlarının zirvesine kadar gelmişlerdir. Bazen ǯor savaşlara girmişler bazanda karşılıklı anlaşarak savaşmadan yürüyüşlerine devam etmişlerdir. Denize inmelerine az bir mesafe kalmıştır artık.

Theekhes Tepesine geldiklerinde Karadenizi gördüler. Herkes hasretle deniz deniz diye bağırmaya başladı. Burası Makronlar'ın memleketi idi. Makronlar kıldan elbiseler giymişti, örme kalkanları ve uzun mızrakları vardı. Hellenler'le Makronlar savaşmadan anlaştılar. Birbirlerine mızrak hediye ettiler. Hellenler'in Kolkhis memleketine gitmeleri için onlara yardım ettiler. Ağaçları keserek Hellenler'e gidecekleri yolu hazırladılar ve onlara eşlik ettiler. Burada yüksek bir dağ vardı. Kolkhisliler bu dağın tepesinde mevzilenmişlerdi. Hellenler Kolkhisliler'in sayıca az olmalarından cesaret alarak sıkışık halde strateji saptamadan savaş düzenine geçip saldırdılar. Bölgenin ağaçlık olması nedeniyle geniş düzende saldırıya elverişli değildi. Kolkhlar Hellenler'i püskürttüler.

Hellenler bu savaş düzeni ile her zaman kaybedeceklerini anladılar. Saldırı stratejisini yeniden belirlemeleri gerekiyordu. Böyle devam ederlerse hezimete uğrayacaklardı. Komutanlar yeniden toplandı. Yüzbaşılar fikirlerini söylediler. Savaş komitesince saldırı düzeni yeniden belirlendi. Askerler sağ ve sol olmak üzere iki koldan saldıracaklardı. Toplu olarak değil tek sıra halinde ilerleyeceklerdi. Eğer tek bir bölük bile tepeye çıkabilirse savaşı kazanacaklardı.

Her yüzbaşı her biri 100'er kişilik 80 bölüğü sağ, 80 bölüğü sol cepheye yerleştirdi. 600 kişilik okçular ve 600 kişilik taş atıcılar sağ ve sol bölüklerin dışına yerleştirildi. 1600 kişilik de okçularla taş atıcılar orta kısma yerleştirildi. Sağ ve sol kanattan harekete geçen Hellenler dağa doğru saldırıya geçtiler. Kolkhisliler'in bir kısmı sağa bir kısmı sola geçerek düşmanı püskürtmek için saldırdılar. Kolkhislilerin ortasında büyük bir gedik oluştu. Boşluğu gören Hellenler düşmanın kaçtığını sandılar ve boş tepeye vardılar. Kolkhisliler hem ikiye ayrılıp hem de iki ateş arasında kalınca sayıca üstün olan düşman karşısında savaştan vazgeçip kaçmaya başladılar.

Hellenler dağa çıktılar. Bol bol yiyecek bulunan birkaç köyde konakladılar. Burada tuhaf bir şey vardı. Hiçbir canlı hayvan yoktu. Kolkhisliler kaçarken yanlarında götürmüşlerdi ama arı kovanları ve kaplarda bolca bal vardı. Askerler bu baldan bolca yediler. Az yiyen askerler sarhoşa benzediler, çok yiyenler deli gibi oldular, birkaç kişi de öldü. Askerler yenilgiye uğramış gibi yerlere uzanmışlar serilip yatıyorlardı. Kampta büyük bir korku hüküm sürüyordu. İki üç gün sonra zehirlenmeden kurtulmuş gibi ayağa kalktılar.

Hellenler Kolkhislilerin köylerinde 30 gün dinlendiler. Kolkhisliler'in köylerini yağmaladılar. İki günlük yürüyüşten sonra Trapezus'a (Trabzon) vardılar. Burası Sinope'nin (Sinop) kolonisi ve Hellen şehridir. Pontus Euksienos (Karadeniz) kenarında ve Kolkhlar memleketinde kurulmuştu.

Trabzonlular onları şehre aldılar. Hellenler'e pazar kurdular. Onlara yiyecek sattılar. Sığır, un, şarap gibi hediyeler verdiler. Komşularıyla, özellikle ovada oturan Kolkhisliler'le dostluk kurmaları için aracılıkta bulundular. Ovadaki Kolkhisliler de dostluk hediyesi olarak sığır verdiler. Hellenler tanrıları Zeus ve Herakles'e adaklar sundular. Boğalar kestiler. Spor yarışmaları düzenlediler. Şenlikler yaptılar. Koşu, mukavemet koşusu, at binme, güreş, yumruk dövüşü düzenlediler.

Hellenler yiyecek sağlamak için kale dışına çıkıyorlardı. Yurtlarından kovulan Kolkhisliler tepelere yerleşmiş, Hellenler'e saldırıyorlardı. Helenler kolay alınacak köylere saldırıyorlar köylülerin yiyeceklerini yağmalıyorlardı. Hellenler Driller'in ülkesine saldırdılar. Driller'in alınması kolay köylerini yakıp yıktılar ve kalelerine çekildiler. Hellenler Driller'den kaçan birkaç hayvanla yetinmek zorunda kaldılar. 3 günlük uzaklıkta yiyecek dolu bir kalenin olduğunu haber aldılar. Bu kale olağanüstü derinlikte bir ırmak yatağında kurulmuştu, yüksek kale duvarları ile çevrilmişti ve içine girmek çok zordu.

Askerler ırmak yatağını aştılar, içeride yiyecek ve değerli şeyler olduğunu görünce saldırdılar. Kaledekiler iç kaleye kaçtılar. Yiyecekleri taşımaya gelenlerle beraber dere yatağında ikibin kişi toplandı. Driller dar ırmak yatağında askerlere saldırdılar. Hellenler hemen haberci yolladılar. Haberci "Her çeşit mal dolu bir kale var ama alamıyoruz. Geriye de çekilemiyoruz" deyince yüzbaşılar geldiler ve keşif yapıldı. Çok adam kaybetmeden geri çekilmek imkansız gibi görünüyordu. Kale de alınamıyordu. Kâhinler de aynı şeyleri söylediler.

Yüzbaşılar bölüklerinin başına geçti. Yay biçiminde bölüklerini dizdiler. Zafer türküleri söyleyip borazanlar çalarak koşar adım saldırıya geçtiler. Mızraklar, oklar, sapan taşları, elle savrulan taşlar, hepsi birden uçuşmaya başladı. Tutuşturulmuş meşaleler de vardı. Düşmanlar bu saldırı karşısında şarambolleri ve kuleleri bırakıp kaçtılar. Askerler ellerinden silahları bırakıp birbirlerine omuz vererek kaleyi aldılar, aldıklarını sandılar. Komutanlar herkesin içeri girmesini engellediler, çünkü tepelerde düşman askerleri belirmişti. Kısa süre sonra içeriden bir haykırışma yükseldi. Askerlerin bir kısmı aldıkları ganimetlerle kaçıyorlardı, birkaçı da yaralanmıştı. İçerisi çok kalabalıktı, bir çıkış hareketi ile kendilerine saldırıldığını söylediler. Komutanlar daha kalabalık bir grupla saldırmalarını söylediler. İç kaleye kadar olan yerler yağma edildi. İç kaleyi ele geçirmenin kesinlikle imkansız olduğuna karar verdiler.

Geri çekilmeye başladılar. Çekilmekte oldukça tehlikeliydi. Bu arada iç kaledeki bir evin çatısı bilinmeyen bir nedenle yanmaya başladı. Çatı çöktü ve içeridekiler kaçışmaya başladılar. Tanrılarından biri kendilerine kaçış yolu göstermişti. Evleri yaktılar. Düşmanla aralarına odun yığıp tutuşturdular. Alevleri aşamayan düşmanları, Hellenler'in kayıp vermeden geri çekilmelerini sağladı. Evlerin tamamı ahşap olduğundan iç kale dışında herşey kül oldu.

Hellenler bir gün sonra geri çekildiler. Trabzon'a gidilen yollar çok dikti. Kolkhisliler yine saldırdılar ama hellenler kayıp vermeden Trabzon'a döndüler.

Gerektiği kadar erzak ve erzakları koyacak yeterli sayıda gemi olmadığından yola çıkmak gerektiğine karar verildi. Hastalar, kırk yaşın üstündeki askerler, çocuklar ve kadınlar ve yükler gemiyle yola çıktı. Diğerleri yaya yola koyuldu. Yol onarılmıştı. Üç günlük yürüyüşten sonra Kerasus'a (Giresun) varıldı.

Burası bir Hellen sahil şehri ve Sinope'nin Kolkhlar ülkesindeki bir kolonisi idi. Burada 10 gün kaldılar. Birlikler teftiş edildi. Takriben 10 bin kişiden 8 bin kişi kaldığı anlaşıldı. Diğerleri düşman eliyle ve kar veya hastalıktan ölmüşlerdi. Kerasus'ta esirlerin satılması ile elde edilen para taksim edildi. Tanrıları Apollon ve Artemis için hisse ayrıldı.

Kerasus'tan ayrıldılar. 8 günlük yürüyüşten sonra Khalibler'in memleketine vardılar. Bunlar kalabalık değillerdi. Demircilikle geçiniyorlardı.

Tekrar iki günlük yürüyüşle Kotyora'ya vardılar. Burası Sinope'nin kolonisi idi. Kendilerine Sinope'nin elçileri geldi. Savaş istemediklerini, kendilerinin de Hellen olduklarını belirtip Hellenlerden herhangi bir kötülük beklemediklerini söylediler. Karşılıklı iltifatlardan sonra Sinope elçileri misafir edildi. Herşey tatlıya bağlandı. Sinopeliler Hellenler'e eğer denizden giderseniz size gemiler gerekli. Bunları size biǯ tedarik edebiliriz. Eğer karadan yaya gidecek olursanız hep harp etmeniz gerek. Size biǯ rehberlik yaparız. Paphlagonların memleketinden geçmeniz gerek. Biǯ Paphlagonlar'ın memleketini ve kuvvetini biliriz. Orada hem güzel ovalar hem de yüksek dağlar vardır. Dağlar arasındaki yolu biǯ biliriz. Sonra üç plethron genişliğindeki Thermedon (Terme) sonra İris sonra da Halys nehrini geçmeniz gerek. Bu yollarda savaşta çok insan kaybedersiniz. Burada yolculuk çok ǯor ve imkansızdır. Deniz yolu ile giderseniz buradan Sinope'ye, Sinope'de ve Heraklia'ya da birçok gemi bulunur. Bundan sonra hiçbir sorun kalmaz dediler.

Hikâye uzayıp gider...

Kaynakça:

  1. Ksenophon, Anabasis (Onbinlerin Dönüşü). Çev. Tanju Kökgol, Sosyal Yayınları, İstanbul, 1984
  2. Ksenophon, Anabasis. Çev. Hayrullah Örs, İnkılâp Yayınları Ayrıca bu olaya kitaplarında yer verenler;
  3. Bijişkyan, Per. Minas, Pontus Tarihi, Çev. Hrand Andreasyan, Chiviyazıları yayınevi, İstanbul, 1998
  4. Usta, Veysel, Trabzon, Serender Yayınları
  5. Işık, Adem, Antik Kaynaklarda Karadeniz Bölgesi, Türk Tarih Kurumu
  6. Lloyd, Seton, Türkiye'nin Tarihi, Çev. Ender Varınoğlu, Tübitak Yayınları
Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Rop. Ebru KOÇAK

MARSİS ROCK'LA BULUŞTU

Grup Marsis, kendi adını taşıyan ilk albümleriyle müzikseverlerin karşısına çıktı. Kendine tarz olarak Karadeniz-rock'ı benimseyen grubun solisti Korhan Özyıldız'la hem müziği, hem muhalif duruşlarının nedenlerini konuştuk.

Grubun adı çok farklı çağrışımlar yapıyor. Aslı nedir?

Grup adını Kaçkar Dağları'nın endamlı bir zirvesi olan Marsis Dağı'ndan alıyor.

Nasıl bir araya geldiniz?

Marsis'in bir araya gelişinin uzun bir hikayesi var. Hayata bakışı ve düşünceleri birbirine çok yakın olan kişilerin zamanla eklenerek çoğalıp - kesişen yollarında bir araya gelmesiyle oluştu grubumuz. Grubun vokaliyim. Müzik yapmaya karar verdiğim zamanlarda Rize-Fındıklı (Viğe)'daydım. İmkânsızlıklardan dolayı Türkiye'de müziğin kalbi olan İstanbul'a gelmeye karar verdim. Öncesinde amatör müzikal çalışmalarım oldu, fakat Marsis'in başlangıcı memleketten tanıdığım Ceyhun'la karşılaşıp müzik yapma fikriyle başladı. Sonrasında Mustafa katıldı bize. Çok soğuk bir kış gününde küresel ısınma eyleminde çalarken Çağatay'la tanıştık. Ardından o sıralar Kadıköy Müzik'te olan Evren katıldı aramıza. Ve en sonunda uzun süren davulcu problemimiz Yaşar'ın gelmesiyle sona erdi.

Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Yaptığımız müziği, Karadeniz halklarının yüzyıllar boyunca biriktirmiş olduğu müzikal yapının ve kültürünün üzerine inşa etmeye çalışıyoruz. Ayrıca yaşadığımız çağın sonuçları gereği, dünyanın diğer bölgelerindeki müzik türlerinden de etkileniyoruz. Ve hem müzikal hem de felsefik açıdan takip ettiğimiz rock ile birleştirme çabamızdan dolayı Karadeniz-Rock olarak adlandırıyoruz. Çoğunlukla Lazca şarkılar söylememize rağmen, daha önce tanım olarak ortaya konmuş Laz-Rock ifadesini kullanmamızın nedeni, genel olarak Karadeniz bölgesinde yaşayan tüm halkların dilleri ve kültürlerinin yaşaması ve yaşatılması için göstermeye çalıştığımız ortak çabadan dolayıdır. Öncelikle Laz dili, müziği ve kültürü olmak üzere Hemşin, Gürcü ve az sayıda kalmış olsalar da Karadeniz'de yaşayan diğer halkların dillerinin ve kültürlerinin yaşaması gerekliliği bizim için aynı önemi taşır.

Kendi müziğinizi yaparken örnek aldığınız isimler var mı?

Yaptığımız müzikte ve hayatımızda örnek aldığımız ve bize açtıkları yoldan yürüdüğümüz çok değerli insanlar var tabii. Yakın dönemden bahsedersek; ilk başta Zuğaşi Berepe ve dünya görüşünü müziğiyle bizlere çok güzel yansıtan, erken kaybettiğimiz Kazım Koyuncu'dur. Kazım Koyuncu, hem kültürel hem de müzikal bir devrim yapmıştır. Lazca diye bir dilin varlığından, bunun bir şiveden ibaret olmadığından çoğu insanın Kazım Koyuncu sayesinde haberi olmuştur. Sonrasında Fuat Saka, Birol Topaloğlu ve Volkan Konak gelir. Daha geçmişe dönersek halen araştırmakta olduğumuz ve her gün yeni kayıtlarını bulduğumuz cevherler yatar. Bunlar Helimişi Xasani, Maçkalı Hasan Tunç, Yaşar Turna, Picoğlu Osman ve niceleridir.

Grubu, konserlerin haricinde eylemlerde ve meydanlarda da görüyoruz. Müzikle siyasetin ilişkisini nasıl yorumluyorsunuz?

Bizim için apolitik insan yoktur. Her birey tüm seçimleriyle, farkında olsa da olmasa da politik bir tercih yapmaktadır. Söylediği her söz, tükettiği her ürün hayata bakışını ve hayattaki yerini yansıtır. Öncelikle iyi birer müzisyen olmak için yapılması gereken tüm teknik konularda, gerek enstrumanlarımızı daha iyi çalabilmek olsun, gerek grup uyumunu en üst seviyeye çıkarabilmek olsun, gerekse müziğin dilleri olan armoni, melodi ve ritm konularında olsun kendimizi yetiştirmeye, eksik olduğumuzu düşündüğümüz konularda kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Ama bunun yanında biliyoruz ki, müzik sadece notalardan ibaret değildir. Bizce müziği gürültüden ayıran armonik, melodik ve ritmsel uyum olduğu kadar, müziği üreten kişinin söyleyecek sözü ve dertlerinin olmasıdır. Basılacak bir notanın gücü, üreten kişinin yaşama dair dertleri ve sorunları olması ile de doğru orantılıdır.

Bu dertler yeri gelir bir aşk acısı olur, yeri gelir sadece Karadeniz bölgesinde 495, tüm Türkiye genelinde 12 bin 211 köy adının değiştirilmesiyle halkların dilinden, kültüründen ve geçmişinden koparılmasının verdiği acı ile yeri gelir yıllardır uygulanan gizli ya da açık baskıların sonucu Lazca, Hemşince, Rumca bilen ama bunu bizden saklamaya çalışan büyüklerimizi görmenin verdiği acı ile olur.

