SKANİ NENA - Sayı: 03

Skani Nena - Sayı 03

Önemli Not: Bu içerik, derginin orijinal baskılarından OCR (optik karakter tanıma) yöntemiyle dijitalleştirilmiştir. Bazı karakter hataları veya eksiklikler olabilir. PDF içeriğiyle farklılık tespit ederseniz lütfen bize bildirin.

On Yıllarca Dinden Uzak Durunca...

On yıllarca dinden uzak dur(durul)unca büyük çoğunluk artık kendini dine vermiş durumda. En faal binalar kiliseler ve her yerde ciddi bir dindarlık görmek olası. Bir tek ürünün satıldığı özel çarşılar gibi burada da dini malzemelerin; kitapların, küçük ikonların ve benzeri malzemelerin satıldığı dükkânlar bir aradalar ve hayli ilgi görüyorlar... Bütün seyahatimiz boyunca onlarcasını gördüğümüz ve pek çoğuna da içine girdiğimiz için aynı cadde üzerinden bulunan ama adını not almadığımız kiliseye giriverdik. İçeride çocukların koral etkinliğinin provası bitmiş. Aileleriyle ve papazla sohbet ediyoruz... Ertesi günkü akşam ayini ve iki gün sonrası için -Kutsal Cuma'ya- hazırlanıyorlarmış... İsa'nın Kudüs'e gelişinin anıldığı ve yere şimşir yaprakları (o dönem defne yaprakları) serildiği özel gün. Bu ritüeli mümkünse 7 kilisede izlemek önemli ve değerlidir, diyorlar... Gene kolay fotoğraflar ve içten yolculamalarla otele, yemek faslına koşuyoruz...

Kadeh Kaldırma Sıklığı Üzerine

Burada yemek işi tamamen ikinci planda sanki. Çünkü henüz ilk lokmayı gövdeye gönderemeden davetin önemli kişisi kalkıyor ve kadehini günün; o anın ve grubun değerine vurgu yapılacak bir yönüne kadeh kaldırıyor. Topluca şerefe diyoruz: gaumarcos. Bunu her yemekte ortalama 10 kez yapıyoruz. Topluca kadeh kaldırma işi, çok aşina olduğumuz bir hale geldi. Öğlen ve akşamları 100 civarında gaumarcos demişizdir... Sanki asıl işimiz konuşmalar yapmak ve içkilerimizi yudumlamak ama araya bi'miktar da yemek konmuş gibi... Masa bahane, muhabbet şahane... Doğrusu yemeklerde pek seçme şansımız yoktu ve gerek de yoktu... Aynılık bi'miktar bezdirici de olsa, bunca insanın toplu hareketi sırasında seçimli yemekleri hazırlamak hem zaman hem de fazladan para demekti. Davet sahipleri doğru davranarak; bizlere, soğuklardan oluşan çok zengin bir meze olanağı ile çılbır, dana haşlama ve tavuk kızartma ile mantar sundular... Unutmadan söylemeliyim; herkesin ısrarla ve özlemle beklediği xağapuri de vardı. Yani peynirli pide ve mısır ekmeği... Tabii açık ve leziz şaraplar eşliğinde...

Müzeler Ve Botanik Bahçe Gezisi

Açara beşe bölünmüş; Xelvaçauri, Kobuleti, Keda, Şuaxevi ve Xulo... Batum'un sahil bölgesinde ve Özgürlük Meydanı'nın hemen yamacından hareketle Açara Devleti Tarih ve Doğa Müzesi'ne gidiyoruz. Haliyle bir rehber eşliğinde geziyoruz... Acara'nın 1809'da kurulduğunu öğrenirken etnografik ve tarihi bilgiler almamız sürüyor: Doğusunda Arsiyani dağı var, Kanlı dağ ise en yüksek dağı (2990 m)... En batısında ise Şavşati Dağları var. Dört katlı geniş ve son derece iyi düzenlenmiş müzede 150 bin obje sergileniyor ve arşivlenmiş durumda. Doğa müzesi de aynı yapı içinde olunca Karadeniz'de 147 tür balık çeşidi olduğunu ve 200 metrenin altında hayat bulunmadığını öğreniyoruz. Bizim bildiğimiz ise, genellikle 40 metrenin altındaki zehirli ve yoğunlaşmış metan gazı bulunduğu yönünde. Rus Harbi (1887-88) sırasında yıkılan kent 1898'de planlanmış. Birbirini kesen bulvar ve caddelerle, onları bağlayan sokakların düzgün bir yerleşimi söz konusu. 350 kilometresi Türkiye'de, 26 kilometresi de Açara içinden akıp Batum'dan denize dökülen Çoruh Nehri epeyce alüvyon getirmiş. Bu bölgeyi düzenlemişler. Zaten İspani 1 ve 2 olarak adlandırılan ıslah edilmiş bataklık bölgeleri için onlarca yıl önce okaliptüs ağaçları getirilerek kurutma işlemine başlanmış... Hâlâ sürüyor... Gezdiğimiz müze geçen yıl yüz yaşını kutlamış. Bunun şerefine bahçeye her nasılsa Gürcü balıkçılarca avlanmış olan balinanın iskeleti konmuş... Müzeye devlet müzesi statüsüyle birlikte 2005'te tarihçi ve etnograf Khariton Akhvlediani'nin adı verilmiş...

Müzedeki kalabalık görevli çoğunluğun tamamıyla vedalaşarak Botanik Bahçe'ye gidiyoruz. Bahçe dendiğine bakmayın, devasa birkaç orman iç içe sanki. Çiseleyen yağmur altında iki saat yürüdük. Binlerce ladinle, okaliptüsle, köknar ve çamla selamlaştık. Pavlonya da gördük sakura da. Çünkü 9 bölge oluşturmuşlar, dünyanın dört bir yanından getirilen ağaç ve fidanlarla... Her biri kategorilenmiş ve orman içine yayılmış pek çok yapıda çalışan 120 botanikçiye emanet edilmiş...

Gori Üzerinden Tiflis'e Uzanan Uzun Yol

Tiflis'ten dünyanın dört bir yanına uçuş yapılıyor. Ama iç hat yok. Zahmetli bir 400 kilometre yaptık... Yol üzeri Stalin'in doğum yeri olan Gori'ye uğradık. Dönüşte de bizim için özel olarak açtılar ve epeyce bilginin eşliğinde gezindik...

Tiflis'e gece vakti ulaştık. Kenti alınmadık. Yol bozuk, tamirat var diyerek; biz ve bizim gibi pek çok aracı yan yollardan kentin dışına ve uzağına sürdüler. Arhavalı olan ve bu bölgede yıllardır çalışan Laz şoförümüz kentin her bir noktasını biliyor olduğu için, muhalefetin düzenlediği yürüyüş ve mitingler nedeniyle alınmadığımız kente gecikmeli de olsa girdik. Tiflis'de bu mitingler 9 gün boyunca sürdü/sürüyor... 9 Nisan'da bağımsızlık yıldönümüne denk getirilerek yapılan mitingler akşamüzeri başlıyor ve epeyce ateşli konuşmalarla sürüyor. Hareket şimdilik kısıtlı görünüyor ve "Tiflis yanlısı" Açara Özerk Cumhuriyeti Devlet Başkanı'ndan öğrendiğimize göre 'cılız ve gereksiz bir muhalefet' girişimi... Çünkü geçen yıl istenen erken seçim sonucunu da yüzde 60'lık bir çoğunlukla şu anki yönetim almış... Eskiye dönüş isteyenler, hüsrana uğrayacak diyorlar... Bakkalımız da Devlet Başkanı da...

Tiflis'de gezintimiz doğal olarak miting alanı olan Parlamento önü ve onu kesen sokak ve caddelerde oldu. İstanbul benzeri çok tepeli ve ortasında büyücek bir nehir geçiyor bu eski kentin... Mitingler nedeniyle önlem olarak kimi işyerleri ve bazı devlet daireleriyle okullar kapalı gibi olsa da hayat gereken canlılığıyla sürüyor... Kafeler çalışıyor, taksiler işliyor, kiliseler dolup taşıyor; kadehler tokuşturuluyor...

Açara halkı ve Tiflis Gürcüleri Türkiye'yle olan eski ve giderek derinleşen ilişkilerini turizm alanında da umuyor ve bekliyor. Kazaklar'ın 200 civarı küçük otel inşasına giriştikleri ülkede; aynı zamanda ekolojik ve dağ turizmi de gelişen ve umut bağlanan sektörler... Yakın ilgi ve aldatılma duygusu yaşamadan (ve vize almadan) gidebileceğiniz tarih kokulu kadim bir ülke... Sizi bekliyor...

[Not: Bu yazının başlığı ve yazarı kaynak taramada okunamıyor; muhtemelen bu sayının önceki (numaralanmamış) sayfalarında yer alıyordu, OCR ham metninde mevcut değil — karar gerekiyor.]

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Orhan Veli Kanık (Terc. Efkan Denizli)

Mezareşi K

Muttişa va nğoru ham dunyas Etoçerişa na nğoru şuǩu Gormotik beťi na Çaduşi-ti Postalik var elunkalu orapes

Var elişinamtu ama Allaşi yoxo, Gyunaxkyari-ti var tu. E çxome Suleyman Efendis

Becifi mutxa var tu hişo, To be or not to be ti muşi şeni; Arlimcis dicinu; Var goǩuʒxu mu.

Eğopes, mendiones, Dombones, namazi muşi does, dvoxves. Na ğuru dvagurani alacaklepek Haki nişi duxelalanen beťe. Alacağişa sira moxtasi... Alacaği var uğurtu rametlis.

Ťufeği muşi depos komoladves, Dolokunape muşi başkas komeçes. Aşkva varti torba muşi pinçxolya, Varti matara muşis leşkepeşi noveli; Hişo ixi baru ki, Muk igzalu, Yoxo tina var ekvoskudu elaşinoni. Ham beiti xvala koduskudu, Kaveşi ocağis, xemuşişi noğare: "Gura Allaşi emri'n, Va gamovikatitko."

(Orhan Veli Kanık'ın şiirinin Efkan Denizli tarafından Lazcaya çevirisi.)

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Osman Şafak Büyüklü

Zuğauças Skidala Enz3un! / Karadeniz'de Yaşam Yok Oluyor!

Zuğauça; sva-mogvalaşi eçkindinaşen doni ar dido uygarluğepes do xalkepeş malte na-avu, hemtepe Kala arte na-skidu ar zuğa ren. Muşe malte na-ren Koçepe omralape-muşite na-ožğu, jin muşi didi kabğape na-ivu, xoloti jin muşi "Moşletinaşi Ǩabğa şeni, İKobaşa askerişi dolokunu do tufeğepe na izdu", hemuşeni ar dido mitolojipes tema na-avu, Şoxleni coxo-muşi "Musafiri na-oroms Zuğa" — na-gyozitu zuğa-çkuni... Zuğauça.

Karadeniz; dünyanın oluşumundan beri birçok uygarlık ve halklara komşu olan, onlarla birlikte yaşayan bir denizdir. Kendine komşu olan insanları ürünleri ile doyuran, üzerinde büyük savaşlar yaşanan, yinede üzerinde "kurtuluş savaşı için kaçak asker ceketi ve silah taşınan" onun için birçok mitolojiye konu olan, eski adlarından biri "misafir sever deniz" olan, denizimiz... Karadeniz.

Zuğauça Şoxleneri steri va ren. Hamuşen oşi Şana oğune hağişen dido daha Kai xalis na-uğutu komiçkinan. Zuğauça dido ordoşa do dido moşkva opintus kogyoçku. Opintus haşo naonasna hamuşen oşi Şanaşkule mu ivasenti ozmonuti var minon.

Karadeniz eskisi gibi değil. Bundan yüzyıl önce şimdikinden çok daha iyi durumda olduğunu biliyoruz. Karadeniz çok hızlı ve aşırı kirlenmeye başladı. Kirlilik sürdükçe bundan yüzyıl sonra nasıl olacağını düşünmekte istemiyorum. Balıkların çeşidi ve bolluğu eskisi gibi kalmadı. Denizdeki yaşam yavaş yavaş bitiyor ve yok olacak. Bu işle uğraşan deniz bilimciler, su ürünleri ile uğraşan yetkililer ve Karadeniz balıklarını avlayarak yaşamlarını sağlayan balıkçılar bunun için bir şeyler yapmazlarsa Karadeniz'in yok oluşunu hiçbir şeyle durdurulamayacak. Sonradan hiç kimse bu yok oluş için bir şey yapamayacak.

Karadeniz çöplük oluyor, balıklar, midyeler, diğer deniz canlıları tükeniyor. Yaklaşık kırk yıldır denizle yaşıyor, denizle uğraşıyorum. Nerede?! Hamur teknesi büyüklüğünde, üç karıştan büyük kalkan balıkları? İki karıştan büyük kofanalar, çakıllıklara dökülen, sepetle topladığımız hamsiler? İpekle avlanan zarganalar, "başı yosun tutmuş" gerçek kefaller, biriyle bile insanın doyabileceği büyüklükteki istavritler? Onlar yok oldu. Şimdi az miktarda bulunan, yarım karıştan biraz büyük olarak avlanan diğer balıklarda kirlilik böyle sürerse yok olacak.

Karadeniz'de yok olmakta olan yaşam, nasıl durdurulacak? Ne yapabiliriz! Ne deniz bilimci, ne de deniz ürünleri uzmanıyım. Amatör bir balıkçı olsam da işin farkındayım ve biraz olsun bir şeyler anlayabiliyorum. Yok oluşun nedenleri anlayabildiğim kadarı ile çoğunlukla; denize dökülen ırmakların kirletişinden, korunmadan yapılan balık avından ve en büyük neden de yol yapacağız diye Karadeniz'e sahil ve kıyılarına dökülen kayaları söyleyebiliriz.

Karadeniz'e dökülen büyüklü, küçüklü ırmakların geçtiği yerlerden su ve sudaki yaşama iyi gelmeyen atıklar dökülür. Bu atıklar suyla birlikte gider ve Karadeniz'in sularını kirletip dibine çöker. Denizin dibine çöken bu atıklar arttıkça denizin dibi dolar ve balığın yaşadığı sulara kadar yükseldiğinde balığın yaşayabileceği alan kalmaz. Bilindiğine göre Karadeniz'de yetmiş metre derinlikten sonra canlı yaşamı yokmuş. Bu atıklar ne balıklara nede orada yaşayan diğer canlılara iyi gelmez. İnsanlar içinde zararlıdır.

İkinci nedende; korunmadan, bilinçsizce, zamansız yapılan avlanma. Denizde balığın üreme zamanı yapılan avlanmayla balığın nesli tüketilmektedir. Yumurtalarını dökmeden avlanan bir balıkla çok miktarda balığın yaşamı başlamadan bitirildiği için herkesin bu zamanlarda avlanmamalı, balığın üremesinin korunması gerekir. Bu dediğim nedenler için çok geç olmuş değil. Bunlara gereken önem verilirse Karadeniz'deki yaşamın yok oluşu biraz olsun durdurulabilir.

Bunlardan başka bir nedende; Karadeniz'in filtresi, soluk alışını sağlayan sahillerdeki çakıllıkların kayalarla doldurulup kaybolmasıdır. Sahillerde olan çakıllar dalgalarla birlikte denizin kirli sularını süzerdi. Sahile gelen katı atıklar çakılların dalgalarla hareketi sonucu aşındırılırdı. Deniz suyunun elenişini ve soluk alışını sağlayan çakıllıklar şimdi yok. Birde, balıklar yumurta dökmeye, yumurtaların kaybolmaması, yumurtadan çıkan yavru balıkların büyük balıklara yem olmaması için sahillere yakın sulara gelirlerdi. Şimdi balıkların yumurta dökeceği sığ sularda kalmadı. Bu sorun şimdilik kimsenin bir şey yapamayacağı bir sorun, gelecekte ne olacağını kimsede bilemiyor.

Bunlardan başka çok önemli bir neden var ki; o da denizde avlanması yasak olan büyük Yunus balıklarıdır. Karadeniz'de bilinen, iki milyon (2000000) yunus balığı olduğudur. Bir yunus günde en az on (10) kilo balık yiyormuş. Hesaplandığında bu kadar yunusa günde bin beş yüz (1500) kamyon balık gerektiği ortaya çıkar. Böylelikle ne kadar çok balık tükendiğinde ortaya çıkar. Bunun içinde, bu işle uğraşanların bir şeyler yapması gerekir.

Karadeniz'deki yaşamı, balıkların bolluğunu kırk yaşın üstündekiler daha iyi bilir. Karadeniz'le beraberliğim kırk yıldan beri devam eder. O zamanlar ağla balık avına çıkardık ve dört-beş kasa balıktan az balıkla dönmezdik. Olta ile balığa çıktığımızda da iki-üç kasa balık avlardık. Lüfer, palamut, kalkan, kiloluk istavrit çok bol bulunurdu. Lüfer, kalkan yok oldu, istavritinde bir karıştan büyüğü hiç görülmüyor. Balık avına çıkanlar bir-iki tavalık balıktan çok tutamıyorlar. Büyük balıkçılarda hamsiden başka bir şey avlayamıyorlar, korunmazsa az bir zaman sonra hamside yok olacak.

Deniz kıyıları kayalarla doldurulunca sudaki kayalıklarda yaşayan kötek, levrek, mavroşkil vs. balığı çoğalacak denmişti. Hiçte öyle olmadığını gördük. Kayalıkla doldurulan Karadeniz kıyıları iskorpit balığı ve yengeç o kadar çoğaldı ki kimse ağını kuramıyor, ağlar onlarla doluyor ve bunlarda tüketimi olmayan, işe yaramayan şeyler olduğundan kimsede avlanmıyor.

Karadeniz ürünleri ile elde ettikleri gelirle yaşamlarını sürdürenler! Deniz ile uğraşanlar! Denizi sevenler... Bu Karadeniz yalnız bizim değil... "Dedelerimiz bize bıraktı, torunlarınıza bırakın diye... Fakat Dedelerimizin bize bıraktıkları gibi bırakmalıyız, torunlarımıza... Öyle değil mi!?"

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Özer Ertaş

Nosi

Galişi ini ǯǩari, Nuzin didi daçxuri, Kezdi germaşi mtviri, Gonbdinum iri şuri, Bgarineri gebilat, Guris umengapura, Dolopşat mzuğa p̌ici... Uncoxeli ar gvini...

Gexti ğalişi ǯǩari, Muperi guri giğun, Bgariner bgarineri, Uça do muper ğuli, Jindolen xe givali, Verane var iveni, Geǩideri xincişi... E ğura coxo-skani...

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Rifat Akatin - Gvandi

İtermoni Mordumeri

Evveluri koçepe Aci iktertey aci Si na şǩomare ziram Şuǩuri i e ǩvaci

Oberi porçinate İştoni modumeri Ma xvala vap̌a vore Termoni mordumeri!

Livadişa moğamtey Minta do ǩuǩumboli Dikumtey mereconi do İmxortey mboli mboli

Komoydumtey çablape Toçite cekarberi Ulurtey do inkvartey Çuvali eǩaberi

Nana do baba skani Menditey tutucişa Huy baklava bureği Bitum ulun pucişa

Hani gomaşinasi Toli mapşen çilambri Mtüpe dolipinertu do İştonişi kalambri

Evverane ndğalepe Tkva-ti kogogişinit Mʒudi muti vitur-na Böğurasi ti momşinit

Evveli sevdaluği Tobaşartu ťobaşa Nana dovuğomertit do Vincğoramlit babaşa

Huyneri sevdaluği Açiğ'oren açiği Akilli miti var on Bitum oran kaçiği

Ar do cur vap̌a oran İrikale opşuran Guri mo mogalertan Şkimepe-ti hişo'ran

Okada İkvateren çi Huy p̌iya so'n him badi Mo mgorumt va mziraten Ma dolomcartar Gvandi

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Nurdoğan Abaşişi

Purkona

Tarihin derinliklerindeki medeniyet kalıntılarının, baraj göllerinin derinliklerine gömüldüğü, bilgisayar ve internet ağları ile Amerikan İngilizcesi'nin Çinceden Papuaca'sına kadar tüm dünya dil ve kültürlerini etkisi altına aldığı ortamda, Laz dili ve kültürünü ayağa kaldırma çabası, çiçek bahçesinde solmakta olan bir çiçeğe son nefesinde verilen yaşam öpücüğü gibi geliyor insana.

Benim bir çiçek bahçem var, güller, menekşeler, akşam sefaları ve daha nicelerinin biri solmadan diğerinin açtığı... İlkbahar'dan başlayıp öylesine bir renk ve koku armonisi oluştururlar ki anlatamam.

Yıllar yılı kardeş kardeş yaşamalarını sürdürürler sayemde. Sayemde diyorum ve özellikle altını çiziyorum. Çünkü ben olmasam altta kalanın vay haline. Ne hoyrattırlar bilemezsiniz. "Kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya" denir ya o hesap. Hele o hanımellerini, sarmaşık çiçeklerini hiç göz ayırmaya gelmez. Had hudut tanımaz, daldan dala uzanır, sarılır, serpilirler.

Ya o yer çiçekleri? Menekşeler, papatyalar, mineler? Hanımeli, sarmaşık çiçeklerinin sık yaprakları altında sararıp solar, gün yüzü görmez, kaybolup giderler. Can atarlar gün yüzünü görmeye. İşten ben, işin tam da burasında araya girerim. Kimin altlarını çapalar, kiminin uzayan dallarını keser, kimini ilaçlar, sonuçta, bahçemdeki bütün çiçeklerin sağlıklı büyümelerine katkıda bulunurum.

Sizin anlayacağınız emekliyim ya, başkaca bir işim de yok, gün boyu bahçivan makası, kazma kürek elde, çiçeklerle uğraşır dururum. Başımı çevirsem, kısa zamanda o güzelim çiçek bahçesi dikenlerin, ayrık otlarının istilasına uğruyor. Ancak benim çabalarım sonucu tüm çiçekler yaşam bulur, bahçem yaşam bulur. Ne ki sonuçta bana yaşam keyfi sunuyorlar.

Çiçeklerim, benim can dostlarım, kan damarlarımdır. Hanımelini menekşeden çok sevmem, gülü laleden ayırmam. Hiçbirinin sararıp solmasına, kuruyup yok olmasına gönlüm el vermez.

Bizim bahçede hal böyle iken, birileri kağıt kalem elde kelaynakları kıskandıracak denli (onlar da iki yıldır yumurta yapmıyorlarmış ya) Anadolu kültürlerini irdeliyor, inceliyor, günyüzüne çıkarmaya çabalıyorlar.

Baş döndürücü bir ivmeyle küçülen, küçüldükçe tüm değerlerin iç içe yoğunlaştığı günümüz dünyasında, herhangi bir toplumun yaşam kesitini günyüzüne çıkarmak ne kadar zor, zor olduğu kadar da sorumlu, soylu bir uğraş.

Tarihin derinliklerindeki medeniyet kalıntılarının, baraj göllerinin derinliklerine gömüldüğü, bilgisayar ve internet ağları ile Amerikan İngilizcesi'nin Çinceden Papuaca'sına kadar tüm dünya dil ve kültürlerini etkisi altına aldığı ortamda, Laz dili ve kültürünü ayağa kaldırma çabası, çiçek bahçesinde solmakta olan bir çiçeğe son nefesinde verilen yaşam öpücüğü gibi geliyor insana.

Bizim gibi pazar konumunda olan ülkelerin yabancıya ödediği sadece yeşil dolarlar değil, dilinden, inancından, kültüründen de birçok şeyleri verdiği kuşku götürmez bir gerçek olduğu ortamda, bu olumsuz gelişmeye müdahale etmek bir çiçek bahçesi düzenlemek kadar basit ve kolay olmasa gerek.

Denilebilir ki, "Çiçek bahçesinde bir veya birkaç çiçeğin kuruması ile bahçeye birşey olmaz." Ne var ki, insanoğlu böyle bir mantık çizgisinde yürürse, insanlık duvarına sarmaşık ve yaban incirlerinin çıkması da kaçınılmaz.

Ekonomik gücü ile tüm dünya pazarlarına egemen olan ulus dillerinin, gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerin dil ve kültürlerini nasıl yuttuğunu görmek için sanırım çevremize şöyle bir göz atmak yeterli. Yiyeceğimizden içeceğimize, bilgisayarından telefona, esnaf tabelalarından giyim kuşamımıza kadar egemen emperyalist kültürden nasıl etkilendiğimizi bir bakışta görebiliriz. Dünya küçülmeye devam ederken tüm kültürlerin başındaki bu tehlikeyi görmek, bunu tesbit edebilmek için kâhin olmaya gerek yok.

Bu reel gerçeklik karşısında tüm dünya kültürlerini yok olmaktan kurtarıp, dünyayı insan eli değmiş çiçek bahçesine dönüştürmenin biricik yolu, Laz dili ve kültürü dahil, tüm kültürlere eşit mesafeli, özgür bir ortamda bilimsel yaklaşımdır, insani ilgidir.

Dünyayı değiştiren, en katı kurallara müdahale edip yine insanoğlunun hizmetine sunan insan değil midir? İnsan değil midir "ham demiri oya gibi işleyen."?

Hiç unutmam, biz iki erkek kardeşiz ya, bir gün iki kardeş oturup gurbete çıkmaya karar vermiştik. Bu çok önemli (!) kararımızı açıklayınca sevineceğini umduğumuz babamız, daha sözümüzü bitirmeden "Oxoris msuci gulun." deyip reddetmiş, uzun ısrarlarımız sonunda sadece bana izin vermişti. Ne yazık ki, ekonomik nedenler daha sonra biraderimi de zora sokmuş, o da gurbete çıkmıştı.

Otuzbeş yıl sonra köye döndüğümüzde gerçekten babamızın kehaneti doğru çıkmış, tümüyle "dünyayı insan eli değmiş çiçek bahçesine dönüştürmenin biricik yolu, Laz dili ve kültürü dahil, mesafeli, özgür bir ortamda bilimsel yaklaşımdır, insani ilgidir."

Laz kültürünü yansıtan evimizi sarmaşık sarmıştı. Babamın o isabetli ileri görüşünü, evimizin halini görünce ancak anlayabildim. "Okuyarak değil, yaşayarak anlaşılır" derdi o "topraktan öğrenip, kitapsız bilen adam."

Laz dili ve kültürünün hal-i pür melali de sarmaşık sarmış evimizden daha iç açıcı değil.

Bu gün, geçmişte Laz toplumunun yaşadığı ortamı tarif edecek artık çok az şey kaldı.

Siz, Viğe'nin (Rize - Fındıklı kasabası) sahil boyundaki sıra sıra, cumbalı Laz evlerini, kol dolaşmaz dut ağaçlarını, narenciye bahçelerini, varsa eğer çevrenizdeki dedelerden, ninelerinizden sorun.

Laz köylerinde, Laz ustalarının alın terinden süzülmüş dolmalı evleri, selenderleri, değirmenleri, yıkık köşe taşlarına, kalıntıların etrafını saran sarmaşıklara, yaban incirlerine, ısırgan otlarına sorun.

Bu satırları okuyan "Tarihsel, sosyal ve ekonomik şartların zaruri sonucudur" diye düşünebilir.

Doğrudur. Üretim biçiminin değişmesi ile kültür, sanat, dil ve tüm üst yapı oluşumlarının dönüşümü zorunluluğu, ne denli vaz geçilmez evrimsel gerçeklik ise, geçmişin ana temelleri üzerinden geleceğe köprü kurmak da o denli zorunluluktur. Geleceğini geçmişin iplikleri ile örüntüleyememiş topluluklar olsa olsa tarihin sayfalarında yer alabilir.

Fazla uzak değil, bundan kırk-elli yıl kadar önce Lazona — başta Fındık, sonra mısır ve diğer bahçe ürünleri yetiştirir, geçinir giderdi. Bütün bu ürünler sosyal yaşamda imeceleri, yardımlaşmaları bedelleri zorunlu olarak revaçta tutar, sosyal örüntüler bu gelenekler üzerinde yükselirdi.

Laz insanı, imece, düğün, bayram duyduğunda fındığını, mısırını harmanda koyup ardına bakmadan giderdi. Bilirdi ki, fındığı çürümez, mısırı kokmaz, nasıl olsa konu komşu gelip horonlarla, karşılamalarla bir gecede halledecek, selenderine koyacaktı.

Şimdilerde öyle mi? %95 nüfusunun, geleceğini çaya yönelttiği Laz insanı, geçmişin tüm sosyal, kültürel ilişkilerini terketmek zorunda kalmıştır.

Çay, "Bugün git yarın gelirsin" demez. Yağmur, çamur, sıcak, soğuk dinlemez. Kısa sürede toplamak, günü gününe satmak zorunlu. Yoksa? Yoksa evsafı bozulur, çürür. Yanar içten içe. Alıcı bulamaz, dökersin.

