SKANİ NENA - Sayı: 04

Skani Nena - Sayı 04

Önemli Not: Bu içerik, derginin orijinal baskılarından OCR (optik karakter tanıma) yöntemiyle dijitalleştirilmiştir. Bazı karakter hataları veya eksiklikler olabilir. PDF içeriğiyle farklılık tespit ederseniz lütfen bize bildirin.

İsmail Avcı Bucaklişi

EDİTÖRİŞİ SVA

Nananena Çkuni

Yazan: İsmail Avcı Bucaklişi

Nana çkunişe, nandidi çkunişe, papupe çkunişa na-dovigurit, ama berepe çkuni, montalepe çkunis doguroni na-voret, guri çkunişi nena...

E do, nena çkuni Lazuri açkva gondunun. Kolxetişen aya ndğa-şakis şilya do şilya ǯaneri ham dixaş jin na-viparamitamt ham poteneri mcveşi nena, Lazepe var moipican-na ar jur-sum jenerasyoniş uǩule daha mʒika ǩoçik ip̌aramitasen do mondo-ti eğkodasen.

Mara çare xolo çkuni xes ren; amğika ongişinute, bere do monta çkuni şkala Lazuri oparamitute nena çkuni maşletinenan. Haşopeten çku, nena gondineri, tarixuri do Kulturuli noçine eğkoderi var, nananena muşi, noçine do Kultura muşi şinaxeri, Anadolişi do Kavkasiaşi mcveşi xalxepeşi arteği vivaten do haşote dopskidaten.

İri-xolo çkuni ongişute ivasen!

Skani Nenaşi maotxani numeras...

"Skani Nena"-k Lazuri nena do kultura oç̌aru, oşinaxu do na-moxtasen jenerasyonepeşa doťalu şeni içalişams. Ham temaş jin na-ixenu akademikuri çkinaşi oxenu do gortalu şeni ǩaixeşa dikapetanu do nena çkunişi oxizmetus noums.

Muğo jin pğarit, oxoğonasen steri maotxani numaraşi tema nananena çkuni Lazuri ren. Turkiye, Gürcistan, Alamanya do Fransaşen dido akademisieni dostepe çkunik noçarepe nişiten dunya gomitanes.

İrfan Aleksiva do Givi Karçava-k, Margaluri Leksikonişi Mağare "Didi Ç̌ǩoni" Otar Kacaia şkala na ves roportaji Ziraten butkapes. Filiz Xocaoğli-k, Atinas dukyanepe do esnafepe moiçandru butkapeşa; Atinaşi otxo esnafi. Ar nenaşi edginaşi şurgedgineri ar entxozi Ziraten Eylem Bostancişi Galuri nena şeni na-Çaru Şaras. Do, açkva Kavkasias do Anadolis na-var iparamitinen Ubuxuri nenaşi p̌aşura, ar Ubuxişi noğareşen ikitxaten.

Didi Lazuri Nenapunaşi ar mağare, Hasan Uzunhasanoğlik Arkaburi şairi Nuri Duduşi şeni na vu mğipeşa noçalişe muşi okomiraman çku. Garğaluri tarixişi dido tişeri ar oçalişu na ren "Nuri Duduşi do Sicalepeş Destanik" opşa mutxape memoguranen.

Ar do xolo, 2010 oşinu do aktivitepe dido na ixeninu ar ǯana ivu. Panelişi memgvapuri ham aktivitepe meipeşa Ç̌arun butkapes. Xolo, 144 buťǩa na-ren Skani Nenaşi maotxani numeras Lazuri paramitepe, paşurape, noğarepe, tercumepe, leksepe, berepeşi osterupe do berepe şeni Lazuri coxopete opşa periyodika çkuni mepşonumt ki mokğondanen.