Yeri gelir üretenin kişisel bir korkusu olur, yeri gelir Çernobil faciasında gözümüzün içine baka baka yalan söyleyen koca koca devlet adamlarının daha kimbilir hangi konularda yalan söylemeye devam ettiklerini bilmemenin yarattığı korku, yeri gelir potansiyel birer kanser hastası olmamızın yarattığı korku, yeri gelir fosil atık, hidroelektrik santral ve nükleer enerji lobisinin daha çok kar edebilmek için yenilenebilir enerji kaynaklarını görmezden gelip dünya enerji politikalarını değiştirmemek için yarattığı savaşların verdiği korku olur. Dünyanın insana değil, insan'ın dünyaya muhtaç olduğunu unutanların yönettiği bir dünya, en ürkütücü korku filminden kat kat korkunçtur.

Bir şarkı yeri gelir üreten kişinin beyninden ve yüreğinden süzülen kişisel sıkıntıların elimizdeki enstrumana akması ile olur, yeri gelir binlerce yıldır özgürce akan derelerimizin önüne çekilen setlerin, bunun sonucunda altüst olan tüm ekosistemin, yok olan binlerce tür canlının, asla geri getirilemeyecek olan doğanın verdiği sıkıntı ile, üretilen elektriğin yüzde 20'den fazlasının kalitesiz kablo ve malzemelerden kaynaklı olduğunu, bunları düzeltmek ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek yerine her yere HES yapmanın nasıl bir rant savaşı olduğunu bilmenin verdiği sıkıntı ile olur.

Karadeniz otoyolunun Karadeniz halklarıyla Karadeniz arasından bir bıçak kesiği gibi geçtiğini görmenin verdiği acı, "sevgilinin kaşlarını indirmesi" kadar derin bir acıdır. Tüm bunlar hayattır... Ve hayat hiçbir öğesiyle birbirinden ayrılamaz. Hayatın her alanında, daha iyi bir dünya için yapılmasının gerekliliğine inandığımız düşüncelerimiz var. Biliyoruz ki müzik ve siyaset arasında bir ilişki yoktur, çünkü bu ikisi ve geri kalan herşey bir bütündür.

Yakın zamanda çıkardığınız albümde neler var?

İki yıllık bir uğraştan sonra albümümüz Kalan Müzik etiketiyle çıktı ve 23 Mayıs'ta müzik marketlerde yerini aldı. Albüm sürecinde birçok stüdyoda çalıştık ve güzel tecrübeler edindik. Albümde on iki şarkı var. Bunlardan dördü bizim bestemiz, geri kalanlar da anonim türkülerdir. Dört Lazca, bir Gürcüce, bir enstrümantal ve Türkçe (Karadeniz yöre şivelerinden oluşan) şarkı bulunuyor.

Albümün adı, grubun adıyla aynı. Neden?

Evet, ayrı bir albüm ismi koymadık. İlk zamanlarda "Marsis Dağı" ismini koymayı düşünüyorduk. Daha sonra Kalan Müzik'te yaptığımız bir sohbet esnasında üstad Erkan Oğur, "Marsis çok güzel bir isim, ben olsam bu albüm için başka bir isim kullanmazdım." deyince biǯ de aynı fikirde olduğumuzu fark ettik ve albüme ayrı bir isim koymayıp sadece Marsis olarak yayınladık.

Albümde yer alan Lazca şarkılar sizin besteniz mi, yoksa anonim eserler de var mı?

Lazca şarkılardan Siya, Sevdali ve Gyuli-çkimi bizim bestelerimizdir. Oropa, Yaşar Turna'nın bestesidir. Bu konuya girmişken atlamadan şuna değinelim. Bestelere çok fazla önem veriyoruz, bu albümde dört tane beste kullandık. İkinci albüm için kafamızda gelişen fikir iki CD'lik bir albüm çıkarmak. CD'lerden birinde sadece bestelere, diğerinde anonim eserlere yer vermek.

İleriye dönük hedefleriniz nelerdir?

Yaptığımız müziği evrenselleştirmek istiyoruz. Yunanistan'dan bir kemençeciyle, İskoçya'dan gayda çalan biriyle, Gürcistan'dan bir müzisyenle ortak projeler yapma düşüncelerimiz var. Bunlar evrenselleşme ve öğrenme sürecinde atmak isteğimizi adımlardan birkaçıdır.

www.marsis.biz

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Necmi ALTANLAR

LAZURİ TKVALAPE

Tutape ren var gzirom sotiksan va re Ofturu çkimite okro ivare Oxoris kşinaxan sot gondunare Haşopeten na-re yeris imondunare

Oxor tkvaniş oğine golapti ğoma Gale geladgiti izxonti toma Na idare oxoris mot extas Ǩoma Var mok3onsi ha mskva zuğa do germa

Doxunuten var içoden gzalepe İçoden golilams ha Kai ndğalepe Ma elemidviko he mskva ğvalepe Dido bgoraten gyuli çku ham ndğalepe

Necmi Altanlar

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
İsmail Güney YILMAZ

GONǮERİ KARŤALİ - AÇIK MEKTUP

Çaçxali e zeri xalkpeşi abja, çaçxali! Şuri meçi hus xorxola lefa-şKunis...

Oroperi cuma-dalepe-şkimi! Kianas şilya do şilya nena isinapinen do ham nenapeşi dido-muşişi jin ğuraşi mǯupi gulun. GĞuras xolosi na-ren nenapeşi doloxe şku na-visinapamt otxo nena-ti iKoreğxen. Do maZirenan, ndğa do ndğa nenape-şkuni ğurun. Xaçkape-şkuni, oçinoba-şkuni ğurun! E do şku, iri ar timya purki na-ren ham nenapeşi ğura misa misa voŞkedaten-i? Var! İri ğura, şilya do şilya anas rderi na-ren xampa oKobğalaşi, ar çkva na-var moxtasşi oçodinu iyen... Do ham oçodinu, xvala xalkepe-şkuni şeni var, mteli kiana xampanoba şeni didi a gondinu ortasen...

Papupe-şkunişe, montalepe-şkuni şeni emaneti na-epçopit ham mskva nenape oskedinu, a koçinoba borcişen Çkva mutu va ren! Aşkva gopkuzxat cuma-dalepe-şkimi, aşkva mepçat xepe xepeşa do ham ğuraşi ncirişen dopçitat! Oxoboğonat aşkva, nenape-şkuni, xaçkape-şkuni ğuras-na, şku-ti ğureri viyeten. Do şkunda şkule Şumanepeşa, ğureri xalkepeşen Çkva mutu var doskudasen! "Doguti!" vuğvat ham velen3a-ndğa kore3xuşa! "Doguti!" vuğvat!

Mxucepe-şkunite na-ptorumt yuki ari ren. Kopape-şkuni şen (gvape-çkinişen) na-cemiveluran upi ari ren. Mazaxmetoba-şkuni cuma do da ren, umuteloba-şkuni-ti. Ç̌iç̌epe-şǩuni do nenape-şkuni Çkva do Çkva ren e ho; orťas, livadepes, pavrikapes na-içalişams xepe-şkunik ar birapa/trağoda trağodums/ibirs! Dido, oş3anaşen-doni ar letas, karlikartis ntaleri do okopskudurt.

Ntaleri ren xaçkape-şkuni, ntaleri adetepe-şǩuni. Didi milletişen na-renan şeni nenape-nişi gondinu mşkurina var uğurunan-na-ti, ar letas na-pskudurt Turkepe şkala-ti, cuma do da ren oş3anapeşan doni bedi-şkuni. E do, mo govoğondrat am$ika "mendra"s na-ren cuma do dalepe-şkuni-ti; Kyurdepe, Arapepe, Msumexepe, Çerkezepe, Boşnağepe, Arnavulepe. Anatolias do mteli kianas na-skudun iri mazaxmeťe xalkepe!

Derdi ari miğuran, oçitu gza-şkuni-ti! Lazi voret, Kortu voret, Msumexi voret, Xorumi voret. Do demigondunan na-miğuran mu ren-na! Goindinen, izlapen "moderini kiana"şi(!) ğedari talani-muşis. Dinʒxiri ontxoraman mcveşi nenapek, xaçkapek!

Şku voret mara ituran-ki şǩuni şeni: "Va renan!" "Koçinobaşi enni natura xakki na-ren xaçkaşi talebepe, "makortaloba"n ya do iZlapen! Şuri-şkuni okozdamu goruman. Goruman-ki, şku şurite-ğurerepe viyat! E do, muç̌o iyen, ham muğo dobadona'n-ki, a nananena xakkepe ogorute yeǩťen kokirten? Oxoğonapu dido didi dulya va ren, cuma do dalepe-şkimi, hinişi monisti Zadala, iri tevuli ari ožiramu gorums, hini şeni Turketis ar perişen Çkva mutu va ren. "Var, Turketis çkva nenape, xalkpe-ti renan!

Atalarımızdan, torunlarımız için emanet aldığımız bu güzel dillerimizin yaşatılması bir insanlık borcundan başka bir şey değildir! Artık uyanalım kardeşlerim, artık elele verelim ve kurtulalım bu ölüm uykusundan! Anlayalım artık, dillerimiz, kültürlerimiz ölürse, bizler de ölü olacağız. Ve bizlerden yarına, ölü halklardan başka hiçbir şey kalmamış olacak! "Dur!" diyelim bu kıyamet günü sayımına! "Dur!" diyelim!

Omuzlarımızda taşıdığımız yük birdir. Alınlarımızdan akan ter de. Emekçiliğimiz kardeştir, yoksulluğumuz da. Köklerimiz ve dillerimiz farklıymış ne çıkar, tarlalarda, fabrikalarda aynı şarkıyı söyler çalışan ellerimiz! Nice yüzyıllardır aynı toprakta karşılıklı karışmış ve yan yana yaşıyoruz...

Birbirine karışmıştır kültürlerimiz ve adetlerimiz. Hakim ulus mensubu oldukları için, dillerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olmasalar da, aynı toprakları paylaştığımız Türk halkıyla da kardeştir yüzyıllardan beri kaderimiz. Ve tabii ki unutmayalım, biraz "uzak"ta olan kardeşlerimizi de; Kürtler'i, Araplar'ı, Ermeniler'i, Çerkezler'i, Boşnaklar'ı, Arnavutlar'ı. Anadolu'da ve dünyanın her köşesinde yaşayan tüm emekçi halkları!

Derdimiz birdir, kurtuluş yolumuz da! Laz'ız, Gürcü'yüz, Hemşinli'yiz, Pontoslu'yuz! Ve yitip gidiyor bizim olan ne varsa! Kayboluyor, eziliyor "modern dünya"nın (!) acımasız talanında. Ǩan kusuyor kadim diller, kültürler! Biǯ varız, ama onlar diyorlar ki bizim için: "Yoklar!" En doğal insan hakkı olan kültürel talepler dahi "bölücülük" diye eziliyor...

Kesmek istiyorlar soluğumuzu. İstiyorlar ki, yaşayan ölüler olalım! Peki ya, bu nasıl oluyor, bu nasıl bir vatandır ki anadil talebiyle bir anda bölünebiliyor? Anlamak aslında hiç de güç değil, onlar için Türkiye tek bir renkten ibarettir... "Hayır, Türkiye'de başka diller, halklar da var!" dediğimizdeyse, bir canavar misali geliyorlar güzel düşlerimizin üzerine üzerine! "pikvat na-ti momaleran mskva ezmocepe-şǩuni mole a xoxo steri! Uça emisvaman, Koçinoba gamayoxinu-şkunişa! A deburcali paranoyaşi monkanoba-muşi tude gondunun nena-şkuni! Mara var!

Zalim bir paranoyanın ağırlığı altında yitip gidiyor sesimiz! Fakat hayır!

Misanoba var memamskvaneran! Var memamskvaneran ğura omdeşu... Papupe-şkunişi ilepe na-dardalams ğura misanoba, oncğore ren, didi a Ǩoçinoba oncğore ren! Oncğore mo vuntalat Çumanepe-şkunis. Aşkva a xinci viyat ğomaşen, Çumanişa, aşkva nena gamavuğat: Şku voret! Vortit, voret, vortaten!

Sessizlik yakışmaz bize! Yakışmıyor bize ölümü beklemek! Atalarımızın kemiklerini sızlatan bu ölüm suskunluğu ayıptır, büyük bir insanlık ayıbıdır! Ayıbı bulaştırmayalım yarınlarımıza. Artık bir köprü olalım dünden yarına, artık sesimizi çıkaralım: Biǯ Varız! Vardık, varız, var olacağız!

Çaçaxali e zeri xalkpeşi abja, çaçxali! Şuri meçi hus xorxola leta-şkunis... Keiselit cuma do dalepe-şkimi, şku var memamskvaneran misa misa ğura-şkuni omçeşu. Şku memamskvaneran, cumapobaş mskva purkepete çaneri skudala gzaşen ogzalu! E do hindos vigzat gza-şkunişen, iyas, Kiyan fuzuli m3upişi çumale "xvala mgerepe"(!). Şku vigzat. Do dodvalu şeni picepe-nişi gamapkiyat didi nenate aroğarda "va bğurit!" yado...

Çağla ey ezilen halkların ırmağı çağla! Can ver şimdi çorak topraklarımıza... Kalkın kardeşlerim, bize yakışmıyor sessizce ölümümü beklemek. Bize yakışan, kardeşliğin güzel çiçekleriyle bezeli yaşam yolundan yürümek! Öyleyse biǯ de yürüyelim yolumuzdan, varsın boşuna bağırıp çağırsın karanlığın bekçisi "yalnız kurtlar" (!) Biǯ yürüyelim. Ve onlara vermek için ağızlarının payını haykıralım hep bir ağızdan yüksek sesle "ölmedik!" diye...

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Sinan BADİŞİ

GDOROPA

Şana Si muruʒxi re-na Ma mjora Ar Ç̌iťa skanda memgapura Dido mendra

Sanafrela Si tuta re-na ma leťa Si xvala re-na ma yopşa Artimajuras doloxe İri xoloşen mendra

Opropa steri mutxa Si kore-na var vore ma Si çkimi doloxe Ma skanden dido mendra

Si iri xolo re-na Çkar mutu var vore ma

Opropa itkven amuşa!

Sinan Badişi

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Ebru OĞUZ

ARTAŞENİŞİ AR OPUTE: MUŤAFİ - GÜNDOĞAN KÖYÜ

Zumadi Avla, Muttafi köyünden 1 km kadar uzaklıkta ayrı bir bölgedir. Dergimizin ikinci sayısında sizlere, geçmişi hakkında ancak büyüklerimden dinlediğim, duyduklarım kadarıyla bilgi sahibi olduğum, aslında anlatılacak çok geniş bir tarihi olan ama satırlara sığmayan köyümden kısa bir manzara...

Muťafi (Gündoğan) köyünün, Ardeşen ilçesinin en eski köylerinden olduğu rivayet edilir. Köye, bir sahil köyü olan Gere (Işıklı) köyünden yaklaşık 7 km içeridedir. Denizden yaklaşık 300 metre yükseklikte olan köyümüzün adı, yukarıdan görünümü bir çanağı andırdığı için Muťafi ismini aldığı rivayet edilir. Yoğun olarak çay tarımı ve fındık tarımı yapılmakta olup, ǩivi tarımı da az miktarlarda yapılmaktadır.

Bilindiği üzere köylerde yaylacılık faaliyetleri Karadeniz bölgesinde önemli bir ekonomik uğraştır ancak bölgenin çok eski bir köyü olmasına rağmen köyümüzün yaylası bulunmamaktadır. Yine büyüklerimizden aldığım bilgilere göre bunun nedeni; köyümüzde sadece aile ihtiyacını karşılayacak kadar hayvancılık yapılması, daha fazlasına ihtiyaç duyulmamasıdır. Yaylacılık faaliyetinin yapılmamasının doğurduğu diğer bir sonuç da köy erkeklerinin ahşap yapı ustalığıyla uğraşması, gurbete çalışmaya gitmesidir.

Şu an köyümüzde bulunan ailelerin dağılımı şöyledir:

  • Karaosmanoğlu (Oğuz ve Yıldırıcı)
  • Gençalioğlu (Genç)
  • Kulecioğlu (Kuleci)
  • Kanoğlu (Ǩan)
  • Selimoğlu (Çelik)
  • Hamzaoğlu (Hızal)
  • Tabiloğlu (Hakyemez)
  • Badoğlu (Akın)
  • Uzunomeroğlu (Yıldız)

Köyümüzün Lazca yer isimlerinden birkaçı: Zumadi Avla, Saskuri / Çaskuri, Noçambre, 3askurina ona, Nokarmateni, S3ikurina, Nopaçeni, 3ingilona, Nosine, Abaşi ona, Nosveni, Arağpina, Ong3arku, Bakamandre, Onçxure, Bauruba, Opanʒu, Boyen Žğemi, Oxvame, Çorğona, Patarati, Çubrididi, Pinto avla, Dove, P̌laç̌i, Godixa, Sifadixa, Gecekule, Tişiğari, Korzati, Zilamacurci, Molağveri, Zumadi, Mtuti ona.