Sonuçta, Lazların, değil düğünlere, imecelere, seyranlara gitmek, değil yardımlaşma, kapı komşusu ile ayak üstü sohbet olanağı bile kalmamıştır. Sanki kavga edeceklermiş izlenimi veren akşam sohbetleri, yerini "Kinçi kala yatıp kalkmaya" terketmiştir. Çay tarlalarının ıslak, rutubetli ortamından romatiz kapmıştır erkeği, kızı, horonlar oynamaz.

Da do cumalepe çkimi; söylenecek çok söz ama... Xepe gon3kit, dolobikidat alis, Ham derdepe var ağen ǯuťa ğalis. "Çiçek bahçelerinin yolunması baharın gelişini durduramaz."

Mkui Abaşipxe, Ağustoz 2000

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
İrfan Aleksiva

Mamanti İazamiaşi Ocağişe

Foto: İsmail Bucaklişi

Mamanti Zazamia

Mamantik, leksikoni-muşi Ǩaixeşa moçinapes. Na miğves haşortu ki, Leksikoni şkviti tomi ren do ar milioni ǩonari sitkva meşağarun. Ham şkvit tomişi maartani, majurani do masumani tomepes verbepe do verbepeşe na imralu zitape çareli ren. Mamantişi nenapeşi eçkindalaşi teori do ham teori şeni entxozepe na ren ham maartani norte konsonati do vuayelepeşi kompozisyonepete na imralen verbaluri çiçepe do çkva interesani datapete opşa ren.

Zori yazi Samargaloşa vidit İsmail Bucaklişiş kala do heko bzirit çinoperi Margalepe do Samargaloşi meveşi monumentepe. Govulirtitşa Margalurişe kortuşi nenapuna na çaru Mamanti Zazamiaşati olva dovizmonit. Adresi muşi kep̌çopit şkule Şalencixaşi Eğeri coxoni oputeşe mendaftit. Mu vukitxaten, muço p̌aten var ekemakarxes dido, mara gzas kokovisinapit do ar jur mutxa komevinçarit okitxuşi. Umeşonu vulurtit Zazamiaşi oxorişa mara miçkutes ki jur Lazi koçi, Margalişi oxorişeni didi musafirepe renan do xolo dğagunzeşi sofra domidganen do adeteburot ğvini gemibanen, ğomu mçanen!

Mendaftit Zazamiaşi oxorişa. Oxori otxao kalendo ontulepe, urzeni bağepe godgeri, jur tabağoni ar oxorirtu. Oxorişi parto avlas didi, p̌oťenuri ar mʒxuli kogedgitu. Zazamiapeşi oxorişa vidit do ti çkuni voçinapit. Mamanti dido Kai ağonu do umeşonu na moftitşeni mu vasen gvaşaşu, ti asantalu. Manişa gyari dvoxazirapu, amaxtu traşi diu do Şalencixaşi televizyonişen jur muhabiri ti ducoxu.

Mara çku hantepeşeni va moftit dortu. Mamantişkala kitabi muşişeni visinapat do ordoşa vigzalatertu. Him dğa pri lumcas Skurişi meveşi kilisaşa vidatertu. Mara Mamanti çkar va memaşkves. Soğuni oxoris mutonpe doçinaduşukule osinapus kodopxedit.

Mamanti Zazamia sumeneçi do çxoro Şaneri rtu. Viditi oxori muşis cantu, kanseri rtu. Dido guri maçves. Na gamaxtu leksikonişeni dido ora ren ǩulani muşiş kala içalişamtes. Baba do osuri oçalişu şeni motivasyoni avu Margaluri nenaşi zenginobape. Dido ora ren ki konferansepe do çkva svalepe iturtlu Mamantik "Margaluri Nena dido xampa ren. Ar milioni ǩonari zita kuğun Margaluris-ya. Mara miti var iceru Mamantişi tkvalapes. Mukti, muşisteri akademikosi na ren kulanimuşi kala ham tezi nişi omťinu şeni kogyoçkes ham leksikonişi oçarus. Leksikonişi ğirobaşeni nenamçkinupek muti unonan tkvan mara, Margaluri nena do istoriaşeni didi dolya ves ham baba do osurik.

Mamantik, leksikoni-muşi ǩaixeşa moçinapes. Na miğves haşortu ki, Leksikoni şkviti tomi ren do ar milioni ǩonari sitkva meşağarun. Ham şkvit tomişi maartani, majurani do masumani tomepes verbepe do verbepeşa na imralu zifape çareli ren. Mamantişi nenapeşi eçkindalaşi teori do ham teori şeni entxozepe na ren ham maartani norte konsonati do vuayelepeşi kompozisyonepete na imralen verbaluri çiçepe do çkva interesani datapete opşa ren.

Majurani norte, maotxani, maxutani do maaşani tomepe ren do ham tomepe nomini (coxo) do nominepeşa na imralu zifapeşi nenapuna ren. Masumani norte, maşkvitani tomi ren do ham tomisti Margaluri afiksepe meşakitxums.

Zazamia dido misinapes Margaluri nenaşi eçkindalaşeni, doxmelobape şeni mara haği hak mteli vato matkvan.

Zazamia — Zugdidişi Universites okitxapams muşi noçare 3igni.

Didi patrioti Mamanti Zazamiaşi çkva noçalişepe hani ren:

  1. Mamanti Zazamia & Vira Zazamia: Enis Şarmoşobis Saidumloeba. Zugdidi 1977.

  2. Mamanti Zazamia: Megruli Dialekti. 2 Tomiani. Tbilisi 1991.

  3. Zazamia: Sitgvat$armomavloba - Enis Şarmoşoba Sapuzveli. Senaki 2003.

  4. Vira Zazamia & Vladimer Vaxania: Megruli Enis Leksika da Sitgvatğarmomavloba. 7 Tomiani. Tbilisi 2007.

[Not: Gürcü alfabesiyle yazılmış kaynakça satırları (satır içinde Gürcü harfli metin) OCR'da anlamsız Latin harf dizilerine dönüşmüş; bu kısım [okunamadı] olarak işaretlenmiştir, sadece Türkçe/Latin transliterasyon başlıkları aktarılmıştır.]

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yaşar Aydın

Nazmi Hoca'nın Ardından / Nazmi Xocaşi Ǩap̌ulas

Ar xafťa Şoxle ar mualimi memaşkves do igzalu. Nazmi Akdemirci; irik na viçinemtit, iris na mişkutes Nazmi Xoca.

Xoca şǩuni, Milli Eğitimişe sertifika xvala eçopumerepeşi var ortu; xoca steri xoca'rtu, şǩineri xoca'rtu.

Koçi nak na-ren, skidala nak na-ren hem svani ar mektebi ortu hemuşeni. Hem diguramtu, hem-ti doguramtu xoca-şkunik. Dido Şaneri na-va vore şeni leba viçini xoca şǩuni. Ǩaťa na okovagatelu vixapatit; memleketi şǩuni şeni, Atina şǩuni şeni. Ǩap̌ula tere p3adasis aina mutişeni opşa na-var okovuvelulit vognam hus. Ama Atinas oyapu muşi, şkimi şeni p̌anda medi do doceruşi geğapa iyu donu. Dulyaşe gamaşkves-na-ti, başka svalepeşe oşkves-na-ti tekauti oyapu dobeceru dortu Nazmi xoca şkimik. Hemora şukale-ti çai ocağepeşi oği, sokağepe, dukyanpe mektebi doyu dortu. Şana do cinsiyeti var gamakatuşe p̌anda imeselu.

Bir hafta önce bir öğretmen ayrıldı aramızdan. Nazmi Akdemirci, yani hepimizin tanıdığı, bildiği Nazmi Hoca.

Hocamız, sadece Milli Eğitim'den sertifika almış öğretmenlerden değildi. Kelimenin tam karşılığı olarak 'öğretmendi' Üstelik görev yerini de asla okulun duvarları ile sınırlamazdı. İnsanın, hayatın var olduğu her yer bir okuldu onun için. Hem öğrenir hem de öğretirdi Hocamız. Yaşım gereği 90'ların başında yani geç tanıdım Hocamızı. Her karşılaştığımızda konuşur, memleketi, Pazar'ı masaya yatırırdık. Geriye doğru baktığımda hemen hemen hiçbir konuda birebir anlaşmamızın olmadığını görüyorum.

Ama onun Pazar'daki varlığı benim için hep bir umut bir güven kaynağı olmuştur.

Görevden el çektirmeler, açığa almalar, sürgünlerden sonra emekli olmayı başarmış Nazmi Hocam. O tarihten sonra da çay ocaklarının önü, sokaklar, dükkanlar okulu olmuş. Yaş ve cinsiyet ayrımı gözetmeden hep anlattı. Yorulmadan yılmadan gerçeğin arkasında koşarak anlattı durdu.

Atina Şulu sva'n. Na iǩitxams, nğarums do na-iduşunams koçi dido varren. Vit dovit politikuri koçi, na-dogurams koçi, foxtori, çkva do çkva koren. Ama, dido muşik ǩaťandğeri kazeta-ti var iǩitxams. Politikuri koçik-ti genel başkani televuzis oşkinute, na-dogurams koçik-ti mufredatişen eçopums çkinapa.

Peki neydi hepimizi ona yakınlaştıran, Hoca ne düşünüyor bir de ona soralım dedirten neydi? Pazar küçük bir yer. Okuyanı-yazanı bunların üzerinde kafa yoranı çok değildir. Onlarca politikacı, eğitimci, doktoru vs. vardır. Ama çoğu günlük gazete bile takip etmez. Siyasetçi ise Genel Başkanı televizyondan dinleyerek, eğitimci ise müfredattan alır bilgiyi. Araştırma okuma ihtiyacı bile duymaz. İşte bu koşullarda Hoca parıldayan bir kutup yıldızıydı Pazar'da. Onunla, organik tarımdan, eğitimden, Türkiye'de yaşanan politik gelişmelerden ve dini literatürden konuşmanız mümkündü. Kendini geliştirir, kitabı, gazeteyi ve sağdan-soldan derlediği belgeleri elinden hiç düşürmezdi. Belgelerle konuşmayı severdi. Bunca deneyime rağmen dinlemeyi bilir, baskın çıkmak için özel bir gayret sarf etmez ama yine de bildiği doğrudan şaşmazdı.

Bunları niye anlatıyorum ki size. Hepiniz, hayatınızda birkaç kez karşılaşmışsınızdır onunla. Benden çok daha iyi tanıyorsunuzdur mutlaka.

Ama Hocamızı genç kuşaklara anlatmalıyız. Öğretmen olmanın erdemini, tüm sorumlulukları yerine getirerek yaşadığını herkese hatırlatmalıyız. Doğruları söyledi. Daha rahat bir yaşamı tercih edebilirdi. Gerçekler için bedel ödemeyi seçti. Sessiz sedasız boyun eğenlerin yanında olmadı. Açığa alındı, üç kuruş verilen maaşını zorda kalan gençlerle paylaştı. Ailesine bakmak, namerde muhtaç olmamak için bedeniyle çalıştı yıllarca. Daha ne olsun, hakkını vererek yaşadı.

Başını bir kez eğmeden geçti gitti dünya kapısından. Pazar, gökkuşağında bir rengi kaybetti. Biz Hocamızı kaybettik. Sesin kulaklarımda, sesin Pazar sokaklarında. Gün gelir fikirlerin de gezer bu sokaklarda, genç anlatıcılar takip eder ayak izlerini.

Hoşçakal Hocam...

Nʒa ortapus ar peri gundunu. Atinurepes ar Xoca duğures. Nena skani uci şkimis, nena skani Atinaşi sokağepes. Ndğa moxtasen fikirepe skani-ti goxtasen ham sokağepes, genci msinapupek mçeşanene novelepe skani. Ǩaite Xoca şkimi...

Lazuris golaktalu: Cemil Amedişi

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Esat Sarı

Lazlar'ın Vazgeçilmez Tutkusu: Atmacacılık

Yazı ve fotoğraflar: Esat Sarı

Bu, doğada iyi bir avcı olan atmacayla ondan daha iyi olduğunu iddia eden insanın mücadelesidir. Atmacacı ciceğeni/ğaço'yu atmacaya kaptırmamalıdır. Kaptırırsa karizma çizilir, diğer avcıların alay konusu olur. Atmacacı, atmacaların bütün reflekslerini ve kuşları yakalamak için kullandığı taktikleri iyi bilmeli, tedbirli olmalıdır.

Lazona'da, Ağustos ayı geldiğinde yöreye özgü heyecan verici bir serüven olan atmaca avcılığı başlar. Yurdun çeşitli yerlerinde çalışmakta olan yöre insanlarının bir kısmı bu macerayı yaşamak için yılın bu zamanını iple çeker. Hatta işlerini buna göre ayarlayarak maceraya katılır. Kendilerini 'Atmacacı' olarak adlandıran bu insanlar, heryıl atmaca mevsiminde çeşitli organizasyonlar yaparak sahilden dağların içlerine doğru harekete geçer. Atmacanın geçiş yaptığı dağların belli yerlerinde "Tenta" (Çerge / Avlak yerleri) kurarak atmaca (Lat. Accipiter nisus, Laz. Sifferi) yakalamaya başlarlar. Atmaca yakalanan yerler bazen günübirlik olabildiği gibi bazen de kamp şeklinde organize edilmektedir. Günümüzde yollar ve araçların çoğalması sayesinde ulaşımın kolay olmasına karşılık geçmişte atalarımız bu yolları yaya yürüyerek gidip gelmişler, konaklamak gerektiğinde de -yöre insanının pratik zekasının ürünü- "Bardi"leri kullanmışlardır.

Bu tutkunun yöreye nereden, nasıl, ne zaman geldiği ve insanları bu derece etkilemeyi nasıl başardığı hususu tarihin derinliklerinde kaybolurken atmacacıların coşkuları bize birtakım ipuçları vermektedir. Yırtıcı kuşlarla yapılan avcılığın tarihi oldukça eskilere dayanmaktadır. İnsanoğlu doğası gereği avcıdır. Bazı avları kendi yetenekleriyle avlarken bazılarını da hayvanların içgüdülerinden yararlanarak gerçekleştirmiştir.

Lazlar için atmaca aileden biri gibidir...

Ülkemizde eskiden beri yırtıcı kuşlarla yapılagelmekte olan avcılık neredeyse kaybolmak üzeredir. Şahin ve doğan ile yapılan avcılık tamamen unutulurken atmaca ile yapılan avcılık Karadeniz'in doğu ucunda; Çayeli, Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi ve Hopa ilçelerinde yaşayan Lazlar tarafından hala yaygın şekilde sürdürülmektedir. Konuya ilişkin yazılı kaynakların bulunmayışı, bu avın kökeni hakkında kesin bir yargıya varmamızı güçleştirmektedir. Her yıl büyük bir hevesle beklenen atmaca zamanı geldiğinde gerekli hazırlıkları yapan avcılar, bu 30-40 gün süre zarfında yaşadıkları hikayeleri dilden dile aktarmaktadır. Bu anlatılanlara bakıldığında Lazlar'ın bu işi salt av olarak görmekten öte anlamlar yüklediğini görürüz. Öyle ki Lazlar, atmacaya kutsallık mertebesine varan bir sevgi beslemektedir. Atmacacılar için atmaca aileden biri gibidir. Evin en güzel odasında tüneği yapılır ve sabah akşam büyük bir özenle beslenir. Atmacanın yedikleri tamamen (yumurta, et) taze ve doğaldır. Ölen atmacanın ardından günlerce yas tutanlara şahit olduğumu söyleyebilirim.

Aslına bakarsanız ne yakalanan atmaca, ne de bıldırcın bir atmacacının günlerce, hatta haftalarca peşinden dağdan dağa dolaşan avcının çektiği eziyetin karşılığını vermektedir. Ama yine de hiçbir güç bir atmacacıyı bu tutkunun peşinden koşmaktan alıkoyamaz. Her Ağustos ayı geldiğinde dağlar çağırır onu ve işini gücünü bırakıp uyar bu çağrıya.

Atmaca zamanı Lazona'daki bütün kahvelerin ve lokallerin tek sohbet konusudur atmaca. Her avcı kulübünde var olan meşhur palavracılar da bu işe ayrı bir renk katar. Çünkü sadece yaşananlar değil, yaşanmak istenenler de dile gelir bu mekanlarda. Her atmacacının gönlünde yatan ve bir gün yakalamayı hayal ettiği 'Beyaz açık kara', 'İpek sarı', 'Açık sarı' olarak adlandırılan değerli atmacalar ya da çok az insanın gördüğü fakat herkesin görmüş gibi farklı şekillerde tarif ettiği efsane "İspiri" atmacası ile ilgili öykülerin abartılarak tekrar tekrar anlatıldığına şahit olursunuz.

Atmacacılığın piri Kuğani Ǩediri (Kadir Kırcan) 2009 senesinde kaybettik.

Lazların atmacayı bu kadar sevmelerinin bir nedeni de bu kuşların çok kurnaz avcılar olmalarıdır. Bu, doğada iyi bir avcı olan atmacayla ondan daha iyi olduğunu iddia eden insanın mücadelesidir. Atmacacı ciceğeni/ğağo'yu atmacaya kaptırmamalıdır. Kaptırırsa karizma çizilir, diğer avcıların alay konusu olur. Atmacacı, atmacaların bütün reflekslerini ve kuşları yakalamak için kullandığı taktikleri iyi bilmeli, tedbirli olmalıdır.

Atmacalar; sabah saatlerinde vadilerden döne döne yükselirken bir yandan da keskin görüşe sahip gözleri ile çalılıklardaki kuşların hareketlerini takip ederler. Yükselerek kendini kaybettirirler ve hiç beklenmedik anda saatte ortalama 80 km hızla taş gibi avın üzerine saldırarak avlanırlar. Akşam saatlerinde ise sabah göç ettikleri yönün tam tersine, yüksek tepelerden daha kuytu vadilere doğru alçaktan uçarlar ve bu esnada önlerine çıkan kuşlara baskın yaparak avlanmaktadırlar. Yağmurdan sonraki hava açımlarında, hem yağmurdan etkilenmiş olan tüylerini teleklerini kurutmak için hem de bulunduğu çevredeki kuşları takip etmek için ağaçların dalları arasına saklanmakta, menzile giren kuşlar olursa ani saldırılarla kuşları avlamaktadırlar. Kuşların hareketlerini gördüklerinde, daldan dala kısa mesafelerde uçarak saklana saklana yanaşırlar ve ani baskınla avlanırlar. Tenta'da oynatılan kuşa hiç aldırmaz görünen atmacalardan bazıları ani bir dönüşle ağlarla çevrili alana yukarıdan dalış yaparlar ve kuşu ellinizden alabilirler. Buna da Lazcada "Sifteri kodolomikapu" denir. Kaliteli ve kuvvetli atmacalar, doğadaki kuşları daldan uçurduktan sonra avlarlar. Ağa doğru süzülüp gelen atmaca belli bir mesafeye geldiğinde kanatlarını birbirine çarparak kuşu korkutup havalandırmaya çalışır. Avcı bunu fark edip kuşu biraz yükseltip atmacanın geldiği yönün tersine doğru kuşu kaçırmalı. Yoksa atmaca tuzağı anlar ve yukarıya doğru keskin bir kavis çizerek yönünü değiştirir. Buna da Lazcada "Sifteri emistu" denir.

Bu mahir avcıları yakalamak, onları alt etmek atmacacılarda büyük bir heyecan yaratmakta, hele atmacayı ağa düşürdüğünde adrenalin tavana vurmaktadır.

Kültürümüzün bir parçası olan atmacacılık, insanlarımızın duygu dünyalarını da derinden etkilemiş, değişik zamanlarda çeşitli maniler ve türkülere konu olmuştur. Bu maniler ve türküler dilden dile aktarılarak günümüze kadar ulaşmış ve bazıları keyifle dinlenen ezgilere dönüşmüştür.

Ora mulun vidare sifterişa Cari memiğare siti ťobaşa Gogağari a komexti merzeşa Var gzirana bğurur e gyulişkimi — Anonim

Çevirisi: Zamanı geliyor, atmacaya gideceğim Ekmek getireceksin bana sen de gizlice Canımın içi sen de gelir misin mezraya Seni göremezsem ölebilirim be gülüm

Mcora kextu didi dağepe Goyiğilu çai txirepe Makomadu gyuli çoi merzepe Sifterepe mulurtaşa meftare — Engin Alptekin

Çevirisi: Güneş yükseldi büyük dağlardan Çaylar ve fındıklar da toplandı Özledim be güzelim köyü ve mezrayı Atmacalar göç ederken geleceğim

Ağustozi mulun Atmacaş ora Kale bozo var mporomi gyoz gyora Var mporom-na dotkvi başka gobgora Muğo pado so vida gyuli-çkimi — Yaşar Turna

Çevirisi: Ağustoz ayı geliyor atmaca zamanı Ey kız sen beni istemiyor musun göz göre Beni istemiyorsan söyle başka birini araştırayım Ne yapayım, nereye gideyim be güzelim

Bir yel esti Pazardan, sis alur Ardeşeni Sislerun arasinde yiturdum atmacami Birkuş birdaha derken, geldi vurdi ağlara Kurban olayım seni, bana veren dağlara Oy senun gözlerune kara yazilerune Ar atmaca opçopi, yilan yazili kara Movuti var ağopu, eça na-gofti ora Oy senun gözlerune kara yazilerune — Engin Alptekin

Bir atmaca yakaladım, yılan yazılı kara Saldım ki tutamadı, boşa geçti zamanım Oy senun gözlerune kara yazilerune

E verane sifteri, putxurti stveri stveri Gogitroxu msvalepe, kocexer poxo steri — (bir mani) E kaybana atmaca uçardın kayarcasına Kırıldı kanatların, oturuyorsun kurbağa gibi

Atmaca buldurcinun Duşmanidur duşmani Aradum bulamadum Senun gibi şişmani

Çıkış noktası protein ihtiyacını karşılamak için atmacanın içgüdülerinden faydalanarak bıldırcın yakalamayı-yakalatmayı hedefleyen bu avcılık türü, bugün atmacayı yakalama ve onu gururla kolda gezdirme düzeyine erişmiştir. Güzel bir atmacayı kolunda gezdiren kişi çevrenin ilgi odağı olmakta ve bu da atmaca sahibine büyük bir keyif vermektedir. Lazlar'ın ikiz boyu olan Megreller'de mutluluğun 'iyi bir at, iyi bir atmaca ve iyi bir av köpeğine sahip olmakla' mümkün olduğu söylenir.

Peki, nedir bu atmaca ve atmacacılık?

Atmacacılık, gündüz yırtıcı kuşlarından olan atmaca ile (Lat: Accipiter Nisus, Lazca: Sifteri) Bıldırcın (Latince: Coturnix Coturnix, Lazca: Ortiği / Oťrike) avlamayı amaçlayan ama bu aşamaya gelinceye kadar içinde birçok aşamayı içeren bir avcılık çeşididir. Avcılık usta-çırak ilişkisi içerisinde uzun uğraş ve sabır gerektiren bir aşamadan sonra öğrenilir. Her sosyal olayın bir kuralı olduğu gibi atmacacılığın da yazılı olmayan kuralları vardır. Bu kurallar uzun zaman içerisinde tecrübeler sonucu ortaya çıkmıştır.

Atmaca göçmen bir kuştur. Kertenkele, yılan, kurbağa gibi sürüngenlerle küçük ve orta büyüklükte (Bıldırcın, Yabani güvercin, Çulluk vb.) kuşları da ustaca yakalayabilen iyi bir avcıdır. Avını yakalarken gösterdiği üstün performansı ve atikliği görmeden tahmin yürütmek mümkün değildir. Nereden geldiğini fark edemediğiniz bir ok gibi fırlayarak avını pençeleriyle yakalar.

Ağırlığı 180-300 gram civarındadır. Erkeği, dişisinden küçüktür. Avda genellikle daha güçlü ve dayanıklı olduğu için dişisi kullanılır. Atmacanın erkeğine "Mamuliğa", bir yaşından büyük olanlara da "Tuyleği" denir. İnsana daha kolay alıştığından ve av için daha kolay eğitildiğinden o senenin yavruları tercih edilmektedir. İyi huylu atmacalar saklanıp bir sonraki sezonda da avda kullanılmaktadır. Buna "Saklama Tüyleği" denmektedir. Ender olsa da doğada kalmış, tüylek olmuş (Tüylerini değiştirmiş) atmacalarla da avcılık yapılmaktadır. Buna da "Hava Tuyleği" denmektedir.

Gözleri yumurta sarısı rengindedir. İçinde karanlıkta büyüyen, ışıkta küçülen siyah renkli beneği vardır. Olağanüstü görme yeteneğine sahiptir. Gagası kıvrık, ucu sivri ve keskindir. Pençelerindeki tırnakları bir iğne kadar sivridir. Avını yakalamada gösterdiği performansta bu pençeleri en önemli silahıdır.

Atmaca; Avrupa, Asya ve Afrika'nın ormanlık alanlarında yaşar. Ağustos ayının ortalarından başlamak üzere Ekim-Kasım aylarına kadar kuzeyden güneye; soğuk kış günlerini güneyde geçirdikten sonra Mart-Nisan aylarında tekrar kuzeye, yavru yapabileceği ormanlık alanlara göç etmektedir. Kuşların üreme bölgelerine gitmek için yaptıkları ilkbahar göçü, Mart ayı ortalarından Haziran ayına kadarki süreyi kapsamaktadır. Üreme dönemi, genel olarak ilkbahar göçünden sonra başlayıp sonbahar göçüne kadarki süreçtir. Sonbahar göçü ise genellikle Ağustos ayından itibaren başlayıp Kasım ayına kadar devam etmektedir.

Atmacalar, sonbahar göçünde Orta Avrupa, Rusya ve Güneybatı Asya ormanlıklarında yavru yaptıktan sonra güneye göç ederler. Bu göçler ülkemizin doğu ve batı sınırına yakın iki yolu takip eder. Birinci göç yolu: Alpler'den başlamak üzere Adriyatik sahilleri, Yunanistan, Trakya bölgesine; Trakya bölgesinde kuzey rüzgârına tutulursa İstanbul boğazını takip ederek, güneyden gelen rüzgârlar kuvvetli ise Çanakkale boğazını geçerek güneye iner. İkinci göç yolu ise Orta Rusya'dan başlamak üzere; Kafkas dağlarının batı yamaçları, doğu Karadeniz kıyı şeridini takiben uygun geçitlerden dağları aşarak Artvin-Borçka-İspir rotasını kullanarak 10 bin metre yüksekliğin üzerinde, vadiden geçen su sistemlerine dik doğrultuda uçarak İskenderun hattı üzerinden güneye doğru giderler. Atmacalar bu yolları izlerken kendi içgüdüsel eğilimleri ve beslenme ihtiyaçlarına göre hareket ederler. Örneğin aşacağı tepeye rüzgârın dik vurmasını tercih eder. Çünkü önüne çıkacak olan avın -ki bunlar genellikle kendisinden daha iyi uçamayan kuşlardır- bunları kıstırır, yakalar ve beslenmesini de sağlamış olur. Her zaman kuşlara ani baskın yapabilecek ortamları takip eder. Örneğin, boğazlardan döne döne yükselir, buradaki amacı dönerken gözüne kestireceği bir av varsa üzerine bir taş gibi inebilmektir. Tepeleri aşarken rüzgâra göre en yüksek tepenin boğazını hedefler. Zirvelere yaklaştığında, önüne çıkacak olan kuşlara ani baskınlar verebilmek için yere çok yakın mesafelerden uçarlar.

Atmacalar tabiattaki meteorolojik olaylara karşı çok duyarlı hayvanlardır. Ne zaman fırtınanın eseceğini, ne zaman dineceğini çok isabetli bir şekilde tahmin edebilmektedir. Çok iyi tahmin ettiği bu hava şartlarına göre ya yoluna devam eder ya da bulunduğu bölgedeki ormanlığın derinliklerinde geçici bir süre barınmaya çalışır. Esen rüzgâra bağlı olarak atmacaların geçit yollarını değiştirdikleri çok sık rastlanan bir olaydır. Atmaca avcısı üç gün öncesinin ve üç gün sonrasının hava tahmin raporunu iyi bilmeli ve rüzgârları iyi takip etmelidir.

Ülkemizde atmacacılık olarak bilinen atmaca ile avcılık; Rize'nin Çayeli, Pazar, Ardeşen, Fındıklı ve Artvin'in, Arhavi, Hopa, Kemalpaşa, Borçka ilçelerinde, bu yerleşim yerlerine mensup olup da batıya göç edenlerden Kocaeli, Sinop, Yalova, İstanbul, Tekirdağ gibi yerlere yerleşenlerin bu ata sporunu buralarda devam ettirdiklerini görüyoruz.

Atmacacılık, birbirini takip eden avlar zincirinden oluşur. Nihai hedefi atmacanın içgüdüsel eğilimlerinden faydalanarak bıldırcın avlatma yöntemidir. Eski zamanlarda et ihtiyacını karşılamak amacıyla yapıldığı bilinse de bugün eti için atmacayla bıldırcın avlayan insanların var olduğunu düşünemeyiz.