Na ptkvi steri, Skani Nenaşi maotxani numera-ti dopxaziri. Ham periyodikak mtelis didope doguru. Muti varna, Lazuri kyulturaşi periyodika muğeşi na-ivasen mtelik koxovotzonit aşkva.

E do, ham numera şkule, hakoni dulya çkimi diçodu doren. Nananena-çkunişi oşinaxu, oskidu do ordu şeni başka ar oras do svas ağani dulyapete okobdgitaten artikarti şkala.

P̌anda Kai gurite ortit. 24.05.2010

İsmail Avcı BUCAKLİŞİ

Anadilimiz (Türkçesi)

Lazca... Anadilimiz, anamızdan, ninemizden öğrendiğimiz, atalarımızdan bize miras ama çocuklarımıza, torunlarımıza aktarmakla yükümlü olduğumuz yüreğimizin dili...

Ve anadilimiz Lazca artık yok olma tehdidi altında. Kolxeti'den günümüze binlerce yıldır bu topraklarda konuşulan bu kadim dil, Lazlar tarafından sahiplenilmezse bir kaç nesil sonra konuşanların sayısı iyice azalacak hatta yok olacak.

Çare bizlerde; biraz ç̌aba ile, sadece çocuğumuza, torunumuza Lazca konuşarak anadilimiz Lazcayı yok olmaktan kurtarabiliriz.

Böylece bizler, dilini kaybetmiş, tarihsel ve kültürel kimliğini yitirmiş bireyler olarak değil, anadili ile birlikte kimliğini ve kültürünü muhafaza etmiş, Anadolu ve Kafkasya'nın kadim halklarından biri olarak varlığımızı sürdürebileceğiz. Herşey bizlerin çabalarına bağlı!

Gelelim Skani Nena'nın 4. sayısına...

Skani Nena, Laz dili ve kültürünü yazılı hale getirme, unutulup yok olmasının önüne geçme ve gelecek kuşaklara aktarma misyonunu yerine getirebilmek için çalışıyor. Alanla ilgili bilimsel bilginin oluşturulması ve paylaşılması sürecinde kendini daha da geliştirerek anadilimiz Lazcaya hizmet etmeye devam ediyor. Bundan sonra da her ne şekilde olursa olsun bu mücadele devam edecektir.

Yukarıdaki anadil vurgusundan da anlaşılacağı üzere 4. sayının ana konusu anadilimiz Lazca. Türkiye, Gürcistan, Almanya ve Fransa'dan akademisyen dostumuz yazıları ile bizleri aydınlatıyorlar.

İrfan Aleksiva ve Givi Karçava'nın, Megrelce sözlüğün yazarı "Didi Ç̌ǩoni" Otar Karcaia ile yaptıkları söyleşiyi sayfalarımızda bulabileceksiniz. Filiz Hocaoğlu, her Pazarlı'nın mutlaka uğradığı dükkanları ve esnafları sayfalarımıza taşıdı; Pazar'ın (Atina) Dört Esnafı. Bir dilin dirilişine canlı bir örneği Eylem Bostancı'nın Galce üzerine yazısında bulabileceksiniz. Kuzey Kafkasya ve Anadolu'da artık konuşulmayan Ubıhça'yı bir Ubıh'ın kaleminden okuyacaksınız.

Büyük Lazca Sözlüğün mimarlarından Hasan Uzunhasanoğlu, Arhavili Laz şair Nuri Duduşi hakkında yaptığı detaylı çalışmasını bizimle paylaşıyor. Başarılı bir sözlü tarih çalışması ürünü olan "Nuri Duduşi ve Sicalepeşi Destani" pek çoğumuzun bilgi sahibi olmadığı bir alanda önemli bir boşluğu dolduruyor.

Bu arada 2010 yılı anma ve etkinliklerin yapıldığı bir yıl oldu. Söyleşi tarzındaki bu etkinlikler hakkında haberleri sayfalarımızda bulabilirsiniz.