Köyümüzün çok sevilen yaşlılarından (rahmetli) Harun Dai'dan kısa bir anekdot:

Harun Dai xoroni şeni deli iyen. Haşo na-on iri kuşgun. Andğa Harun Dai mzade mcora ora livadi doloxen evedi evedi çai Şiluy. Tulumci Murat Dai-şkuni-ti serini serini nca tude elaxen. Meyoğedu Harun Dai kaziru. "A ham oini doboğada" ya. Evedi Evedi guda dvombarinu, oğandinu kocoŞu. Gudaşi nena na-ognu Harun Dai çaişi makasi okappinu. Çayişi ndali kelvaknu kocoğu obiru. Murat Dai epei ora duğandinu şukkule, meyuyoxu: "Harun, aşkva gibağun, ma bulur." ya, Harun Dai-ti: "Ey vaxi, komebiğopit."

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Sinan BADİŞİ

ŤOROCİ

Guris tolepe skanişi ǯǩuni Tolis kolo çelamure Ar mendras xvala vore Guris ar mutxanişi ç̌vini

Ma mojken ar torocik Xe kuçxe xçe torocik Toliten mu momiğu Mo3kedu ma vibgari

Torocişi tolepes Skani o3komile ren Xe kuçxe, toli skani Moğaluri ar torocik Momiğu şura skani

Guris ar mutxani m3kups Torocis uğun çami Şura skaniten psidur Ťoroci memibari!

Sinan Badişi

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Mustafa BAYINDIR

ARAMIZDAN AYRILIŞININ 5. YILINDA RECAİ ÖZGÜN'Ü ANIYORUZ

SİMA Vakfı yöneticileri Recai Özgün'ün Maşukiye'de bulunan mezarı başında.

Saçımızın Rengini Yıllara Vere Vere / Geldik Yine Sessiz Sedasız Başladığımız Yere

2001 yılı Laz Dili, Tarihi ve Kültürü ile ilgili araştırmalara başladığım tarihtir. Ve bu yıl benim için bu anlamda bir milattır. Bu alanda elime geçen ilk kitap Lazuri-Turkuli Nenapuna olsa da, onun LAZLAR isimli çalışmasının bende apayrı bir yeri vardır. O daha bir hafta önce sesini duyduğum espiri yaptığım ve birkaç gün önce doğduğu topraklardan çok uzakta sevenlerinin kolları arasında kara toprağın bağrına bıraktığım M.Recai Özgün'dür.

M.Recai Özgün, yaşı seksen olmasına rağmen, halkına, diline ve kültürüne birşeyler katmak için yazan, düşünen ve araştıran bir isimdi. Her zaman anadilinin bilincinde olması gerektiğine vurgu yapar ve Türk Edebiyatında abideleşmiş şiirleri Lazcaya tercüme derdi. Hatta internet magandaları ona hakaret etse bile... Hoş o da rahat durmaz Tatara Ťiťiri derdi....

Ben kendisi ile tanışabilmek için bir fırsat, bir yol arıyordum. Nihayet onun kitaplarını yayınlayan yayınevi bana yardımcı olmuştu ve daha sonra da oğlu bizzat yardımcı olmuştu. Kendisi ile ilk telefon görüşmemden sonra randevu almış ve bir pazar sabahı İstanbul'dan Maşukiye'ye doğru yola koyulmuştum. Büyükderbent tren istasyonunda indiğimde beni yeğeni ile karşılamıştı. Saçının rengini yıllara vermiş, tebessüm eden bir yüzü ve hasretle bağrına basan bir sevgisi vardı. İlk görüşmemizde bana uzun uzadıya çocukluğundan, okulda Lazca konuşmanın ǯorluğundan, bu çalışmalara nasıl başladığından ve LAZLAR kitab ile nasıl tepkiler topladığından bahsetmişti.

Anlatamadan edemeyeceğim. Kendisine İstanbul-Kadıköy'de kitabevlerinde Lazca sözlük aradığım zaman vuku bulan hadiseyi anlatmış ve demiştim ki: "Recai amca adamın bir tanesi iddia etti, Lazca Sırpçanın Yunancanın, Bulgarcanın ve Rusçanın bozması uyduruk bir dildir ve bununla ilgili Üniversitelerde seminer veriyorum" Recai amca kendine has ifadesi ile anasını leylekler kovalasın, demişti.

Kendisine İstanbul'daki evinde misafir olduğumda bana Laz Muhammed isimli eserinden bahsetmiş ve ön çalışmasını göstermişti. İlerleyen saatlere aldırış etmeden Laz dili, kültürü ve tarihi hakkındaki yazma serüveninden bahsetmiş ve yaşadığı zorluklara da tek tek değinmişti.

Fakat hayat boyu unutamayacağım bir anımız oldu. İstanbul'dan Selma Koçiva ve Mecit Çakırusta ile birlikte onu ziyaret gitmiştik. Bizi Yılmaz Avcı ile karşılamıştı. Hararetli sohbetimizi karayemiş süsülemişti. Recai amca hem anlatıyor, hem gülüyor ve hem de güldürüyordu. Yılmaz Avcı'nın ustaca sataşmalarına aynı ustalıkla cevaplar veriyordu. Sima Vakfı toplantısında yaptığı bir hareketi anlattığında bizleri kahkahaya boğmuştu. Sizlerle paylaşayım: Vakıfta toplantı oluyordu bir gün, Orhan Bayram'ın dedi ki, "Arkadaşlar komünist bir el derneği karıştırıyor" baktım ortama monotonluk hakim hemen atladım ortaya elimi kaldırdım ve dedim ki, "başkan o el ha bu eldür" Gülse de, güldürse de bir taraftan da içi yanıyordu. Yapılması gereken çok şey olduğunu söylüyordu, Lazcanın daha da yaygınlaşmasının sağlanması gerektiğini belirtiyor ve en çokta SİMA VAKFI'nın bu alanda daha iyi işler yapması gerektiğine dikkat çekiyordu. Ve o günün sonunda bizleri uğurlarken hüzünleniyor tek tek sarılıyor, kucaklıyor ve tekrar bekliyorum diyordu.

Onunla en son telefon ile görüşmüştüm. Laz Muhammed basılmış ve kitabevlerinde satılmaya başlamıştı. Kendisini tebrik etmek için aradığımda; "Recai Amca Laz Muhammedi yazdın, Laz İsa ve Laz Musa'yı ne zaman yazacaksın?" diye sorduğumda gülmüştü. Bana beş adet kitap yollayacağını söylemiş ve iyi dileklerle telefonu kapatmıştı.

Bir ya da iki gün sonra Murat Ersoy tarafından aranmıştım. Recai amcanın aniden rahatsızlandığını söylediğinde şok olmuştum. İstanbul'da yattığı hastaneyi ve yerini öğrenmiştim. Tanıdığım bir çok kişinin yapmak isteyip de yapamadığını yapacaktım belki de, herşeye rağmen onu görmeliydim. Nihayet, sadece birkaç saniye olsa bile görmüştüm onu. Ona bir dönem Lazca Konuşanlarla Mücadele Kolu Başkanlığı yaptıranlara inat, Lazca yazan, Lazca konuşan ve Lazca düşünen Recai Özgün hiç birşeyden habersiz uyuyordu ve olan olmuş, Recai Özgün hayata gözlerini yummuştu. Ben acı haberi oğlundan almıştım. Ertesi gün cenazesi için Ali İhsan Aksamaz ile İzmit'e ordan da Yılmaz Avcı ve Murat Ersoy başta olmak üzere Sima Vakfının yöneticileri ile Maşukiye'ye gitmiştik.

Maşukiye'deki evinin önünde muhteşem bir kalabalık vardı. Tüm sevenleri onun için gelmiş ve onu son yolculuğuna uğurlamak üzere naaşının arkasından defnedileceği kabre doğru yürüyorlardı.

Recai amca dualar eşliğinde defnedilmişti, göz yaşlarına hakim olamayan dostları onun için ağlıyor ve boşluğu dolmayacak bir dostun acısını yüreklerinde hissediyordu. Tıpkı şiirinde dediği gibi "Saçımızın rengini yıllara vere vere, Geldik sessiz sedasız başladığımız yere"....,

Laz diline, Laz kültürüne ve Laz halkının değerlerine önem veren hiç kimse onu unutmayacaktır, Allah rahmet eylesin.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Hikmet AKÇİÇEK - Vova Müzik Grubu

HEMŞİN KAVALI YETİM KALDI

Nerden bilebilirdik ki o akşam Remzi babanın kavalı eşliğinde hep beraber söylediğimiz Raşa ömrümü(üz)n en güzel Raşa'sı olacak.

Köylü, çiftçi, çoban, Çay-Kur emeklisi kavalcı (Hopa) Hemşinli Remzi Tatar, nam-ı diğer Bidze, aramızdan ayrıldı...

Geçen yıl Ekim ayında bağırsak kanseri teşhisi ile ağır bir ameliyat geçiren Hemşin kavalının eski kuşak son icracılarından Remzi Tatar, 7 Mayıs 2009 sabahı Hopa Kemalpaşa Kaya köyü Şana mahallesindeki evinde 63 yaşında vefat etti.

Çocukluğunda ve gençliğinde çoğu Hemşinli erkek gibi çobanlık yaparken öğrenmiş kaval çalmayı. Anlatıldığına göre kendisi köyün tepesinde koyun otlatırken kaval çalar; onun sesi ile köydeki gençler horon oynarmış. Karadeniz Kavalı olarak bilinen ve bizim Hemşin Kavalı dediğimiz; artık neredeyse ancak üç beş kişi tarafından çalınabilen, genellikle şimşir ağacından yapılan 6 delikli dilli kavalı, Hopa Hemşinlileri'ne özgü tarzda çalan bilinen en önemli kavalcıydı.

Çoğu yaşıtı artık kaval çalmayı bırakmışken o her zaman yanında en iyisinden bir kaval bulundurur ve kimi Şana'nın tepelerinde bir pınar başında; kimi Makriyal'da (Kemalpaşa) bir düğünde; kimi İstanbul'da Vova'nın prova veya stüdyo kayıtlarında; (ki ilk kez Vova albümünde onun çalışıyla bir albüme girmiş oldu otantik Hemşin kaval ezgileri- Hemşin horonu, heydane, ince xharxhan, ağırbar)... Kimi de geçen yıl Temmuz ayında olduğu gibi, "Kederli ortak tarihimizin önemli tanıklarından" müzik insanı Gomidas Vartabed adına Erivan'da yapılmış konser salonunda kendine has artistik duruşuyla kaval çalardı. Erivan'da bir akşam Arto Tunçboyacıyan'la aynı mekânda bulunmuştuk, onun kaval çalışını dinleyen Arto doğaçlama bir - iki dörtlük söyleyivermişti Remzi Axhparig (ağabey) adına.

"Dağların sesi soluğu Remzi Baba / Kavalını keyifli bir üfle bakalım / Kalbimize, gönlümüze güzel sesler / Üfle Hemşinli Remzi Baba"

Nerden bilebilirdik ki o akşam Remzi babanın kavalı eşliğinde hep beraber söylediğimiz Raşa ömrümü(üz)n en güzel Raşa'sı olacak.

Şimdilerde Hopa'nın bazı Hemşinli gençleri heves etseler de kaval çalmaya, geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz bir başka usta kavalcı ve enteresan insan İbrahim Balkaya (Çxhalur İbrahim)'dan sonra Remzi Tatar (Bidze)'ın ölümü ile Hemşin kavalı yetim kaldı...

Kim bilir belki de Tanrı o güzel ezgileri yalnız kendisi dinlemek için erkenden aldı onları yanına. Şimdi ikisi de Makriyal'ın tepelerinde Covele'nin yakınında Karadenize bakan iki yamaçta yatıyorlar...

"Covele'in tepelerinde / Yalnız gezen garip bir kuş gibi..."

Şimdiden sonra her kim o dağlara çıkar mutlaka bir kaval ezgisi duyacaktır... İnce bir yol havası... ğharğhan havası... "Raşa"... "haydane... heydane"...

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Mustafa ÇUPİNA

MU DOPSKUDAR

Xorği xvala dopskudar Ar do ili vala Mu iyasen oǩaçxe Var domoskudasi mençeli

İli vala ožğu şeni Şkimi do artepe şeni na vinçeli Var iyu muti Var iyasen muti-ti

Var domoskudasen Xorği-ti ili-ti Memgvapuri skani Vana si-ti

Mç̌ipe şkate kçe n3xeni-ti Xorği xvala dopskudar Ar do ili vala Oǩaçxe k3anen hini-ti

Do... Doskudasen Doskudanen Skani sterepe-ti

Şkimi sterepe-ti Mç̌ipe mç̌ipe Şari-ti Mç̌ipe şka te kçe n3xeni-ti Mu iyasen na-vinçeli

Doskudasen himu-ti Kortay-na na-ognasen ar miti

Mustafa Çupina, P̌oli, Şilva 2006

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Derleyen ve Türkçeleştiren: Mecit ÇAKIRUSTA

DUTXURİ P̌ALİǨARİ

Dutxe - Arlaşeni. Foto: İsmail Bucaklişi

Ndğalepeşi ndğa, noğaşa ceftare ya do gza kocegutu. Noğaşa xut saetişi iletu. Him Çuma-nişi mʒika leba mvaselu dotu, noğaşa (Atina/Pazar) cextasetu, mutu dvağin iyindrasetu do him ndğa oxorişa gigtasetu.

Noğaşa kocextu. Na iyindru şeyepe ťiǩina kodolokrexu do oxori gza kocegutu dotu. Oxorişa olva leba maasen, seri iyasen, mğupi maasen ya do xeşineri, ǩap̌ineri igzatu.

Dvandinu dotu, yuki-ti monǩa uğutu, seri dvau dotu, xe svaleri igzatu, toli var izitu, tuta-ti var otlu, mtutaste serepe ondğeri steri iyen himora çona va diğin.

Hişopete gzalineri raǩanişa kextu, raǩani ǩap̌ula a livadi kotu. Livadişi ar Ǩalivi kotu. Oxorişa olva şeni dido gza uğutu, Kalivişa elafta do hiko dobotana ya do Kalivişa kelaxtu. Ǩalivi extusi, oğedu tipişi ençilepe kocobğes dotu.

Tipepe elazdu do komeşkinciru, a tipi ençili-ti yastuği dixenu, dido nğineri otu do dvanciru, muǩu ora şkule osinapape ognu, him nenape Şulu Şulu naxoletu, nenape-nişişa ar biç̌i do ar oxorza na-otu Koxvoğonu, sinaperi sinaperi hini-ti ǩalivi var extan-i!

Haği ma mu pare ya do iduşutu. Kalivişa extes do kodoxedes, Ziğamtes, Ziğineri isinapamtes, na-oxoboğoni şiku hini iyoropetes, biç̌i bozomota uğuçi, kogşun-i? Şku Şari p̌ici biçinitu dotu. Bozomota: himora şkule coçu oropaşǩuni ya uğu. Na ncatu yerişa tipepe elazdu do ixosyalu.

Oxorza a boxça, koçi-ti a ǩuǩmina Şari okaçutu. Kodoxedes do cari oşǩomu kocoğes, na-golilu ndğalepe isinapamtes, biç̌i him ndğalepe gvaşinusi, guri eyaxaşKalu do xe na-okaçutu biga him Dutxuri ti na-cuzulu yeri cocvatusi, Dutxuri beťi amğorinu, abejğinu, himdo oxorza do biç̌i odi utva$es do şǩurineri hikole imtes. Dutxuri-ti amşkorinu dotu hini na-naşkves carepete a vrosi korba dizğu do tikina-muşi mibu do Dutxeşa igzalu.

P̌aliǩari botişa tişa na-momixtupe

Nana do baba ngola, pucepe çumtes. Ngolaşa na-moxtes şKala, mçveri do mcumu domaçodes komomincğonan ya do mimçines dotu. Ma-ti, mçveri, mcumu, oşkomalepeşi mutu maxenu kokoğpkrexi do ngolaşa keşkebiği dotu.

Mancurani ndğa-ti gobigtatu, xaşka ora otu, dido dulyape miğutu. Ngolaşa andğeri gza otu. Andğaşi eşkilen, andğaşi ciletu. Na gobigtatu ndğa Çineri na-boti şeni leba gobku3xi mobiseli şkule nana do baba-ti dido gomau dotu, hinişkala osinapute caroba domau dotu.