Atmacacılığın bölgemizde ne zamandan beri yapıldığı konusunda çeşitli görüşler vardır. Bir görüşe göre: Romalılar'ın bölgeye gelişiyle beraber Sicilyalı avcıların getirdiği, bir diğer görüş ise Pers kökenli insanların bölgeye getirdiği hakkındadır. Atmaca ile avcılık yapabilmek için birbirini takip eden birkaç aşamayı başarıyla geçmek gerekmektedir.

İlk olarak, "Ciceğeni"-Gaço (kızıl sırtlı örümcek kuşunu Latince: Lanius collurio) yakalamak ve onun eğitimini tamamlamak lazımdır. Ciceğeni olmadan avcılık olmaz çünkü bu kuş sayesinde atmacayı aldatacağız ve ağın içine düşüreceğiz.

Çekirge ve böcekleri yiyerek beslenen Ciceğeni/Gağo, atmacayı aldatıp yakalamak için çok elverişli bir kuştur. Çünkü alıştırıldığında oturmakta olduğu değnekten kolay kolay uçmayan, uçunca da ayağına bağlı olan ipin menzili kadar (30-40 cm) havaya doğru uçup tekrar değneğe konan ve asla değneği bırakmayan bir özelliğe sahip ender kuşlardandır.

Ciceğeni/Gağo yakalamak için iki yöntem kullanılmaktadır. Biri eski tip bir tuzak olan "Kandara" yöntemidir, günümüzde artık pek kullanılmamaktadır. Çatal ağaç arasına konan bir çubuğun üzerine atkuyruğundan koparılan kıllardan yapılan ilmekler dizilir, kuşun oturup da uzanamayacağı bir yüksekliğe, çatal dal arasına gerilen bir ipe de çekirge (Mǩoli) asılarak kuşun çekirgeyi görebileceği bir yere konur. Çekirgeyi yemek için gelen kuş ilmeklerin olduğu çubuğa ayak basmak zorunda olduğundan hareket ettikçe ilmeklerden biri ayağına dolanır ve yakalanır.

İkinci yöntem de çeşitli düzenekleri olan kafeslerdir. Kafeslerin içine canlı vaziyette "Gvapa" (Danaburnu / Gryllotalpa) konarak kuşun dikkati çekilir ve kafese gelince de yakalanır. Yakalanan kuşlar bir ön elemeden geçirilir. İyi kuşlar; göğsü beyaz, sırtı kırmızı, iri gagalı uzun kanatlı ve uzun kuyruklu olmalıdır. Kanat ve kuyruğunun uzunluğu çubuk üzerinde daha uzun zaman durmasını, yorulup pes etmemesini sağlar. Gagasının iriliği ise; kıyılmış et parçalarıyla beslenen kuşun bunu kolayca koparabilmesi ve gıdasız kalmaması için tercih edilmektedir.

Çubuğa oturtma ve yem yeme eğitimi verildikten sonra, kuşların gözleri sadece alt taraftan çubuğu görebilecek şekilde yumuşak bir meşin parçasıyla kapatılır. Bunun nedeni; gözü açık olan kuşlar atmacanın gelişini görünce avaz avaz bağırarak çalıların arasına kaçmaya çalışırlar, bu da atmacayı huylandırır ve tehlikeyi sezen atmaca da yönünü değiştirir. Av gerçekleşmez.

Kuşları hazır hale gelmiş olan avcılar, Eylül ayının başında, atmaca tutmak için atmacanın göç yolu olan dağlara doğru yola çıkarlar. Yola çıkmadan önce dağda kalınacak zamana göre hazırlıklar yapılır, ona göre alet edevatlar alınır. Her şeyin eksiksiz olmasına özen gösterilir. Çeşitli dönemlerde yapılan gözetlemelerden sonra tespit edilmiş olan göç yolları üzerinde atmacayı yakalamada kullanılan "Tenta" denen, ortama uygun çalılardan yapılan kulübeler yapılır. Tenta atmacanın gelişini görecek şekilde dizayn edilir. Önüne "Neferi" veya "Ǩali sindomi" denen ağlar gerilir. Atmaca karşı tepeden gelmeye başlayınca avcı Tenta içindeki pozisyonunu alır, siperin arkasına gizlenerek kuşu ağın önünde uçurur. Buna kuş oynatma denir. Atmaca gelinceye kadar kuş oynatmaya devam edilir. Atmaca 3-4 kilometreden bu kuşu görebilir ve eğer aç ise kuşa doğru gelmeye başlar. Buna "Oxunǯu" (Süzülme) denir.

Tabiatta atmacalar genellikle kuşları daldan uçurduktan sonra havada yakalar. Bu nedenle atmaca bir iki metre mesafeye gelince avcı kuşu uçuyormuş gibi çeker. Bu zamanlamayı ayarlamak ustalık ister. Bu da tecrübeyle sağlanır. Geç kalınırsa atmacanın kuşu yaralama ihtimali vardır, kuş erken çekilirse çok zeki bir kuş olan atmacanın hemen tuzağı fark etmesi ve havaya doğru bir kavis çizerek kaçması da mümkündür.

Bütün bu aşamaların başarıyla yerine getirilmesinden sonra ağa düşürülen atmaca önce dikkatli bir şekilde ağdan çıkartılır, kafası ve kuyruğu dışarıda kalacak şekilde bir mendille bağlanır. Daha sonra ayaklarına meşinden yapılan "Çaǩşiri" ve uçma esnasında belinin zedelenmemesi için bel bağı bağlanır. Acemi atmacalar önce kola oturtma ve yem yemeye alıştırılır. Yem yemeye alıştırılan atmacalar kola oturtularak göğüs ve sırt tüyleri okşanır. Buna "Oxomğu" (Ehlileştirme) denir. Atmacalar genellikle pişmiş yumurta ve tuzsuz etle beslenir. Kola oturtma ve insana alıştırma "Oxomğu" safhasından sonra bıldırcın avlama zamanı gelmiştir.

Atmaca, yapılacak olan av için bir gece önceden aç bırakılır. Ertesi gün sabah erken saatlerde av yerine intikal edilir. Av köpeklerinin uçurdukları bıldırcınların arkasından avuç içinde tutulmakta olan atmaca salınır. Atmaca bıldırcını yakalar ve yere oturur, avcı da gider itinalı bir şekilde bıldırcını atmacanın pençelerinden alır.

Avda her zaman istenilen sonuç alınamayabilir. Sabahın erken saatlerinde, atmaca susuz ise ya da yeterince ehlileştirilememişse kuşa bakmaz. Bıldırcının peşinden gideceğine döne döne yükselmeye başlar, yeterince yükselince de gidebildiği en uzağa giderek bir ağaca konar. Buna da "Sifteri dingolu" (atmaca dolandı) denir.

Atmaca çeşitleri

Atmacanın vücudunu örten tüylerin rengine ve bilhassa göğsündeki tüylerinin rengine ve desenine göre çeşitli adlar verilir ve bu desenlere atmacanın yazısı denir. Bu yazılar usta atmacacılar tarafından okunur. Aynı zamanda bu yazılar atmacaların değerini ve avdaki yeteneklerini de belirler. Tüylerinin rengi ve şekillerine göre Atmacalar üç ana gruba ayrılır: Karalar, Kızıllar ve Sarılar.

  1. Karalar: Bu tür, doğada mevcut olan atmacaların %45-50'sini oluşturur. Amaca uygun olanı kıymetli ise de huysuz ve avına gitmeyenine de sıkça rastlanmaktadır. Kara, Karanın ufağı, Karanın büyüğü, Kara kızıl, Mğeita kara, Boz kara, Açık kara, Kel boz kara, Beyaz Karanın büyüğü, Mğita kara, Boz kara, Açık kara, Kel boz kara, Beyaz açık kara, Karanın ispiri diye çeşitleri vardır.

  2. Kızıllar: Doğada mevcut atmacaların %35-40'ını oluşturur. İyi avcı oldukları bilinmektedir. Kızıl, Kızılın ufağı, Kızılın büyüğü, Boz kızıl, Çam kızıl, Mğeita kızıl, Kçe kızıl, Yanmış çam kızıl, Uça çam kızıl, Açık çam kızıl, Beyaz boz kızıl, Xasi mğita kızıl, Yanmış çam kızılı, Kızıl ispiri diye çeşitleri vardır.

  3. Sarılar: Doğadaki atmacaların %10-20'sini oluştururlar. Atmacaların en asil olanları bu türdendir. Avcılar arasında Sarı ve İspiri atmacaların piri olarak kabul edilmektedir. Sarı, Sarının ufağı, Sarının büyüğü, İpek sarı, Sarı çam kızıl, Sarı boz kızıl, Açık sarı, Yanmış sarı, Beyaz açık sarı, Sarı ispiri diye çeşitleri vardır.

Av mevsimi bitiminde, bıldırcın göçünden sonra normalde bütün atmacalar doğaya yeniden salınır. Bazı atmacacılar her zaman elde edemeyecekleri güzel kuşlarını kışın saklayarak "Tüylek" yaparlar ve ertesi yıl avda kullanmak isterler. Bu kuşlar insan elinde birkaç yıl yaşasa bile eninde sonunda yavru yapamadan ölürler.

Bu kadar sevilen bir kuşun en güzellerinin neslinin tükenmesine gönlümüz razı değilse tutulan atmacaları lütfen sezon sonunda tekrar doğaya bırakarak daha güzel yavrular yapmasına fırsat verelim. Bu şekilde iki amaç yerine getirilmiş olur. Atmacaları seviyorsak ölümlerine sebebiyet verecek her türlü hareketten kaçınalım. Yoksa bir gün bunların da nesli tükenir. Torunlarımıza anlatacak ancak hikâyeleri kalır.

  • M. Recai Özgün'ün Atmaca adlı kitabından alınmıştır.

Hikayeler...

Rus hudutunu geçtik...

Atmaca zamanı geldiğinde atmacacının önünde hiçbir engel duramaz. O ne yapar eder tentaya çıkar. Yıllar önce, 12 Eylül darbesinin yapıldığı günlerde; darbenin mantığı gereği işbirlikçiler hariç bütün gençlik suçlu yerine konarak her görüldükleri yerde gözaltına alınmakta, suçsuz olduğu ispatlanana kadar da 4-5 ay içeride kalmaktaydı. Bu nedenle bir yerden bir yere giderken dikkat etmek, görünmemeye ve yakalanmamaya çalışmak gerekiyordu. Bizler bir grup arkadaş her şeye rağmen tentaya çıkmaya karar verdik ve geceden yola çıktık. Uzun bir yürüyüşten sonra kestirmeden gidelim derken ormanın içinde kaybolduk. Birçok farklı yöne gitmeyi denedik, fakat çıkış yolunu bulamadığımızdan önden gidenleri takibe koyulduk. Bir ara, bulunduğumuz yer parlak bir ışıkla aydınlandı. Öndekilerden biri "Yere yatın" diye bağırdı. Biz de kendimizi yere attık. Aradan geçen uzunca ve sessiz bekleyişten sonra "Mu iyu? Muşeni dolomocinit?" (Ne oldu? Niye yere yattık?) diye sorduğumuzda "Var gazirenan-i Rusişi huduti golovilit" (Görmüyor musunuz? Rus hududunu geçtik) deyince çok şaşırdık, ama sonra işin aslını öğrendik. Meğer soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği, sınır güvenliği için şimdiki Gürcistan'ın Sarp sınırından belli zamanlarda aydınlatma gücü yüksek bir ışıkla çevreyi kontrol ediyormuş.

Önce can, sonra atmaca...

Yine bir tarihte bir arkadaşımla Tenta'da oturuyorduk. Tenta kurduğumuz arazinin sahibi, atmacanın geliş yönünde, 100-150 metre kadar yakınımıza gelerek bir yandan radyo dinliyor, bir yandan da "omoluşi" (budama) yapıyordu. Atmaca beklediğimizi ve bu işi başka bir zaman yapmasını istediğimizde sinirlenerek; "Hem benim arazimde oturuyorsunuz, hem de bana akıl mı veriyorsunuz?" diye çıkıştı. Sonra da silahla ateş etmeye başladı. Biz kendimizi can havliyle yere attık. İlk aklımıza gelen tuttuğumuz atmaca ve kuşları kurtarmak oldu. Sonra birbirimize bakarak güldük ve gereken cevabı verdik.

Sen şaşurdun mi?

Lazona'da iç içe yaşamamıza rağmen Hemşinliler, atmacacılıkla uğraşmazlar ve uğraşanları da boşa zaman geçiren kimseler olarak görürler. Bir gün bir Laz, atmacasını bıldırcına salar. Atmaca bıldırcını yakalamadığı gibi yakınlarda bulunan büyük bir ağaca konar. Atmacacı ağacın yanına yaklaştığında bir Hemşinli'nin sırtında yayla nevalesi yüklü katırıyla birlikte ağacın gölgesinde oturduğunu görür. Laz, hemen ağaca çıkar ve birazdan kolunda atmacasıyla iner. Durumu merak eden Hemşinli, bunun ne işe yaradığını sorar. Atmacacı da bu kuşun çok akıllı olduğunu, bıldırcın yakaladığını ve yakaladığı bıldırcınları eve kadar getirdiğini abartılı bir şekilde anlatır. Hemşinli, bunun üzerine kendisi için çok değerli olan peynir ve yağ yüklü katırıyla atmacayı takas etmeyi teklif eder. Atmacayı paha biçilmez bulan ve dünyalara değişmeyecek kadar çok seven Laz, "Sen şaşurdun mi? Hiç boz kizili ile katir mukayese edilur mi?" der ve takasa yanaşmaz.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Rop. Filiz Acar

Dirinu Ndğaşe Siferci, Servet Dayi

Sifteri dulya mşKomu steri on, a komegoxedu-yi va megaşkums

Xunaruri Servet Dai (Servet Yıldız)

"Toli gomşis sifteri bziri. Ma ham dulya baba-şkimişe deviguri-don." ya miğu. "Ma-ti žali sifteri mis vukitxare ya do hiçi va govigori." En imťi na gomaşinu yoxotu Servet dayi. Him sade sifterci xvala var on, şairi-ti on. Ar Ağustozi ndğas, sifteri oras ma vukitxi, himuk miğu. Sira sifteri şiiri ozitus moxtus tolepe mapşu. Goyşaşu do "Mo ibgar" ya miğu. Hindos, "Sifteri ma-ti opşa malimben do heşeni." ma vuğvi.

Servet dayi, Lazepeşeni sifteri oçopu nam soyi dulyan? Haǩu mo alimberan?

Sifteri, papupe-şkunişe huşayi na mulun a oropan. Ar çari mayanene ya do na iyen duyla var on. Sifteri dulya şeni enimti ciceğeni/gaço diğis. Himuşeti oği laǩoťi ya ti mǩoli çopare do ragi/kapani cundgare. Kinçik ragis laǩoťi pşokamere ya do naxolasis eknamu cinkolen do oyğopen. Him kinçi evela bigas xorği cevokoramt do cevoginamt. Ar xafťa şukale meşinite toli komovutambamt, tudendo göonğeri ayen. Biga xvala Zirems. Ar da sifteri mulutayşa ciceğenik va Ziras. Koziruyi kokoğiben, kokoğbuyi-ti sifteri imťen, va gaçopen. Ciceğeni xaZir orťas tenta dulya komokoviçamt. Ndağis, sifteri na golulun svalepes (sirtepes, ndaği eteğepes) pavrolonyari arapete şulu ar tenta devikumt. Hik meşkabxedut do artuk sifteru pçumt.

Sifteris ar gza uğun-i? Lazonaşe mundes goťulun?

Sifteri Martis mçxvapa svaşe moy3en do serinepetere mulun. Ekvatorepeşe haşo gza eçopay. Kişi hik golutoçams. Martis ogvace pay, boxinapu do monta cexunu şeni Kaçkarepeşi kupalapetere, Rusyatere mulun. Himinepes monta kocoxunuko opşa mçxvapa na on şeni makvalepe oyağvasetu, kuşkun. Hak monta kocoxunas şuǩule kişitere montalepe-muşi-ti ekipinams do goyten. Sade sifteri var on-na ulun. Ortiçi, malağude steri kinçepeti uluran. Ağustozi ceçapuris monta ayen. Gverdepes dogurams do cojulinams. Şku himus vuyondramt oçopinu şeni. Golulutaşa ndaği koğomtumepes iZiren svalepes na pit tentapes cevuxedut do ciceğeni vubiramt. Ciceğeni opşa mendraşe (5-10 km) aǯiren sifteris. Pğopare ya do ceğordas do moxtasis sindomis konatvazen. Hindos pçopamt do togamaviyonamt. Ar ham soyi on, ar da boda cevobamt.

Bodas muçe dololams?

Sifteri golulutayşa na cexedasere ceğulva ncalepes boda kocevobamt. Him svalepe-ti siftercipes kuşkuran. Sifteri, aras na celaxedun steri mulun do boda na cobun ncaşi aras kocelaxedun. Boda raxna mosa steri aǯiren, va şinems. Ham muya'n gamapçirda do golaftare afiçiren ama niǩoren. Hindos vulut do kogamaviyonamt. Boda ǩafa ndğa movigeramt. Kodololas do ar ndğa şuǩu dosǩudasis doğurun.

Sifteri bodaşe ya ti sindomişe muçe oçiletinamt?

Himuti sanat on. Acami ǩoçis kodokaçiko şuri keyuğopasetu. Kodololuyu kogamavulut, letas patxalams. Him ǩapulaşe vuktamt vuktamt do kocevoğopiti pence va caçen. Yevaş yevaşi govuğamt. Eni ceriti paçapeşe vaknet. Dololu tarafişe gamaninkta do eçopare.

Kogamiyonit-i muya ikumt?

Mop3opxamt. Mskva belbaği kocevudumt. Kuçxes meşinişe Çaxçiri, kudelis do paças çinglaği komevukoramt. Uǩaye oxorişe mendeviyonamt do Karbas celaxunu cevoginamt. Ağani Çoperi opşa mluri na iyen şeni oşkomales cagasya do enimti taze makvali vucibamt. Xorği men3xakeri na imxos şeni makvalis-ti non3xakams do cişkums. Hişo hişote ǩoçis kocagen. Sifteri Çopasis boyine karbas vati nokora. Hindos ǩoçis vacagen. Xepes celixunare. Murtasis ǩoçik memoğes ya do imťen mendraşa.

En oği makvali mo çamt?

Makvalis va şekuzun, xorği-ti içen ama evelis taze xorğişe makvali daha kolayi iZiretu. Oxorepes korme izadetu. Sifteris muya na çare taze orlasere. Bayati va içen. Heşeni taze, uncumeli makvali pçamt. Bere steri ozadu diçis. Sifteri dulya zati alimben koçik ikums.

Sifterişi nam çeşilepe on? Muçe gamikaten?

Sifteri yazi-muşişe içininen. Tomalepe-muşi rengi, conksi-muşi yazipe, tolepe, doxunu-muşi... İris ar yoxo uğun. Uça, mçita, sari sifteri iyen. Ar-ti kçe sifteri on, him İspirişe na gololun şeni "İspiri" uğomeran. Haşo pexi va moyulun.

Sifterepe gisvara: Uça: Tomalepe uça ayen. Uça Çam Kizili: Msva tudepe elamğitaneri ayen, haşo xomineri çami rengi on ya him soyi. Uça Kara: Ǩapula uça ayen, dolayonape, ceyonape-muşi. Haşo aykuri yazi uğun. Boz Kizili: Eni vorsi sifterepeşi on. Mçita Kizili: Ali etrafepe, conksi jileni tarafepe iri mğita ayen. Ǩapula cemğitaneri ayen. Golape-muşi, kudeli tudeni tomalepe-muşi xolo mğita ayen. Mçita Kara: Ǩapula ar mʒika mçita, bordoşe golikten steri, kotulape mçita ayen. Beyaz Boz Kizili: Ǩapula uça, ali dolayonape do dudişi etrafepe kçe ayen. Tkvareçi tulbenti dolokorun, nuǩu tude kçe ayen. Conksi do kanat başepeti hişo. Noğerasis uça-muşi uça, kçe-muşi kçe. Sifterişi eni menşuri ham on. Boz Kara: Çeşitli toma ayen. Çel Kara-ti uğomeran. Hakiki Sari: Tomalepe-muşişi fazlamu sari iyen. Yazipe-muşi-ti opşa mskva ayen. Açik Sari: Daha mgika sari iyen. Rengimu açiği iyen. Ǩapula zifti steri uça ayasere, conksimu do ceyonape-muşi sari, hepten mçita var.

Eni menşuri nam on? Sifterişi xasi muçe içinemt?

Eni menşuri na on hakiki sari sifteri on ama ham cinsi fazla var iZiren. Himu-ti muya şeni? Sifterişi vorsi-muşi tuylexi patere ya do şinaxuman, va naşkuman. Siftirciluği na ikumanpek sari sifteri va omtinaman. Heşeni daha maika iZiren. Uçape peği mitik va şinaxums. İrik sari sifteris uktaman. Sifterişi vorsik mesela 50 metroşe kinçi voğiras çendi moxtasere, ma ncaşe va efta. Sifterciluği vorsi sifterite iyen. Bazi iyençi hiçi va cagen. Sifterişi xasi siftercik a şadasis içinems, hus a delikanlik a bozomota şadasis muçe boyi-muşis, mskvanobas, axlaki-muş şadums. Sifteri-ti hişon. Sifteri zati dişi on, erçeği-muşis mumuliğa uğomeran.

Ar da hepten kçe sifteri iyen ya ituran...

Him opşa çetini. İspir beyazi uğomeran. Sifterişi eni vorsi gololva gza İspir on. Ar da Kaçkarişi do Çoroxişi elayonas cimontanams. Hik yemi opşan. Sifterişeni žali Mapavre, Atina, Viğe, Arhave, Xope do Borçxas cixunen.

Sifteri nʒas jumtayşa muçe içinemt, arti kinçepeşkala movar okogantaleran?

Sifteri oçinu tecrubete iyen. Ǩanadi cenişliğu-muşişe, ceçamu-muşişe, morderobaşe viçinemt. Sifterciluği na ikums koçik nakele noğerasere noğeras içinems. Siftri oras mcace, mavramaťe, ançe, mekofoni-ti jums.

Sifteri ora na iluran mundes coğams, mundes içoden?

Lazonas sifteri ora Ağustozis (Mariaşina) coğams Ekimis (Ťaxva) içoden. Kasimis nuntxinams.

Si munderaşe beri sifteri dulya ikum? Muçete coçi?

Ma berenobaşe, 5-6 Şaneri vortişe beri ham dulya vikum. Baba-şkimi sifteris opşa xaşlağ ortu. Toli gomğişe beri oxori-şkuni çoşes boyine sifteri meǩoreri iyetu. Ham dulya zati babaşe bereşe golulun, mesleği steri. Berepek enimti laǩoťi oçopute coğaman. Urzeni oğiluşe movulutukoşa a sifteri kepğopamtit, mutamtu baba-şkimik. Ubape mapşetes. Hindos ortiği opşatu. Sifteri aci iyasis ortiçi Çopams. Heşeni aci naşkvare. Hindos tolis muti va aǯiren. Ar da boyine karbas celaxuneri va naşkva, xepes goyonareçi cagas.

A çoyis iri sifterci va iyetes xoşi?

Var var. Deyelum 100 xaneluği çoyis 3-5 tane sifterci iyetu. Ham mşkomu steri a mutxa'n. Komegoxedu-yi va megaşkums.

Naku coginare cogini sifterik sahibi-muşi içinems-i?

Var iyen-i? İçinems-ti iyen. Ma miyonutu a vakitis. Mujgani cozutu. 5-6 Şana p3adidortu. Mujgan ya do vuyoxikosis noǩorun svaşe kikikiki ya miyamtu. Ar-ti dayi-şkimis uyonurtu, naşkumtlu svaşe "Yirtici" ya do uyoxukos xançali-muşişe koculutu.

Bazi imťen sifteri, konistiken. Hindos muya ikumt? Ncaşe eyulut do ciyonamt-i?

Moro. Karşi sirtişe ar ndğas jur defa na meyemilvapun komşun. Ar fori-ti mamtu do Talvatişe ceviyoni, dunya para mepçi do. Ncaşe extuko-ti sifteri ncaşi titilis va cexedun. Yukseği aras na cexedun sifteri zati makpuli var on. Him naşkvare zati. Oşǩendani arapes dimpulen. Vorsi sifteri kocoginiyi ubas na delegizZun ortiçişe ar tane kogamiğa do kodokanare. Hindos Ziras bile kodukapams. Xasi sifteri him on işte, dogureri.

Sifteri gamtekes başkapek Çopumlesi, ya ti bodaşe gamagiyonamles-i?

Moro. Megixiraman oğopuman do va giğomeran. Eee hinis-ti alimberan da. Çoği yeni yetmeperan, kogukoraman do mendiyonaman.

Ar mevsimis naku sifteri gağpen?

Cuxedur svas ğadums ama ma aşi taneşa pfopum, boda-muşite. Zati muhimi na on opşa oçopu var on, vorsimu oçopu on.

A sifteri naku Şana nuxondun p̌iya?

Vorsi kozadiyi 6-7 Şanaşa nuxondun. Himus "tuylexi" uğomeran. A kişi mevokoramt, toma goyxums. Mayisis kafesis komolavoxunamt. Zari-muşi, xorği-muşi komepçamt. A mʒika leta, a mʒika kumi devuyamt, imbonams. Hikele gamiyonas ağani Çoperi steri iyen. Bazitik çendik goyxums, himus "hava tuylexi" uğomeran.

Ortüçis nam vakitis mutamt?

Ortüği orati sifteri şkala ar on. Evelis kurmi na-xaşkumltey şeni ortiği opşa iyetu. Arti divi steri orles. Orüçi, na on svaşe ar murunʒxi kvaziruyi moyselen. Kulağozepe uyonun, himuk 'kuğu kuğu' ya do uyoxams. Ortiçi şeni layçi giyonutasere, himuk moselams. Sifteri mevaşkumt hindos, ulun yerine oçopams. Himuk xoşi skanişeni va Çopams. Dudi-muşişeni da ama menduyonam. Bazi ortiçi dudi oçam. Sifterciluği ğurate na içoden ar avi var on. İri şuriteran. Ar teği orlüçi on na ğurun.

Şurite kinçepe muya ikumt uǩaye?

Ho. Enimti laǩoťi opçopamt. Himute ciceğeni, ciceğenite sifteri, sifterite ortiçi. Ham sipor on esasta. Ar da oropa da. Ciceğenis toli cevuşkoramt do vomtinamt. Mevaşkvatis enimti ncas kocelaxediun a goyşaşen, uǩaye bobola okorobu kocoğams. Himus artuk "şira" uğomeran. Moxtasere Şanas xolo monta peopumt.

Vorsi sifterişi sahibik xes celixunams do eyimxuzinams-i?

Moro. Evelis tabanca elizonamtes. Hus sifteri da.

Soğuni a mutxa gikitxare ama doğru mu miğvare. Sifteri opşa galimben-i, Rukiye abula-şkimi-yi?

Huşa beçi sifteri ama hus Rukiye abula da. Badi deviyit aşkva. Ama Rukiye abula-skani-ti zati sifteri steri on, ali tudenǩale kçe. Bazi mikitxams, sifteri opşa galimbeni mayi deyi. Hiku uzadapunçi pçopumti sifterepe. Himus-ti alimben da, kocagu şkima şkala.

Sifteri olimbera muçe iyen? A mi3viko...