Ayrıca, 144 sayfadan oluşan Skani Nena'nın 4. sayısında Lazca masallar, hikayeler, makaleler, çeviriler, şirler, söze dayalı çocuk oyunları ve çocuklar için Lazca isim önerileri ile dergimizi beğeninize sunuyoruz.

Söz verdiğim gibi Laz kültür dergisinin 4. sayısını da hazırlamış oldum. Bu dergi, bana ve birçoklarına nasıl bir kültür dergisi olması gerektiği konusunda oldukça faydalı bilgi ve beceriler kazandırdı, yeni ufuklar açtı. En azından çıtayı belli bir seviyeye yükselttiğimizi söylemek mümkün.

Ve nihayet bu sayı ile birlikte, editör, yayın yönetmeni, hazırlayan vs. olarak üstlendiğim görev de sona ermiş oluyor. Lazcanın yaşatılması mücadelesinde, bir başka zaman ve mekanda yeni yeni yayınlarla buluşmak ümidiyle hoşçakalın!... 24.05.2010

İsmail Avcı BUCAKLİŞİ

Our mother-tongue (English)

Our mother-tongue, the language of our hearts that we acquired from our mothers and grand-mothers, the heritage left from our ancestors, which we are obliged to pass it forward to our own grand-children...

Our mother-tongue Laz is now under the danger of extinction. If this ancient language, which has been spoken in these lands for thousands of years from the times of Colchis till today, is not owned up by the Laz, the number of speakers will decline significantly in several decades time and will probably become extinct.

However, we are the solution; with some effort, only by speaking Laz to our children and grand-children, we can save our mother-tongue from becoming extinct.

Thereby, we can continue our existence as one of the oldest people of Anatolia and Caucasus who have managed to preserve their mother-tongue with their identity and culture, rather than becoming individuals who have lost their language together with their historical and cultural identity. It all depends on our efforts!

Let's come to the fourth edition of Skani Nena...

Skani Nena is working towards the mission of recording the Laz language and the culture in text, preventing it from becoming extinct and passing it forward to the next generations. It continues to serve our mother-tongue Laz by continuously building up and sharing the scholarly knowledge on the field. From now on, this struggle will continue in all ways.

As it can be understood from our emphasis on mother-tongue, the main topic of the fourth edition is our mother-tongue Laz. The articles written by many scholars from Turkey, Georgia, Germany and France enlighten us.

In this edition, you will find the interview conducted by İrfan Aleksiva and Givi Karçava with Otar Karcaia, who is the compiler of the Mengrelian dictionary "Didi Ç̌ǩoni". Filiz Hocaoğlu has carried the shops and their owners situated in Pazar to our pages; four shop-owners of Pazar (Atina).

You will find the article written by Eylem Bostancı on Gaelic, presenting a lively example of the recovery of a language. You will also find an article on Ubıh, which is no longer spoken neither in North Caucasus nor in Anatolia, written by an Ubıh.

Hasan Uzunhasanoğlu, who is one of the architects of the Great Laz Dictionary, shares with us the detailed study that he has conducted on the Arhavian Laz poet Nuri Duduşi. "Nuri Duduşi ve Sicalepeşi Destani", which is the produce of a successful oral history study, fills in a big gap in an area on which many of us do not have knowledge on.

Besides, 2010 has been a year of many activities and commemorations. You will find detailed information in the coming pages on these activities.

In the fourth edition of Skani Nena, which consists of 144 pages, you will find Laz tales, stories, articles, translations, poems, children's games based on oral conversation, and recommendations of Laz names for children.

As I had promised, I have now prepared the fourth edition of the Laz cultural periodical. With the hope of meeting again in new periodicals and venues to perpetuate our Laz cultural struggle. 24.05.2010

Goodbye!...