Nana ağani lazuti cari domixenu do meyaperi koceleminşxu, a vrosi korba dobizgi şkule çoyişi gza kocebguti. Cemolumcasen, leba maasen, mğupi diya-na mupare ya do biduşuti, akale-ti bukapamti. Sum saeti şikule a cezenera yerişa mendemalu do biçepe ixorotes, oxorzalepe kodoxedes do seyiri ikumtes, ngola coçi otu, ngolaşa eşkites, ma-ti bidi xoroni kelebakati do bixoronamti.

Xoroni okixu do hini ngola Kale ma-ti çoy gza kocebguti, dolumcu dotu, mǯupi diyu dotu, ar raǩani efti do moyobilisi ar daşxuri çona komaziru do oxori na-otfu koxoboğoni, oxorepeşa mendafli, na-memagu oxorişi neknaşa bidi, amapedisi miti miti va maziru, miti var on-i? Pikvisi miti nena va momçu.

Oxorişa amaftisi osxeneşa eyolva şeni ar mskala komezutu, osxeneşa efti kocepxedi do hikole bixosyati.

Mundera şkule ar oxorza oxorişa kamaxtu do neǩna dungtu. Macida kododgu, gresta na-cezutu lazuti cari macida kocetaxu do Çukalişa ar ciberi korme eşkiğu do himu-ti macida ko-cedu.

Muǩu ora şkule neǩna irau, oxorza neǩna gonŞusi ar Koçi oxori kamaxtu, oxorza şkala karti karti kogvakores dincudes. Oxorza; si mendrale mulur, dogançinu a hako kodoxedi ya do macidaşa iyonu do kodvoxunu, himu-ti gigtu do neǩna cenǩolu.

Koçi macida kodoxedu, oxorza-ti na-cibu dotu korme oşkenaşa oǩoǩvatu, gverdi macidaşa komoğu do himuşi gverdi-ti koçi sağani kocudu, mancura gvedi-ti sağani-muşi kocidu do oşǩomu kocoğes, akale-ti ğvini (şarap) şumtes, isinapamtes, incudamtes, mtkt ora şkule neǩna irau do oxorza Keğukapu, huy mu pare ya do sevdali-muşi Karyolaşi tudele komeşkvoxunu na-imxotes sağanepe kezdu do ağani sağanepe, macida kocedgu.

Himora şkule idu neǩna gon$u, so ore huşa macida dogixaziri, si mkçeşum ya uğu. Macida kodoxedes do cari şkomanetu, mğera na-celaxetu Ǩaťu macida sağani na-cezutu korme cakapu do karyolaşi tudele komeşkaxtu, oxorzaşi badi biga eğopu do Karyolaşi tudele na-meşkaxtu Ǩaťu cebçare ya do Karyolaşi tudele eğucvatusi oxorzaşi sevdali ti komvatu do beťi abejğinu do kogamakağu, Karyolaşi tudeleşa do kokvağapxes, Karti Karti imbaretes, himora ma-ti va maÇibru, osxeneşa kocefti, oxorzaşi badi şkala him koçi ti do tani doburagaditu bogzalit.

Ma-ti tişa na-momixtupe dobusinapi do ma-ti bigzali.

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
İrfan ALEKSİVA

LAZUT'UN ETİMOLOJİSİ

Foto: Filiz Hocaoğlu

Doğu Karadeniz'de mısır tarımı yapıldığını bildiren en eski kaynak Evliya Çelebi (1611-1683) Seyahatnamesi'dir. Evliya Çelebi, aşağıda ele alacağımız gibi, 1647-48'de kaleme aldığı notlarında lazut olarak geçen mısır bitkisinin, özellikle Megrelya'da tarımının yapıldığını bildirilmektedir.

Mısırın (Zea mays L.) anavatanı Meksika'dır. Bütün Amerika'da en önemli tahıl ürünü olarak asırlarca tarımı yapılmıştır. ABD'nin New Mexico eyaletinde yapılan arkeolojik kazılarda, kayalardan oluşmuş barınaklarda ve mağaralarda bulunan mısır taneleri ve mısır koçanı parçalarının yaklaşık 5000 yıllık oldukları tespit edilmiştir. Öte yandan 1954 yılında, Meksika'nın başkenti Mexico City'de yapılan arkeolojik kazılarda ise, toprağın 50-60 metre derinliğinde, yaklaşık 7000 yıllık olduğu belirlenen mısır çiçek tozlarına rastlanmıştır. Yabani mısır bugüne kadar bulunamadığı için, mısırın orijini ve tarihine ilişkin kesin bir bilgi elde edilememiş, bu konuda çeşitli teoriler üretilmiş ve hepsi de günümüzde hâlâ tartışılmaktadır. Ancak, yapılan tüm arkeolojik kazılardan elde edilen bulgular, mısır bitkisinin 8.000 ile 10.000 yıllık bir geçmişi olduğunu göstermektedir. (Babaoğlu 2005)

Mısırın Eski Dünya'ya getirilip yayılması hakkındaki temel görüş Christoph Kolumbus'un ilk mısır örneklerini 1493'te Amerika yolculuğu dönüşü İspanya'ya getirdiği şeklindedir. İspanya'ya girişinden birkaç yıl sonra ise mısır, Portekiz, Fransa ve İtalya başta olmak üzere, Güneydoğu Avrupa ve Kuzey Afrika'ya yayılmıştır. (Mısırın Eski Dünya'ya yayılışıyla ilgili başka bir görüş de mısırın Kolumbus'tan çok önce, yaklaşık 1000 yılında Amerika kıtasından Polinezya'ya geçtiği, oradan Güneydoğu Asya ülkelerine ve daha sonra Hindistan'dan Arap tacirler yoluyla Ortadoğu ve Anadolu'ya geldiği ve oradan da Batı dünyasına girdiği şeklindedir.)

Denizci Portekizliler, 16. yüzyıl başlarında mısırı Afrika'nın kuzey kıyılarına götürmüşler, daha sonra da mısır, ticaret yolları vasıtasıyla, Hindistan ve Çin'e doğru ve buralardan da bütün Asya'ya yayılmıştır. Mısırın Anadolu'ya girişi ise, Kuzey Afrika üzerinden olmuştur. Bu bitkiye, Türkiye'de mısır adının verilmiş olması, bu bitkinin Mısır ve Suriye üzerinden girdiğinin bir göstergesi olarak kabul edilir.

Mısır bitkisi, yüksek çoğalma oranı ve verim potansiyeli sayesinde çok hızlı bir şekilde bütün dünyaya kolaylıkla yayılmıştır. Girdiği pek çok bölgede, mevcut bazı bitkilerin yerini almış olan mısır örneğin, Afrika kıtasına girdikten sonra, ana bitkilerden olan koca darı (Sorghum bicolor L. Moench) ile yer değiştirmiştir.

Günümüzde mısır, dünyada buğday ve çeltikten sonra en fazla tarımı yapılan tahıl bitkisidir. Tropik, subtropik ve ılıman iklim kuşaklarında yetişebildiği için, Antarktika hariç, dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde az-çok mısır tarımı yapılabilmektedir. Dünya üzerinde, 58° Kuzey ve 40° Güney enlemleri arasında kalan alanlarda, deniz seviyesinden başlayarak 4000 metreye kadarki sahada mısır yetiştirilebilmektedir.

Mısırın Karadeniz'e Getirilmesi

Mısır 1515'te Portekiz'e, 1574'te İspanya'nın Bask bölgesine, 1612'de Fransa'ya girmiştir. Fransa'da bu dönemde blé d'Espagne (İspanyol buğdayı) olarak adlandırılan mısır, 1554'te muhtemelen Kuzey Afrika üzerinden Venedik'e götürülmüş ve Po havzasında ekimi yapılmış, buradan da Balkanlar'a, Sırbistan, Romanya ve Osmanlı İmparatorluğu'na doğru yayılmıştır. 1540'ta Mısır'dan başlamak üzere 1550'ye kadarki dönemde bütün Kuzey Afrika'ya yayılmıştır. 1637'de de Çin'e doğru yayılımını tamamlayan mısır 1700'lerin sonlarına doğru bütün Eski Dünya'da tanınan ve ekimi yapılan bir tahıl olarak karşımıza çıkar.

Yukarıda değindiğimiz üzere, mısır bitkisinin Anadolu'ya getirilmesiyle ilgili temel görüş, bitkinin o sıralar Osmanlı İmparatorluğu'nun bir eyaleti durumunda olan Mısır'dan Suriye üzerinden getirildiği yolundadır. Anadolu'ya ilk kez 1600 yılında getirilmiş olduğu kabul edilmektedir (Elçi - Kolsarıcı - Geçit, 1987 s. 53). Mısır kelimesi önceleri ve halk ağzında Mısır darısı ya da Mısır buğdayı olarak kullanılırken daha sonra bu ifade kısalarak mısır şeklini almıştır. Mısırın deniz ticareti yoluyla İstanbul üzerinden Karadeniz'e yayıldığı kabul edilirse, Karadeniz'in doğusuna 1600 yılından sonra ve mısır tarımının yapıldığına dair ilk kayıt olan 1647 yılından önce mısır yöreye getirilmiş olmalıdır. Bitkinin buraya getirilmesinde Karadeniz ticaretinde imtiyaz sahibi olan Cenevizli ve Venedikli denizcilerin etkili olması muhtemeldir. Djaparidze bölgeye getirilen ilk mısır cinsinin de Zea mays var. indurata olduğunu bildirir ve Zea mays var. indeutata türü mısıra bölgede ancak 19. Yüzyılın ikinci yarısında rastlandığını ileri sürer.

A. Djaparidze mısırın Gürcistan'daki tarihi hakkında şu bilgileri vermektedir: Gürcistan'da mısır 17. Yüzyılın ortalarında Karadeniz'in kıyı bölgelerine getirilmiş ve kısa zamanda ekonomik önemi artmıştır. Doğu Gürcistan'da 18. Yüzyılda Lixis Mta'yı geçerek Kartli çevresinde yayılmaya başladı.

Doğu Karadeniz'de mısır tarımı yapıldığını bildiren en eski kaynak Evliya Çelebi (1611-1683) Seyahatnamesi'dir. Evliya Çelebi, 1647-48'de kaleme aldığı notlarında lazut olarak geçen mısır bitkisinin, özellikle Megrelya'da tarımının yapıldığını bildirilmektedir. Evliya Çelebi'nin verdiği bu bilgi doğrultusunda Mısır tarımının Karadeniz'in doğusunda yaklaşık olarak 1600-1630 yılları arasında başladığını söyleyebiliriz.

lazut-, laust-, laus- KELİMESİ ve ETİMOLOJİSİ

lazut kelimesine rastlanan en eski kaynak Evliya Çelebi Seyahatnamesi'dir. 17. Yüzyıl ortalarında kaleme alınan eserde kelime lazut ve lazut darısı şeklinde yer alır ve üç yerde geçer:

(1647 yılında Gönye Kalesi'nin kuşatılmasını anlatırken) ...ve uzaklarda ne kadar köylü, kentli; âsi, itaatkâr insan varsa denizler gibi asker dalga dalga gelip, herkesin elinde birer demet çalı, birer torba tezek, birer demet lazut darısı, göğem çalısı ve pasta darısı sapı demetleriyle gelip, kalenin dört tarafına demetleri yığdılar...

...(Mikrilistan'ın) Buğday ve arpası azıcık ekildiğinden az olur ama lazutu ve pasta darısı çok olur...

(Mısır'da yetişmeyen/üretilmeyen ürünleri sayarken) ...Ve mekülât hububat kısmından olmayanlar bunlardır: Yulaf, kapliçiye, çavdar, deri, lazut, heldine, burçak börülce, zafran, pamuk, fıstık, kiraz, vişne, muşmula, üvez, karayemiş, kocayemiş, çilek, göknar, Trabzon hurması, kızılcık, gövem, kayısı, kestane, pelit, alıç, kuş yemişi ve ...

Dankoff Evliya'da geçen lâzut kelimesini "bir çeşit darı" olarak açıklar ve Derleme Sözlüğünde geçen "lazut (lazot): mısır" kelimesiyle ilişkilendirir (Dankoff 2008, s. 163). Evliya kitabın başka bölümlerinde mısır bitkisi için mışır buğdayı ve kalımbok kelimelerini kullanır (Dankoff 2008 s. 136).

Dankoff'un iddia ettiği gibi lazut, lazut darısı kelimesinin anlamı "bir çeşit darı" değil mısır buğdayı olmalıdır. Zira, halen mısır bitkisine Anadolu'da Mısır darısı, darı ve Çin darısı dendiği görülmektedir (TDK Türkçe Sözlük darı maddesi). Bu yüzden lazut darısı tamlamasının bir darı türünü ifade ediyor olması gerekmediği gibi, halk ağzında ve çevre dillerde kelimenin darı anlamında kullanımını destekleyen bir materyale de rastlanmamıştır.

lazut kelimesinin 18. yüzyıl boyunca, Trabzon Vilayetinde mısır anlamında kullanıldığını Salnameler de doğrulamaktadır.

1843-44 yıllarında bitkibilimci Karl Koch'la birlikte Lazistan sancağını dolaşan ve derlediği dilbilimsel malzemeyi Über die Sprache der Lazen adı altında yayımlayan Georg Rosen lazut kelimesini Jazud "Mais" şeklinde tespit etmiş ve kayda almıştır (Rosen 1844 s. 35).

Bundan çok sonra, Ahmet Vefik Paşa Lehçe-i Osmani (1306/1888)'de kelimeye yer vermiştir: lâzüt Lâz etmeği ma'nâsına mısır buğdayı. (Lehçe-i Osmani s. 748)

Yaklaşık aynı dönemin sözlükçüsü Şemsettin Sami'nin Kamus-ı Türki adlı sözlüğünde kelimeye rastlanmaz.

Kelimenin Yayılışı

Türkiye'de lazut kelimesi ve türevlerine, sadece Güneydoğu Karadeniz ve Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde rastlanmaktadır. Kelime burada konuşulan Lazca, Megrelce, Trabzon Rumcası, Ermenicenin Hemşin, Trabzon, Axalc'ixa diyalektleri, Kürtçenin Kuzey ağızları ve Türkçenin yerel ağızlarında kullanılmaktadır.

Kelimeye Lazcada lazuti (Atn., Arş., Viğ., Ark., Xop.), lausti (Xop.) (Bucaklişi & Uzunhasanoğlu & Aleksiva 2007 s. 454) Megrelcede lazuli, laiti, layfi, lafi, lasli (Kadjaia c. II, s. 179), Ermenicede lazut (Axalc'xa, Hemşin, Trabzon), (Ağatyan 1913 s. 405) Kürtçede lazüt ve bunun metatezli şekli zalüt şeklinde tesadüf edilir. Trabzon Rumcasında mısırı ifade eden asıl kelime tsupad'dır. Lazüdin, lazüd kelimesiyse "soyulmamış, koçanlı mısır" demektir. (Papadopoulou c. I, s. 510)

Kelimenin Türkçedeki dağılımı Derleme Sözlüğü ve Akademik çalışmalara göre şöyledir: DS lazut (Samsun; Ǯara-Amasya; Turhal-Tokat; Maçka-Trabzon; Gümüşhane; Hemşin-Rize; -Artvin; Posof-Kars; Erzurum; Erzincan; Ahlat-Bitlis; Bulanık, -Muş; Yozgat; Kerkük), lazıt (Bayburt; Sarıkamış, Selim, Çıldır -Kars), lazot (Karasu-Kocaeli; Sürmene-Trabzon; Rize; Gümüşhane; Erzurum; Malatya), lazotu (Şiran-Gümüşhane; İspir-Erzurum), lazud (Çayeli-Rize) "Mısır", lavus (Kayseri), lağız (Vakfıkebir-Trabzon), lagoz (Sürmene-Trabzon), lağuz (Güneyce, İkizdere-Rize), lavust (Limanköy, Çayeli-Rize), lavuz (Safranbolu-Zonguldak) "Mısır, mısır unu".

Haritadan da anlaşılabileceği gibi kelimenin genel dağılımı orta ve doğu Karadeniz ile Doğu Anadolu bölgesidir. Kelime Düzce, Bolu, Ǯonguldak gibi batı illerine 93 Harbi (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) muhacirleriyle birlikte gitmiştir.

Mısır'ın deniz ticareti yoluyla bölgeye getirildiği göz önünde bulundurulursa lazut kelimesinin Karadeniz'de yayılışı da denizden iç kesimlere doğru olmalıdır. Yukarıda sıraladığımız Ermenice, Trabzon Rumcası ve Kürtçede kelimenin alıntılanmış olduğu, sadece her üç dilin kesiştiği coğrafyada konuşulan diyalektlerinde kullanılmasından ve bu dillerde mısırı ifade eden asıl ve genel bir kelimenin bulunmasından anlaşılıyor. Yöre Türkçesinde hem mısır, mısır darısı hem de lazut şekilleri kullanılmaktadır. Yörede konuşulan Gürcücede lazut kelimesi kullanılmamakta, onun yerine standart Gürcücedeki simindi kelimesi kullanılmaktadır.