Sifteri olimbera! İşkini hus:

Ben sana aşığım... Her Ağustos yollarını gözledim Sevgililer gibi seni özledim Akşam sabah bodaları düzledim Ben sana aşığım kara atmacam

Senin için dağları mesken tuttum Seni gördüm, işi gücü unuttum Bodama ki düştün, sen hapı yuttun Ben sana aşığım sarı atmacam

Görür görmez hemen sana el attım Belbağı, boynuna üç düğüm attım İki ayağına bir çift zil taktım Ben sana aşığım kara atmacam

İki gün içinde bana alıştın Boş karbama gelin gibi yakıştın Hiç nazlanma, sen de bana aşıktın Ben sana aşığım güzel atmacam

Boz kızıldır atmacanın kralı Avını parçalar, bırakmaz yaralı Sen bize alıştın, oldun buralı Ben sana aşığım kara atmacam

Burnun eğri, İnönü'ye benzersin Avcıların hayalinde gezersin Hiçbir kuşa asla boyun eğmezsin Ben sana aşığım güzel atmacam

— Servet Yıldız, Ağustos 2009

Atmacacılık Terimleri

Babalozi: Kızıl sırtlı örümcek kuşunun (ciceğeni/ğağo) 1 yaşından büyük olan erkeği. Bardi: Kuru mısır veya eğrelti otlarının bir direğe sarılmasıyla oluşturulan yığın. Belbaği: Beline incinmemesi için bağlanan bağ. Boda-Mosa: Atmacanın göç yolu üzerine, düşmesi için küçük ağaçlara bağlanan ağ. Ceyanu: Atmacanın akşam saatlerinden sonra dala ya da çubuklara tek ayağının üstünde başını saklamak suretiyle tünemesi. Ciceğeni-Gağo: Atmaca yakalamak için kullanılan ve sezon sonunda tekrar doğaya salıverilen kızıl sırtlı örümcek kuşu. Golağaderi: Atmaca için evin bir köşesine çakılan çubuk. Havatuyleği: Tüylerini doğada, kendisi döken atmaca. Kandara: Üzerinde at kılından tuzakların yerleştirildiği çatal biçimindeki düzenek. Kinçikoğomtinu: Atmaca ağa vurmadan 1, 1.5 m kala yaralamaması için kuşu (ciceğeni) ağdan kaçırmak. Kinçielotva3u: Yeterince ağdan uzak tutulmayan kuşu (ciceğeni), atmacanın ağı sürükleyerek pençe atarak yaralaması. Kinçi oşkidapu: Yeterince ağdan uzak tutulmayan kuşu (ciceğeni), atmacanın ağı sürükleyerek pençe atarak boğması. Mumuliğa: Atmacanın erkeği. Atmacadan küçük olması Lazlar arasında espri konusudur. Mǩoli: Çekirge; "ciceğeni/ğağo" (kızıl sırtlı örümcek kuşu) yakalamada kullanılır. Neferi: Atmaca yakalamak için yapılan, ortalama 2.5 x 3 m ebadında örme ağ. Ogyvace: Kuş yuvası. Ortüçi: Bıldırcın. Oxomğu: Atmacayı ehlileştirmek, alıştırmak. Oxunǯu: Atmacanın avına doğru yönelmesi. Çaǩşiri: Atmacanın ayağına bağlanan meşin. Çingiraği: Atmaca hareket ettikçe ses çıkaran çıngırak. Ragi-Kapani: Kızıl sırtlı örümcek kuşunu yakalamak için hazırlanan, etrafı fileyle çevrili, kapaklı tuzak. Sifterci: Tutkuyla yapılan ve bir tür spor olan atmaca avcılığıyla uğraşan kimse. Sifteri ceginu: Atmacanın ava alıştırılması. Sifteri coçi: Atmacanın yazın sıcaktan, kışın soğuktan kaçmak için yaptığı gidiş gelişler. Sifteri dolayona: Atmacanın boyun-baş kısmı. Sifteri dololu: Atmacanın bodaya düşmesi. Sifteri emistu: Atmacanın ağa düşmeden tekrar havalanması. Sifteri eyingolu-ongolu: Atmacanın gökyüzünde süzülmesi. Sifteri kodolomikapu: Atmacanın ağlara çarpmadan kuşa saldırması. Sifteri meğapxu: Atmacanın ağa ya da kuşa çarpması. Sifteri moťalu: Atmacanın bıldırcının üzerine salınması. Sifteri moğopxu: Ağla yakalanan atmacaya bel, ayak bağı ve çıngırak bağlanarak kola oturtmaya hazır hale getirilmesi. Sifterişi ngola (ngola yazi): Atmacanın kuyruğunun altında bulunan beyaz tüylerdeki yazı. Sifterik va ʒadums: Çok sıcak havalarda ya da yağmurdan önce atmacanın kuşa (ciceğeni) bakmaması; insan tarafından eğitilmiş atmacaların bıldırcının üzerine salındığı zaman avıyla ilgilenmemesi. Uzun zaman ilgilenilmeyen atmaca yeniden yabanileşir ve avını yakalamaz. Sifteri ora: Atmaca'nın göç yolu üzerinde bulunan Lazona'dan geçiş zamanı. Ağustos ayında başlayıp Kasım ayına dek sürer. Sifteri oxomğu: Atmacayı kola oturtma, yemleme ve insana alıştırma eğitimi. Sifteri yazi: Atmacaları birbirinden ayırmaya yarayan ve göğsünde bulunan nakışlar. Sifteri yemi: Atmacanın yemesi için hazırlanan taze haşlanmış yumurta veya taze et. Sifteri: Lazlar için sevgisi hiçbir şeyle kıyaslanmayacak kadar değerli, neredeyse kutsal sayılan, bıldırcın avında kullanılan atmacanın dişisi. Sindomi: Atmaca yakalamada kullanılan, iki uzun sırık arasına ağ örülerek yapılan bir düzenek. Şira: Kızıl sırtlı örümcek kuşunun 1 yaşından büyük dişisi. Erkeğine "babalozi" denir. Tenta: Atmacanın geçiş yolu üzerine kurulan ve avcıyı görmemesi için kamuflaj amaçlı kullanılan, çalı çırpıdan yapılan küçük kulübe. Avlak yeri. Toli motambu: Kızıl örümcek kuşunun atmacayı gördüğünde hareketsiz kalmaması için gözlerine meşin yapıştırılması. Tuyleği-Saklama tuyleği: Yakalandıktan sonra bir yıl saklanıp tüy dökmesi sağlanan atmaca. Ǩarba: Atmacayı eğitmek amacıyla ağaç dalından yapılan ve yüksek bir yere çakılan çubuk. Xaşlaği: Atmacacılığa aşırı düşkün olma, bir tür aşkla-tutkuyla bağlı olma. Xepe celaxunu: Atmacanın kolda gezdirilmesi. Xepe coginu: Kola alıştırılması.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

İlk Laz Futbol Takımı: Ğera Spor

Şaban Ali Yaşaroğlu arşivinden.

1925 Gera Köyü futbol takımı soldan sağa Cemil Tanat (Seydioğlu), Rıza Genç, Mesut Karaoğlu, Mehmet Seydoğlu, Faik Bodur, İlyas Akman, Hüsnü Kiralıoğlu, Mehmet Çırak, Nuri Kiralıoğlu, Mehmet Fehmi Kepenek, Halis Özgü (Keleş).

Kaynak: Şaban Ali Yaşaroğlu

Bu bilgi ve fotoğrafı tarafımıza ulaştıran Fatih Sultan Kar'a teşekkür ederiz.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Azlağuri - Alikumbri Nizamettini

Dr. Nizamettin Alkumru (18 Ǩundura 1921 / 5 Guma 2008)

Memikomers do na İdu 1 Sana Digu.

Xalki-çkinişi Mskva Guroni Ťoxťori Lazuris Skidun.

Aramızdan Ayrılışının 1. Yılında Lazcanın Güzel Yürekli Dostu Nizamettin Alkumru'yu Minnetle anıyoruz.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Lazuri Ǩazeta

Koçepek Xapisxanape Opşaman

Turkiyes na on xapisxanape koçepek opşaman. Adalet Bakanluğik na itus, Turkiyes na on 384 xapisxanas na molaxen 112 şilya şurişi, 105 şilya muşi koçi, 4 şilya muşi oxorca, 3 şilya-ti berepe renan. Ham xesapis ğada-na Turkiyeşi xapisxanape koçite ipşu do miti molaxunoni sva va doskudu aşkva. Hus do melenepe molaxunu şeni 28 tane ağani xapisxana daha dodgalu diçirs. Xapisxanas na molabğuran koçepeşi miktari oxorcalepeşe 26 ǩaťi daha dido ren. Ham muşni haşo ren? Koçepek na içalişaman svalepes okoila opşa iyen, tapanca goyğaman, biği berepe imordetanşa nana baba-nişik "Si komoli ore, mo şkurdem/gaşkurinetas, muntxi, geçi, göğesi!" ya do doguruman, araba na oxmaramanpe dido-muşi koçepe'ran, heşeni. Arti koçepeşi genetiğik okoileras nonťorams.

Çaykurik Maisişi Çai Keyontxozu

Çaykurik 15 Maisis na coğu maartani çai eğopinu keyontxozu. Ham periodis 202 şilya toni çai pavri na eçolamzika na ceindu şeni çaepe leba doskudu dortu. Heşeni Maisis na elvağuşi pai majuranis kodolopşu. Zati hişo iyen. Mundes-ti Maisis çai leba mulun, majuranis konicinen. Aşkva xutori xutori makasepe ipşen. şo ham do made remezani-ti yazi tere colu. Heşeni oxorcalepek, mçxvapapes opşa ǯǩari mambinanene do uğareli var memexondinan ya do ekseri masumani çai ordoşe coçanen. Çaykurik ar Şanas, sum faras na eğopums çai, 600 şilya toni şuǩuri iyen do xut kilo çai pavrişen ar kilo xomula çai gamiğams.

Ǩarpuzi Kabuği Şakis Gexorit

Karpuzişi doloxe na ren "laykopeni"-k paťi xarmelape (Zabunobape) va nixolams, dinʒxiri do gurişi oçalişus nukolayams. Karpuzişi %95 (otxoneçi do vitoxut porsenti) muşi ǯkari gen ya ituran hekimepek, ham do made irkupe kai oçalişapams do üretikuri problemepe çhauğuranpes nuşvelams. Çkinerepek: "Xura şeni na diçirs sva, Karpuzişi galeni Zeğpla oren. Hayaşeni meitaşi tudendoni kçe muşi-ti (Komit. Mgvaneri na oranpek-ti yazişi tutalepes dido Karpuzi çkoman.-ya do içinaduman. Loya, karoni do pelaperi ǩarpuzi goşağmalu şeni Zepla muşişi peris ğadit, zepla muşi va farfalas. Bu3xate eyustikatis ǩolai goiğa3asen, arti karpuzişiletas na Zurtu kale-muşi gamakçanderi ortasen."

Dunyas Ar Milioni Mşkorineri Koçi Skidun

Artoburi Milletepek dunyas 1 milioni konari mşkorineri koçi na skidun gamvognapinu. Hamuşa ǯoxle çxoro oşi (900) milioni na ortu mşkorinerepe-Ben şi-nokoro3xe ekonomikuri kriziş gürişeni ar oşi (100) milyoni çkva man?inu do ar (1) miliarişe kexdu. Artoburi Milletepek haşo gamognapinu: dunyas na skudun ǩaťa aşi (6) şurişi ari harbepe, politikuri mexerxeşepe, paxali oğkomalepe do fakironaş nezezite meçireli skidunan. Ar şuri şeni, ar ndğaşi doloxes na eğopums Kalorişi miktari ar şilya do ovro oşi (1.800) kalorişi tude na ren koçi mşkorineri işinen. AM-k "Ham standartişi tudes na skidunpeşi dorinu do omraluşi nispeti artimajurapeşe dido ren"-ya do gamvognapu.

Nayloni Torbape Kuçxes Kogomağes

Dunya çkunis ǩaťa ndğas ar trilioni tane nayloni torba ixmaren. Okataloni kimyasalepeşen na ixenen ham torbape othoça şkule va gondunun, va kʒun, na ren steri kodoskidun. "Ham mu ren ki, asvacis letas antalasen" -ya do va pşinumt do na vothoçamt portikalişi gepla 6 tutas, nayloni torba 10-20 Şanas, plastikişi şuşe 1000 Şanas inğinen do gondunun. Çkinerepek: "Hazişakis na ixmaru plastikepe dunyaşi jin kortukos, kuçxe na dovobazgatertu sva va domiskudesko. E do hini so uluran? Zuğa tudeşa. Hayaşeni va iZireran. Oziruşe va iZirenan mara zuğas na dolobğun mteli çxomepes dudi nuğkomams" -ya itunan.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yaşa Tandilava

Didi Çani

Nani nani Didi Çani Nʒaşa kextu şuri skani Xes çiboni dokaçeri Nʒas murunʒxi gobazğgeri

Nani nani Didi Çani Hek megagen papul skani Xes pukiri dokaçeri Guris derdi mekaçeri

Nanak nani gibirasen Onğgeli-ti ginkanasen 3iği opşa mokaçeri Didi nana megagasen

"Çuťa Çani" komoxtu -ya Bulutepe-ti xongasen Nani nani Didi Çani Hak na naşǩvi Çuťa Çanik

Xoroni-ti xoronasen Çiboni-ti oçandasen İmriyalas do ipşasen Haği nani şuri skanis

Bumbuli tas dixa skani Şuris tena gegodgitas

— Abaşişi Nurdoğanis, Yaşa Tandilava, 02-04-2008 Viğe

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yaşar Bayraktar

Barışta Güzelliğin, Savaşta Yenilmezliğin Simgesi: Amazonlar

Bir millet yükselmişti. Zorbaya boyun eğmeyen, kibirli ve üstünlük taslayan hiçbir erkek sesinin duyulmadığı bir kadın milleti! Kendi kanunlarını koyan, kendi iradesine uyan ve kendini düşmana karşı savunabilen bir topluluk.

Erkek egemen tarih yazımında, tarihi bir gerçek olarak reddedilen Amazonlar, gerçeklik anlamında bütünüyle silinmeye çalışılmış, buna rağmen bakir mitoloji dünyasında savaş çığlıkları atarak Anadolu'da at koşturmuşlardır.

Bugünkü Terme'yi yurt edindiler

Bu topluluk krallığını, batı sınırındaki kızıl topraklı ormanlara yakın 'Sinop' şehrini kurdular ve hâkimiyetlerini doğuya, Kolkhis'e kadar genişlettiler. Bugünkü Terme'de Themiserya'yı kurdular. Dağların güney bölgesinde öylesine bol elma, armut, fındık ve üzüm yetiştiriyorlardı ki bunların büyük kısmını ağaçlarda çürümeye terk ediyorlardı. Toprağı işlediler, atlar yetiştirip savaş alanlarına sürdüler. Nesillerinin devamı için savaşta adam öldürürdüler. İsterse bakire kemerlerini çıkarıp komşu kabileden biriyle çiftleşmelerine müsaade edildi. Doğan çocuk erkekse hizmetçi olur, isyan etmesin diye el ve ayakları sakatlanır, kızlar ise savaşçı olarak yetiştirilirdi.

Korunmak için hilal biçiminde kalkan kullandılar

Amazonlar bir ordu toplumuydu. Barış zamanında baş döndürücü güzellikleriyle erkekleri çılgına çevirirlerdi. Uzun boylu, küçük ve dik göğüslüydüler. Uzun bacakları, yapılı ve güçlü kasları olsa da kadınsı özelliklerini koruyorlardı. Ata çıplak binerler, yulardan başka araç kullanmazlardı. Korunmak için sadece hilâl biçiminde bir kalkan kullanırlardı. Vücutlarını ince tunikle sıkıca sarar; kollarını, bacaklarını ve göğüslerini açıkta bırakırlardı. Kışın kıyafetlerine kürk bir pelerin ve uzun çizmeler eklenirdi.

Bu savaşçı kadınlar, yüzyıllar boyunca Karadeniz'deki üstlerinden çok uzakta ölüm danslarını sürdürdüler. Ege denizine seferler yaptılar. Sujrene, Efes, Thiba şehirlerini kurdular. Likya'nın ileri karakollarını yağmaladılar. Saldırgan ve acımasız karakterleri, Likya kralı Lobates'i korkuttu. Yunan mitolojik kahramanı Bellerophon, kanatlı atı Pegasus'u Amazonlar'ın üstüne sürdü. Amazon birliği, parlak sabah güneşinin altında genç, kıvrak leoparlar gibi talim yaparken saldıran Pegasus, gökyüzünden yağmur gibi ok atmaya başladı. Amazonlar'ın okları Pegasus'a ulaşmıyordu. Amazonlar yenilerek topraklarına döndüler. Tekrar güçlendiler. Grek dünyasına korku salmaya başlayınca Miken kralı Eurystheus, Herakles'i (Herkül) Amazon kraliçesinin kemerini almak için görevlendirir. Herakles'in güçlü kaslarından etkilenen kraliçe, kemeri vereceği sırada Hera'nın nifak sokması sonucu savaşa tutuşurlar. Herakles kraliçeyi öldürüp kemeri almayı başarır.

Herkül kraliçenin kemerini almak için görevlendirilir

Amazonlar onursuzca olmasa da yenilmişlerdi. On yıl boyunca Karadeniz'deki ülkelerinde sessiz kaldılar. Kayıpları ciddiydi ve esir alınanlar yüzünden orduları tükenmişti. Herakles'in öldürülen gemicilerini taşıyan geminin güvertesine bindirilerek götürüldüler. Filo boğaz içine yaklaşırken Amazonlar'dan birkaçı zincirlerden kurtulup arkadaşlarını çözdüler. Yunanlılar'a saldırdılar. Silahlarını alıp gemicileri denize attılar. Gemi kullanmasını bilmedikleri için rüzgarla sürüklendiler. Gemilerini tehlikeye atmak istemeyen Herakles, Amazonlar'ı takipten vazgeçti. Gemi günlerce sürüklendi. Özgür İskitler ülkesinde karaya oturdu. Burada İskitler'e amansızca saldırdılar. Bu saldırıya bir anlam veremeyen İskitler şaşkına döndü. Kadın savaşçılar hakkında hiçbir fikirleri yoktu. İskit gençleri ile savaş kısa sürdü. İskitler geri çekilerek saldırıdan vazgeçtiler.

Yunan kralı Theseus, Amazon kraliçesinin kardeşi Antiope'yi kaçırır. Bunun üzerine Amazon ordusu toplanıp Atina'ya saldırır. Bu olay Amazon tarihinin doruk noktası olur. Theseus, Herakles'e benzer bir Atina kralıdır. Amazonlar ülkesinde altın olduğunu öğrenir, ama aklı, altından çok Amazonlar'dadır. Gemilerle Karadeniz'e açılır. Kılavuzlar, gerçek dişi bir fon üzerinde kaplan gibi gözleyen büyülü kadını gösterirler. Theseus'un adamları kadının güzelliği karşısında büyülenir. Amazon başkenti Themiser'ya (Terme) gelince ok mesafesinde dururlar. Amazonlar saldırmaz. Atinalılar, Amazonlar'ın ülkesinde kaldıkları kısa sürede onlara âşık olurlar. Soloon adlı Atinalı, Amazon kraliçesine delicesine âşık olur. Hislerini kendi açıklayamaz, kraliçeye Euneus'u elçi gönderir. Kraliçe nazikçe Soloon'u reddeder. Soloon kendini nehre atar, boğulur. Atina kralı, Amazon kraliçesi Antiope'yi Yunanistan'a kaçırır.

Kraliçenin kız kardeşleri Hippolyte ve Oreithyia öç almaya karar verirler. Kraliçenin kız kardeşleri, soylu bir savaş için Atina'ya doğru yelken açarlar. Kışın buz tutan boğazdan geçerek müttefikleri İskitler'le buluşurlar. İskitler'in kısraklarına binerek önlerine gelen köyleri yağmaladılar. Atina'ya doğru her türlü direnişi kırarak ilerleyen Amazonlar'dan arta kalan köyleri İskitler yağmalıyorlardı. Atina'ya gelen Amazonlar, büyük bir düzlükte toplandılar (sonradan bu düzlüğe Amazon düzlüğü adı verildi) ve bir gün sonra da saldırıya geçtiler.

Amazonlar geri püskürtüldü. Kuşatma yaz boyunca sürdü. Atinalı savaşçılar Amazonlar'ın oklarından korunmak için yakın dövüştüler. Buna rağmen safları dağıldı, kaçtılar. Ancak yurtlarına ilk saldıran düşmanlarını püskürtmeyi başardılar. Ölen Amazonlar onurluca yakıldı. Yaralı Amazonlar Khalkis'e taşındı. Orta Avrupa'da, özel kolonilerde soylarının devamı için kaldılar. Bir daha ana yurtlarına dönemediler.

Savaştan 30 yıl sonra Argonotlar altın post için Kolkhis'e sefere çıkarlar. Medeia'yı kaçırırlar. Amazonlar mum gibi sönüyor derken alev gibi saçılmaya başladılar. Truva savaşında Herakles ve Theseus'ın Amazonlar'a verdiği zarar nedeniyle Truvalılar'ın yanında yer aldılar. Amazonlar'ın bu son kıvılcımı büyük bir yangını başlatacak güçte değildi. Var oluş çığlığı ateşlendi ve söndü.

Yunanlılar, güzelliklerine hayran kaldı

Amazon muhafızları, Yunan komutanlarını tepelemekte kraliçeleriyle yarışıyorlardı. İlk gün sadece altı Amazon ölmüştü. Kraliçe Tenthesilen muhafızlarını kaybetse bile ürpertici zafer çığlıkları atarak Yunanlıların arasına kaplanlar gibi dalıyordu. Savaş baltasını kafatası, göğüs, kalça demeden indirdi. Amazonlar'ı seyreden Truvalı kadınlar savaşa katıldılar. Amazonlar, düşmanlarını dünyalı kahramanların ortasında tanrıçalar gibi kovaladılar, biçtiler, alay ederek havaya fırlattılar. Yunanlılar dehşet içinde dağılana kadar savaşa devam etti. Savaşın ilerleyen zamanlarında Yunanlı komutan Akhilleus tüm gücü ile Amazonlar'a saldırdı. Amazonlar bu büyük saldırıya karşı koydular, ama tek tek düştüler. Kraliçe kargısını Akhilleus'a fırlattı. Zırha çarpan kargı parçalandı. İkinci kargı da parçalanınca Akhilleus'un kılıç darbesini göğsüne alan kraliçenin kasları gevşedi, yere düştü. Akhilleus vicdan azabıyla doldu. Eve bu güzel kraliçeyle dönebilirdi. Yunanlılar, ganimetleri paylaşırken bakire Amazonlar'ın güzelliklerine hayran kalıyorlardı. Savaş alanını hüzün kaplamıştı.

Bu savaş Amazonlar'ın cüret ettikleri son hücum oldu. Amazonlar bir daha asla bilinen dünyanın yüzeyini dalgalandırmadılar. Amazonlar, bugünkü Terme'yi başkent yaptılar. Sinop, Samsun ve Efes'i kurdular. Anadolu'ya kanlı seferler yaptılar. Savaş çığlıkları atarak rüzgârla yarıştılar. Erkeklerin korkulu rüyası oldular. Mitolojiye, yazarlara, ressamlara esin kaynağı oldular. Topraklarını ektiler, meyve ağaçları yetiştirdiler. Eski Yunanlılar onları, erkeklere zulmeden genç ve güzel bakireler olarak anlattı. "Barışta, cilveli bir genç kız edasına sahip kadınlardır" dediler.

Amazon'un kelime anlamı

Yazarlar, Amazon kelimesinin kökeni olarak "erkek öldürenler, kadın savaşçılar" etrafında dolanıp dururlar. Heredot, George Thomson, Hrozny, Halikarnas Balıkçısı ve Server Tanilli gibi... Her yazar, 'savaşçı' ve 'göğüssüz' kelimelerinde uzlaşır. Hangi dilden ve hangi kelime kökünden geldiğinde ise uzlaşamazlar. Heredot onlar için 'Amazon göğüssüz' anlamına gelir. Hangi dilde olduğunu bilmiyorum. Erkekler onlara "Olirpata" derdi. Ne anlama geldiğini bilmiyorum! der. En yakın değerlendirme "Ar-buZoni"dir. Laz dilinde "tek göğüslü" anlamına gelir. Zongo 15-11-2006'da AbuZoni, Laz dilinde 'göğüssüz' demektir; anose "akılsız", anoste "tatsız" gibi. Olirpata, Lazcadan eski Yunancaya, Yunancadan İngilizceye ve oradan da Türkçeye gelinceye kadar değişime uğramadığını kimse iddia edemez. Orjini Laz erkeklerinin deyişiyle "Olemkvatu" olmasın? Ek olarak Güney Amerika'daki Amazon nehrinin eski adı Narmeon'dur. İspanyol kâşif Francisco de Orellana, adını Amazon olarak değiştirmiştir.

Kaynaklar

  • Karadeniz Ansiklopedik Sözlük / Özhan Öztürk
  • Herodotos Tarihi / Türkiye İş Bankası Yayınları
  • Mitoloji Sözlüğü - Pierre Grimal / Sosyal Yayınlar
  • Yunan Mitolojisinde Amazonlar / Çev: Burcu Yumrukçağlar
  • Homeros / İlyada
  • Türkiye'nin Tarihi / Seton Lloyd / TÜBİTAK Yayınları
  • Antik Kaynaklarda Karadeniz Bölgesi / Türk Tarih Kurumu
  • En İyi Bildiğimiz Amazon Dizi Kahramanı Zeyna'dır.
  • Lazcanın bugüne kadar varlığını koruyarak gelebilmesi coğrafyamızın ordulara ve dolayısıyla emperyalist işgallere meydan vermemesinin bir sonucudur.
Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Sabri Kahraman

Sideri Opute

Siderar oputes mu ağodu, Oxori kogedgin mpula var yulun, Moseluşi ar ixi elabaru, Na igzalu açkva haşo var mulun.

Ne Sider doskidu ne Pilargeti, Ne oťalaxe do ne Çukavlati, Moynboşanu ar miti var doskidu, Mtel opute ǩaybana koyoskidu.

Var dolilen Meyogzaşi ğalişe, Kodizonatina ti do tanişe, Gzalepes moyselu daži limxana, Var ilen var moylen malteş avlişe.

Did Sideris gombun ar Rumandreni, Ar eşaxti miti megagasen-i, Ne serenťi gedgin ne-ti bageni, Mtel Sideri ǩaybana kodoskidu.

— Sabri Kahraman, Marťi 2003, Sidere

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Sinan Badişi

Mtveri do Ma

Komşuntu iri-xolo Döğaşen Şoxle, ğomaniş ǩule Nunǩu, xoma şura Ar dğaşi şkas İri-xolo vava.

Çiki do ǩvari Şurişi ǩoǩari Mus gevakna do dobdgita Xepe çkim momimar-i?

Miveri steri uça, çiçku Gverdi seri gverdi ğumani Guşabğeri kodopskidi Mijora ren do tuta var-i?

Var viçini moşvacineri zuğa Jini tuta, mpula, mjora Seri ren-i çumani Vava çkimi gondineri.

Guri içu digu miveri Ma çkimis jin gondineri ǯǩupi ren-i ndğa taneri Pskidur-i man dobğuri-yi?

— Sinan Badişi

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Lazurinena.com

1 yıl önce Laz dili ve kültürünü yaşatma amacıyla yola çıkmış Lazurinena.com, 1 yıl önce Laz dili ve kültürünü yaşatma amacıyla yola çıkmış, bugüne kadar bu kültüre katkı sağlamış/sağlayan oluşumlara yer vermeye çalışmıştır.

Laz dili Türkiye'de konuşulan birçok dil gibi yok olma tehditi altında. Unesco'nun "Tehlikeli Diller Atlası"nda "Kesinlikle tehlikede olan" diller listesinde. Lazurinena, gelişen teknolojinin ister istemez bağları koparması, büyük şehirlere göç etmenin ve yeni çağa ayak uydurmanın yarattığı yok oluşa dur diyebilmek, geçmişi geleceğe taşıyabilmek için üzerine düşen görevi yapmak için hazır.

Lazurinena Laz dili ve kültürünü korumayı amaç edinerek, farklı kültür ve inanışlara sahip insanları aynı çatı altında buluşturabilmek, karşılıklı saygı ve sevgi çerçevesinde bilgi/kültür alışverişinde bulunabilmek ve birlik olabilmek için yola çıkmıştır. Bütün halklara ve kültürlere sıcak bakmaktadır. Kendi kültürümüzü koruyabilmenin, bir arada yaşadığımız kültürleri sevebilmekten geçtiğinin bilincindedir.

Belli ilkelerle yayınını sürdüren Lazurinena 1 yıllık varoluş süresince, ilkelerinden ödün vermeden yoluna devam etmiştir ve etmektedir. Amacının Laz dili ve kültürünün yokoluşuna karşı savaşmak olduğu bu ortamda ırkçı, milliyetçi ve şoven yaklaşımlara izin verilmemesi Lazurinena ilkeleri arasındadır.

Emeklemeyi bırakıp yürümeye başladığımız bu günlerde bizi yalnız bırakmayan okuyucularımıza teşekkür ediyoruz...

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Timur Cumhur Puliaşi

Akçakoca'ya Laz Göçü -I: 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi Sonrası

Göç eder insanoğlu doğduğu topraklardan. Ürkek bakışı, bitmeyen umuduyla yol alır ayakları. Çarpar yürekleri kuşkuyla. Yine de gitmek zorundadır. Göçmeye mecburdur. Çünkü dönemin koşulları bir tek buna elverişlidir. Göç, tarihin içinde hep var olmuştur. Yok da olmayacaktır.

Günümüz Akçakoca'sına da işte böyle bir yolculuk yapılmıştır. Doğu Karadeniz'in uç noktası olan Hopa, Arhavi ve civar bölgelerden başlayan bu göç tarihinin Lazlarla olan ilgisini konu etmek istiyorum.

Tarihte '93 harbi' olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Osmanlılar mağlup olunca özellikle Batum bölgesinden büyük bir göç hareketi başlar. Bu hareketlilikte İstanbul hükümetinin "Doğu Karadeniz'in boşaltılması" kararı etkili olmuş ve bunun üzerine sınır köylerinde oturan Laz, Gürcü, Abaza, Çerkez ve Türk köyleri kısmen boşaltılmıştır. En çok etkilenenler Hopa, Arhavi, Fındıklı, Ardeşen, Pazar, Hemşin ve Rize olmuştur. Akçakoca'ya 1934 yılı öncesinde Akçaşehir denilirdi. Dolayısıyla Laz göçü Akçaşehir döneminde gerçekleşmiştir.