İsmail Avcı BUCAKLİŞİ

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
PD Dr. Silvia Kutscher

LAZURİ NENA - LAZLARIN DİLİ

Yazan: PD Dr. Silvia Kutscher (Humboldt - Berlin Üniversitesi) İngilizce'den çeviren: Eylem Bostancı Grafik tasarım: Başar Hatırnaz

Çocuklar ve gençlerin arasında büyük dil kaybı olduğunu düşünürsek, Lazcayı ciddi oranda tehlike altında bir dil olarak sınıflandırmak gerekebilir. Çok büyük sayıda "yarı konuşucu" var; Lazcayı anadil olarak konuşanlar sadece %5 ile %10 arası yeterliliğe sahiptir. Lazca sadece yakın aile çevresinde konuşulan yerel bir dil haline gelmiştir.

1. Önsöz

Bu bilimsel tartışmaya başlangıç olarak benim Laz dili üzerine olan araştırmamın hakkında bazı kısa, tanıtıcı bir kaç şeye değinmek istiyorum. Laz dili ile ilk temasım 1993/94 kış döneminde Cologne Üniversitesi'nde yapılan bir seminer vesilesi ile oldu. Laz dilinin güzelliği, eylem yapısının zenginliği ve özellikle uzamsal ilişkileri gösteren dilbilgisel ve anlamsal öğelerinin kompleksliği beni büyülediğinden beri, bahsedilen seminerde iki öğretmenden biri olan bir Laz arkadaşın cömertliğinden dolayıdır ki 1996, 1998 ve 2000 yıllarında Lazona'ya bir kaç kez seyahat etmem mümkün oldu.

Pazar, Ardeşen ve Ardeşen'in bir kaç köyüne yaptığım seyahatler sırasında Laz öğretmen ve arkadaşımın bir çok arkadaş ve akrabaları ile tanışma fırsatını elde ettim. Bir çok linguistik sorumu cevaplayarak ve dil çalışmam için hikayeler toplamama yardımcı olarak Lazca konusunda bilgilerimin derinleşmesine ve linguistik yapısını kavramama yardımcı oldular. Bütün o insanları tanımak benim için büyük bir keyifti. Ve onların iyilikleri, sabırları ve yardımları için minnettarım. Nʒaşa Extit!

2. Lazcanın genetik mensubiyeti

Lazca, Güney Kafkas Dil Ailesinin bir üyesidir. Bu dil grubunda ayrıca Megrelce, Svanca ve Gürcüce bulunur. Lazca en fazla Megrelce'ye yakındır. Bazı akademisyenlere göre ise Zanca diye bir dilin diyalektleridirler. Fakat bu sadece tarihi bir görüş olarak kabul edilebilir. Eğer Lazca ve Megrelce'nin 500 yıldan fazladır farklı din ve politik çevrelerde yaşadıklarını, edebi kültürlere maruz kaldıklarını ve birbirlerinin dil farklılıklarını anlamakta önemli zorluklar çektiklerini düşünürsek, dilbilimsel açıdan yakın ilişkili olduklarını ama iki bağımsız dil olduklarını kabul etmek gerekir (Ortak Güney Kafkasça: Lazca, Megrelce, Gürcüce, Svanca).

Lazcanın dışındaki tüm Güney Kafkas dilleri çoğunluk olarak Gürcistan Cumhuriyeti'nde konuşulur. Diğer taraftan Lazca, çoğunluk olarak, Gürcistan'ın Sarpi kasabasında yaşayan 3 bin Lazın dışında, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde konuşulmaktadır. Türkiye'de Lazca konuşanların sayısını tahmin etmek çok zor, zira nüfus sayımları etnik ve linguistik köken konusundaki bilgileri kapsamamaktadır. Bilimsel literatürde 50 bin ile 500 bin arasında konuşan olduğu tahminleri vardır.

3. Dil Yapısının Özellikleri

Lazca'nın dahil olduğu Güney Kafkas Dilleri, İndo-Avrupa ya da Turkik dillerde bulunmayan bazı özellikler göstermektedir.