Megrelcede lazuti ve eş biçimlerine Zugdidi-Samurzagani diyalektinde rastlanmakta, Sanaǩi diyalektinde ise Gürcüce simi(n)di kelimesinin kullanıldığı görülmektedir (Çikobava 141 #42).

Bütün bunlardan hareketle lazut kelimesinin Laz-Megrelce üzerinden diğer dillere yayıldığı ileri sürülebilir. Günümüzde Lazcanın bittiği Sarpi ile Megrelcenin başladığı Poti arasındaki Açara ve Gurya bölgelerinde lazut kelimesinin kullanılmayıp, Megrelce sahasında tekrar başlaması kelimenin Lazca ile Megrelce arasında ortak bir dağarcıktan kaynaklandığını da göstermektedir.

Bununla birlikte lazut-un Zanca bir kökten kaynaklandığını söylemek güçtür ve bölge harici bir dilden alınmış olması muhtemeldir. Bu kaynak dil Slav (kukuruza, darevida vs.), Yunanca (kalamböki ya da eski dilde aravösitos), Rumence (porumb), Gürcüce (simindi), Abhazca (apö, adzykarej) gibi Karadenizde konuşulan dillerden hiçbirisi değildir.

Çevre dillerde mısır kelimesinin kuzey Afrika ülkeleri ile ilgisi dikkat çekicidir: Türkçe mısır (< Mısır darısı) Mısır'dan, Ermenice (< "Mısır (ülke, Egypt)" + "tahıl"), Yunanca (eski dil) aravösitos (< Arâbon "Arap" + ortos) ve Kürtçe garis misiri (< garis "darı; mısır" + Mısıri "Mısıri"). Ancak lazutta böyle bir ilişkiden de söz etmek imkânsızdır.

Tıpkı Gümüşhane'de kullanılan lazotu formunda olduğu gibi, bir çok ağız araştırmacısı ve Türkolog lazut kelimesinin Laz otu kelimelerinden kaynaklandığını dillendirmişlerdir. Bunların başında Balhasanoğlu (1904 s. 129), Eyüboğlu, Emiroğlu (1989 s. 171), Gemalmaz (1995 c. III), Gülensoy gibi etimoloji meraklıları ve ağız araştırmacıları gelir.

Bunlar içerisinde Eyüboğlu'nun etimolojik sözlük çalışması sık sık referans edilmesi açısından önemlidir. Eyüboğlu burada lazut kelimesini laz-otu şeklinde böler ve ekler: "Karadeniz yörelerine, mısır denen bitkiyi Laz denizcilerin getirip yaymaları olayından dolayı lazotu dendi" (Eyüboğlu 1991 s. 465).

Gülensoy, Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü adlı çalışmasında Ermenice, Kürtçe, Lazca ve Megrelce formları da verdikten sonra kelimenin Türkçeden bu dillere girdiğini bildirir: Ermenice, Lazca ve Megrelceye de Türkçeden geçmiştir. Niye mi? Türkçe: OT > Lazca: ut - Megrelce: at; Türkçe: -U "ek" da Lazca ve Megrelce -i olmuştur da ondan! (Gülensoy 2007 s. 596). Gülensoy'un bu "heyecanlı" açıklamasının, kelimenin Türkçe olması ve Lazca ve Megrelceye geçmesi hakkında herhangi bir bilgi vermediği ortadadır.

Laz otu görüşünü Gürcü dilbilimci Sergi Cikia'da destekler ve mısıra bu adın verilmesini Lazika'da mısır tarımının çok eskiden beri yapılmasına bağlar. Bu yaklaşımın Ahmet Vefik Paşa'dan bu yana birçok kişi tarafından dillendirildiği görülmektedir.

Hasan Eren'in de tespit ettiği gibi bu bir yerelleştirme (halk etimolojisi) örneğidir (Eren 1990, s. 29-30.). Eren etimoloji çalışmasında sadece Dankoff'tan aldığı verileri tekrarlar ve kendisi ayrıca bir görüş bildirmekten kaçınır (Eren 1999 s. 280).

Dankoff ise Anadolu ağızlarındaki Ermenice kelimeleri ele aldığı çalışmasında lazut kelimesini "Words found in both languages, the direction of borrowing being uncertain. Some cases may be due to independent borrowing from a common source; others to paralel onomatopoeic development." başlığı içerisinde ele alır ve ayrıca Lazca, Megrelce ve Kürtçe formları bildirir (Dankoff 1995 s. 176, #E63).

Nişanyan lazot/lazut formlarının Doğu Karadeniz ve Erzurum Ağızları'nda kullanıldığını ve kelimenin ilk olarak 20. Yüzyılın ikinci yarısında (1931-1960) kullanıma girdiğini söyler. lazut formunun Trk. lağız/lağoz/lağuz formlarından kaynaklandığını da bildiren Nişanyan, ayrıca bu kökü soru işareti koyarak Yunanca (?) layainö "kazmak, toprağı sürmek" fiiliyle ilişkilendirir (ancak lâyos şeklinin olmadığını da bildirir). Ayrıca mısır ekiminin Karadeniz bölgesine modern zamanda geldiğini de göz önünde bulundurulması gerektiğini söyleyen Nişanyan, Lazca lazuti kelimesinin Türkçeden ya da ortak kaynaktan alınmış olabileceğini ileri sürer.

Kudret Emiroğlu, Trabzon-Maçka Etimoloji Sözlüğü adlı çalışmasında Eyüboğlu'nun açıklamasına katılmakla birlikte şöyle bir varsayım ortaya atar: "Gürcüce -et, Türkçe -lık ekinin karşılığıdır, laz-et Laz'a ait anlamına gelir. Ancak Lazcasının da laustu, lazuti olması İZE'nun açıklamasını inandırıcı kılıyor" (Emiroğlu 1989, s. 171-172).

Bu öneri Gürcüce ekin işlevini bilmemekten kaynaklı bir yanlış anlamadır. Gürcüce -et eki (Lazca muadili -at'dır) orman-lık, çalı-lık, kiraz-lık anlamındaki -lik ekine ve daha çok da -istan'a karşılık gelir ve ulus-kabile, bitki, hayvan vs. adlarından da toponim yapar: Turk-et-i "Türkiye; Türkistan", Bulgar-et-i "Bulgaristan", Sa-prang-et-i "Fransa" vs. gibi (sondaki -i nominatif hal sonekidir). Gürcücede kullanılan Laz-et-i kelimesi de "Lazistan" anlamına gelir. lazut ile Lazeti kelimeleri birbirleriyle ilişkilendirilemezler.

Yapılan etimoloji çalışmalarında lazut kelimesinin kökenine dair kabul edilen bir öneri olmadığı gibi lauz, lağus, lavus, lavust gibi formlarla olan ilişkisi hakkında açıklayıcı bilgi veren bir araştırma da yapılmamıştır.

Lazut kelimesinin Rize ve Trabzon'da kullanılan lauz, lavus, lağus, lavuz, lağuz gibi formları göz önünde bulundurulursa kelimenin arkaik versiyonunun *laus şeklinde olduğu ortaya çıkar. Bu formun arkaik şekli Megrelce türevlerden hareketle *lais olmalıdır. lazut şeklinin gerçekleşebilmesi için laust şekline ihtiyaç vardır ki Lazcanın Xopa diyalektinde kullanılan lausti ile Türkçenin Rize ağzında (Çayeli, Limanköy) lavust şekilleri bu ara formu doldurmaktadır. laust'de /u/ ile /s/ arasında bir metatez olduğu ortadadır: *lasut (*lais > *laus > laust > *lasut > lazut).

Lazut ve eş biçimlerine kaynaklık eden *lais - *laus formu ilk bakışta Karayib adaları yerli dillerinden olan Arawak dilinden kaynaklanan ve Avrupa dillerinde çok yaygın olan mahis kelimesini ve varyasyonlarını akla getiriyor (Latin mays, Almanca Mais, İngilizce maize, İspanyolca maiz, Fransızca mais, Hollandaca mais, Norveççe mais, Fince maissi, İsveççe majs vs.). Buradaki tek problem /m/ > /l/ yönünde bir değişimin olup olamayacağıdır. Ancak, ikisi arasında /n/ ara formunu kabul edersek böyle bir değişimin olması muhtemel görülebilir: mais > *nais > lais. Bu oldukça problemli bir etimoloji olabilir, ancak elimizdeki bütün veriler lazut'un yabancı bir kökenden kaynaklandığını gösteriyor. Ve *laus formuna indikten sonra, buna en yakın kaynak olarak mais karşımıza çıkıyor.

Sonuç olarak mısır 1600'lerde yöreye getirilen ve yöreye getirildikten sonra da halk arasında büyük kabul gören bir tarım bitkisi idi. Ancak 1950'lerden sonra bölgeye giren çay, tıpkı mısırın kurumi (Setaria italica ssp. maxima) ve pati (akdarı Panicum miliaceum) tarımını bitirdiği gibi, mısır tarımını bitirmiştir. Sadece Lazcanın değil Doğu Karadeniz dillerinin kelime varlığında, kültüründe, folklor ve mimarisinde derin bir yeri olan mısır, günümüzde bazı köy evlerinin bostanlarında yazın süt mısırı olarak tüketilmek üzere ekilmektedir. Mısırın yöredeki 500 yıllık bu derin birikimi yaşlı insanların ölmesiyle azar azar yok olmaktadır.

(Kaynakça: yazıda geçen kısaltmalar için başlıca kaynaklar Babaoğlu 2005; Bucaklişi, Uzunhasanoğlu & Aleksiva 2007, Didi Lazuri Nenapuan; Dankoff 1995, 2008; Eren 1990, 1999; Eyüboğlu 1991; Gülensoy 2007; Nişanyan; Rosen 1844; ve dönemin Osmanlı salname ve tarihi ağız araştırmaları.)

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Helimişi XASANİ

MŞKİRİDONİ

Kaot kiridoni Na kçumertit koxoğoni Goputxi Şopi Ǩorğoni Mo bortat miti çxeoni Çinvaş tutapes si varti

So goputxi, p̌ia sortü Mu-te skidi, mu imxorti Varşa soti ugyareti Si paʒxa var okogixvit Moxtare ya do si dokçvit

Gonongeli komomixtit Kai vi haşo na moxelit! Xolo paʒxa öşenare Ağne motape ordare Var mşuntanşi gondunare

Çinvas pa3zxa memişkvare Baba-çkimiş yeri Faşi iyya mulun, si moxtaşi ukinikten si idaşi He-ti mulun var mşuntanşi

Kimi Faşis kimi Tunas İçalişems naǩo tutas Çinva şeni para moğams Kafa Şanas okobiğket

Man do nanak ia pçumert Ser ndğaleri gzapes biğKert Komoxtaşi biraxatet

Helimişi Xasani, Şilyançxorş eçi do vitoaşis (1936), Soxumis

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Esat SARI

FERAT DAİŞİ LAĞİ - FERHAT DAYI'NIN KÖPEĞİ / ECEVİTİŞİ KARŤALİ - ECEVİT'İN MEKTUBU

Ferat Dayı (Ferhat SÜTLÜOĞLU) nevi şahsına münhasır ender şahsiyetlerimizden biriydi. Hazır cevaptı ve atmosfere uygun espriler üretebilme yeteneğine sahipti.

Ferat Daişi Laği - Ferhat Dayı'nın Köpeği

Ardeşen'in Gere (Işıklı) köyü deniz kıyısındadır ve yol kenarında sıra sıra dizilmiş kahveleriyle ünlü otantik bir yerleşim yeridir. Sonbahar aylarında buraya insanlar Atmacaları ve av köpekleriyle gelirlerdi. Atmacalar özel olarak yapılmış tüneklere oturtulur sahipleri de içeride çay kahve içerek sohbet edilirdi.

Birgün acı bir fren sesiyle beraber bir köpeğin çığlığı duyulur. Kahvedekilerin hepsi dışarıya koşarlar. Av köpeklerinden birine otomobil çarpmış ve ölmüştür. Olayın tek görgü tanığı Ferat Dayı'dır. Ferat Dayı'ya sorarlar;

  • Hako mu iyu? Ham laç̌i moy nizlapu? Burada ne oldu? Bu köpek neden ezildi?

  • Mu iyasertu. Şkimi laç̌i minibusi mulurtuşani tudelemuşişa zirrrrt ya do golastu, kogolaxtu... Ne olacaktı. Benim köpeğim minibüs gelirken altından zirrrt diye kaydı, geçti.

  • Bee,

  • Hamu-ti şkimi lağis elvadven do golaftare ya-çi trağa. Bu da benim köpeğimle kendini aynı kefeye koyup geçeyim derken trağa.

Ecevitişi Karťali - Ecevit'in Mektubu

1974 yılı mayıs ayının sonlarına doğru Ferat Dayı'nın evine bir manga askerlerle karakol başçavuşu gelir. Ferat Dayı'yı sorar. Hanımı Ferat Dayı'nın Ardeşen'e gittiğini söyler. Askerler Ferat Dayı'nın geliş saatine kadar kapıda beklerler. Akşama doğru Ferat Dayı evine gelir. Başçavuş gizlice ona bir zarf verir. Ferat Dayı zarfı açıp okuduktan sonra acele ile hazırlanır ve askerlerle gider. Eşi ve mahalleli buna bir anlam veremez ve merakla beklemeye başlarlar. Bir hafta sonra Ferat Dayı evine döner ve mahalleli bir hafta nerede olduğunu anlatmasını beklerler.

  • Ferat naku ndğa on nakortü? (Ferat, kaç gün oldu, nerelerdeydin?)

  • Nak vorti mu dogaçiran var iziten. (Nerede olduğumu bilmene gerek yok.)

  • Ferat mo motvaʒğinamt do dotkvi so ortü? (Ferat bizi meraklandırma da söyle nerelerdeydin?)

  • Himdo mo tvazumt giğvaten. (Onu söylersem beni merak edersiniz.)

  • Başçavuşi haǩolendo kemçopu Ankaraşa mendemiyones. Hekolen-ti ar seri Arabas cemoxunes do ar sotxaşa mendemiyones. Doloxe amaftisi ceneralepe gopineri Başbakan Eceviti hareta coŞeran do mutxape Çaruman.

Başçavuş oradan aldı beni Ankara'ya götürdüler. Oradan da bir gece arabaya bindirip bir yere götürdüler. İçeri girince generallerle çevrili Başbakan Ecevit'i heyecanla dolaşırken ve bir şeyler yazarken buldum.

  • Amafli dovar Eceviti na-xetu svaşa moğukapu do ali kodolomabu.

İçeri girince Ecevit oturduğu yerden koşup gelip boynuma sarıldı.

  • Hoşgeldun Ferat, bizi bu dertten ancak sen kurtarabilirsin. Ne olur bize yardım et -ya miğu?

  • Tabi Başbakanum Elumden ne celurise yaparum -ma vuğvi.

(Tabii Başbakanım, elimden geleni yaparım dedim.)

  • Kıbrıs'ta işler biraz karışıktır, oraya gizlice gidip bize bilgi vereceksin.

  • Başustine Başbakanum dovuğvi do kogamafli. (Baş üstüne Başbakanım dedim ve dışarı çıktım.)

  • Him seri domoncines do dotanuri ora miyoxes. (O gece beni bekletip sabaha karşı çağırdılar.)

  • Ferat Dayı hayde gideyiruz.

Pri dotanu ar piloti do ma ar jet uçağis cepxedit do Ankaraşa gamapsivit. Bir pilot ile birlikte bir jet uçağına binip Ankara'dan havalandık.

Arora şukale Kibrisişi cindo golovulurtitşa mutxa tolis kocemavalu. Pilotis amgika titudeşi cexti muntxa komaziru vuğvi. Amʒika daha mevaxolisi ar koçi celaren do ma xepe mivalams. Pencereden gördüğüme dikkatimi çeken bir şey oldu; pilota şu parmak ucu kadar bir yerde bir insanın indiğini ve elini salladığını gördüm dedim. Kıbrıs üzerinden geçerken bir şey gözüme takıldı.

  • "Gözünü seveyim Ferat ne olur sen bu işe karışma" -ya do Makaryosi gza kocelemigutu.

("Gözünü seveyim Ferat ne olur sen bu işe karışma" diyerek Makarios'un yolunu kesti.)

  • Eee si mu-i? (E sen ne diyorsun?)

  • Mu Pa rbu, na-meşkaxeran svalepe asketepe şkunis dovuğvi do şuri govozgvapi.

(Ne yapabilirim ki, düşmanın gizlendiği yerleri askerlerimize söyledim ve derin bir nefes aldım.)