O dönemde Akçakoca bölgesi devlet arazisi olduğundan göçmen yerleştirme komisyonları kurulmuştur.

Dönemin Akçaşehiri'ne göç eden Laz aileleri önceleri İzmit bölgesine yerleştirilmek istense de o tarihte sıtmanın yaygın oluşu bu yerleşimi engellemiştir, fakat "İzmit bölgesine de bir hayli Laz göçünün yaşandığı bilinmektedir. Hâlen İzmit ve civarında Laz yerleşkeleri mevcuttur" cümlesini tırnak içerisinde not düşmek isterim. Gizemini saklayan olaylar zincirinde Laz aileleri Akçakoca'ya yerleşmeyi uygun bulmuşlar ve kurulan göçmen komisyonuna rağmen göçmenler; Osmaniye mahallesi (Hacılı), Ayazlı, Döngelli, Edilli ve Uğurlu (Meze) bölgelerini mesken etmek istemişlerdir.

Yaptığım alan çalışmalarında; Akçakoca'ya sülaleler şeklinde yerleşmiş olan Laz ailelerinin yerleştikleri ya da kurdukları köylere göre sırasıyla eski aile adları ve şimdiki soyadlarını, ayrıca tespit edebildiğim kadarıyla Lazona'dan geldikleri yer adlarını aşağıda belirtmeye çalıştım. Birçok sülalenin Lazca adı (lakabı) ya soyadı ya da farklı biçimlerde varlığını sürdürmektedir. Şimdi kullanılan Türkçe ya da Türkçeleşmiş soyadı ile bilinen aileler de var olduğundan bunların Lazca söylenişini yazmayı uygun gördüm. Zira Lazlar, sülale ya da ailelerden bahsederken lakap ya da isimlerin sonuna; "Oğli, i-şi, peşi" gibi ifadeleri eklerler. Örneğin; Kahvecioğlu yerine, "Kavecoğli - Kavecişi - Kavecepeşi - Kavecoğlepeşi", Çakmakçıoğlu yerine, "Çakmakçoğli - Çakmakçişi - Çakmakçoğlepeşi" Tantoğlu yerine, "Tantoğli - Tantoğlişi - Tantoğlepeşi - Tantoşi" derler. Ayrıca Akçakoca'da Laz yerleşkesi fazla olduğundan yazıyı iki bölüme ayırdım. Şu anda okuduğunuz çalışmada Akçakoca'ya Laz göçünü yaşamış ve şimdi mahalle konumunda olan yerleşkelerini göreceksiniz. Köyleri daha sonraki sayıda işleyeceğim.

Bu çalışmayı hazırlarken Kenan Okan'ın "Akçakoca Folkloru" ve Mustafa Şükrü Dönmez'in "Akçakoca" isimli kitaplarından yararlandığımı da belirtmek isterim.

Osmaniye Mahallesi (Hacallı-Xacili)

Batum'un Liman köyünden olan Bekaroğlu Osman, (1877) Akçaşehir'e gelerek Çuhalı çarşısı etrafına diğer ailelerle birlikte yerleşmiştir. Burası ilerleyen yıllarda Akçakoca'nın en büyük mahallesi konumuna gelmiş ve şu anki yerleşim Laz nüfusuna geçmiştir.

1-Bekaroğlişi; Şimdiki soyadları Atik'tir. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir. 2-Pentişi; Şimdiki soyadları Oktay'dır. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir. 3-Emxacoğlişi (Emirhacıoğlu); Şimdiki soyadları Akın'dır. Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir. Kemalpaşa'da (Emiralişi, Emiralioğlu) olarak bilinirler. 4-Abaozişi; Şimdiki soyadları Abanoz'dur. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir. 5-Tutxeşi; Şimdiki soyadları Tetik'tir. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir. 6-Çorbacoğlişi; Şimdiki soyadları Madenci'dir. Hopa'nın Azlağa köyünden göç etmişlerdir. 7-Sametoğlişi; Şimdiki soyadları Aydoğan'dır. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir. 8-Ooxaşi; Şimdiki soyadları Güçlü'dür. Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir. 9-Xacioğlişi; Şimdiki soyadları Başar'dır. 10-Xocanoğlişi; Şimdiki soyadları İlhan'dır. Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir. 11-Şirinoğlişi; Şimdiki soyadları Yakış'tır. 12-Çebişi; Şimdiki soyadları Çep ve Özçep'tir. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir. (Turgay Karaşah'ın yazmış olduğu eleştiride "Çebişi" sülalesinin Hopa içi ve Başköy'de oturduklarına değinilmiştir, fakat Azlağa'da da Çeplerin olduğunu biliyorum. Dolayısıyla Akçakoca'daki Çebi'lerle, Hopa'dakilerin bir akrabalığının olup olmadığı araştırmaya açık bir konudur.) 13-Tuzcoğlişi; Şimdiki soyadları Tuzcuoğlu'dur. Hopa'dan göç etmişlerdir. 14-Aşikxasanişi; Şimdiki soyadları Turanlı'dır. Hopa'nın Azlağa köyünden göç etmişlerdir. Dursun Ali Işık'ın göndermiş olduğu eleştiri iletisinde, "Aşikxasanişi sülalesinin şimdiki soyadı Aşık'tır ve sadece Ömer Turanlı ve ailesi bu soyadı kullanmıştır" ifadesine değinilmiştir. 15-Uzunoğlişi; Şimdiki soyadları Uzun'dur. (Eski aile adlarını ve göç ettikleri yeri henüz tespit edemedim.) 16-Gyokçoğlişi; Şimdiki soyadları Gökçe'dir. (Eski aile adlarını ve göç ettikleri yeri henüz tespit edemedim.) 17-Kyurtxalilişi; Şimdiki soyadları İşgören'dir. Hopa'nın Orta köyünden göç etmişlerdir. 18-Salixişi; Şimdiki soyadları Üzmez'dir. Hopa'dan göç etmişlerdir. 19-Şenler; Şen, (Eski soyadlarını ve göç ettikleri yeri henüz tespit edemedim.) 20-Öztaşlar; Öztaş, (Eski soyadlarını henüz tespit edemedim.) Hopa'dan göç etmişlerdir. 21-Keskinler; Keskin, Viğe'den (Fındıklı) göç etmişlerdir. 22-O3aşi; Şimdiki soyadları Kazanır'dır. Hopa'dan göç etmişlerdir. 23-Erişler; Eriş, Arkabi'den (Arhavi'den) göç etmişlerdir. 24-Şişmanişi; Şimdiki soyadları Şener'dir. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir. (Turgay Karaşah'ın yazmış olduğu eleştiride "Şişmanişi" sülalesinin Sarp köyünde olduğuna değinilmiştir.) 25-Kadenler; Kaden, (Eski aile adlarını ve göç ettikleri yeri henüz tespit edemedim.) 26-Büyükler; Büyük, (Eski aile adlarını ve göç ettikleri yeri henüz tespit edemedim.) 27-Özenler; Özen, (Eski aile adlarını ve göç ettikleri yeri henüz tespit edemedim.) 28-Gençalilişi; Şimdiki soyadları Genç'tir. Hopa'dan göç etmişlerdir. 29-Karalişi; Hopa'nın Sarp köyünden göç etmişlerdir.

Ayazlı Köyü (Mahallesi)

1877 Hopa göçmenlerinin kurduğu tahmin edilmektedir. 1890 yılında 39 hane ve 234 nüfusludur. Mahallede Rizeli aileler de yaşamaktadır. Hatta zaman içinde ana dili Lazca olmayan birçok aile burada Lazca'yı öğrenmiş, bu kaynaşmadan dolayı kendisini Laz olarak adlandırmaktadır.

1-Çakmakçişi-Çakmakçoğlişi; Şimdiki soyadları Çakmak'tır. Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir. 2-Sarılar; Sarı, Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir. 3-Metotişi; Şimdiki soyadları Yaman'dır. Hopa'dan göç etmişlerdir. 4-Keskin; Keskin, Viğe'den (Fındıklı) göç etmişlerdir. 5-Kamjparaşi; Şimdiki soyadları Kanber'dir. Hopa'dan göç etmişlerdir. 6-Tuzcişi-Tuzcoğlişi; Şimdiki soyadları Tuzcuoğlu'dur. Hopa'dan göç etmişlerdir. 7-Gyumişişi; Gümüş, Hopa'dan göç etmişlerdir. 8-Yomralişi; Şimdiki soyadları Yomra'dır. Hopa'dan göç etmişlerdir. 9-Koçlar; Koç, Hopa'dan göç etmişlerdir. 10-Salyanişi; Şimdiki soyadları Yüksek'tir. Hopa'dan göç etmişlerdir. 11-Kukulişi; Şimdiki soyadları Tan'dır. Hopa'dan göç etmişlerdir. 12-Ozverişi; Özver, Hopa'dan göç etmişlerdir. 13-Yılmazişi; Şimdiki soyadları Yılmazlar'dır. Hopa'dan göç etmişlerdir. (Eski aile adlarını henüz tespit edemedim.) 14-Çemoşi; Şimdiki soyadları Özer'dir. Hopa'dan göç etmişlerdir.

Göç sürecinin üzerinden bir asrı aşkın zaman geçmiş olmasına rağmen o dönemin hissiyatı şu anki kuşakta dahi halen yaşıyor desem yalan söylemiş olmam. Mesela bizler, 1891 doğumlu dedemiz bile göçü yaşamamışken şu anda bile göç duygusunu hissediyoruz. Bulunduğumuz bölgede farklılığımızı anlatmak için "Lazlar" şeklinde tanımlandık. Başka bölgelerde 'nerelisin' diye sorulduğunda ise kendimi "Aslen Artvin Hopalı'yım fakat ailem Osmanlı-Rus savaşı sırasında Düzce Akçakoca'ya göç etmiş" demek zorunda hissediyorum. Bunun üzerine "Hummm 93 muhacirlerindensin yani" ifadesiyle karşılaştığım çok olmuştur. Hopa'yı hiç görmemiş olmama rağmen nedendir bilmem hep bir özlem içerisinde yaşadım geride bıraktığım onca seneyi. Belki Akçakoca'da doğdum, büyüdüm, Akçakoca'yı sevdim ama bir yanım hep Hopa'ya ve Lazona'ya uzanan köprüden geçip durdu.

Bu çalışmada Akçakoca'ya Laz göçünü yaşamış mahallelerini anlatmaya çalıştım. Bir sonraki sayıda Akçakoca'daki Döngelli, Gebekese, Edilli, Göktepe, ve Kirazlı köylerini işleyeceğim. Bu çalışmada eksik veya hatalı olan yerleri tespit edenler aşağıdaki adresten bana ulaşabilirler.

[email protected]

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Timur Cumhur Puliaşi

Ooropa

Ooropa yopşeri möveri guriten, Gzalepes nakonup gverdi Şuriten, Kuçxek var gvalenşi, tişi zoiten, Eşo aşo voskedinap goropa.

Buťǩa var inkanen, var ubars ixi, Dopxomi do xolo, var gemçu şetxi, Oporopaş mjoraten vixali viğvi, Aşo eşo voskedinap goropa.

Batumişen gepti Sarpişa mopti, Makrialis vikti Xopas-ti gopti, Xolo var maziru mara goropti, Eşo aşo voskedinap goropa.

Arkabis govili kyoyi do noğa, Derdoni ti çkimi Viğeşa vuğa, Mu Viğes açkinu mu Uçamzoğa, Aşo eşo voskedinap goropa.

Artaşenis noğa didi ren didi, Emeris-ti var'tu Atinaş vidi, Ooropeli çkimi var uçkin miti, Eşo aşo voskedinap goropa.

Goru do var Ziru Lazonas toli, Duzçe Akçaşexri diçodu Mpoli, Uğkareli oras man dovişoli, Aşo eşo voskedinap goropa.

M3jika xeloberi kortu beroba, Aği uxelebu var miçkin mupa, Mtviri mtvas-na bilem magven man mçxvopa Eşo aşo voskedinap goropa.

— Timur Cumhur Puliaşi / Ǩundura 2007

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Golaktalu do Oxaziru: Mustafa Dudulaşi

La Fontaine

La Fontaine Skidala Muşi

La Fontaine kianas fabuliş maçare ya do dido çkineri ren. Opşa milletepek meselepe-muşi nena-nişişa goliyonez do memleketinişiz dogurez. 8 kzapa 1621'is (ovro k3apa, şilyaşaşoşi do eçi do ar) Parisiz dibadu. Baba-muşi zengini tu do p̌ap̌azi ivaz ya do kiliseşi kolejişa mendoşkvu dortun. Ama Mektebiz dido kai var akitxu. İrduyiz kilise metkoçu do hukuki bikitxa ya do universetaşa igzalu.

Noxvenep-muşi zkaristeri sade, nenauğimoşu şopxumtu. Osinapu steri şiirişi meselepe gedgumtu, skindinapes koçi steri osinapamtu do guri var utaxaşa anose koçepez nonZamlu. Franguri edebiyatiz opşa noğopxepe kodudu doren.

La fontaine'işi meselepe yulva memleketepeşen moşaroneri ren. Meselepe-muşi irişi ognapu şeni uçğarun doren; parpali steri evedi, mçipeşa menžu meğute gyedgeri ren. P̌anda skindinape osinapapams do bazi-ti oputeneri koçepe-ti meselepez keluntalams. Eni dido-ti lome, gveri, meli, girini do mamuli osinapapams.

La fontain'iz xai oğirute kai mebogura ya do unontu. Romani do piyesi-ti, nakarati gedgeri kider kideri şiiri do mektubepe-ti unğarutu. 238 (juroşi do eçidovitovro) nželi meseli-muşi, 12 (vitojur) kitabiz dolonğareri uğun. 1695 Şanaşi Apriliş 13-iz (vitosum) Parisiz doğuru.

Çkva nenapeşa meselepe-muşi golaktez ama golakteri meselepe-muşi muk orjinali na-nçaru steri nostonyari çkar var ivu.

Turkiyez Recaizade Mahmut Ekrem, Tevfik Fikret do Orhan Veli Kanıkik-ti Turkurişa kogoliyonez.

Çiçxili do Dumçǩu (Ağustos Böceği ile Karınca)

Çiçxilik stelva do ini moxtuşa golusu oğandinu. Tiz mtfiri eyomtuyiz korba uğirinu do p̌ici okumçoxuyiz nosişa komoxtu, konicinu dumçkuş neknaz:

"-E cuma-çkimi, ğormotik gogixtaz mu iven ar pinği oçǩomale momçiko gixvama gixvama do Ağuztozis biçalişa mekçiko. Var mekçi-na dobğura do ebçkoda. Dolomostvas sesi do memilaz fesi tolepe domabğaz bibirtaşa mema3onaz nenaz mamçxomepeş anǩesi..."

Dumgku ren keskini ren, giçkinan içalişams ama a mʒika cebi do xez okuğopams. Enžiǩu çxindi do no3kedu çkuni-biçiz çkar var uxatiruşa moçǩidu piciz:

"- Sorti somerepezti? Var gamonçi ti ma tu3az biçalişamti var moxtu miti?

  • Hak borti ma, var ogni-i golobusumtü megojkedi dido içalişamti boğandinam ar ǩele megoxosarti ptrağudi bibiri var mokğondu-i? Mu gağoden e guri mogixtu-i?
  • Var var, muşen guri momixtaz si trağudi belki korba dogazğaseren obirute gyari megabşaseren monğinoraz golusvi do ibiri ma biçalişi upi doberi si ixoroni ksiner ksineri mu mekçarti xez kogeyiloski korba gazğaseren saziz noloski."

Lomeş Pai? (Aslan Payı)

Eveliz mineveliz Lome ağa ortuşa Zura ʒxeni, tiǩani do şuroni kekaonez divez manebe do partiya "Okobirtat mutu bzirit haği" ya kogyudgez mosa nikidu mskferi. Tikanik Ziru do kogamiuru "moxtit opçopi do okobirtat" -ya. Lome moxtu do kogoğiduyiz muvaseren ya do toliz dolo3kedeyiz geçu ç̌angi do oǩoç̌ǩidu ar ťriǩi na-ren steri.

"İpti pai ağaşi ren ma ağa-tkvani, lai var meşventit hamuşen payi?" majuran çangite majuran ťriǩi xes kodikaçu gemaşi mapak opayuz naonu partiyaş ağak:

"- Majuran parça-ti çkimi ren nçarun kitabiz oğkedit kogolonçarun var Zirit-na saifa goğirateren mʒxuli çangite megoguraten."

Masumaniz ťuťuli kodikaçu do oğiru çkunepez konukaçu do:

"- Ham parça-ti kimetli ortağişi ren Si-tima momçaseren na-dogağonen çkimden dido ǩimeťi miz uğun nam mundite ma momidgitaten gemocgina do goğomiğaten."

Haa! Haği giğvat na-doskidu maotxani ťuťuli soti xe komegantxaneren goyiktit do ğali ǩele gamucgiyalit nosiyari ivit, şangi gamagoçkidamt toli ekoktit-na ti megiçkidamt.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Muhammet Tunçsan

Araba Sevdası

Çocukluktan yapılan o sevimli tahta arabalar nasıl heyecan verirdi bize. Tahta araba deyip geçmemek lazım; onu yapmak kolay değildir. Hadi yaptın, diğer arabalar arasında derece almak, bu araba falancının arabası dedirtmek, hele hiç kolay değildir.

Ben araba sözünü hep ayrı tutarım. Otomobil ile aynı değildir. Gelişim süreçlerinin de farklı olduğu düşüncesindeyim. Araba, otomobile can vermiş, etkilemiş, gelişmesine katkıda bulunmuştur. Sözü nereye getirmek istiyorum... Arabaya!

Arabayla otomobil aynı kelimeymiş gibi gelebilir. Otomobiller, motorun icadı ve gelişiminden sonra toplumun hayatına girdiler.

Sözü fazla uzatmadan büyüklerin aşkı olan otomobili bir yana koymak istiyorum. Ben arabama dönmek istiyorum. Araba dediğim zaman bir tatlı hayale dalarım. Çocuklukta yapılan o sevimli tahta arabalar nasıl heyecan verirdi bize. Tahta araba deyip geçmemek lazım; onu yapmak kolay değildir. Hadi yaptın, diğer arabalar arasında derece almak, bu araba falancının arabası dedirtmek, hele hiç kolay değildir. Yaşıtlarının arasında kariyer yapmak gerekiyor. Bu da pek kolay bir iş değildir. Bunun için becerikli olmak gerekmektedir. Kaliteli ve performansı yüksek bir ürün ortaya çıkartmak şarttır.

Bunun için malzeme ile ilgili araştırma yapacak ya da daha önceki deneyimlerden yararlanmayı iyi bileceksin. Teker nasıl kesilir, hangi ağaçtan teker keseceksin? Diyelim ki bütün bu bilgileri edindin, içinde araba sevgisi fırtına gibi esiyor. Bu bir işe yaramaz. Üretim araçları büyüklerin elinde. Dedenin ya da babanın veya amcanın, xızarını, burgisini çalman gerekiyor. İstesen zaten hayatta vermezler. Çünkü yıl 2009'lar değil, 1960'lardayız. Öyle el bebek, gül bebek ortamı yok. Vallahi Allah yarattı demiyorlar; basıyorlar sopayı. Ama yılmamak gerekiyor. Bu büyük bir gizlilikle xızari, burgi çalınır. Her arabacının bir çırağı olur. Çırağı olmayan arabacı olamaz. Beraberce, önceden kesilmiş biraz kurumuş, hem de sağlam sota da bir ağaçtan dört tekerlek kesilir. Uyanık arabacı, iki üç tane de yedek keser ve onları her duruma karşı saklar. Düzeltmeler yapılır, pergel varsa kolay. Yoksa da sorun değil. Tam orta yerine bir çivi tutturulur ve ipe bağlanan kalemle çevresi çizilerek yuvarlağı oluşturulur. Ortadan burgiyle delinerek tekerlek oluşturulur. Her tekerleğin çevresi pergelle çizilen yerden yontularak yuvarlak hale getirilir. Otomobil sevdalılarından alınan eskimiş kapot lastikler kesilir. Teker kalınlığında iyi kesmek gerekiyor. Tekerin çevresine ince çiviler ile çakılır. Bilyeli araba yapmak için, birkaç deneyim geçirmek gerekiyor. Eski arabayı yardımcıya bırakıp, daha iyisini yapmaya karar verdiğin zaman tekerleğin delik açılan yerine bilye eni kadar bir oyuk oluşturulur. Bunun için el demiri, oluklu olanı ve düz ağızlı olanı, keseri gizlice almak gerekiyor. Aletleri gizlice almak, akşamları dayak dayanıklılığı testinden geçmeye razı olmak demekti. Olsun, araba sevdası için her şeye değerdi.

Tekerleği hallettin mi bitiyor mu? Hayır. İş şimdi geliyor dingil yapmaya. Dingil kumar ağacından olur. Kumar dedimse gücenmesin mişkeri. "Mşkeri var on na dingili var iyen" Dingil yapımı için yaş ağacı yapamazsın. Kurumuş ve sağlam olmalı. Bunun için annelere musallat olunur. Annelerin fasulyelere sırık olarak hazırladıkları xoşkape bu iş için biçilmiş kaftanlar. Anneler çocukların hatalarını gördüler mi babalardan daha sert döverler ama olsun araba sevdasına değmez mi? Değer elbette. En düzgün, en sağlam xoşkalar çalınır ve onlardan dingil uzunluğu kadar kesilerek hazırlanır. Bunun için el xızari, çakı, bıçak olması gerekir. İyi kesici olacak. İki türlü sakıncası var bu çalışmanın. Mşkeri kurumuş, sertleşmiş, çevresi kesilerek çakı ya da bıçak ile tekerin gireceği bölüm inceltilmeye çalışılır. Bu sırada el kesme olayları oluyor. Hafif ise sen büyüklerden saklarsın, ağır ise o zaman büyükler endişeleniyor çevrende fır dönüyorlar. Tedavi ediyorlar. Şımarmak için güzel bir Allah'ın gününü yaşamış oluyorsun. Lazona'da çocuğun en mutlu olduğu anlar hasta olduğu anlardır. Eh, kesme olayı da buna benzer bir olaydır. Dingil yapmak özel ihtisas isteyen bir iştir. Herkes güzel dingil yapamaz. Güzel olmayan dingil arabanın hızını keser. Hızlı araba yapmak istiyorsan çok güzel dingil yapman gerekiyor.

Sıra geldi araba tahtası araklamaya. Tavanda ya da serende diplerinde büyüklerin bir işe yarar diye sakladıkları tahtayı hiç ceza meza düşünmeden alırsın. Arka düzgün kesilir, önü daraltılır. Genelde arkada çıtalar ile oturak yapılır, kaymamak için. Ön tarafa ayak basmak için yanlamasına bir tahta çakılır. Oturma yerinin hemen altına arka tekerleği uzatmak için dikdörtgenler prizması gibi bir ağaç gerekiyor. Yine büyüklerin malzemelerinden alınır. Tabi ki cezayı kim düşünür. Araba sevdası ne güne duruyor. Araba sevdası her sevdanın üstündedir. Kara sevda onun yanında çocuk oyuncağı kalır. Küçücük insanlar, o küçük kalpler ne heyecanlar yaşarlar. O günleri yeniden yakaladıkça, yeniden aynı heyecanı duyuyorum.

Tekerleği yaptık, dingili yaptık, araba tahtası tamam, tahtanın basamağı çakıldı, altına yükselti çakıldı. Araba yavaş yavaş oluşuyor. Daha çok işi var ama olsun. Arka yükseltinin üstüne arka dingil çakılır. Yükseltiyi tahtaya çakarken büyük çivi kullanmakta yarar var yoksa hızla giderken arka tekerlekler arabayı terk ederler, küt diye yere çakılırsın. Tekerlekler, dingile geçirilir. Dingilin ucuna, tekerin dışında bir çivi tutturulur. Bu çivi tekerin çıkmasını önleyen engeldir. Bunu çakan arabacı çok usta olmuş demektir. Çiviyi çakarken, dingili çatlatmamak gerekiyor. Yoksa dingili yeniden yapmak gerekiyor.

Ön dingil, öne doğru oluşturulan çıkıntının tam ortasından kalın bir çiviyle çakılır. Tek çivi ile çakılmalı çünkü sağa sola dönmesi gerekiyor. Tekerlekler dingile geçirilir yine dingilin ucuna o tehlikeli, dingil çatlatan çiviler çakılır. Tabi çatlatmamak gerekiyor. Ön dingilin iç tarafından tekere yakın, dingil üzerinde sağa ve sola birer çivi çakılır. Bu çivilere ip bağlanır. Bu ipler biraz sonra hazırlanacak dümen ya da direksiyona bağlanacak.

Dümen yapmak da ustalık istiyor. Arabaya oturduğun zaman, tam kucağının ortasına gelecek yer burgi ile delinir. Tek taraflı bir dingil hazırlanır. Bir tarafına artı biçiminde iki çıta çakılır. Çıta çakmak bile bir deneyim işidir. Çıtaların tam ortasından çıtasının eninin yarısı alınır. Birbirinin üstüne konulur. O zaman düzgün bir artı olur. Biri diğerinin üstünde değil aynı seviyede olurlar. Bu çalışmalar arabacının ne kadar usta olduğunu gösterir. Bir elek çevresi varsa iş kolay ama yoksa sorun değil. Fındık ağacının inceltilmiş levhaları ile direksiyon sarılabilir. Bunun için Ǩuli ya da Kalati yapımını izlemek ve gözlemci olmak şarttır. Nǩali üstten bıçakla yarılarak ince levhalara ayrılır. "Mtegzi oxinapu ǩolai var on" Bizim oranın çocukları da öğrenmeyi pek sever.

Dümen de tamam ise ipi iki yanlı sarmak gerekiyor. Bunun için ipi bir çivi ile biraz uzunca sabitleştirip sağını sağa doğru sarıp, solunu sola doğru sararak dümenin alt sapını daha önce araba tahtasına delinen deliğe sokmak gerekir. Bazı usta arabacılar, dümen altını uzun yaparlar, ipi alttan bağlarlar. Bu pek sağlıklı değil, alttan bir şeylere takılan ince dümenin ucu kırılıyor. Arabayı yapmak için; teker, dingil, ana tahta, altlık, dümen, ipi bağlama, yapılan parçaların da monte edilmesiyle iş bitmiş oluyor. Hafif dingil yağlanır. Bunun için gres yağı bulma imkânı varsa çok iyi. Ama yoksa dert edilecek bir şey değil. Annenin tereyağından bir kaşık çalınır. Yakalanmamak esastır. Malum o dönemde pek varlık dönemleri değil. Daha karne döneminden çıkalı ne oldu ki? Demokrat deneyimi geçirdi diye ülke henüz köylerde refaha kavuşamadı. Özgürlükçü 27 Mayıs bile köylüye hala refah getiremedi. Dizler yamalı, popolar yamalı, gömlekler yamalı, yakalar ters-yüz ediliyor. Büyüklerin eski elbise kumaşlarından çocuklara elbise dikiliyor. Çok çabuk eskimesi çocukların tekstil sanayine olan güvenini sarsıyordu. Nerden bilsinler çocuklar her maddenin bir dayanma süreci var. Taş bile zamanla ufalanıp kum oluyor. Böyle bir ortamda yağ kavanozundan bir kaşık yağ çalmak epeyi büyük bir suç. Olsun, araba sevdası için her şeye katlanılır.

Her şey tamam; araba bir kız, bir gelin gibi hazır. Yardımcı ile birlikte çocukların birlikte kaydığı alana çıkılır. Yeni araba önce görücüye çıkar. Dişine göre, görüntüsüne göre bir rakip bulur. Yarış için sözleşilir. Diğer arabalar kenara çekilir. Eski en dişli ve yeni yapılan iddialı araba yarışı çok görkemli olur. Büyükler buna ne derler bilmem ama bu bir çocuk rallisi. Tezahüratlar arasında yarış tamamlanır. Yeni yapılan arabanın, eskisini geçmesi yani eski en hızlı arabayı geçmesi araba yapımcısı için büyük bir onurdu. Çok büyük bir kariyer yapar. Bu olay toplumsal bir vakadır. Bu başarılar çocuğun ileride nasıl bir kişilik oluşturacağına da etki yapar. Liderlik vasıflarını geliştirir.

Sürekli yarışmalar yapılır. Araba kaymak bir zevktir, büyük bir eğlencedir. Lazona'da her köyde araba yolu yapılmadan önce araba kayma yerleri vardı. Patika yolunu genişleterek, geniş patika yolu denilecek ya da dar araba yolu da denilebilecek yerler yapılmıştı. Buralarda çocukların egemenliği söz konusu. Büyükler buralara karışmazlar. Buralar meradır, kimsenin değildir. Kamusal alandır, özerktir. Burada çocuklar özgürdür, eşittir. Burada çocuklar çocukluklarını yaşarlar. Her köyün alanını saymak bu yazının amacını aşar; iki alanı anmadan yapamayacağım. Biri Laroz'da Gamaçveri, diğeri de Zelek'de Armali. Ben çocukluğumda dayımlara yani anamın köyüne sıkça giderdim. Oranın da çocuğu sayılırdım. Bizimkilerde çok iyi arabalar yaparlardı. Birçok şeyi onlardan öğrendiğimi itiraf edebilirim. Armali'de yapılan yarışlar da çok zevkli geçerdi. Arabalar da çok özenle yapılıyordu. Hızlı arabalarda çoktu. Böyle olunca iddialar da çoğalıyor, sıkça yarış yapılıyor. Günün nasıl geçtiğini insan anlamıyor.

"Gamağveri do Armalis osťulinu boine var iyen, berepe zuğaşi berepe'ran" Evet her zaman araba yarışları yapılmaz. Çocukluğun en önemli kamusal alanlarından da biri deniz. Denizin içindeki taşlar ve molozlar çocukların mekânlarıdır. Zeleği bir yana bırakırsak, Laroz'daki çocukların sürekli zaman geçirdikleri yerleri gözden geçirebiliriz. Bunların en meşhuru kvaikeli (kva ǩerǩeli de denir) doğal, minyatür bir liman gibiydi. İç tarafında bir yükseltisi vardı. Çocuklar oradan ortasına çeşitli biçimlerde atlar, hoşça vakit geçirirlerdi. Tıpkı limanlar gibi, doğu tarafı açıktı. Çocuklar yükseltiden; tombelexi (top gibi olarak atlama), çivileme (İsmet Paşa gibi), baş üstü-balıklama atlama ve birlikte topluca atlama gibi kalabalığın buluş ve kabiliyetine göre atlayışlar yapılır.

Yorulduğunda batı tarafı, yani kahvelere doğru bakan tarafına dizilirler, sohbet edilirdi. Konu araba ve araba yarışlarıdır. Kim en güzel araba yapar, nasıl yapar, nelerle yapar? Hep bunlar konuşulur. Bazen şöyle diyenler de olur. "Tabi onun evinde alet çok, ben de de aynı aletler olsa bende yapardım." O zamanlar Laroz'un her taşın üstünde bir öbek çocuğu olurdu. Bu grup çocuklar genelde, çok az farklı şeyler konuşurlar, araba sohbeti her taşta mutlaka vardı. Kvamçire'de sohbet daha bir akademik olur. Çünkü Kvamçire uzakta bir taş, oraya gitmek biraz ağabeylerin işi. Onların araba sevdası biraz otomobile evriliyor gibi. Bazılarında muavinlik, baba arabalarında ufak tefek deneyimler, bisiklet deneyimi konuşulsa da söz döner dolaşır, kim daha iyi araba yapara dayanırdı. İşte çocukluğun o unutulmaz güzel yanları.

Bir gün bu çocuklar büyüdüler mühendis oldular, partili oldular, projeler yaptılar, çocukluklarında yapılan otomobil yolunu yetersiz buldular. Yol genişletme diye Laroz'da üzerinde büyüdükleri o güzelim taşları hep denize gömdüler. Kvaikeli yani namı değer Kva Ǩerǩeli gömüldü, Kva ťiťili gömüldü, Kva mbuxi gömüldü, Kva meǩťasi gömüldü, Kva burbu gömüldü. Saymakla bitirilemeyecek, sahilde taşlar gömülerek yol genişletme yapıldı. Laroz'da kurtulan Kvamçire ve Kvaleta oldu. Sürekli cır cır böcekleri gibi sohbet ettikleri, ilk balık tuttukları, hayallerini süsleyen o güzelim taşlar, otomobil sevdası uğruna yol genişletme diye yok edildi.

Bunları niye anlattım? Sadece yok edilen taşlar değil, gelecek kuşaklara aktarılan hayaller, toplumsal çocuk ütopyaları da yok oldu. Artık çocuklar araba yapmak için, araba sevdasıyla yanıp tutuşmuyorlar, futbol var, bilgisayar var, biraz büyüdü mü kumar, içki var, hazır oyunlar var, oyuncaklar var. Halbuki araba yapsalar, araba yolları yapıldı. Araba kaymak için daha iyi olanaklara sahipler. Alet edevat da, evlerde eskisinden daha fazla var. İstese eskiye göre daha imkânlı insanlar. Çocuklarına alırlar. Ama araba sevdası kalmadı. Taşları gömen karayolu mühendisleri çocukların hayallerini de gömdüler.

Sevda boşuna çekilmemeli. Bir kavuşma olmalı. Araba sevdası olan bizim kuşağı, bizim toplum çok kötü kullandı. Tam zamanıydı. Oto tamir atölyeleri oluşturulmalıydı. Çocuklar buralara yönlendirilmeliydiler. Yüksek eğitime yönelen çocuklar, fabrikalaşmada öncü kadro yapılmalıydı. Yerli ulusal otomobil yapımı, daha o günlerde böylece tabanda başlayabilirdi. Kim bilir bugün hangi düzeyde olurduk. O güzel hayallerin geliştirdiği otomobiller, dünyanın dört bir etrafında satılıyor olurdu. Buradan gelen refahla kim bilir gelecek kuşağı ile barışık olan ve kendi ütopyalarını aktaran bu kuşak nasıl barışçı bir dünya yaratırdı.

Böyle bir yol izlenmedi. O çocukların hayalleri yabancı sermayelerle, buralarda üretilen ya da dışarıdan alınan otomobillere, yine dışarıdan borç olarak alınan paralarla, yollar yapacağız diye, yol genişletme adına hayaller; milyon milyon ton taşlarla denize gömüldü.

Şimdiki çocuklar hayaller kurmuyor. Kursa da yabancı patentli. Kendine ait hayalleri sevdaları yok. Onlar adına düşünenler var zaten. Daha önce oyun alanları için, çocuklar orda özgürce oynarlar, özgür alanlardır demiştim. Bizim oralarda öyle olurdu da, buralarda nasıl (İstanbul ve diğer şehirler)? Parklar, bekçilerin gözetiminde bir oyun ve dinlenme alanlarıydı. Bekçilik mesleği ortadan kaldırıldı. Parklar yavaş yavaş daraltılıp yok edildi. Yaşayan parklarda tinerci ve saldırgan çocukların cirit attığı yerler oldu. Buralarda da özgür hayaller kurulan çocuk parkları yok. Çocukların oyun alanları korunmadı. Günümüze taşınamadı. Gamaçveri ya da Armali örneği geliştirilemedi. Hayalleri olan, aşkları olan çocukların önleri açılmadı. Onların yapabilecekleri çok şeyler vardı, yapamadık, yapamadılar. Sonuçta bu günlere gelindi. Çocukların kendi oyuncaklarını kendilerinin yapacağı özgür bir çocuk dünyası yaratılmalı. Onların hayalleri geleceğe taşınmalı. O art niyetsiz, kazanma hırsı olmadan kurulan hayallerden kim bilir ne kadar sağlam bir toplumsal yapı çıkar. Bence denemeye değer. Hiçbir şey için geç değildir. Yanlıştan vazgeçmek doğru yola yönelmektir.

Çocuk büyüdükçe yaptıkları da büyüyor. Ben en son yaptığım arabayı hatırlıyorum. Onunla pek fazla oynayamadım. Çünkü büyümüştüm. Arabayı yaptım ama kaymaya utanıyordum. O araba da benden sonra ufaklığa yani biradere kaldı. İsmi lazişo idi. Kamyon kafası gibi tasarlamıştım. Arkada kalisörü bile vardı. Orta yerde üzerinde oturulan bir oturak, hemen önünde bir direksiyon ve direksiyon önünde sanki minyatür cam gibi camın üzerinde çizilmiş bir cam sileceği vardı. Tekerlekleri eskiden tek direk motorları karaya çektikleri mengenelerin makaralarından yapmıştım. Çevresine araba lastiği çakmıştım. Ortalarına bilyeler yerleştirmiştim. Enteresan olanı ön tekerler, direksiyon çevrilince profesyonel arabalar gibi teker dönerek viraj alıyordu. Sağa sola dönen dingil değildi. Bu arabayı Çabat'da arkadaşım olan ve sonradan araba sevdasından dolayı bölgenin en iyi araba tamircisi olan Hayrettin'den öğrenmiştim. O kendi yaptığı arabaya motor bile takmıştı. Onun olanakları benden fazlaydı. Babası da iyi bir ustaydı. Tüfek tamircisi olarak bölgede tanınıyordu. Elbette armut ağacının altına armut düşer.

Çocukluğumuzda, yaşadıklarımızdan çok azını günümüze taşıyabildik. Hayallerimizi bu yaştan sonra yazmaktan başka çıkar yol kalmadı. Belki ilerde yeni bir toplumsal çocuk ruhu oluşur. Hayaller kuran, bir şeyler yapmak için aşk derecesinde yaşayarak yapan çocuklar kuşağı olur. Yazdıklarım böyle bir amaca hizmet edecekse çok mutlu olurum. Sosyal olaylar inişli çıkışlıdır. Bu inişin dibe vurduğu belli. Artık yükseliş başlayacak. Yükseliş döneminde yeni çocuk tipi başkalarının yaptığı oyuncaklarla oynamayacak. Kendi oyuncağını kendisi yapan bir kuşak oluşacak. Buna yardımcı olmalıyız.

Elbet yaşam aynı şekilde tekrar etmez. Biçimsel farklılıklarla kendi oyuncağını kendisi yapan bir çocuk ortamı nasıl oluşturulur? Eğitimcilerin en birinci görevi bu. Anaokulu (çocuk yuvası) 0-3 yaş arası, Okul Öncesi 3-6 yaş arası eğitimde çocuk yoğun olarak oyunla eğitilmeli, kendi oyuncağını kendisi yapmalı. O yaştaki becerisi açığa çıkarılmalıdır. Bu iki okulda öğrenci İlköğretime hazırlanmalı, temel eğitim 6-14 yaş arası çocuk yönlendirilerek, çocuğun eğilimleri ortaya çıkarılmalıdır. Orta eğitim mutlaka meslek okulları olmalı (4 yıllık Orta Öğretim, Liseler). Yüksek eğitim meslek ihtisaslaşmasının yapıldığı yer olmalıdır. Herkese iş ortamı oluşturulmalı, çocukça bir saflıkla kurulan hayallerle sosyal devlet modeli oluşturup, çocuk çocukken çocukluğunu yaşamalı, çocuk çocuksu düşünüp ütopyaları ile yarına katkıda bulunmalıdır.

Çocukların hayallerini öldürmek, yarını yok etmektir. Yarınımızı yok etmeyen insanların özlemiyle anlatacaklarımı burada bitiriyorum. Yarının çocukları benden daha iyi düşünen yetişkinler olacak. Onlara tek söylemek istediğim öğüdüm, benim gibi hayallerinizi yazarak miras bırakmayın. Yaşayın doya doya ki, biz yaşadık. Yaşatın; biz yaşatamadık. Güzel günler göreceğiz çocuklar. Savaşlara harcananların; eğitimimize sağlığımıza, hayallerimizi yaşayacağımız dünyaların kurulmasına harcandığı günlerde gelecek. Araba sevdası bunu yapabilirdi. Sevdamız platonik bir aşka dönüştü, sevdayı çekende kaldı o kadar.

13.10.2009 / Bahçelievler/İSTANBUL

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Osman Şafak Büyüklü

Rikişi Osteru - Ukali - Ǯikopati (Çelik Çomak Oyunu)

Mteli berepe steri Lazi berepek-ti berobanişis çkva do çkva osterupe gamiğes do beroba mutepeşis hemtepe kala isteres. Çkimi berobas-ti, ma-ti haşo osterupete birdi. Ham osterupeşi ari na-ren do haği dido na var isterinen rikişi osteru oxogoğonapeten.

Rikişi osteru şeni didoten zenoni, mika do nca na-var ren svape göşionen. Svaşi mçirenoba dido beciťi var ren, gunže taz-na ubağun. Riǩi enni mʒika jur koçiten isterinen, hemindoşen çkva naǩo koçi taz-na-ti osterus akatinen.

Riǩi osteru şeni jur biga ixmarinen. Ari otxo miko majurani-ti ar do gveri miko gunzanobas iven. Gunže bigaşi dudi jur kele-ti geyazeri ren. Mǩule bigaşi jur dudi-ti gamalasireri do kunğ3ulipe-ti mitis soti mot göxedutas yado gomugvaleri iven.

İpti osterus na-gyoçkesen masterek letas xeneri çuťa xutulas jin mǩule biga koyodumers, oǩaçxe gunže biga xes kodikaçams, hemuşi gamayazeri dudi xutulas kodolimers. Xutulas edveri na-ren mǩule biga gunže bigaten dido mencelite mendraşe okapinams. Mǩule biga naǩo mendra ikapinaz-na heko kai iven. Na-ikapinasen mǩule biga hek na-Ççumers majura masterepes tude melamtaşakis var nacubalasen xvala, hemuşeni mǩule biga miti na-var ren keleşe ikapinen. Mǩule biga majura mastrerepek nicubalez-na, na-nocubalapams mastere niğven. Hemoras osteruşi sira majuranişe kogululun.

Mǩule biga okapinaşi mitis var nacubaluna, hemuras biga na-melu sotişe ulun do hek masterak gunže bigaşi gamalasireri dudi mǩule bigas tude amumers do mǩule biga jindole eğokapinapams. Eğakapineri mǩule biga tude malamta-şakis gunže bigaşi eğakankute okorozxuz gyoçkams. Mǩule biga naǩo fara eğokanku-na heko koro3xa aven. Hak arti mǩule biga kankumtaşi majura masterelek var nicubalasen, hemoras xolo-ti niçven.

Oǩaçxe mǩule biga naǩo dido eğokanku-na eğokankums do çodinas zori goludgams xolo-ti çkva mendraşe ikapinen. Çodinas, mǩule biga tude melams. Melamta-şakis naǩo fara akankinu-na heko koro3xa aven. Ar kuçxe şeni heǩonari koro3xa yodumers, xesapums/kamums do koro3xeri na-gyeiçku sotişakis ǩuçxete mendulun. Haşopeten çodinas miz daha dido koro3xa axenu-na heyak, vana-ti hemtepek majuranepe gocginams.

Rikişi osteru Şoxle dido isteretu haği çkva dido osterupe na-gamaxtu şeni mitik var isters. Ma osteroni sva komaziru-na hek na-doboguri berepe çkimi kala do menabrepe çkimi kala xolo-ti bistert. Ham osterupe mitis var digurinaz-na ora moxtasen goiçkendinasen, Lazuri nena do kultura steri.

Bütün çocuklar gibi Laz çocukları da çocukluğunda çeşitli oyunlar çıkarmış ve çocukluklarında onlarla oynamışlar.

Benim çocukluğumda bende böyle oyunlarla büyüdüm. Bu oyunlardan biri olup ta şimdi çok oynanmıyan çelik çomak oyununu anlatacağım. Çelik çomak oynamak için çoğunlukla düz, bitkisiz, ağaç olmayan yerler seçilir. Yerin genişliği çok önemli değildir, uzun olması yeterli olur. Çelik çomak en az iki kişi ile oynanır, ondan başka ne kadar insan olsa da oyuna katılabilir.

Çelik çomak oyunu için iki sopa kullanılır. Biri dört karış, diğeri de birbuçuk karış uzunluğunda olur. Uzun sopanın bir ucunun iki tarafı da yontulmuştur. Kısa sopanın iki ucuda yontulmuş ve sivri uçları kimsenin bir tarafına batmasın diye yuvarlaklaştırılmış olur.

İlk oyuna başlıyacak oyuncu toprağa yapılan küçük çukurun üzerine kısa sopayı koyar, sonra uzun sopayı eline alır, onun yontulmuş ucunu çukura sokar. Çukura konmuş olan kısa sopayı uzun sopayla çok güçlü bir şekilde uzağa fırlatır. Kısa sopa ne kadar uzağa fırlatılırsa o kadar iyi olur. Yalnız, fırlatılan kısa sopayı karşıda bekleyen rakip oyuncular yere düşene kadar kapmaması lazım, onun için kısa sopa kimsenin olmayacağı tarafa fırlatılır. Kısa sopayı rakip oyuncular kaparsa, kaptıran oyuncunun hakkı yanar. O zaman oynama sırası diğer oyuncuya geçer.

Kısa sopa fırlatıldığında kimse kapamazsa, O zaman sopanın düştüğü yere gider ve orada oyuncu uzun sopanın yontulmuş ucunu kısa sopanın altına sokar ve kısa sopayı yukarı doğru sektirir. Sektirilen kısa sopa yere düşene kadar uzun sopayla sektirmeye devam edilirken saymayada başlanır. Kısa sopa kaç defa sektrilirse o kadar sayı alınır. Birde, burada sopa sektirilirken rakip oyuncuya kaptırmayacak, o zaman hakkı yine yanar.

Sonra kısa sopa ne kadar sektirilirse sektirilir ve sonunda hızla vurulup yine daha uzağa fırlatılır. En sonunda kısa sopa yere düşer. Düşene kadar kaç kere sektirilmişse o kadar sayısı olur. Bir adım için o kadar sayı ekler, hesap edip sayarak başlama yerine kadar adımlar. Böylelikle sonunda kim daha çok sayı yapabilirse o, ya da onlar rakiplerini yenerler.

Çelik çomak oyunu eskiden çok oynanırdı, şimdi başka çok oyunlar çıktığı için kimse oynamıyor. Ben oynayabilecek yer bulduğumda orada öğrettiğim çocuklarımla ve arkadaşlarımla yine oynuyoruz. Bu oyunlar kimseye öğretilmezse zaman geldiğinde unutulacak, Laz dili ve kültürü gibi.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Vildan Manelişi

Da do Cumaşi Gzamşinoba

En didi muk tu, mara xolo bere tu. Nana-muşi na ğuru ndğas dirdu. Var irdetu-na var igvetu.

Nana-muşi na-ğuru daha bere tu, vitojur Şaneri. Mara otxo bereşi en didi iya tu. Jur cuma do ar da ugonutu. Didi cuma vitoari Şaneri, çitanari xut, damuşi-ti ar do gveri... (Aği kitxa-na, var çka mu uçkin da-muşis, nana-muşişi nunǩu do ťuʒanoba!)

Annesi öldüğünde daha çocuktu, 12 yaşında. Fakat dört kardeşin en büyüğüydü; iki erkek bir de kız kardeşi vardı, on bir, beş ve bir buçuk yaşlarında.

En büyük oydu, ama çocuktu; annesi öldüğü gün, büyüdü. Büyümese olmazdı çünkü içinde her ne kadar baba da olsa, hasta bir dede de olsa kadınsız ev evden sayılmıyordu ve o 12 yaşında da olsa kadındı... Artık. Bundan sonra evin tüm yükü onun omuzlarında olacaktı. Neyse ki kendinden bir yaş küçük kardeşi vardı, şanslıydı. Yükünün ağırlığını onunla bölüşebilirdi, kardeş onun yükünü hafifletebilirdi, etti de.

Kardeş... Kardaş... Karındaş... Yoldaş... Sırdaş...

Birlikte göğüs gerdiler tüm güçlüklere, küçük kardeşlerini birlikte okuttular, büyüttüler.

Kardeş... Can... Kan... Çalışkan... 14 yaşında... Bir gün balığa çıkmış, elleri kolları dolu gelirken denizden, yolunu kesti adamın biri, 37 yaşında, her dem akıldan yana fukara, serseri mayın gibi dolanır ortada, bulamamış yıllardır kendine bir balta, bulanları kıskanır, kıskanmakla da kalmaz sataşır. Durdu yolun ortasında, ipe sapa gelmez laflar etti (Bu zaten ilk değildi, nerde görse sıkıştırır, döverdi);

"Nereye böyle o...nun oğlu?" "Abi, yol ver geçeyim" "sana diyorum, nereye böyle o...nun oğlu?" "Ölmüş anam için böyle şeyler söyleme!" "Söylersem ne yaparsın ha, o...nun oğlu?" "Yol ver, geçeyim, ölmüş anama laf etme!"

Tüfeği vardı adamın, doğrulttu. Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu, gülüyordu. Çocuk evine gitmek istiyordu ama olmuyordu. Baktı ki böyle olmayacak, tüfeği adamın elinden almak için atıldı ama adam elinden bırakmadı. Onlar öyle boğuşurken birden tüfek patladı, adam yere yığıldı. Çocuk korktu, kaçtı ama bir suçu yoktu. Jandarmalar onu yakaladı. Tüm bunlar olurken ortalıkta hiç kimse yoktu ama iki adam çıkıp "o adamı bu çocuk vurdu tüfekle, 10 metre uzaktan" dediler.

Kardeş... Kardaş... Karındaş... Yoldaş... Sırdaş... tı, koydular hapishaneye.

Annesinin ölümü üzerine bir gün içinde büyüyüp 12 yaşında baba evinin kadını olan kız (o zaman 15 yaşındaydı), biricik kız kardeş evlendi gitti Almanya'ya. Aklını ve kalbini arkada bırakarak...

Kardaş çıktı hapisten 15 sene sonra, eve geldi... Bedeni... içi boştu. Uzunca bir zaman kimse duymadı konuştuğunu, sesini içinde bir yerde yitirmiş koca bir labirentti bedeni. Sonrasındaysa arka arkaya üç cümle duymak ağzından, bir mucizeydi.

Elli koca yıl böyle geçti, sessiz sedasız ve yavaş yavaş. Hiç evlenmedi, çocukları olmadı hiç. Neyse ki yeğenleri vardı, çok severdi. Karadeniz'e tepeden bakardı evi, sırtını dağlara yaslardı.

İlkbahardı... Ruhundan geriye ne kaldıysa onu da bıraktı... Gözlerini yumdu... Uyudu... Uyanmadı.

Annesinin ölümü üzerine bir gün içinde büyüyüp 12 yaşında baba evinin kadını olan kız Almanya'daydı. Öyle her şeyi aniden bırakıp gelinemiyordu oralardan, gelemedi. Simsiyah bir taş gibi içine oturdu bu.

Nihayet bir-iki ay sonra gelebildi. Beyaz başörtüsünü sarındı, yeğenlerini yanına aldı, mezarlığa gitti. Bir çiçek gibi çevrelediler mezarı. Sessizce dua ettiler.

Ama sonra;

"Kardeşim! Yoldaşım! Senin tertemiz bir yüreğin vardı ya hani! Bu çocukların hiç birine, bir kez bile kötü söz söylemedin ya, bağırmadın ya hiç hani! Sana sebep olan adam için bile tek kelime kötü söylemedin ya hiçbir zaman! Hani zaman zaman 'Rahmetli kendi öldü gitti, beni de böyle bıraktı bu halde' derdin ya bir tek! Zamanında yanında olamadım, o gün seni uğurlayamadım ya, kızdın mı bana? Gücendin mi? Gönül koydun mu?"

Diye ağladı 12 yaşında baba evinin kadını olan kız, yoldaşına.

O ağladı, biz de ağladık. İçimizin derininin en derinine işledi o ağıt, tüm gözyaşlarımızı orada yitirdik. Bedenimizdeki gücü aldı götürdü... Çok güzeldi... Bıçak gibi keskindi... Lazcaydı... Bizimdi.

Dayımdı... Teyzemdi...

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Givi Karçava

Gomʒxaderi İzmoce II

Foto: Bucaklişi, 2009

Minibusik Xopaşakis mendamigones. Noğas gamulurtaşi ar xinci ren, do em xincişi mzgas çkva minibusepe kelobğun. Mankanaşen geptitşi ar ǩoçik Ziğineri-xirxineri komemages. Skita-uça ǩibirepeten, gucepe luguşi butkapes nungaptu. Moxtu do "Soşa ulurt?"-ya mkitxu Turkulot. Ma xepeten Ufaşa voncğoni, emus ǩitxi -ma do.

Utas kitxups "Aya uʒxu koçi mi ren"-ya do. Utakti, Okortueşen çkimi ar manebra ren-ya uğomers.

"Ah, ah, Rus mu? Hoş geldun Türkiye'ye" yado memoğzizaps.

Utak: "Muşi Rusi!? Margali ren eya. Çkini cuma. Rusişi mutu var nusun"-ya!

Emukti, "Muço var nusun, Sarpişi neǩna mekaxtaşi mteli Rusepe renan"-ya do gyobazgaps.

Bzirop-ki, Utas guri mvalen, işumen do gokağpeteri xomaten notkumers: "Var icer-na, Lazuri mutu ǩitxi"-ya. Mukti muşi skiťa ǩibirepeten memozizaps do "Muçoşi'e?" ya do mkitxups.

Mati eşo toli uxunkanu "Kai vore." ma do nena gevuktirap do mʒxade mazZiren-ki skiťa ǩibironi goiğimoşen.

"Allah, Allah! Bu nedur yaa!? Rus adami Lazca bilur, boyle bi şey gormedum daha!" ya do xolo çkimi Rusobaşi ambaris natxozen.

Ufas toliten voğirap naşkvi-ma do otobusis amavulut. Otobusik tamo-tamo gyoçkaps do ulun. Lazonaşi mskvanobas mevoxosar do şuri-guri mazğen. Lazepeşi dobadonas gurpicis na nacundeps uçamzoğa, mzoğaşi mZgapes divi steri xura ebğeri xançeni golape, am golapeşen gembareli do mzoğaşen mombareli şura eǩo loga, eǩo Kai işvanen-ki, ti cernetis gaçkinen...

Atinaşa komoftit. Utak, ar şvacis migondi yado memaşkumers. Bzirop-ki, Atinaşi bazaris Senakari, Zugdidari Margalepe mutxanepe gamaçapan. Entepes ambarepe gamapkitxup do xolo Utaşa ukunivikter.

Utak ar kafeşi Şoxle xen do çai şups. Manti micoxops. Yanis badepe xenan do entepeti çai şupan. Ma çkimi ťaxeri Lazuri do Margaluriten mutxanepe vuğomer do ǩaixeşa var oxoğonapan. Utas, "Aya mi ren do mu gorups?"-ya ǩitxupan, Uflati yuzxunups.

Jur dakikaşi ar skifa taksi komoxtu do mendamigones. Noğaşen jile, germapeşa keşaxtu. Çifa iduşi, dido iduşi, Cigetori coxoni ar oputeşa komomigones do ar Lazuri oxorişi tikşaris konadgitu. Oxorişen koçi do oxorca kogamaxtes. Kai moxtit yado gomacundes, gomakires do oxoris kamamigones.

Osman Neboğoli Utaşi cumadi ren, nana-muşişi cuma. Dikaşperi nunǩu uğun, mzoğaşperi tolepe do xongusteri xoma. Gyari kala rakiti gamimers do oşvi ya miğomers, mara ma va pşup.

Çili muşi, Utaşi nusadi Emine, melaikesteri oxorca ren, mteloras çkin gomaktenan, oçkomalepe mumers, "Çǩomit skirepe, doğkindineri do mikorineri ret." ya do.

Osmani mutxani istoriuli ambarepe mişomers, çkin lazepe tkvanişen moxtimeri voret ya do. Ma mutu va ptkumer, cumadis vusimin.

Gyari movoçodinitşi, Utak, "Hayde eiseli!" ya do tronişen yemokağinu. Osmanişi oxorişi Şoxle raǩani ren, so na ar Lazuri oxori amadgin. Eya oxori cuma muşişi ren.

Osmanişi majurani cuma mağala do xomula, oşmeşoni ar Lazi ren. Eǩo mağala svas skidun-ki, mteli Cigetori xeşguris goğuzin. Majurani çili ugonun, dido ağnemordale, Kurtişi oxorca, edo jur muru3xisteri bere — biçi do ǩulani.

Ǩoçik oxorcas gyari-şkari komoğapu do eya dovoçodinitşi daşbere muşis uğu: "Andğa p̌araske ren e skiri. Nemazi igvasen. Si gyaurepeşi letas na skidurşeni, ar kai namazi megaknasen" ya do xeten oğiru oxtimuşeni ixaziria.

Yeviselit do mendaptit. Kai mşuns-na, na vidit svas Mesemiti coxontu. Ekonaşis came ya do ar mcve oxori dgitu, ğoxle muşisti xçe pimpiloni badepe xetes. Ma do Uta em badepeşa vidit do selami mepçit. Ar badik Utas çkimişeni "Aya mi ren?"-ya kitxu. Utakti mi na vorti mteli duğu. Badis gazizinu do Utas Turkuli nenaten: "Em biçis ar kitxi, muslimani ogopumu va görümsi?"-ya. Amuşkule dialogişa ma amapti. Mutxani-mutxanepeşi ptkvit. Çodinas badik ar interesoni ambari gomin3ku: "Aği na Zirop came Şoxlenorapes Xristianuli oxvame teren, mara ak Xristiani miti na var doskiduşeni oxvameti came niktu"-ya.

Utak ar abdezi kepğopat ya miğuşi, abdezi mu rtu mu va rtu kemizxunu. Vidit do kuçxe, xe, nunǩu, guci vibonitşkule cames amaptit. Mtelik na doxedusteri mati kodopxedi. Edo imamik xvama ikitxuşi, koçepek gen3xodures gyaknes-yaknes, mati gevakni-evakni. Ar saati ǩonari kovortit doloxe do oǩule tamo-tamo xolo oxorişa geptit.