  • Ferat Dayı (Ferhat SÜTLÜOĞLU) nevi şahsına münhasır ender şahsiyetlerimizden biriydi. Hazır cevaptı ve atmosfere uygun espriler üretebilme yeteneğine sahipti. Birçok anlatımlarını herkes bilmesine rağmen, kendisi anlatırken sanki yeni oluyormuş gibi dinlenirdi. Kendisini saygıyla anıyoruz.
Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Givi G. KARÇAVA

GOM3XADERİ İZMOCE

Foto: İsmail Bucaklişi

Menceloni do guroni milleti ren Lazepe, do çkva menceloni xalkepes-ti geçinaduples. Kolxepeşi meveşi coxoten ixirsenan do dido-ti gamim3kvenan, mara çkar umaaneti var...

Agathias, VI oşğanuraşi Rumi mçarale do malarixe

"Skiri çkimi, p̌anda kşuntas-ki, çkin am kianas xvala va voret, çkini steri na-ğarğalaps, çkini steri na-izmons, çkini steri na-gorops, çkini steri na-açuns, çkini steri na-ibirs, çkini steri na-xoronaps, çkini steri na-ixels, çkini steri na-işumen, çkini steri şuri na-şvanups do Çerxvis çkini steri diʒxiri na-mişudgin ar milleti am xvameri kianamorgvalis xolo koren do entepes Lazepe coxonan!"

Babaçkimişi nenape ren antepe.

Şiťa vorti, eşo 10-12 Şaneri antepe na-miğu. Domiğu do daçxiri memigzu. Em dğaşendoni Lazi mi ren, so ren, muperi ren ma do ar bereburi nçelas vorti dololaperi.

Bereburi ptkvi, mara man xuras so na-ar man?inetu, eya nçela jur çkva imordetu. Andğaneri dğasteri mşuns, eşo 12 Şaneri vigveti, dadi çkimişi oxoris vorti. Emus dido Şignepe uğulu do ma irote entepes meşapxerti, oŞudepeşen kamovistomerti tito-tito gen3xodureşa do uǩule sultani steri goşaxuneri p3adupti, vikitxupt.

Mşuns-ki svaruli "Aia"-şi majurani koro3xali komaziru do okitxus komevadvi. Dido Margaluri lersepe, çkineri koçepeşi noçarepe rtu doloxe muşis. Svarulişi çodinas "Lazuri notkvamepe" yado ar kartalis mutxanepe noçartu.

Babaşi nenape kogomaşinu xate. Ebzdi do vikitxi: "dobadona gondini-na ti-ti gondineri giğun" — amǩata ar mecvenotkvame kortu ek. Aği ozmonus mevaçi: "gondineri mu rtasinon? Gondinaperi-i? na-gondinun, yani Margaluri dinapili-dinaperi na-bzopont? Ho, ho, eşo ren bolaki. "Dobadona"-ti Margaluri "Odabade"-s nungaps, Koçi na-dibadu, kianaşa na-muigoninu sva, eşo rlasinon, eşo mağonen. "Gondini"-ti arkaeli ren, nandiçkimik ğocis na-goşitirertu ar uZğapela coğoris na-nuguraptu: "godini vişo"-şa memangapinu. "Giğun'-ti giğun ren, Ǩoçis na-opalun, na-uğun, muşi na-ren ondi şeni itkven. Arxvala "ti" var memangapinu mutuşa, muşeni-ki Margaluris aya ziťa na-vixmart ondi akonaşis meşaxunatişi notkvameşi mteli dolosimadura okoxvasintu. Edo çodinaşakis va maktiru, va oxomağonu do kodopskidi derdi-merağoni. Mara derdi do meraği muşi derdi do meraği igvas, emtumani na-xonups xocişi menceli va mekças do emtişi çodinas ar mu nikobun yado ondişi oZirapuşa zuğakonari upis va göomçvirapas-na.

Edo ma-ti na-maxvenetu steri nğela do enteresi çkimişi opşus gevoçki. Soti Şigni do svarulis mutu maZiretu-na eşevikitxupti, televizionis Programepes voğkerti, am dulyas mʒika şignaperi na-rtu Koçepes ambarepe gamapkitxupti. Mara aya dobağineri va rtu, muǩo viguriko xolo va viZgeti do bgorupti do bgorupti umoşvacu...

2002 Şanaşi Xʒala rtu. Nǯopula dovoçodini do mağala doguronişa amaxtimu şeni Kartişa mopti, gamoğadupe pçaramintu. Babaçkimi-ti ak moxolutu. Geocekologiaşi do turizmişi fakultes dosarepe çkimi mepçi, gamozğadupe doğpçari do komopxvadi. Studenti dovigvi do vixelti dido! Em dğalepes çkimi istoriaş mamgurapaleşi oxorişa vidit babaçkimi do man. Eya dido Kai oxorca rtu, n3opulas vortişi iriyagval Mçxu-mçxu, entleresoni Şignepe momçaptu, Kkonferansepeşa micoxoptu, dido mgoroptu çkva.

Oxorcak ǩave do loga oçkomalepe komomiğes do kogoğamidves. Muk-ti kodoxedu. Si mu gvi yado eşamkitxu. Ma-ti dovuğvi Kartişi Oxeng3aluri Universiteşi studenti na-vigvi do amuten dido voxeli. Uǩule arǩele babaçkimis gilağkedu, arkeleti man do "kai igvatu-ki si Uçazoğaşi Universites amagixtimulkon" ya tku. "ek kianaşi çkvadoçkva svapeşen berepe mulunan onğopulu şeni, mara irişen dido Turkepe renan, entepeşi doloxe Lazepeti" ya.

Mʒkviťura steri gucepe p3kviti. Babaçkimik "Kai igvatu, mara aya aği studenti ren, mu maxvenenan" ya do nena giuktiru oxorcas. Man, amaxtimuşi do gamo3adupe oçaruşi ora mundes mikilu-ma pkitxi. Oxorcak, "amaxtimoni gamo3adupe jur fara igven, ari diçodu, majurani na-mulun tutas, Maryaşinas igvasinon"ya. Xʒala ru.

Babaçkimik ar toliten gilamoğkedu do ognu-ki ma em şvacis guris mupe dolomizitu. Mamgurapaleşi oxorişen gamaptitşi babaçkimis dovuğvi "baba, man golopekvidi, man Uçazuğaşi Universiteşa mevulur-ma". Babak "mu zop̌on, aği eşo-aşo gonkağinu igveni e skiri! Si çkva studenti digvi, e-ti oxen3aluri universiteşi studenti edo mu gorup çkva, mundi mot giparpals" ya, mara çkimi ostibinuşa babas menceli var dubağu. Var dubağu-ti var, var izmaru eǩo.

Uçkitu-ki, ma mutu dolovingonatişi eya va Paşakis va momaşvacinetu, edo paťi mutus na-var gevatxozeti esti oxoğonaptu. Edo Maryaşinaşi xvameri tutati kododgituvu.....

Amapti universiteşi binas do 1 saatişkule eǩolendo em universiteşi studenti kogamapti. Gale na-pçumertes nana do baba kogomakires, memacundes, domxvames do uǩule sumiti okokateri trenişi istasionişa vidit Zugdidişa ogzalu şeni. Zugdidis, berek studenti digu yado babak ar sofra kodomidgu, manZagerepes, mZaxalepes, manebrapes ducoxu, gza çkimi gemixvamu do entepesti doxvamapu. Vit dğa çkva kodopskidi, uǩule xolo Kartişa na-nitu trenis dolomoxunes do ogurapuşa moncğones.

Aşo geiçku çkimi studenturi skidala.

Universites dido Turki berepe rtes. Xolo Turkmenepe, Oazaxepe, OCirgizepe, Rusepe, Azerepe, Sumexepe, Lituvarepe, Afrikaşi çkva do çkva terepeşen moxtimeri berepe iguraptes. Turkepeşen xate İbo do Ademi coxoni biçepe kala dovimanebrit. Kai biğepe rtes. Dido Kai.

Manişa ma Margali na-vorti kodigures do ar dğas moşvacinuşi saatis pxertit do Ǩave pşuplitşi pkitxes: "Lazepe do Lazuri gignapun" ya? "muğo va mignapun, ma-ti Lazi vore"ma vuğvi. "sin Orxani içinop"ya? "Orxani mi ren" ma pkitxi. "Orxani ar Lazi ren, akonaşis iguraps" ya. Mutxani bulti steri xirxintis kogomadu, opetkaşeşi Çerxvepe na-domabaru oxovoğoni. "ginon-na goçinapatminonan" ya mi3ves. Moçinapit ma... Do ar odas amapti.

Jur dakikaşi odas ar mağala, dirxina biç̌i kamaxtu, kikinaşperi nunkuğiciten, ginže do gendrika çxvinditen, Ziğineri-Zizğineri momançdu do "cuma şkimi muç̌o re" -yaten Şoxle kogoğamidgitu.

Ǩaixeşa mşuns "Kai vore" ma vuğvi do jurikti artikartis kogovakirit. Aşo gokireli vortit ar dakika Ǩonari do na-ukuvi3kit do artimajuras dolovo3keditşi, çilamure miçxantutes tolepes. Xelebaşi çilamure, oşğanurapeş Şoxle okoğkeri do andğa xoloti oǩoǩateri cumalepeşi kimoluri çilamure.

Em dğa igu do em dğa - ma do Uta manebrape dovigvit. Ula ma gevodvi, Okortueşi irişen mcveşi do irişen Şkonda oxvameşi, Opale İsaşi dolokunu na-doloxun ar oxvameşi, Svetiğxovelişi Lazi gemkidaleşi, Utaşi coxoşi goşinu do var oğurinu şeni. Eşo Orxani coxontu, Durali uğutu Turkuli gvari, Lazuriti Tuxalişi, Atinuri Tuxalepeşen ortu, mara mendrani Bursas dobadineri, Lazuriti var uçkitu kai.

Uta do ma manebrape var do cuma steri meviktit. İrote artot govilit, artot pşuptit, artot pikomuptit, artot vikitxuptit. Çkinikala ar beretti kortu p̌anda, Omer Gçİ(Kiborize) noğa Orduşen, dido nosigokvateri do mZiğinace biği, p̌anda Lazepeşenş fikrape zopontu.

Ondgeneri 12 saati mikilatuşi, komulurtu do miğomertes: "12 saati diçodu, aği tkvani nena mo vognapta, Lazepeşi nosi 12 saatişakis içalişeps, uǩule dodgitun" ya. Ulas gvaZiğinetu do "mis uçkin, beki mtinişi vitojurişakis içalişeps, mara e-ti na-diçalişas tkvani nosişi ar tutaşi oçalişuşi ǩonari igven" yado nena giuktiraptu. Aşo Ziğina-steralaten, cumalobaten, ǩaoba do mskvanobaten mikulutes Şanape....

Nanaçkimik mukofaratilifoni gemin3kialaptuşi Uta muç̌o ren ya mkitxuptu xate do "Kai ren nana, ha yani çkimis dgin" ma yaşi ko-meçi, vuğarğala yado uğarğaltu Utas, loga-loga nenape uğomertu, xvamuptu. Edo, ar Oinvaş tutas, Uta Bursas rtuşi ekolendo tilifoni gomin3ku do "ho, Uta çkimi, gisimin" ma yaşi oxorcaşi mç̌ipe do ťibu xomak nena memikvatu: "e çona Givi şkimi, e na gogağarare, ma Orxanişi nana vore, Orxani skani şeni opşa mixapas da, va giçinam çona do bereşǩimi steri ggadum, ham yazi oxori şkunişe moxtiko, musafiri şǩuni iyiko mu vorsi iyasertu gişkuni?" yado nenape vogni. Utaşi nana, osurp̌aťoni Emine ğarğalaptu tilifonis do Bursaşa miçandeptu. Ho, meptaminon bolaki ma vuğvişi mʒika çkva dobğarğalit do tilifoniti kodobdvi.

Xelebas kevagoni, Lazonaşa vidamintu!

Utati manişa ukuniktu, Kunduraşi geçkapuris Kartis ortu. Nanamuşik tilifonişen na-miğupes aği berek muxuri geçu: "universites gamozadupe momaçodanşi Lazonaşa vigzalat, cumadepe çkimişi oxorişa gigonaminon, emuşkuleti Bursaşa vidat, oxori çkimişa, na-naçkimi pçumernan ek, skani şeni ar kai minci geťağaneri do paponi pçaminon yado ikaden do hele, birat muğo mogğondasen. Emuşkuleti Mpolişa kogolaptat, ek İlxani na-ren, manebra çkini, emuşi oxoris dopskidatminonan" ya miğu. Çkimi steri xeleberi em şvacis miti çkva na-kortu ağiti va maceren.

Nanas uçkitu na-meviti do ǩarťa nanak bere-muşis na-uğomers steri "e bere çkimi, idi, miti ya köğopups-ki, kiana skani ren, Ziraginon çkva. İdi do goxti Lazonas, şuris na-gimzgudun pukiris Şǩari ilubi. Ma mutu va bgorup skiri, xvala ti skani na-goncğonap steri komomiği" ya miğomertu.

Baba Moskofis rtu em orapes. Limcis tilifoni govun3ki do:

  • Baba Lazonaşa mevulur' ma vuğvi.

Babak nena kanikvatu. Xvala emuşi monǩa şuriş şvanua masiminertu. Aşo doskidu ar dakika Ǩonari.

Uǩule babak ar Ǩaixeşa şuri muişvanu do:

  • E skiri, ora komoxteren' ya miğu.

  • Muşi ora baba' ma pkitxi.

  • Otanuşi ora skiri, skidala skanişi otanuşi ora. Otanuşi emuşeni-ki, aği Lazonaşa idaşi do Lazepe toli skaniten Ziraşi, si mi re do solendo mulur Kaişa iguraginon do amuk şuri do nosi skani otanasunon' ya miğu.

  • Ho, baba, mevagni' ma do oğarğalu çkini ak diçodu.

Tamo-tamo kundurati gamapatxuri muşis nançu. Emus lulu tuta nagonu, lulu tutas ağrili, aprilisti maisi do maisişi tutas gurapape kanikvatu, aği gamo3adupe oçaruşi vortit mteli.

Buloraşi 10-s Utasti do ma-ti gamo3ğadupe domaçodes, eya meç̌ireli dğalepeti mikilu çkva. Utak, "hayde, ixaziri, am dğalepes vidatminonan" ya miğuşi Zugdidişa mindapti, oxoris sum dğa çkva kodobdgiti, na-mintu ondepe doğpkorobi do limcis xolo Kartişa ogzalu şeni.

Dolimcu do ogzaluşi ora komoxtuşi, nana do nandi çkimik corişi ťikşari mekavitişakis Margali oxorcalepes adeti na-uğutes do na-uğunan steri ar xe gvas gemodves, majuraniten mxucis gemaknes do mar2gvani ǩele sum fara moktines. Moktinaptesşi amǩata nenapete pxvamuptes: "muki-muki goluapiro, GĞormoti do Mardoni, skiri çkimi na-igona gzapes pukiri do dadala nupini, edo saği do gecgineri ukumiktinit" ya.

Aya xvama doçodinesşi, nandidiçkimik sum butkoni ar xanğeni morçi kelağilu do cebis dolomidu, ukuleti "hayde, bedineri igzali, gza skani xvameri rtas, mo ukuniğker" yado gzas gemodgines.

Em seris çkar toli var oǩomadu trenis.

Majurani dğas Uta Kala Batumişi trenişi biletepe kepç̌opit do limcis istasionis okoviZirat yado ukuvitkvit.

Limcis okovikatit. Uta xvala rtu. Çkimi Kala Kartis na-skidutes Margali berepe komoxtes. Utas gvaziğinu: "aya mu ren Çe, askerişa xoş var ulur, ako Koçepe mot onğirinap" yado gemozizu. "çkin mitik va mon3irinapan, çkinite moptit. Muşeni do cumaçkini mcveşi lejendapeşi letaşa, çkin noğarepeşen na-miçkinan ar lejendapeşi leťaşi mʒxade oǯirapu şeni nulun" ya do nena giuktires biğepek. Uta dostibu do gokvireli noğkedu Margalepes. 10 dakika çkva do trenikti mçxu kodiguruşi "hayde, ogzaluşi ora ren" ya oxomoğonapapes.

Xe vuvalit biçepes trenişi otoleşen do odas kamaptit. Em seristi va domancires çkar. Bğarğalit do bğarğalit, mi şeni do mu şeni ma-ti va mşuns aği.

Treni Batumişi istasionis na-dodgitu getanapici rtu, m3kupis te na-gonkvatuptu ora. İstasionis ar minibusis gepxedit do Sarpişa vigzalit.

Sarpis kogeptit do Utak "hayde, pasaporti xes gokaçulas, mekaxtimus gevoçkapt" yaşi guri obadgalus naçu. Kortuşi do Turkişi maon2ğonarepek p̌erp̌u mekomoçkvesşi, Meleni Sarpis kuçxe kogebdgit.