Em limcis ar sotxani Çandaşa vulurt ya do mati yemicoxes, dolovikuni do Atinaşa geptit. Maartan fara bziri emindos ekonuri çanda do çkineburi na ucgin koxovoğoni. Mitik artikartis var nusimins, mteli mus na unonsteri ulun, mulun. Ar zomini do paponi komogimeran do Şandati diçoden. Va miçkin, akoni koçepeşeni eya daha Kai ren beki, mara çkva adetis gegaperi na vortişeni kai var momixtu.

Nemazi na gu Uftaşi cumadik, si çkimikala moxti yado sotxani bakalis amamigonu. Bakalişi doloxe mpuleristeri ar neǩna gon3kuşi ar ǩomoni odas amaptit. Odas kimolepe renan, karti isternan, žigara şupan, raki şupan. Ufaşi cumadik, "Mu na ginon şvi do gvi, ak mteli çkinepe voret."-ya, mara ma xvala ar p̌oťliǩa bira pşvi do gamapti.

Majurani dğas xolo Atinaşa geptit do otobusişi biletepe kepçopit. Çkini kala ar Lazi komoxtu, Utaşi mZaxali, Mamağivaturi Temel Çerişi. Dido kai ar Lazi koçi mçkun. Otobusis doloxunus memişvelnan do "Çumani mati Bursaşa moptaminon."-ya tkveri, xe mivalupan. Edo vidit.

Ma otolekala dopxedi do mteli gza gale vixosarti. Voğkerti mu mskva do xampa ren uçamzoğapici, muşi xalǩi, muşi kultura...

Majurani dğaşi ordo Şumanis Bursas vortit. Yıldırım coxoni ar mahales skidun Uta. Didi oxori uğun, oxoris dido didi ar txirepuna muzin, bağı, ontule, do nanamuşik pucepe do kotumepeti okaçaps.

Utaşi nana, Emine do nandidi muşi, aği çxonaperi, emuti Emine bere muşisteri mo*kernan. Doxedi, muişvaci, Çǩomi, şvi, gogağari — xvala am nenape gamulun entepeşi p̌icişen. Ufaşi cumati Kai biği ren, Cihani coxons. Utaşi masumani cumadi, Asimi dido oziʒinoni ar persona ren. ǩitxeri, ateisti ar Lazi ren do p̌anda oziʒinoni öndepe tkumers. Asimi do ma artikartişi manişa koxovoğonit do manebrape dovigvit. Oxorişa migonu do "Ogni"şi mteli koro3xalepe do "Lazuri Nenapuna" hediyete momçu. Dido moxelu, dido!

Okuleti muşi motosikleti gamigonu, ma ekemixunu do nobazguşi, kurşumisteri mukapu do vigzalit. Sotxani binas amamigonu, koçepe zxenepeşi ocgiyaluşeni niza ikiples do para dodumertes. Asimiti kododu para do xolo mendaptit. Mteli Bursa komoğiru do oxorişa komoptit. Em seris Utak Yıldırımis na skidunan Lazi biçepe dokorobu do sotxani Uludağişi tişa eşaptit. Ek askerişi bina ren do binaşi yanis didi ar meydani. Çkini mankanape em meydanis kodovodginit do kogeptit. Aği, ak dido gini ren do mun pat? Dotkves-ki, otibinuşeni ar Kai xoroni kogepçat ya do mankanas birapa gedvesşi xoronis kogyoğkes. Mu mskva ren Lazuri xoroni da! Xepeşi do kuçxepeşi mtini do mskvana onǩanu, komoleburi gamacoxinu, ožiʒinu do oxirxinu... Mati xoronişi keremulis vakati, mara meçireli pxoron, va miçkin-ki.

Seriş gverdis xolo tude gevulut do doğkinderepes astaxolo mancirenan. Çumanişi ordo moviselet do xçe ar mankanas dolopxedurt. Utaşi cuma Cihanik Bursaşi ar mağala svaşa migonopan, so na sultanepe doloxveri renan. Mskva binape, mskva oZirupe bziropt amuşkuleti mcve noğaşa, Cumalikizikişa vulut do muşi mcve kvapeten xveneri sokağepe do oxorepe p3adupt. Cumalikiziki movoçodinitşi, İznikişi gzas gevodgit, ek didi Rumuli kulturaşi monoskide kvape do oxvame bziropt, Kameraşa ebzdipt do aği Gemlikişa vulut çkva. Gemlikis mzoğas vimçvirt, mʒika movişvacept do ukuviktert Bursaşa. Dido domaçkindes...

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
İnci-Derya Turna

Oxelinu Minon

Guraşen hekole va ren, Na idupeşen belli ren Andğaz ma-ti bidare do Var bğuraşa oxelinu minon!

Ožiramu minon, Nana çkimi Žiʒineri Ozirumu minon Berepe osteroniş doloxe!

Universiteşe na ulun, Xelineri nukuten da do cumape çkimi ožiramu minon!

Pupuli var minon gurepez, Çilambre var minon nanapeşi tolepez!

Mektebi minon, muellimi minon, Gza, ǯǩari elektriği kyoepez

Nukupe utanaz minon xalǩi çkimis Ha xastaxanaşi kyoşez oxelinu minon!

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Elif Ergezen

Laz Şair Japonya'da

Şairin, ölümünden sonra bile beni elimden tutup Japonyalara götürmesi ne büyülü bir şey!

"Şairin Ölümü", 8-15 Ekim tarihlerinde Japonya'da düzenlenen Yamagata Uluslararası Belgesel Film Festivali'nde New Asian Currents başlıklı yarışma bölümünde gösterildi. Şairin, ölümünden sonra bile beni elimden tutup Japonyalara götürmesi ne büyülü bir şey! Yaşama tutkusu bu kadar güçlü olan şair, ressam ve düşünür Hasan Helimişi'ye selam olsun! Yaratan, üreten insan, gerçekte hiç ölmüyor.

Türkiye'de bile artık çok az konuşulan bir dilin, Lazca'nın, Yamagata'da 150-200 kişilik bir salonda yankılanması; başka salonlarda başka dillerin, kültürlerin, yaşamların paylaşılıyor olduğunu bilmek; bir anda dünyanın merkezindeymiş gibi öykülerin ve gerçeklerin gözler önüne serilmesi; işte sanırım belgesel film festivallerinin gücü ve önemi buradan kaynaklanıyor.

Festivalde, Türkiye'deki film festivallerinde alışık olmadığımız bir ilgi ve özen ile karşılaştım. Bocalıyor insan tabi(!)... Filmleri, ilk gösterimden önce yönetmeniyle birlikte kontrol ediyorlar. Büyük sinema salonlarında ve kusursuz görüntü ve ses kalitesiyle gösteriyorlar üstelik... Yönetmenin gösterim sonrası izleyiciyle film üzerine konuşabilmesine çok önem verdikleri için filmler arasında oldukça rahat zaman aralıkları bırakmışlar. Her gün mutlaka bir gazeteci ya da sinema yazarıyla görüştürdüler. Düzenlenen söyleşiler de oldukça verimli geçti. Çok saygılı ve meraklı bir izleyici vardı katıldığım bütün gösterim ve söyleşilerde.

Şairin Ölümü'nün iki gösteriminde de hiç boş koltuk yoktu. Lazca'nın Türkiye'de ve Gürcistan'da artık oldukça az konuşulan bir dil olduğunu ve tehlikeli diller listesinde sayıldığını söylediğimdeyse bütün salonun benimle aynı üzüntüyü paylaştığını hissettim. Lazcanın yaşayan bir dil olarak birkaç nesil sonra varlığını sürdürebilecek miydi sorusunu kendi kendine soran bir izleyici, bu dilin daha önce hiç duymadığı bir melodisi olduğunu, kulaklara şiir gibi geldiğini ve inanılmaz zenginliği olduğunun hissedildiğini söylediğinde ister istemez çok duygulandım.

Bütün salonun alkışları aslında bir temenninin topluca dile getirilmesiydi: Böylesine güzellikteki bir dilin sanat dili olarak daha pekçok eserde kullanılması, geliştirilmesi ve yaşatılması.

Not: Dergiyi hazırladığımız süreçte, Helimişi Xasani'yi anlatan "Şair'in Ölümü" belgeseli için; 27 Ocak - 7 Şubat tarihlerinde yapılacak Rotterdam Film Festivali ve yine Kanada'daki önemli belgesel festivallerinden Hot Docs'tan davet geldi.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Efkan Denizli

Tamamı Megrelce Bir Gazete: Goypirudas, Goypaludas (Mapşalia)

[Not: Bu sayfada Gürcü alfabesiyle basılmış gazete görüntüsü OCR'da anlamsız Latin karakter dizisine dönüşmüş, o kısım [okunamadı] olarak atlandı.]

Megrelya'da çeşitli dönemlerde Megrelce gazeteler yayımlandı. Bunların ömürleri pek uzun olmasa da Megrelcenin gelişimine önemli katkılarda bulundukları bir gerçektir. Bu gazetelerden biri de Zugdidi'de Ramaz Kupra tarafından, tamamı Megrelce olarak yayımlanan Mapşalia adlı edebi gazetedir.

Samargaloda çeşitli dönemlerde Megrelce gazeteler yayımlandı. Bunların ömürleri pek uzun olmasa da Megrelcenin gelişimine önemli katkılarda bulundukları bir gerçektir.

Bu gazetelerden biri de Zugdidi'de Ramaz Kupra tarafından, tamamı Megrelce olarak yayımlanan Mapşalia adlı edebi gazetedir. Tabloid boyutta ve toplam 12 sayfadan ibaret olan gazete Gürcü harfleriyle basılmıştır. Mapşalia kelimesi Megrelcede bülbül anlamına gelmektedir.

Daha çok şiir ve edebiyat ağırlıklı bu gazetede birçok Megrel şairin şiirlerinin yanısıra çeviriler ve Megrelce ile ilgili yazılar bulunmaktadır. Gazetenin içeriği kısaca şöyledir;

  1. sayfasında Daniel Pipia adlı Megrel şairin tanıtımı ve birkaç şiirinin yanı sıra yayımcının okuyucuya seslendiği küçük bir giriş bölümü bulunmaktadır.

  2. sayfada Laşa Gaxaria'nın Megrelce şiir kitabı İriatoni'nin tanıtımına ve bu kitaptan bazı şiirlere yer verilmiştir.

  3. sayfada, Alio Kobalia tanıtılmakta ve bazı şiirlerine yer verilmektedir.

4., 5. ve 8. sayfalarda Ramaz Kupra imzası ile "Kolxuri (Margaluri) Nina Kolxuri Nina Re, Kolxuri Kortulişi Unçaşi Cima Nina Re" (Megrelce Kolkların dilidir, Kolkça Gürcüce'nin Büyük Kardeşinin Dilidir) başlıklı bir makalesi yer almaktadır. Burada çeşitli bilim adamlarından da faydalanarak Megrelcenin başlı başına bir dil olduğundan, Gürcücenin bir diyalekti olmadığından bahsedilmektedir.

  1. sayfada ise, Laz şairler başlığı altında Helimişi Xasani, Munir Yılmaz Avcı, Pexri (Fahri) Mtanebiva gibi Laz şairlerden örneklere yer verilmiştir. Yine aynı sayfada, Givi Karçava imzalı, Megrel ve Laz edebiyatı hakkında bazı değinmelerde bulunulmaktadır.

  2. sayfada, Ernets Heminway'in İndielepiş Opute (Hintliler'in Köyü) adlı öyküsünün Argo Çikvani tarafından yapılmış Megrelce çevirisi yer almaktadır.

  3. sayfada, Rinos Kvara3xelia ve Edem İzoria'nın şiir ve şiir çevirileri yer almaktadır.

  4. ve 11. sayfalarda, Ramaz Kupra'nın bazı şiirlerine yer verilmiştir.

Gazetenin arka sayfasında ise Axzor Lomaia'nın Megrelce deneme yazısı "Mişantxapa" yer almaktadır.

Gazetenin yayımcısı Ramaz Kupra, henüz birinci sayısı yayınlanmış olan gazetenin yeni sayıları için çalışmalarını sürdürmektedir. Megrel edebiyatının oluşması ve yaşatılması için Zugdidi'de önemli girişimleri bulunan aktivist ve şair Ramaz Kupra'yı canı gönülden destekliyor ve başarıları için tebrik ediyoruz.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Odabade

Odabade odabade, Skanda brel map oragade, Si ma majrat kudmabadi Şxva ninaşa moragade...

Enomxantud gurşa iro Omargaleş ja do tuta, Man3xvarişi ozeş oro Çkim Zugdidi, Cumi, Urta...

Ma vordiko sodga-sodga Skan 'oropaş va miğ ǩili Gonâg kidiri, komxutole Rtxink birgulmodirakilo.

Odabade, dorrabades, Dorrabades odabade, Marabadals dorabadank Rabadeli odabade...

Çganior rek odabade, Breli oko kudabade, Malimari ger-boşepi Daibadep do kudabadenk...

Odabade, ubadoba Kinox ginnağeli gapu, Musxani re, va goizizu, Va ibiru do va ila'opu...

Jişe ğoront kumoiçinans Ter-mocgire miti gapun, Veluk teşi, ninaş skaniş 3imodgina kodiçgapu...

Odabade odabade Kugoneb da, kenmapali, Kudamceri, skua gapuk Lubaş milaxunapali...

Şur do gurit ganinaluk Kile kinokartanelo, Tolep skan xet kigem3kuri Skan golua, skan santelo...

Odabade, ase oko Gavasure oragade, Telo kugorluapuda Skan ninaşa moragade...

Mitajamiş skvam ninaşa Dudişulo moragade...

— 1994, Gıma tuta, Zugdidi

[Not: Bu Megrelce şiirin yazarı Mapşalia gazetesi tanıtım yazısı içinde belirtilmiyor; bağlamdan (gazete makalesinden hemen sonra, gazete kurucusu Ramaz Kupra'nın şiirlerine gazetenin 10-11. sayfalarında yer verildiği bilgisiyle) muhtemelen Ramaz Kupra'ya ait olduğu düşünülüyor, ancak kesin değil — karar gerekiyor.]

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Sinan Badişi

Gondineri Ora

Foto: Bucaklişi, 2008

Şoxle paramonişi giğarğalat. Ağani bere şeni ixvenen Paramoni. Kianas didimardoba otkumalu şeni, bereşa xela-Kaoba oxvamu şeni ixvenen.

Artis kitxana Rusepeşen mlineri, artis kitxa na Padişaxiş mogoneri; artis kitxa na Çxalaşen, majuras ǩitxana Batumişen moxtimeri; dido koçi, oxorca, bere oǩobğeri ar svas virdi; nana do baba çkimi steri.

Sotxaşen ti mopti, mi vorli komiçkitu. Didinana do papulis uçkinan eşo. Çkar var gomoğkondu "nani Sinani nani..."

Ar gondineri oras mopti kianaşa. Eǩo iri xolo gondineri va rtutina, iri xolo yedgitu do nulutu çiťa çiťa.

Ma na dovibadi oputeşa; irkineri svaşen mugones didinanape do papulepek skidala. Artimajuras meşveleri, ar koçi steri, ar guriten skides. Gverdi uğğu gverdi Žğeri. İri xoloşi geçkalas oǩoǩateri. Ar Žiʒineri, ar bgareli; ar moğaluri, aş moşvacineri.

Şoxle paramonişi giğarğalat. Ağani bere şeni ixvenen paramoni. Kianas didimardoba otkumalu şeni, bereşa xela-kaoba oxvamu şeni ixvenen. Mteli opute ar bere şeni ikibğen. Bereşi skidalas ar guri steri ixvamups irik. Ağani berek xvala ibgars, çkva ti iri xeleri. Ar ǩele ar skidalaşen çkva goropape. Ar ǩulani bziri gverdi tuta, gverdi muruʒxi. E ti va ren göntxveri.

Nodi, mteli skidalaşi geçǩala steri. Ar koçiten mu igven. Yozi gona, oxaçkuten içodeni? Ma ar koçi mevuşveli çkimda moxtu vit noderi. Lazuti yopşa, korba Zğeli. Dinana do papuli çkimi, ar nodişen çinoperi.

Oǩoxunu txiri, lazuti, diğxu oʒxunu şeni. Seri gverdis ar oputes mendraşen pinçǩu steri ar te gamatanunna stvelis, ekonaşi igven oǩoxunu. Xepe meşvelu şeni, tolepe ogoru şeni. Çiťa çiťa muru3xepek gurepe otanapan.

Mi içilu, birapape solen mulun xoronis kuçxepeşi xoma, vit rakanis ignebun.

Bgara. Ar muruʒxi gemikordes. Emu şeni vikore3xupt. Tolepe yopşa, gurepe yopşa. Ar koçi şeni vibgart mtelik. Mişi baba, mişi nana, mişi bere. Mtelişi ar muruʒxi.

Maşkvitani ndğas ğuraşi, çkva skidalape oşenus gyoçkapan oxorcalepek. Artiş ǩulani majuraniş biçis memskvaneri. Skidala yoçkindinaptes Koçepeşi mota vore. Emu şeni miğun guri ğurapeşen ti göndvaleri.

Var na, gondineri ar oras monoxtime vore kianaşa.

Txiri, lazuti ozxunuşi makina kagamaxtu. Oǩidu şeni traktori. Majurxociten oǩidu muğo igven kobziri. Lazuťişi omolu, diǩaşi okinu. Noderepeşi birapa gucişen var mixteps. Diǩa do lazuti şeni Şğami kagamaxtu. Çkva oǩoxunu ti var ren, var ti nodi.

(1 Paramoni: Ar oxorZaşi irkineri bereşeni na ikupan aengi. Nandidepek omʒeli komuğaman beres. Doxeduran do artot Şkomupan-şupan.)

Ar kartalis Şareli vognap mi içilu, mi gyuntxu. Var malu do jur mutxa meçareli ar kartali vucğoni: "Derdi magu do var momalu şeni, tkvan xeleri doskidit, koabaten. Sinani."

Naǩo bere dorderen çkimi mxucişa. Mişi bere re ya do var makitxen na ocğoreten, ma so vida?

"Lumcun tanun, iri xolo tolişen mendra sotxa igzals çiťa çiťa. Si so re? Namu vavas nikobineri nimter, so ulur, si mi re? Seri gverdis, ǯǩupi ar oputles ar te gamatanutu. Çita, pinçku gağonetu mendraşen. Var na ixi ti ilabars şeni ivals ar lambak tanuptu ekonaşi. Lambaşi tude naǩo tolik tanuptu muru3xepe steri. Jureneçi ǩulani, sumeneçi biği tolik iri xolos şuri meçaptu, Şoxleti goropas. Ar ǩulani do ar biçişi goropas xvala var, iri xoloşi goropas, okvortinuşi goropas, goropaşi goropas. Naǩo tolik artimajura oskedinaptu e opules. Naǩo xes, çkva mitxani şeni floxti yuxtu, ibaru, ikapetanu. İri xolo guriten oǩoǩateri igvetu şeni, çkarte, ar ǩoçis, jur toli do jur xe var uğutu, mteli tolepe, mteli xepe, mteli gurepe ar koçi tu."

Jur oraşi şkas mopti şeni. Mcve ti komiçkin ağani ti. Muço vortit, muço vigvit, mtelikobziri. Emu şeni aşo bgarua moǩideri govulur.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Esat Sarı

Oǩorobu

Ar Kuçxe Ekazderi, Ti-Muşi Şkimi Kale

Ar ndğa sifteri mortapuşa Katorişa mendafti. Livadis dolofti dovar laçi-şkimi koku dou, evedi evedi sifteri kodolovikaği do lağis govaonerlti. Laği-şkimi-ti ar xui kuğurtu; ortiği azirasi ar kuçxe kekozdams do ar ortliçis noğers ar ma memotserlu do Çopi var vuğvaşa ortiği va moselamtu.

Kuçxe kekozdu do ar komemoğedu. Ma-ti gopi pri vuğvi melendo ortiçi moyiselu. Ortiçis sifteri komovurti. Ortiçi imťen sifteri cvantxozen, ides do ides... Kurikaşi raǩani moyiles.

Naku ndğa dolumcu şani sifteri dobgori na-ti var maziru. Hiku na-maoropertu sifteri-şkimi var bzirisi ma-ti ham duyla ardaha var pare ptkvi do şardi domazitu.

Ndğalepe golilu, golilu oriğişi ora-ti golilu. Kişi tutape komoxdu. Ruba Kale cevulurtişa mu maziras; laği-şkimi ar kuçxe ekazderi, ti-muşi şkimi Kale golankteri ǩali diyu do "Şopi" mişvasen ya do miyondrams.

Kalu Şuǩuri Mtui

Çumanişi sifteri mortapuşa vidare ma do ordoşa dovinciri. Pri ncirişa amafti kutavina-şkimi opşa lalumtu do mu ağodu ar kop3ada pikvi do pencere gomği. "Kuta, kuta" nena mepçisi, komemaxolu do ar ma memofğers, toli golonktams do ar-ti bardi kale golağen. Xolo kuta vuğomer, xolo toli goloktams do bardi moğirams.

Mu-ti var vogni do dovincini. Seris xolo "ğab ğab ğab" lalusi var masarbu moviseli. Çona mevutani do p3adisi Kutavina-şkimi bardişi ti moyuxen. "Kuta hey mu ikum, kocexti hekolendo" vuğvisi, şumineri, şumineri kocextu do xolo bardi kale toli golankteri meğomilu kocoğu. Xolo ma mu-ti var oxovoğoni do dovinciri.

Seri gverdis kutavina-şkimişi n3au, nğau ogirinute gopku3xi. Evedi evedi gamovukapi do çona mevotanisi, mu maziruko! Ar morderi, kkatu şuǩu mtui kutavina-şkimis ǩapula kocuxedu do ʒxeni steri bardişi gomtumanepes gokapinapams.

Mecere kutavina-şkimi işmarite him moğiramtu do ma var oxovoğoni dotu.

Rusişi Uçağepe - Rus Uçakları

Birinci dünya savaşı yıllarında Rus uçakları Gera'yı bombalamaya başlar. İmdat çığlıkları arasında yedisinden yetmişine herkes silaha sarılır ve karşı koyarlar. Ferat Dayı da o muharebede kahramanca çarpışanlardan birisidir. Yıllar sonra mahallenin gençleri bu çarpışmanın nasıl olduğunu merak edip Ferat Dayı'dan anlatmasını isterler. Ferat Dayı o günleri tebessümle hatırlayarak anlatmaya başlar.

  • Zuğaşi cindoşa kinçi suri steri Rusi uçağepe moyipines. Hemen tufeğe sarildum. Dolma ťufeği vopşi do komeşkapxedi. Cindo-şkimişa golulurteyşa bi koyverdum kobra gamovuçirdi. Uçak yalpaladı Furtona-şani alu. Heko kodolintxu.

Ar ora şukale bombardumanun xaberini alan Turk uçakları imdata yetişurler ve çok şiddetli bir çarpişma başlar.

  • Ma-ti ťufeği ar daha vopşi do viyondramti-çi ar uçaği cindole-şkimişa komoxtu. Buna bir koyverdum himu-ti benzinişi depo gamovunçdori.

  • Melendo nena momçes. Ferat si mu-i?

  • Mu p̌i do?

  • Him şǩuni uçaği otu. Uçaği-şkuni doili do huy mu iyasen.

  • Hemen ťufeği ar daha vopşi cindo-ti komp̌uri kodolobdvi, gamoviğedi, benzini ekvaoren gamançorerişa. Bi koyverdum xutulas komp̌uri dovunzgipi do dovoçuletini.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Berepe Şeni Lazuri Yoxo (Lazca Kız ve Erkek İsimleri)

Lazuri biği do bozo-ǩulani yoxope - coxope (Lazca kız ve erkek isimleri)

Bozo - Ǩulani şeni (Kız adı)

  1. Bedi: Talih, kader
  2. Dadali: Güzel, gül
  3. Esvara: Her şey
  4. Ezmoce: Rüya
  5. İlimba: Sevilir olan
  6. Liva: Karsuyu
  7. Mani: Çabuk, hızlı
  8. Mira: Yüz, çehre
  9. Peri: Renk
  10. Pavri: Yaprak

Biği şeni (Erkek adı)

  1. Akoni: Buralı
  2. Aşena: Lazca'da bir isim
  3. Dirvana
  4. Ekana: Lazca'da bir isim
  5. Jurte: İki ışık, ikinci ışık
  6. İrday: Büyüsün
  7. Lande: Akis, yansıma
  8. Medi: Umut
  9. Orena: Lazca'da bir isim
  10. Şineri: Saygın (Şina: Saygı)
Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Oxaziru: İsmail Bucaklişi

Ocazuvi 3 Oviğuram / Lazca Öğreniyorum - Dogura 10: Uyonun

Lazcada Çoğul Eki

  1. Lazca'da çoğul eki "-pe"dir. Çoğul eki isimlerin sonuna gelir. Entxozepe: bere: çocuk, berepe: çocuklar; bukka: yaprak, butkape: yapraklar; porça: giysi, porçape: giysiler.

  2. Çok heceli kelimelerin sonundaki "i", çoğul eki "-pe"nin önünde "e"ye dönüşür. Entxozepe: mʒxuli: armut, mʒxulepe: armutlar; ǩiti: parmak, kitepe: parmaklar; mçxuri: koyun, mçxurepe: koyunlar. Ancak, isim tek heceli ise sondaki "i", "e"ye dönüşmez. (ti: kafa, tipe: kafalar) gibi.

  3. İsmin sonundaki sesliye göre (vuayele göre) çoğul eki, "-lepe" şeklinde de olabilir. Entxozi: ndğa: gün, ndğalepe: günler; kva: taş, kvalepe: taşlar; cuma: erkek kardeş, cumalepe: erkek kardeşler.

  4. Sıfatlar ve partisipler isim olarak kullanıldığı zaman çoğul eki alırlar. Entxozepe (sıfatlar için): gunže: uzun, gunZepe: uzun olanlar; mçipe: ince, mçipepe: ince olanlar; kçe: beyaz, kçepe: beyaz olanlar. Entxozepe (partisipler için): çareri: yazılı, çarerepe: yazılı olanlar; mexveri: dökülmüş, mexverepe: dökülmüş olanlar; çǩomeri: yenmiş, çkomerepe: yenmiş olanlar.

Praktika: Aşağıdaki kelimelerin çoğul hallerini noktalı yerlere yazınız. (-pe/-lepe) eklerini doğru kullanmaya dikkat ediniz: 1. (kuzu) 2. (bulaşık) 3. (gelin) 4. (bizim, bizimki) 5. ... 6. ... 7. ... 8. (dayı, amca) 9. (metin, tekst)

Dogura 10 - Uyonun

Lazcada "sahip olmak" iki farklı fiille ifade edilir. Uyonun: canlı varlıklara sahip olmak. Uğun: cansız varlıklara sahip olmak.

"Uyonun" çekimli fiilinin fiil-isim (Türkçe'deki masdar) biçimi yoktur. Bu fiilin çekimli hallerinde "sahip olan" (özne) her zaman için datif eki "-s" alır. Sahip olunan (nesne) ise hep yalın halde olur. "Uyonun" fiilinin bütün zaman ve kiplerde çekimi yapılabilir. Ancak bu çalışmada sadece şimdiki zaman biçimine yer verilmiştir.

Ma bere miyonun. (Benim çocuğum var.) Si bere giyonun. Hemus bere uyonun. Çku bere miyonuran. Tkva bere giyonuran. Hentepes bere uyonuran.

"Uyonun" fiili "ko-" eki ile birlikte kullanılabilir. Komiyonun, kogiyonun, kuyonun... gibi. Bu durumda ifade kesinleşmiş, anlamı vurgulanmış olur.

Entxozepe: 1. Şanas ar kotume uyonun. Şana'nın bir tavuğu var. (Şana isminin sonuna datif eki "-s" gelmiştir.) 2) Şanas jur puci uyonun. Şana'nın iki ineği var. (Sahip olunan nesne sayısı birden çok olunca, nesne çoğul eki almaz. Yani "jur puce-pe" olmaz.) 3) Artes, Şanas do ma otxo kinçi miyonuran. Arte, Şana ve benim dört kuşumuz var. (Sahip olanlar "Arte, Şana ve ben" datif eki "-s" almışlardır.) 4) Hentepes sum bere uyonuran. Onların üç çocuğu var.

Praktika 1: Aşağıdaki noktalı yerlere "uyonun" fiilinin ilgili şahısa göre uygun olan çekimli halini yazınız. 1. Şanas ar kinçi... Şana'nın bir kuşu var. 2. Hentepes cumalepe... Onların erkek kardeşleri var. 3. Si do Artes dalepe... Sen ve Arte'nin kız kardeşleri var. 4. Si do ma dostepe... Senin ve benim dostlarımız var. 5. Hemus jur biçi do ar bozo... Onun iki erkek ve bir kızı var. 6. Si miti var...-i? Senin kimsen yok mu? 7. Ma sifteri...