Aği akonuri minibusişi Turki mances duğarğalu Utak do çamudanepe çkini minibusişi bagajonas kodolobdvit do çkinti kogepxedit. M3jikaçkvaşi minibusik tamo-tamo ogzalus gioğçku.

Meleni Sarpis emedeni ar ğormagza na-ren iya gamaptit do Şoxle çkimi na-guimpinu svamurgvali bzirişi, goviçimoşi do xuras dimç̌ǩupe kogomabğu.

İzmoce çkimi kogomaşinu xate...

İzmoce-ma ptkvi do aği eya muper izmoce rtu e-ti otkuşi ren. İriyagval ar sva gemaziretu, zuğakala divepe steri xuraebğeri, xanğeni golapeten, 3konda-3konda ğalepeten do zuğaşendo na-bartu maskuriten.

Ma iya mu rtu do so rtu va miçkitu. Apxazetişi suratepe miziramutu, ekoni reliefi ma na-bziroptis dido nungaptu, mara Apxazetis çodinoras na-migones Ç̌iťa vorti do mu gomaşinasuntu?

Edo eya Zirapape mu orlu aği mevagni. İzmoce çkimi dom3xaderetu.

Na bziropti leťa aği xe do toli çkimişi şkas goğamizitu.

Lazona.

Gom3xaderi izmoce... megona igven

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği

BEREPE ŞENİ LAZURİ YOXO/COXO

Gün geçtikçe çocuklarına Lazca isim koyan anne babaların sayısı artıyor. İsim bulmak için de Lazca sözlükten faydalanıyor insanlar. Bir çokları da çevresine sorarak isim bulmaya çalışıyor.

Kısa bir süre önce Derneğimizin yönetim kurulu üyesi Hüsnü Paşa İnce'nin bir kızı oldu. Paşa bir ayı bulan bir araştırmanın sonunda kızına güzel bir isim buldu ve Misa adını verdi. Sonra gidip nüfusa kaydettirdi. Paşa oğluna da Evro adını vermişti. Elbette ki bu güzel bir örnek. Çevremizde bunun gibi daha bir çok örnek mevcut.

Biǯ de Skani Nena ekibi olarak geçen sayıda olduğu gibi dergimizin bu sayısında yine Kız ve Erkek ismi olabilecek örnekler çıkardık. Beğeninize sunuyoruz...

Bozo - Ǩulani şeni (Kız adı): 1. Aliyoni, 2. Buťǩa, 3. Elva, 4. Gyuli, 5. İsina, 6. Loresima, 7. Misa, 8. Nena, 9. Okro, 10. Tana

Biği şeni (Erkek adı): 1. Ağani, 2. Tanas, 3. Evro, 4. Guroni, 5. İrden, 6. Lande, 7. Mapa, 8. Nogure, 9. Opodrace, 10. Tanura

Aliyoni: Deniz kuşu, martı Ağani: Yeni Buťǩa: Yaprak Tanas: Işıldasın Elva: Yukarı çıkmak Evro: Kıble rüzgarı Gyuli: Gül Guroni: Yürekli, cesur İsina: Bahçe İrden: Büyüyor Loresima: Papatya Lande: Akis, yansıma Misa: Sakin, Duru Mapa: Kral Nena: Dil Nogure: İdeal, hedef Okro: Altın Opodrace: Sevgili, kıymetli, biricik Tana: Parla, ışılda Tanura: Aydınlık

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Hazırlayan: İsmail BUCAKLİŞİ

LAZURİ DOVİGURAM - LAZCA ÖĞRENİYORUM

Zamirler, ore

Ma si hem çku tkva hentepe Ben sen o biǯ siz onlar

Şahıs zamirleri: Ma (ben), Si (sen), Hem (o), Çku (biǯ), Tkva (siz), Hentepe (onlar)

"Oren" fiilinin çekimleri: vore/bore (ben...im), re/ore (sen...sin), ren/oren (o...dır/dur), voret/boret (biz...iz), ret/oret (siz...sınız), renan/oran (onlar...dırlar/turlar)

Örnekler:

  • Ma Evro vore. Ben Evro'yum.
  • Si Tutaste re/ore. Sen Tutaste'sin.
  • Hem Arte ren/oren. O Arte'dir.
  • Tkva sonuri ret/oret. Siz nerelisiniz?
  • Hentepe Çxaluri renan. Onlar Çxalalı'dır.
  • Ma mamgure vore. Ben öğrenciyim.
  • Arte do Tanura bere renan. Arte ile Tanura çocukturlar.
  • Arte, Gubazi do ma Xopuri voret. Arte, Gubaz ve ben Hopalıyız.

Entxozi (Alıştırma): Tkva-ti tudeni timboni svalepe opşit. Sizde aşağıdaki noktalı yerleri doldurunuz.

  1. (...) Lazi vore. → Ma Lazi vore.
  2. (...) do (...) Arkaburi renan.
  3. (...) bere renan.
  4. (...) do ma mǩule voret.
  5. (...) sonuri voret.
  6. (...) Margali voret.
  7. Mabunduri (.....). Ben tembelim.
  8. Gubazi Mp̌oluri (.....)
  9. Evro do Tanura Noğeduri (......).
  10. Sin do ma mamgure/mamgurepe (....)
  11. Ma, Gubazi do Şana Lazi/Lazepe (....)

Tudeni Şori na-va ren cumlepe doğuranit. Aşağıdaki cümlelerde "oren" fiili biçimleri (vore, ore, ren,...) yanlış yazılmıştır. Bu yanlışları düzeltiniz.

Entxozi: Yanlış cümle: Si bere vore. Doğrusu: Si bere ore

  1. Si Lazi vore. (...)
  2. Ma do Gubazi Arkaburi renan. (...)
  3. Si bere vore. (...)
  4. Hentepe mǩule voret. (...)
  5. Tutaste sonuri voret. (...)
  6. Si mendra ren. (...)
  7. Çku Margali voret. (...)
  8. Gubazi Mp̌oluri voret. (...)
  9. Evro do Tanura Noğeduri voret. (...)
  10. Ma, Gubazi do Şana Lazi vore. (...)

Ma Şana var vore. Ben Şana değilim.

Lazcada bir cümleyi olumsuz yapmak için "var" kelimesi fiilin önüne getirilir.

Ma var vore. Ben çocuk değilim. Si var re/ore. Sen ...sin. Hem var ren/oren. O ...dır. Çku var voret/boret. Biǯ ...yiz. Tkva var ret/oret. Siz ...sınız. Hentepe var renan/oran. Onlar ...dırlar.

Ma mamgure var vore. Ben öğrenci değilim. Hem Arte va ren. O Arte değildir. Çku bunduri var voret? Biǯ tembel değiliz. Tkva Arkaburi var voret. Siz Arhavili değilsiniz. Hentepe Çxaluri var renan. Onlar Çxalalı değildirler. Arte do Tanura bere va renan. Arte ile Tanura çocuk değildirler.

Entxozi:

  • Ma bere vore, koçi... v → Ma bere vore, koçi var vore.
  • Arte do Tanura bere renan, koçi..... → Arte do Tanura bere renan, koçi va renan.

Tkva-ti jini entxozepes oğkedit do tudeni timboni svalepe opşit. Yukarıdaki örneklere bakarak aşağıdaki boşlukları doldurunuz.

  1. Azlağa opule ren, noğa... Mturi ini ren, tuğa... Berepe Ç̌uťa renan, di... Çku mektebis voret, oxori... Şana bozo ren, biği... Hentepe dişka renan, kva... N3xenepe şuroni renan, bobola... Lazuri nena ren, diyalekti...

Entxozi: Tudeni numera meçameri cumlepes oğkedit. İptineri cumles oğkedit do kuti doloxeni kelimepeşi na-eluvelunte timboni svalepe opşit. Aşağıda numaralanmış satırlarda iki farklı cümle bulunmaktadır. İlk cümleye bakıp, kutu içindeki kelimelerden birini kullanarak tersi anlamını verecek ikinci cümleyi yazınız.

(Kelimeler: sanconi, ini, fekiri, iça, mskva-paxali, Te, Kai, mǩule, mçxu-p̌eci)

  1. Ma derdoni var vore. Ma xeleberi vore.
  2. Mturi ťuʒa va ren.
  3. Ma zengini va vore. Ma...
  4. Porça mç̌ita va ren. Hem...
  5. Purkepe Paťi va renan. Hentepe...
  6. Arabape ucuzi va renan. Hentepe...
  7. Ma do Tanura tişineri var voret. Çku...
  8. Şana do si xarmeli var oret.
  9. Si gunže var ore.
  10. Si do ma zeifi var voret. Çku...
  11. Dişkape mç̌ipe va renan. Hentepe...
  12. Gyari tutxu va ren. Hem...

Entxozi: Ǩuťu içindeki kelimeleri aşağıdaki cümlelerde uygun yerlere yerleştiriniz. (Kelimeler: Ťuʒa, ini, mamgvali, Didi, Çula, Loya/loga, Ǩoxa, mskva, paxali, Mamgvali, Çula, ucuzi)

  1. Daçxuri.....
  2. İneri do mturi...
  3. Porťiǩali do burti...
  4. Şekeri...
  5. Fili...
  6. Limoni...
  7. Okro...

İDogura 7: Soru cümlesi

Ma Şana vore-i? Ben Şana mıyım? Lazcada fiilin sonuna -i/-yi eki konarak soru cümlesi yapılır.

Ma bere vore-i? Ben çocuk muyum? Si bere re/ore-i? Sen çocuk musun? Hem bere ren/oren-i? O çocuk mu? Çku bere voret-i? Biǯ çocuk muyuz? Tkva bere ret/oret-i? Siz çocuk musunuz? Hentepe bere renan-i? Onlar çocuk mudur?

Entxozi: Tudeni cumlepe titxala cumle dovit. Aşağıdaki cümleleri soru cümlesi haline getiriniz.

  1. Mtugi Ç̌uťa ren. → Mtugi Ç̌uťa ren-i?
  2. Tkva mskva oret/ret. → ?
  3. Hentepe didi renan. → ?
  4. Berepe hak renan. → ?
  5. Çku mşkorineri voret. → ?

Ma so vore? Ben nerdeyim? Ma oxori-s vore. Ben evdeyim. Lazcada yer bildirme/lokativ eki olarak "s" kullanılır. "s" eki kelimelerin sonuna konur.

Entxozepe: Arte so ren? Arte nerdedir? Arte oxori-s ren. Arte evdedir.

Oxori - Ev; Oxori-s - Ev-de Masa - Masa; Masa-s - Masa-da Şana - Şana; Şana-s - Şana-da Zuğa - Deniz; Zuğa-s - Deniz-de Bere - Çocuk; Bere-s - Çocukta Otoposi - Otobüs; Otoposi-s - Otobüs-te P̌ici - Ağız; Dulya - İş

Entxozi: Aşağıdaki cümleleri 1 numaralı örneğe bakarak yapınız.

  1. İsmaili Mpolis ren-i? - İsmaili Mpolis ren.
  2. Tanura Lazonas ren-i?
  3. Gubazi do Arte Artaşenis renan-i?
  4. Nusa odas ren-i?
  5. Tuta do mjora nʒas renan-i?
  6. Svarape osvares renan-i?
  7. Arte do Şana so renan?
Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Anǩe Musa CEDEŞİ

MAİA MARGALİNA

Vitoşi-do-çxorooşido-otxoneçdovitoni Şanapes Şur'gamaxirxineri Ar nena, ar "xunari" Lazuri-Margaluri Meleni do moleni Dixape çkineburi Eknape koguin3ku D-ixelu juri guri

E do; Em dro kokovagit emu kala Mun ortu p̌ea/ Ar okoxtima-i, a?! Ho, ho!... Margalina Maia

Gononkele juroni Juroni ar guroni Tolepes ora dğuleri Memantalu dğaleri 'Tuta maçkinu ma, ia Ho, ho!... Margalina Maia

Purkep' opşun-opuntes; Golas, gomtes, oputes... Skani kala va-bzirit-i? Mskvanoba muğin iri-ti Giuli, susani, ia... Do "leri-kolxumia" Ho, ho!... Margalina Maia

Kolxepuna svape, didi Oporopaşa mskvape, dada Nandid, dadi, da, dida Ma mu pva do so vida Voooi Goronti voiii!.. ya "Tis menokare ho-i? ya... Ho, ho!... Margalina Maia

Tkvu: "-Muke miçkini ret?" Ma btkvi: "Tkva-ti, çkini ret, Çkini ret, gira çkini Gur-kera megiçkini" "-Ma skanda, si çkimda-i?" ya. Ho, ho!... Margalina Maia

Çku nanapeş mengapa/ Çku ninapeş megnapa... Am din3xirik ezdips-dozdips Okogoner' goropa zdips Btkvi: "Arti ren taso, peso" Tkvu: "Çku; da do cima-i?" ya Ho, ho!... Margalina Maia

Onkelupe goim3kidu Muǩo, mupe moiğondu "-Gur' dolovikaçi" ya "-Zuğa, mosas kapçia, Txiri, lazut, çai" ya. Ho, ho!... Margalina Maia

Purkepe tito xepes Çilamrepe tolepes Zordun xeleba ea Mu dolangonu p̌ea? Otkvute var içkinen... "-İrto skvami... kai." ya Ho, ho!... Margalina Maia

"Nana / nina artirot!" Nana / nena va biktirupt Çkun çkvanoba va-btirupt Uçodine dobskidat Do artobate bskidat "Çkunebura ho-i?" ya. Ho, ho! Margalina Maia

Anǩe Musa CEDEŞİ


(Türkçe çevirisi:)

1990'lı yıllarda / Canhıraş haykırışla / Tek dil, tek avazca / Megrelce-Lazca / Karşıki ve berikisi / Bize özgü ülkeler her ikisi / Birbirine yanık kavruktu / Bir çift yürek savruktu / Ve kapılar açıldı / Yüreklere sevinç saçıldı / Ve de; O demde / Karşılaştık onunla / Ne'ydi acaba / Bir kavuşma mı, ya?! / Evet, evet!... Megrelciğim Maia

İkili tek yürekli / Gözlerde zaman eriyik / Onu benzettim aya / Evet, evet!... Megrelciğim Maia

Çiçekler oldukça yaygındı / Sen ile birce görmedik mi hem de / Güzellik yüklüdür tümü de / Gül, süsen, menekşe... / Vellaz çiğdemi, yaa! / Evet, evet!... Megrelciğim Maia

Ǩola yurtları, alanlı / Aşkına güzeller, alımlı / Nine, teyze, bacı, abla / N'eyleyim, nere gideyim / "-aaah tanrım, aaah ah / Bu da başa yazgı mı, ya!" / Evet, evet! Megrelciğim Maia

Dedi: "-nece bildiğin, iz? / Dedim: siz de bizdensiniz / Bizimsiniz, güzel canan / Kalp-evim sana armağan / "ben sana, sen bana mı, ha?" / Evet, evet!... Megrelciğim Maia

Analarımızın benzeşimi / Bu kan bağı haşır-neşir / Karşılıklı sevda taşır / Der: "biǯ; bacı-kardeş miyiz?" / Dedim: "birdir köken, maya" / Evet, evet!... Megrelciğim Maia

İlgiler yoğun oldu / Nice, neler beğeni buldu / "tutku, yürek hapsi(!) / Deniz, ağında hamsi / Fındık, mısır, çay... Var ya" / Evet, evet!... Megrelciğim Maia

Birer ellerimiz çiçekli / Yaş gözlerimizde belli / Sevinç süzülür bir bir / Ne duyumsar kim bilir?" / "Her şey çok hoş... İyi de." / Söz yetmez anlatmaya / Evet, evet!... Megrelciğim Maia

"Ana ve dil tek, birceyiz!" / Ana-dili değişmeyiz / Başkalık taşımayız biǯ / Tükenmezce var olalım / Ve birce yaşam bulalım / Kendimizce / e mi, ha? / Evet, evet! Megrelciğim Maia

Çev. Anǩe Musa Cedeşi

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Vildan MANELİŞİ

MǨULE MǨULE

ZuğaPiciş Svara / Ece Temelkuran

Ar Koçi ren, cans do cans, dodgitun, doxedun; hantepeşeni ğurun. Ar Koçi ren na dodgitas ğurun. Skidala, oxtimu, ožiru, oguru ren emuşeni. Aşa ǩoçişi doloxe Evliya Çelebi ren, Hezarfeni ren, uğobere Ç̌oroxi ren, Mzoğauça ren! Guraşakis gulun, na iyavaşas giçkitan-ki ğurun. Na dodgitas giçkitan-ki aşişkule ham kianas var skidun. Aşa Kkoçepeşeni ren aya kitabi. "Yalişi Kitabi" ya coxons mara muş yali! Eǩo derini ren ki "onçviruşi padişai vore"-ya na tkumes Koçikti, okilxus/onçvirus kogyoğkaps, şuri şvanups Ǩap̌eťi.

İkitxit gzamşinape. "Salaxana'peşeni ar yali ren aya kitabi; oxle oŞkedan, ekuleti inçviran ya do. Mzoğauçaşi berepe onçviru Kai uçkinan. Hayde!

DoLOxE-çkimişi ZUĞA / Alejandro Amenabar

Skidala cebri igveni? Oskidu var unonna Koçi xolo cebri skidasinoni? Oğuru unonna xoloti "Skidi, skidi!"-ya do ontxu unoni? "Var minon ham kianaşi derdi do mutu!" ya tkumes na?... Ramoni ya do ar koçi...

Muxucişen tude tanimuşi var oxonkanen do gecans eçdovit Şanaşen akole cuma muşişi oxoris ar oncires. Ar çkineri koçi... Mzoğas goroperi. Nunkus oğarale yezdips do leksepeti Çarups, mara ağişǩule oskidu var unon. Uxveğaps cuma muşis do animse muşis ki "Memişvelit, aşo do aşo doğpat do man bğura"-ya do, mara entepes var unonan.

Ramoni dido goeropan do emuşeni-i? Mara "Kattaik mu tkumes eǩule çkini şeni"-ya doi? Man miçkin mara var ptkumer. Usiminit do tkvan Zirit. Miepe ulun mulun Ramoni oZiramuşeni, miepeşeni medi igvu Ramoni, miepek gures do güres "Cuncuri re-i? Oğuruti mu ren?"-ya do tkvan Zirit xolo. Mara cebri Zirit. Ramonişi gurişi doloxe na gecans mzoğa muç-oşi ren şaidi igvit.

ŞURİMŞİNE / Yılmaz Avcı

Şana 1999. Mpolis vore, Ar-jur tuta Şoxle mopti Makrialişen universites okitxuşeni. Avcilaris ar kitapçis amapti do eşo viğke leksişi kitabepes. Viğkedi, viğkedi do na gamapta ya do visimadi oras ar sari kitabi tolis memolu. Arxçe Kvinçi putxulu kapağimuşis. Şurimşine'-ya coxontu. Eşo meankapi ki emus, muşeni ki emuşi Şoxle Lazuri kitabi soti var miziritu.

Xelebate yepğopi do yurdişa vigzali. Oda çkimis xvala vorti do ar Kai vikitxi. Vikitxi, tolepe mapşu çalamureten; vikitxi, viZi3i. Şoxle çetini tu oǩitxu, muşeni-ki Lazuri alboni var miçkitu. Mara xomate na vikitxi do vognişeni çkimebura Lazuri alboni keşaviği do viguri. Emuşkule Şurimşine igu çkimi gzamşine. So na vidi dobadona çkimis, mi na ren mtellis vukitxi. Eşo ora moxtu ki, so na vida bziri ki Şurimşineşi ambari çkimden ǯoxle igzaleren do hek mçumes vukitxa ya do. Manti vikitxi, ar şilya fara, mis uçkin... Hem Şanas, dobadona çkimişi Lazepek, nena muntepeşa çkvaşi tolepeten iğkedes, nena muntepes Ǩap̌eťi geklimus kogyoçkes. Nʒaşa yextas mik mu gu do ikipsna Lazuri çkini var ğuras ya do...

Yılmaz AVCI

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Derleyen: George DUMEZİL, Hazırlayan (Lazca): İsmail BUCAKLİŞİ, Resimleyen: Yaşar BAYRAKTAR

JUR BOZO / İKİ KIZ - DİNİ DİNİ ŤOBAŞA NANA-ÇKİMİŞİ KORBAŞA

1 Jur bozo kortes doren. 2 Mteli umiteli tes. 3 Lazuti molumteşi ar Şiğila kozires. 4 Didi bozos aşkurnu do imtu. 5 Çutak Şiğilas bergi ar yokoru, Şiğila biği niktu. 6 Ç̌uťa bozo keçopu. 7 Hantepes jur bere yuçkindes. 8 Berepe Kai kai ardenan. 9 Didi bozo mitik var eç̌opu dortun. 10 Çutaşe afamaxetu: 11 "Hemus komoci do berepe kuyonun, ma çkar miti var miyonun"-ya zoponlu.

12 Ar ndğas juri-ti karmateşa ides. 13 Karmaťe Kala ar ťoba tu. 14 Didi bozok: "Ha tobas naǩo didi çxomepe ren!"ya. 15 Çulak: "Hele ar kobzira!"-ya do mendoğkedu-şi 16 didi bozok Kkapulaşen numpxvacu do 17 Ç̌uťa bozo tobas dolotkoçu doren. 18 Ç̌uťa bozo işkidetuşi ar didi çxomik gyuşku doren.

19 Didi bozo oxorişe xvala komoxtu. 20 Biği berek: "Nana so ren?"-ya kitxu. 21 Didi bozok: "Nana-skani dişkidu, 22 Hağişkule nana skani ma vore, 23 ma 'Nana' miğvare"-ya uğu.

24 Berek ibgaru ibgaru do danciru. 25 İzmoces ar badi koçi koZiru. 26 Badik nana-muşis na-ağodu mutxanepe duğu. 27 Berek oğkomale ezdu do ťobaşe mendaxtu. 28 Gyarepe tobas tito tito dolotkomes do 29 "Dini dini ťobaşa, nana-çkimişi korbaşa..."-ya zop̌ons.

30 Haşo Ǩaťa ndğas ulun, 31 gyari tobas dolobğams do 32 "Dini dini ťobaşa, nana-çkimişi korbaşa..."ya zop̌ons. 33 Baba-muşis gaakviru doren: "Berek haşo mu ikoms?"-ya, 34 Ar dğas beres Kitxu doren: "Si haşo mo ikom?"-ya. 35 Berek: "Nana-çkimis gyari dolobubğam"-ya. 36 Ǩoçik: "Haği nana-skani diven-i? 37 Si bere va re, 38 ar çkva haşo şey mot ikom, 39 çku Kai var miğonunan"-ya. 40 Berek: "Hek ar didi çxomi ren, 41 heya omiÇopa-na ar çkva var vikom" ya.

42 Ǩoçik bereş xaliyi şeni ťobaşe mendaxtu doren. 43 Didi nçxomi oğopu do 44 beres komuğu doren. 45 Berek çxomi okoxaru do 46 nana-muşi kogamoyonu. 47 İrik ixeles. 48 Didi bozo oxorişen getkoçes. 49 Hemoraşkule çkar derdi var aves.


Megrelce çevirisi (JIR ZĞABI - Dini Dini Ťobaşa Nanaçkimiş Koraşa):

1 Jir Zğab ko'ope. 2 Telo umincuri rdes. 3 Lazutis bargundesin teş art gveri kozires. 4 Did Zğabis aşkurinü do intü. 5 Çiçek gveris bergi art kogiaşkü, gverk boşo ginirtü, 6 Çiğe Zğab boşo dutu. 7 Teneps jir bağanak geurçkindes. 8 Bağanep egiro arduna. 9 Did Zğabi mitink ve Çopü (ve onü osuro). 10 Çiğeş oncarudü: 11 "Tis komonci do bağanep ko'uns, ma şuro mitin va'uns"-ia içiebudü.

12 Art dğas jirkolok okumşa ides. 13 Okumğ3kala art ťoba rdü. 14 Did Zğabik "Te ťobas mu did çxomep ren"-ia tku. 15 Çiçek: "Aka kobzira"-va do mikacinın 16 Did Zğabik oğişis ekuciku do 17 Çiğe Zğabi tobas kinaragu. 18 Çiğe Zğabi işkvidudun teş art did çxomk ger'intü.

19 Did Zğabik ude-şa xvale komortü. 20 Boş bağanak: "Nana so ren"-ia kitxü. 21 Did Zğabik: "Skan nanak dişkvidü, 22 anği skan nana ma vorek, 23 'Nana' ma domizaxi"-a uğu.

24 Bağanak ingarü, ingarü do kodarulü. 25 Art badid ǩoçik kogiazirü. 26 Badidik nanamuşis muk ağolun kuğu. 27 Bağanak oçkomaleps geğopü do ťobaşa midartü. 28 Oçkomaleps tobas tito-titot dinmaǩotans do 29 "Dini, dini ťobaşa, nanaçkimiş koraşa"-va ragadans.

30 Taş ir dğas gilürs, 31 oçkomals tobas dinmarğvans do 32 "Dini, dini ťobaşa, nanaçkimiş koraşa"-va içiebü. 33 Muş babak giçakviru "Bağana mus ik'nsia"-va do 34 art dğas bağanas kitxü: "Si taş mot ik'nk-ia?" 35 Bağanak: "Çkim nanas oçkomals dobubğuank"-ia. 36 Ǩoçik: "Tuta skan nana iven-i? 37 Si bağana ren, 38 art şxva teşi mot ikip, 39 çi va moğiğonan"-ia. 40 Bağanak: "Ek art did çxom ren, 41 üna omiçopi-da metşa va pkiminunk"-ia.

42 Ǩoçik bağanaş xatriş gurişen ťobaşa mıdaǩe. 43 Did çxomi geğopu do bağanas komuğü. 45 Bağanak çxomi okoxarü do 46 nanamuşis Tuşmana gağmıonu. 47 Arzos axiolü. 48 Did Zğabi udeşe dikvidu. 49 Tiş ukul şxva dardi va şibuna.

(Lazca'dan Megrelce'ye çev. Givi Karçava)


Türkçe çevirisi (İKİ KIZ - Dini Dini Göle, Annemin Karnına):

1 İki kız varmış. 2 Bunlar kimsesizmiş. 3 Mısır tarlasını seyreltirken bir yılan görmüşler. 4 Büyük kız korkup kaçmış. 5 Küçük olan yılana bir kazma vurmuş, yılan erkeğe dönüşmüş. 6-7 Bunlar iki çocuk sahibi olmuşlar. 8 Çocukları güzel güzel (iyi iyi) büyüyormuş. 9 Büyük kızı kimse almamıştı. 10 Küçük kardeşinden kıskanıyormuş: 11 "Onun kocası ve çocuğu var, benim hiç kimsem yok" diye konuşuyormuş.

12 Bir gün ikisi de değirmene gitmişler. 13 Değirmenin yanında bir göl varmış. 14 Büyük kız: "Bu gölde ne çok balıklar var!" demiş. 15 Küçük olanı: "Hele bir göreyim!" diye bakmış ki 16 Büyük kız arkadan itip 17 Küçük kızı göle düşürmüş. 18 Küçük kız boğulurken büyük bir balık yutmuş.

19 Büyük kız eve yalnız gelmiş. 20 Erkek çocuk: "Annem nerde?" diye sormuş. 21 Büyük kız: "Annen boğuldu, 22 Bundan sonra annen benim, 23 bana 'anne' diyeceksin" demiş.

24 Çocuk ağlamış ağlamış uyumuş. 25 Rüyasında ihtiyar bir adam görmüş. 26 İhtiyar annesinin başına gelen şeyleri anlatmış. 27 Çocuk yiyecek alıp göle gitmiş. 28 Ekmekleri göle teker teker atıp 29 "Dini dini göle, annemin karnına..." diyormuş.

30 Böyle hergün gidiyor, 31 ekmeği göle atıp 32 "Dini dini göle, annemin karnına..." diyormuş. 33 Babası şüphelenmiş: "Çocuk böyle ne yapıyor?" diye. 34 Bir gün çocuğa sormuş: "Sen böyle ne yapıyorsun?" diye. 35 Çocuk: "Anneme ekmek atıyorum" demiş. 36 Adam: "Şimdi annen olur mu? 37 Sen çocuk musun, 38 bir daha böyle bir şey yapma, 39 bizim hoşumuza gitmiyor." demiş. 40 Çocuk: "Orada büyük bir balık var, 41 onu bana yakalarsan bir daha yapmam." demiş.

42 Adam çocuğun hatırı için göle gitmiş. 43 Büyük balığı yakalayıp 44 çocuğa getirmiş. 45 Çocuk balığı ortadan kesip 46 annesini çıkarmış. 47 Herkes sevinmiş. 48 Büyük kızı evden kovmuşlar. 49 O zamandan sonra hiç dertleri olmamış.

  • İki Kız. George DUMEZİL: Documents Anatoliens sur les langues et les traditions du Caucase. IV. Récits Lazes en dialecte d'Arhavi (parler de Şenköy). Paris 1967. Yan sayfada Megrelce ve Türkçe çevirileri yapılmıştır. Lazca'dan çev. İsmail Bucaklişi.
Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Derleyen: Guram Kartozia

BOZO DO BİÇ̌İ

Lazuri xalkuri şiiri - Laz halk şiiri

Bozo: Biçi esmeri ren do Boiş xavesi-muşi, Selanduğişen dotku Bozok işmari-muşi.

E bozok man mziruşi, Gemotxozun ti-muşi. Beşluği var gaxvenu, Var gagoren ti-muşi.

Beşluği mu ğodaptu, Gazi-antei-muşi! Omudi var naçenan, Nana do baba-muşis.

Biği: Bozo kagami>kedi, Yakiniş tuta vore, İpti elçi megiçkvi, Uğulli-skani vore, Man nuskape gomobun, Ogoroponu vore.

Bozo: Var vokup Lamband-oğlis, Keso-oğlişi vore, İlla gagonaminon, Skani kismeti vore.

Var ikips nana-babak, Amuşi çares vore. Man başkaşa var malen, Skani goropas vore, Biç̌i, var yegağopen, Dido paxali vore.

Sarpuli bekyaepe, Tkvani şeni var vore! Nitaşi, golamilit, Man Orta Xopas vore, Yoso-oğlepe steri Soisuzi var vore.

Biği: Eǩo im3kveti şkule, Çorbaniş para so ren? İlla yekğopa-minon, Man paroloni vore, Skani koçepe kala Man ğarğaleri vore.

Aya dulya va igu-na, Ti gondinuşi vore. Gocvinapap, var mekçap, Man ağa-skani vore.

Coropa kişitkoçi, Ǩoçoni koçi vore. Sin saği va gogalep, Amuş omudis vore, Ti-skani ikitxup-na, Man Orta Xopas vore.

  • Kız ve Erkek. Birbirine aşık iki genç arasındaki diyaloğu konu edinmiştir. Halk Şiiri.
Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği
Efkan DENİZLİ

OKİTXUŞİ

Bilmeceler bölümü. Sorular:

  1. Yeri, nodguri
  2. Haya, hamu
  3. Dudi
  4. Suraka, Şuna
  5. Dazoloni ar mzguda
  6. Kafkasiuri ar xarǩi
  7. Oklimu do okaçuşeni na ixmaren organi
  8. Dro, vaxti
  9. Luguşi ar oç̌ǩomale
  10. Kruşi, ǩap̌iǩi
  11. Nam koçi?
  12. Ar nomera
  13. P̌oťe na var uçilapun koçi
  14. Şuvi, 3kariari
  15. Lazonaşi ar noğa
  16. Ar nota
  17. Çantaşi ar cinsi, xenğe
  18. Goltoteri ca, çatala
  19. Namsva
  20. Zuğaşi berepeşi ar albumi
  21. Kapça
  22. Dogondineri gona
  23. Kyona
  24. Kromisteri na eğvadven ar mzguda

Dikey (Titudeşi): 2. Ar kvinçi, guguli 3. Ar nota 4. Çkar 6. Maartani şuri Ti: Ťoťi, ga 22. Pirali, eşkiya 24. Ar numera 25. Lazonaşi ar noğa 34. Oğaruşi sembolepe 36. Ar numera 38. Ar nota 39. Na içǩomen ar çxomi Xutişukuleni numera Bereburi nenas ǩari Çai do letha otoruşeni na ixmaren ar aleti, xameli Tku Nostoni na var uğun Artot, ar oğverda Ar xorʒimç̌ǩomu kvinçi P̌ap̌i Ar numera Ar nota Nam mutxa

Son bölüm (küçük bilmece/tekerleme):

Tolik mipatkalu Ucik miğiru Mara doptkvi dortun sum fara

[okunamadı — sayfanın alt kısmı ve bunu izleyen alfabe/reklam sayfası ("yakında çıkıyor..." duyurusu ve derneğin iletişim bilgileri) OCR'da ağır biçimde bozuk; görsel ağırlıklı bir tanıtım sayfası olduğu, editoryal metin içermediği anlaşılıyor.]

Skani Nena - Sayı 02 © Laz Kültür Derneği

Üyelik Gerekli

Katkıda bulunmak için topluluğumuza katılın!

Arşivlerimize katkıda bulunmak için ücretsiz üyelik gereklidir. Katılmak sadece bir dakika sürer!

Düzeltme Önerisi

Aşağıdaki kutuda metni düzelterek bize gönderin. PDF orijinaliyle karşılaştırarak düzeltebilirsiniz.

Düzeltmeniz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayına alınacaktır.

İçindekiler