Praktika 2: Aşağıdaki noktalı yerlere uygun olan kişiyi yazınız (ma, si, Şana, Arte gibi...). ... ar kotume uyonun. ... berepe uyonuran. ... katupe giyonuran. ... arkadaşepe miyonuran. ... ar ǩatu do jur kinçi uyonun. ... cuma var giyonun-i? ... sifteri miyonun.

Uğun

"Uğun" çekimli fiili Lazcada "cansız varlıklara sahip olma" anlamında kullanılmaktadır. Bu fiilin, fiil-isim (Türkçe'deki masdar) biçimi yoktur. Bu fiilin çekimli hallerinde "cansız varlığa sahip olan" (özne) her zaman için datif eki "-s" alır. Sahip olunan cansız varlık (nesne) ise hep yalın halde olur.

Ma oxori miğun. (Benim evim var.) Si oxori giğun. Hemus oxori uğun. Çku oxori miğuran. Tkva oxori giğuran. Hentepes oxori uğuran.

"Uğun" fiilinin bütün zaman ve kiplerde çekimi yapılabilir. Ancak bu çalışmada sadece şimdiki zaman biçimine yer verilmiştir. "Uğun" fiili "ko-" eki ile birlikte kullanılabilir. Komiğun, kogiğun, kuğun... gibi. Bu durumda ifade kesinleşmiş, anlamı vurgulanmış olur.

Entxozepe: 1. Şanas ar oxori uğun. Şana'nın bir evi var. 2) Şanas jur makvali uğun. Şana'nın iki yumurtası var. (Sahip olunan nesne sayısı birden çok olunca, nesne çoğul eki almaz. Yani "jur makval-e-pe" olmaz.) 3) Artes, Şanas do ma xut ǩiti miğuran. Arte, Şana ve benim beş parmağımız var. 4) Hentepes sum uşkuri uğuran. Onların üç elması var.

Praktika 1: Aşağıdaki noktalı yerlere "uğun" fiilinin uygun olan çekimli halini yazınız. Entxozi: Ma ar kelemi miğun. Benim bir kalemim var. 1. Şanas ar kelemi... Şana'nın bir kalemi var. 2. Hentepes didi kvalepe... Onların büyük taşları var. 3. Si do Artes ncalepe... Sen ve Arte'nin ağaçları var. 4. Si do ma tilifonepe... Senin ve benim telefonlarımız var. 5. Hemus ar xami do ar ǩuzi... Onun bir bıçak ve bir kaşığı var. 6. Si muti var...-i? Senin birşeyin yok mu? 7. Ma dido leta... Benim çok toprağım var.

Praktika 2: Aşağıdaki noktalı yerlere uygun olan kişiyi yazınız (ma, si, Şana, Arte gibi). ... tapanca var uğun. ... arguni uğuran. ... oçkomalepe giğuran. ... dido para miğuran. ... ar xami do jur ǩuzi uğun.

İyelik Zamirleri

İyelik zamirleri isimden önce ya da sonra kullanılabilirler.

Ma: çkimi (benim), Si: skani (senin), Hem: muşi/himuşi (onun), Çku: çkuni (bizim), Tkva: tkvani (sizin), Hentepe: nişi/hinişi (onların).

a) Ma oxori miğun. Benim evim var. Oxori çkimi çuta ren. Benim evim küçüktür. b) Si oxori giğun. Oxori skani çuta ren. c) Hemus oxori uğun. Oxori muşi çuta ren. d) Çku oxori miğuran. Oxori çkuni çuta ren. e) Tkva oxori giğuran. Oxori tkvani çuta ren. f) Hentepes oxori uğuran. Oxori nişi çuta ren.

Praktika 1: çkimi, skani, muşi, çkuni, tkvani, nişi kelimelerini kullanarak aşağıdaki noktalı yerleri doldurunuz. Entxozi: Ma ar kelemi miğun. Kelemi ... (çkimi) uça ren. 1. Si ar kelemi giğun. Kelemi ... mǩule ren. 2. Şanas ar kelemi uğun. Kelemi ... xanğeni ren. 3. Şanas do ma kelemepe miğuran. Kelemepe ... çiťa ren. 4. Şanas do Artes kelemepe uğuran. Kelemepe ...

Praktika 2: Aşağıdaki boşlukları, miğun, miyonun ve çkimi, skani, muşi ... ile tamamlayınız. Entxozi: Ar svara miğun. Svara çkimi mçxu ren. (Benim bir kitabım var. Kitabım kalındır.) 1. Ma ar mota... Mota... jureneçi do xut Şaneri ren. 2. Artes toma... Toma... çula ren. 3. Çku ar biği...

Ağani Kelimepe

dogura: ders; entxozi: örnek; praktika: pratik; tiǩani: kuzu; noçxeşe: bulaşık; animse: yeğen; noğare: metin, tekst; sifteri: atmaca; tilifoni: telefon; oçǩomale: yiyecek; jureneçi: kırk sayısı; universeta: üniversite.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Anǩe Musa Cedeşi

Ağne Ǯana Mogaşanan!

Ağne ǯana Mogaşanan! Orapeşen doni mşunan. Dixas; kianaşi guri İr' xalkepe konopşunan.

Xalkepe; tito pukuri Guixtinan do gvaşuvan. Nananena ren topuri Artikartis mskva işinan.

Skidala ren çkineburi Skidalaşen va-gaşkurnan. Lazi-Megreli, Kolxuri Çkun-ti boret gomaşinan.

Lazi-Megreli; ar şuri Şuronepek şur' dişvanan. Uçodine, mskvaneburi Ağne-Şana mogaşanan..!

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Yılmaz Munir Avcı

Ey Gidi Beroba

Foto: Başar Hatırnaz

Eşo orapes eşo şeepe igvenki, potes var guiçkondinen. Berobas tis na momixtu am dulyas memʒxveri do menlaleri, gekteri do gokteri xilafi çkar mutu var uğun.

Sum-otxo Şaneri vorti-var vorti, oputes çkimeburot vistertişi, yenge çkimi komoxtu. Ar çila komemakidu şkule oxorişa kamaxtu do nanas kiluxedu. Oxoriş neǩna gon3kimeri nartu şeni entepeşi sersepe gale ignapetu. Kimi nenapeti uxuiğonetu. Mʒika ora mikiluşi, cumadi-ti komoxtu do oputeş gomorgvas na goloğkadun ğgoberis kogolaxedu. Ar ǩele man mojkers, ar kele-ti coğoris ucoxoptu. Munde şkule:

"-Bere! Sin ek mu ikip? Talaxis mot doloxe!" -ya do mkitxu. "-... Man, vister... Meaci vonçvirap."

Çkini sersepe doloxendo ognesşi Sefiye Dadik domicoxu. Nkapineri oxorişa kamaptişi-ti mkitxu:

"-Bere, mi moxtu? Mi kala ğarğalapti!"

Em oras govişaşi. Cumadi çkimi, dadis mu agvetu! Mututen var maçkinuşi guris memandaru do mutu var matku. Man namemandaru oxoğonuşi dadik-ti memokaçu.

"-Epçi, mi moxtu mot va tkumer! Var-na var içinopi!" "-.. Koo...Viçinop! Xolo dopstibişi, emuk-ti xolo memokaçu." "-Bere, oputeşa puci amaxtu-i?" "-A-ah!..Baba skani moxtu."

Nana do dadik ar komendom3kedes do okuleti makarapes kuxuşkves. Man dido oncğori namagu şeni gale vimtişi, yengek kapulaşen nena memiçişinu:

"-Baba çkimis uğvi do ak komoxtas!"

Gale gamaptişi cumadik kelomokaçu. Mendap3kedişi, emuk-ti iri şei na ognu şeni iziğaptu.

"-Sin gicoxopan!" -ya vuğvi do mekavilişi, cumadik: "-Mik micoxops?" -ya do nena memiçişinu.

Haydaaa! Cumadi, dadişi baba ren-na, dadi cumadis mu agven? ǩaixeşa na govişaşi ǩoxoŞonuşi, emuk-ti memokaçu.

"-Epçi, mik micoxops, mot va miğumer?"

Omtünuş gza var maziruşi vistoli.

"-Nana skanik!"

Em oras, cumadişi oZiğinuten kiyana kodilixu. Tolis çalamure gextimeri oZiğunu ipti man ek mizirapun. Em ndğa muğo gomoçkondun.

E do, beroba kogomaşinuşi mʒika çkva berobaşen komevogonat.

Soren aği? Ari Çuğuli kala ç̌ereli geni çkimi. Muşeni var maziren? Em Ç̌iťa ğaço kala bresti mçita sifteri. Aği so kala gulun? So ren laǩoťi çkimi. So ren aği? Goxareli porça do dolopseri ijdoni, Talaxeri kuçxe do monğikeri şavali. So kala ren? Man bigaşi ʒxeniten nagoviti ǩazoni. So ren mili do biga çkimi? So ren aği? Çanğaxis dolobğeri na guraptes mjvabupe. Man na gevatxozeti, Müitape mezZangeri em mskva ğaliçxomepe. So kala ren? Kantxape, Şiğilape, Pucepe na mimxortes Karvatişi mtutepe. So ren burçuli çkimi? Soren aği? Uça moniş kakape Kudi steri motveri yeşili inçirepe. Birtum na pğuğonupt, Buikuciş metopure loga purçumalepe. So nikobunan? Man na gevatxozeti Çerel Çurul kvinçepe. Mik yezdu do mimpulu, So ren laǩaťǩa çkimi.? So ren aği? Şibepe gokireli, Xareli pağaraten na visterti ndğalepe. Mu igu do yeğkodu? Dimçkupes, butkucepes na mevuşkvi xilipe. So kala ren? Tutuniş niyetine nikobaşaşi na pşupti, Lazuťiş xomula puskyulepe. So gondunu? Gverdi elaťaxeri margvali yali çkimi. Soren aği? Oyali do mökidi çkimi. Mteli mali mulkepe. Mukonari mskva kortes, Ťeťeli na vinçvirti dido didi zoğape. So kala ren? Man kulanepe kala, Kvap̌ap̌uli na visterti ndğalepe. So ren aği eǩo manebra çkimi? So ren p̌ap̌uli çkimi? So ren dinana çkimi? So renan cumadepe? So idu dadi çkimi? Sole ǩele gondunes? Mcveşi mskva goşinupe? Şurimşine Ella çkimi Sin domiğvi mu igven. Muşeni var maziren, So ren beroba çkimi!?

— Yılmaz Munir Avcı

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Oxaziru: İsmail Bucaklişi, Resimleyen: Filiz Karadere

Mtugi Mjoraşa / Mtugişi Meseli - Farenin Masalı

*Nurdoğan Abaşişi'nin Laz Halk Masalları kitabı temel alınarak hazırlanmıştır. Megrelce (Margaluri) çevirisi: Lazurişen Golakturu: Givi Karçava.

Mtugişi Meseli - Lazuri

1 Ar mtugik ar ndğas mu tku doren, giçkinan-i? 2 Ham kianas udidaşi min oren hemus sica bavare -ya. 3 Mteli mtugepek ti ezdes do, 4 Udidaşi mjora ren, si hemuşa idi -ya do konogures.

5 Mtugi mjoraşa igzalu. 6 Haği mtugi igzalu mjoraşa. 7 Mot moxti e mtugi çkimi? -ya do kitxu mjorak. 8 Mtugik, Udidaşi min oren, hemuşi bozo epçopare -ma do bikadi doren. 9 Gobikitxi şkule udidaşi mjora ren -ya miğves, Ma-ti komopti skanda, bozo skani momçare -ya uğu mjoras. 10 E mtugi çkimi, tutas seris-ti tolis aǯiren, 11 ma seris tolis var mağiren. 12 Udidaşi tuta ren -ya uğu mjorak do gzas kogyodginu mtugi.

13 Mtugi tutaşa mendaxtu. 14 Mtugi gedgitu gzas do 15 guda çandineri çandineri, 16 serişi gverdis tutaşa mendaxtu. 17 Tutak, E mtugi çkimi, mu gağodu do serişi gverdis hak moxti? -ya do ubecğu. 18 Mtugik-ti, Mjorak momoşku, ham kianas udidaşi sin orti doren do bozo skani eçopumuşe mopti -ya uğu tutas.

19 Mjorak mʒudi giğu, -ya, seris-ti tolis maziren ama mpula mulun do komomatven, 20 hemindoras mutu var maziren -ya, 21 Ma na-miçkin udidaşi mpula ren, si heyaşa idi -ya uğu Tutak.

22 Mtugi mpulaşa igzalu. 23 Mtugi çandineri xoroneri mpulaşa mendaxtu. 24 Uğu çkva mpulas; Gobikitxi do ham kianas udidaşi sin orti doren. 25 Bozo skani epçopare, heşo kadineri bore -ya. 26 Mpulak, Si mik giğu? -ya do kitxu. 27 Tutak miğu -ya, 28 Tutak seris gyotanamtaşa mulur do komokatver. 29 Tutas tolis var aǯiren, -ya.

30 Mpulak, var mtugi çkimi var -ya, 31 udidaşi ma var bore, udidaşi ixi ren -ya. 32 İxi elabars do melen ʒixaşa golomolapams do şkit raǩani moomolapams. 33 Hemuşeni udidaşi heya ren -ya uğu mpulak.

34 Mtugi-ti goişaşu ham dulyas. 35 Edo, heşo gemzuleri, tamo tamo igzalu ixişa.

36 Mtugi ixişa igzalu. 37 E ixi çkimi ixi -ya, 38 si çkva mitişa mot moşkumer, 39 udidaşi ma bore miğvi do bozo skani kepğopa -ya uğu. 40 Hemindoras ixik, E mtugi çkimi mtugi, si mpula kala isinapamtişa 41 ma hakolen golobiti, 42 mutu isinapit mteli kobogni -ya, 43 Çkva udidaşi ma-ti var bore, mʒudi var masinapen -ya. 44 Min oren hemindoras udidişi? -ya uğu mtugik.

45 Mpulak ʒori giğu, tutas mebubaram do melen ʒixaşa golobolapam. 46 Ama, melen ʒixaşi rakanis na-geladgin mçǩoni Zirem-i? -ya, 47 çkva hemus sumoşi Şanaşen doni mebubaram, 48 ako oxobonkani do var gemaktu çkva, udidaşi heya ren -ya uğu ixik.

49 Mtugi meǩonişa igzalu. 50 Mtugi ǩapineri yo3xontu mçǩonişa do totis kogamaxedu. 51 Dido-ti amşkorinu dortun do mçǩonişi tasi oğkomus kogyoğku. 52 Mikonik koziru mtugi do, 53 Tasi çkimi mot imxor -ya do ubecğu.

54 Ar ǩaǩali tasi şeni mod mibecğam -ya, 55 handğa Şume sica gavare -ya uğu mtugik. 56 Mçkonis apxasinu do kitxu, Muperi sica? -ya, 57 Mtugik axveğu, 58 E mekoni çkimi, ma kadineri bore. 59 Ham kianas udidaşi miti ren hemuşi bozo epğopare. 60 E do, İxik skanda momoşku. 61 Udidaşi sin orti doren -ya, 62 Mçkonik ar kai kogamizi3inu. 63 E mtugi çkimi mtugi, mod memoçkin, var mçodun. 64 Si mʒudi giğves doren. 65 Udidaşi ma var bore çkva -ya. 66 Tudele çkimi ar ğorma koren. 67 Gexti do heko meşaxti do miti gazğirasen çkva heya ren udidaşi -ya uğu.

68 Mtugi mtugişa igzalu. 69 Mtugi ǩapineri ǩapineri gextu do ğormas komeşaxtu. 70 Meşaxtu do oğkeduis çil do komoci mtugepe çxoro bere-nişite oxori doves doren do heko skidunan.

71 Mtugik mutu var oxoğonu, 72 Ham mtugepe udidaşi muğo ivenan? -ya uğu. 73 Mçkonik, Var gaziren-i, naǩo Şanas hako pskidur. 74 Mitis mutu var axenu. 75 Ham mtugepe tudele komeşemixtes. 76 Mixutones mixutones do mteli peso omiçkomes. 77 Hemuşeni handğa çume gebiktare, ndğalepe domiçodinez -ya.

78 Mtugik isimadu isimadu do konagnu, Miti didi ren, ti muşi şeni didi tu doren -ya tku do amaxtu xutulaşa do bozo akvandu.

79 Mtugik mtugi kefopu. 80 Çkva hemu-ti mtugepeşi mapa var tu doren-i! 81 Ezdu do bozo muşi ham mtugis komeçu.

82 Mapak mbağuş neǩna kogon3ku. 83 Ntxirişi, nežişi, kyumeşi, ǩaǩa ǩuǩuşi opçkomit. 84 Ar kai-ti gudate kogebixoronit do komopti.

85 Munği munği mun3ala 86 Komopti xvala xvala

Farenin Masalı - Türkçe

1 Bir fare bir gün ne demiş, biliyor musunuz? 2 Bu dünyada en büyük kim ise ona damat olacağım, demiş. 3 Bütün fareler başlarını kaldırıp, 4 en büyük güneştir, sen ona git, diye öğretmişler.

5 Fare güneşe gitmiş. 6 Şimdi fare gitmiş güneşe. 7 Neden geldin ey benim farem? diye sormuş güneş. 8 Fare, en büyük olanın kızını alacağım diye ahtetmişim. 9 Soruşturdum, en büyük güneştir dediler, ben de geldim sana, kızını vereceksin, demiş güneşe. 10 Ey benim farem, ayın gece de gözü görüyor, 11 benim gece gözüm görmüyor. 12 En büyük aydır, demiş güneş ve yolcu etmiş fareyi.

13 Fare aya gitmiş. 14 Fare yola koyulup, 15 tulum çala çala, 16 gece yarısı aya varmış. 17 Ay, Ey benim farem, başına ne geldi de gece yarısı buraya geldin, diye kızmış. 18 Fare de, güneş yolladı beni, bu dünyada en büyük senmişsin, kızını almaya geldim, demiş aya. 19 Güneş yalan söylemiş sana, gece de gözüm görüyor ama bulut gelip kapatıyor beni, 20 o zaman birşey göremiyorum, demiş. 21 Benim bildiğim en büyük buluttur, sen ona git, demiş ay.

22 Fare buluta gitmiş. 23 Fare çala oynaya buluta gitmiş. 24 Demiş ki buluta; soruşturdum, bu dünyada en büyük senmişsin. 25 Kızını alacağım, öyle ahtim var, demiş. 26 Bulut, sana kim söyledi? diye sormuş. 27 Ay söyledi, demiş, 28 Ay gece aydınlatırken gelip önünü kapatıyormuşsun. 29 Ayın gözü görmüyormuş. 30 Bulut, hayır benim farem hayır demiş, 31 en büyük ben değilim, en büyük rüzgardır, demiş. 32 Rüzgar esip öte taraflara savuruyor, yedi tepeyi aşırıyor beni, 33 O yüzden en büyük odur, demiş bulut. 34 Fare de şaşırmış bu işe. 35 Böylece, öyle mahzun, yavaş yavaş gitmiş rüzgara.

36 Fare rüzgara gitmiş. 37 Ey benim rüzgarım demiş, 38 sen beni başka birine gönderme, 39 (bana) en büyük benim de de kızını alayım demiş. 40 O zaman rüzgar, Ey benim farem, sen bulutla konuşurken 41 ben ordan geçiyordum, 42 konuştuğunuz herşeyi duydum, demiş, 43 En büyük ben de değilim, yalan konuşamam, demiş. 44 Kim öyle ise en büyük? diye sormuş fare. 45 Bulut sana doğru söylemiş, aya üfleyip öte taraflara savuruyorum. 46 Ama, öte tarafın tepesinde duran meşe ağacını görüyor musun? demiş, 47 ona üçyüz yıldan beri üflüyorum, 48 o kadar salladım deviremedim, en büyük odur, demiş rüzgar.

49 Fare meşe ağacına gitti. 50 Fare hızlıca fırlamış meşe ağacına ve bir dala oturmuş. 51 Çok da acıkmış ve meşe ağacının tohumunu yemeye başlamış. 52 Meşe ağacı fareyi görünce, 53 tohumumu yeme diye kızmış. 54 Bir tane tohum için kızma demiş, 55 bugün yarın damadın olacağım, demiş fare. 56 Meşe ağacı şaşırıp sormuş, nasıl damat? diye. 57 Fare yalvarmış, 58 Ey benim farem, benim ahtim var. 59 Bu dünyada en büyük olanın kızını alacağım. 60 Derken, rüzgar sana gönderdi. 61 En büyük senmişsin, demiş. 62 Meşe ağacı iyice bir gülmüş. 63 Ey benim farem, bana sataşma, moralim bozuk. 64 Sana yalan söylemişler. 65 En büyük artık ben değilim, demiş. 66 Altımda bir delik var. 67 İnip oraya gir, kimi görürsen en büyük odur, demiş.

68 Fare fareye gitmiş. 69 Fare koşa koşa inip deliğe girmiş. 70 Girip bakmış ki karı koca fareler, dokuz tane çocukları ile ev yapmış orada yaşıyorlar. 71 Fare birşey anlayamamış, 72 Bu fareler nasıl en büyük olurlar, demiş. 73 Meşe ağacı, görmüyor musun, kaç yıldır burada yaşıyorum. 74 Kimse birşey yapamadı. 75 Bu fareler altıma girdiler. 76 Kemire kemire tüm köklerimi yediler. 77 O yüzden bugün yarın devrileceğim, günlerimi bitirdiler, demiş. 78 Fare düşünmüş düşünmüş ve anlamış; kim ki büyüktür, kendi başı için büyüktü, demiş ve deliğe girip kızı istemiş.

79 Fare fareyi almış. 80 O da farelerin kralı değilmiymiş! 81 Almış kızını bu fareye vermiş. 82 Kral ambarın kapısını açmış. 83 Fındık, ceviz, kyume, ne varsa yedik. 84 Tulumla iyi bir horon oynayıp geldim ben de.

85 Munği munği munğala 86 Geldim yapa yalnız

(Not: Bu masalın Megrelce (Margaluri) paralel metni de kaynak OCR'da mevcuttur, ancak yer tasarrufu için burada Lazca ve Türkçe metinlere yer verilmiştir; Megrelce metin kaynak taramada satır satır Lazca metinle iç içe dizilidir.)

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Efkan Denizli

Okitxuşi (Bulmaca)

Timeleşi (Soldan Sağa)

  1. Titudeşi 2. Xura na imboninen sva 3. Maartani şuri 4. Kai na var omzgudinams leťa 5. Gototeri ca, çatala 8. Sumiş ukuleni numera 9. Kotume do kvinçişi monta 12. Gali, oruba 14. ʒxenişi mandre 16. Lazonaşi ar noğa 17. Xopaşi ar opute 19. Zerdava 21. Dido mali do para na uğun mitxa 23. Ar nomera 26. Artot 28. Papi 29. Ar numera 30. Antrise 32. Dido Şaneri komoli koçi 33. Oçkomuşeni fora, oyini 35. Ar nota 37. Mara

Timeleşi (Yukarıdan Aşağıya)

  1. Oxorişi Şalendo kale 6. Tani 7. Udodginu, vira 10. Ar nota 11. Nam sva 12. Ar nota 13. Mçxuri steri ar skindina, şuroni 15. Lazuti, mkveri do oçkomalepe na moladuman sva 17. Didi xoma 18. Mandre, axiri, boga 20. Ar numrera 21. Juri ǩuçxeşi oşkenda 22. Tudendo kale, tude 24. Yeri, nodguri 25. Dogondineri gona 27. Şuvi, ʒkariari 28. Oşvalerişi ar nosile 31. Tku 33. Portakalisteri ar xila 34. Dolonişi ar dğa 35. Majurani şuri 36. Ťoťi, ara 39. Kvinçişi kapani 40. Bereburi ens ǯǩari 41. Ar nota 42. Xaçǩeťi, xoşǩa. Aği 40. Nam koçi.

Şoxleneri Okitxaleşi Coğapepe (Bir Önceki Bulmacanın Cevapları)

Timeleşi: 2. Sva, 3. Amu, 5. Ti, 6. Alaşa, 9. Asǩili, 10. Abaza, 13. Xe, 14. Ora, 16. Aburi, 18. Astani, 20. Mi, 21. Ar, 23. Badibiçi, 26. Şu, 27. Atina, 28. Do, 29. Badila, 30. Bacgi, 32. So, 33. Viya, 35. Ançoşi, 37. Ağremi, 40. Te, 41. Alimorci.

Titudeşi: 1. ǩuǩu, 2. Sol, 3. Aina, 4. Ma, 6. Ara, 7. Abreǩi, 8. Ovro, 9. Arfaşeni, 11. Alboni, 12. Vit, 15. La, 17. Azmarida, 19. Aşi, 20. Mbu, 21. Arnavi, 22. Ya, 24. Anoste, 25. İsa, 31. Ante, 34. Angi, 36. Oşi, 38. Re, 39. Mu.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Lazuri Ç'anda - Laz Kültür Derneği Güz Konseri

Fotoğraflar: Başar Hatırnaz

Laz Kültür Derneği'nin Güz etkinliği olarak düzenlediği Lazuri Çanda'ya katılan sanatçı dostlarımız İsmail Hakkı Demircioğlu ve Erdal Bayrakoğlu'na, Müzik grupları Marsis, Teona, Gurgula, ve Karmate'ye, sanatçısı Temel Saraç ve Carçi Horon Grubu'na teşekkür ederiz.

Laz Kültür Derneği Yönetim Kurulu

Laz Kültür Derneği'nin düzenlediği Lazuri Ç'anda-Güz Konseri, değerli sanatçılar ve konuklarla, 05.11.2009 tarihinde, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde yapıldı.

Laz Kültür Derneği'nin organize ettiği gecede ilk olarak, üstad İsmail Hakkı Demircioğlu birbirinden güzel ve duygulu şarkıları ile sahne aldı. Ardından sırası ile, Marsis Dağı'ndan adını alan, enerjisi ile sahneyi dolduran Marsis, Lazca'da "gök gürültüsü" anlamına gelen adına yakışır performansı ile tüm salonu inleten Gurgula, ışığı ile sahneyi aydınlatan Teona, Lazca Ciao(Çav) Bella sürprizi ile konuklara güzel anlar yaşatan Laz Pavarotti lakabı ile Erdal Bayrakoğlu, Temel Saraç'ın tulumu eşliğinde coşkulu horon gösterisi ile Carçi Horon Grubu ve değirmenden gelen eşsiz melodilerini konuklarla paylaşan Karmaťe grubu sahne aldı. Ayrıca gecede keyifli şiir molaları verildi. İlk molada, İsmail Bucaklişi, Çupina Mustafa Özkurt'un "Var mişkurtu" (Bilmiyordum) adlı şiirini okudu. İkinci molada ise Mehmedali Barış Beşli, Helimişi Xasani'nin bir şiirini okudu.

Tulum ve kemençe başta olmak üzere, bir çok enstrumanla renklenen gecede Lazca, Türkçe, Megrelce, Gürcüce ve Rumca şarkılar söylendi. Coşkunun hakim olduğu gecede, horon her zaman olduğu gibi Kaçkarların serin esintisini yüreklere taşıdı. Hem sahnedeki sanatçılar, hem salonu dolduran dinleyiciler horonla coştu.

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği
Osman Nuzi

Osman Nuzi

[Not: Bu sayfanın OCR'ı ciddi biçimde bozuk — sayfa büyük harflerle yazılmış kısa bir düşünce/anı notu olup Lazca metin parça parça okunabiliyor, bütünlüklü cümle kurmak güvenilir değil. Aşağıda okunabilen parçalar aktarılmıştır, aradaki boşluklar [okunamadı] ile işaretlenmiştir.]

LAZİ Gİ3VAS MUSLİMANİ Gİ3VAS LAZLUĞİŞE DEVİYER ENİ VOR. Si JURUTİTİ VORE. Gİ3VİK DAHA ELEMİ İYELON Gİ3Vİ HARU ZORİ MO Mİ RİTXAM [okunamadı] HİM DÜNYAŞE. BAZİ MU ÇARARE MATİ VA MİŞKIN. HUS. HAM SAYFA İYUYİ. EEH İYUNATİ DOPİ VAR İYUNATİ. DOMTOMA KOÇEPEK KART KARTİS UKİTXAMAN... HEMTİ DİSAMAN. ELBET ŞUNEPEŞİ OXAPARUSTİ DİSANENE [okunamadı]

Skani Nena - Sayı 03 © Laz Kültür Derneği

Üyelik Gerekli

Katkıda bulunmak için topluluğumuza katılın!

Arşivlerimize katkıda bulunmak için ücretsiz üyelik gereklidir. Katılmak sadece bir dakika sürer!

Düzeltme Önerisi

Aşağıdaki kutuda metni düzelterek bize gönderin. PDF orijinaliyle karşılaştırarak düzeltebilirsiniz.

Düzeltmeniz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayına alınacaktır.