3.1. Fonoloji

Bir çok Kafkas dilinde olduğu gibi Lazca, konsonantlar (sessizler/ünsüzler) konusunda zenginlik gösterirken az sayıda ünlü (a, e, i, o, u) bulunmaktadır. Laz ünsüz sisteminin en belirgin özelliği, başka pek çok Kafkas dilinde de bulunan gırtlaktan üretilen (fırlatmalı) ünsüzlerdir. Kendi dil ailesinin diğer üyeleriyle kıyasla, Lazcanın bazı diyalektlerinde gırtlaksılaşmış küçük dil ünsüzü /q'/ nın olmadığı görülür, ayrıca Lazca'da Güney Kafkas dillerinin ses sisteminde görülmeyen ama başka dillerle kontak sonucu Laz ünsüz sistemine girmiş olabileceği düşünülen /f/ sesi bulunur.

Tüm Güney Kafkas dillerinin fonolojik sistemlerinde görülen bir özellik de uyumlu sessiz öbekleridir. Bunlar belli ortak bir sesbilimsel özellik taşıyan ünsüz çiftleridir. Bu öbekler bir artdamak veya bir küçük dil ünsüzü içerir; her iki ünsüz ya titreşimli, ya titreşimsiz veya gırtlaksılaşmıştır ve "gza: yol" ve "dgun: duruyor" sözcüklerinde görüldüğü üzere ya ileriye ya da geriye doğru bir eşleşme gösterir.

3.2. Lazca için var olan farklı yazı sistemleri

Lazcanın konsonant sistemi ortalama Avrupa dillerinden farklıdır. Bu gerçek, dil için bir yazı sistemi yaratmakta ve yaymakta zorluk çıkartmaktadır. Bilimsel amaçlı olarak, Latin alfabesine bir takım noktalama işaretleri getirilerek oluşturulmuş bir transliterasyon sistemi kullanılmaktadır: gırtlaksılaşma için (ünsüz harfin üstünde veya altında bir nokta şeklinde veya kesme işareti biçiminde) ve damaksılaşma için (ünsüz harfin üstünde ters şapka "hacek" biçiminde) noktalamalar içerir. Bu alfabe Kafkas dilleri üzerine araştırma yapan linguistler arasında yayılmıştır ve bu yüzden bilimsel çevrede uluslararası anlaşılabilen bir sistemdir.

Lazlar, kendileri Türk alfabesine dayalı olarak kendi yazı sistemlerini geliştirdiler (Lazoğlu/Feurstein 1984) ve bu alfabe bir çok Laz için (Gürcistan'da yaşayanların dışında) tanıdıktır. Bu modife edilmiş Türk alfabesi için gereken diakritikler basitçe konsonantların üzerine gelen noktalamalardır ve bazı yeni tahsis edilmiş dişle üretilen yarı kapantılı seslerdir (ts', ts, dz). Yazar kendi bilimsel yayınlarında Lazoğlu alfabesini kullandığını, fakat tek bir farkla "ğ" harfinin Türkçe metinlerde de kullanıldığı için ama Türkçe'de farklı bir şekilde telaffuz edildiği için, titreşimli küçükdil sürtünmelisi için "ğ" yerine ayrı bir grafem kullandığını belirtiyor.

(Not: Kaynak metindeki karşılaştırmalı harf tablosu OCR'da ciddi biçimde bozulmuş olduğundan buraya aktarılamamıştır.)

3.3. Morfoloji

Diğer Güney Kafkas dillerinde olduğu gibi Lazca zengin morfolojiye sahiptir. Adlara gelen biçimbirimler her zaman eklemeli ve sonek biçimindedir. İsim hali duruma göre (diyalekt farklılıklarına göre 4 ile 7 arasında form vardır) ve tekil/çoğul oluşuna göre değişir. Tüm diğer Güney Kafkas dillerinde olduğu gibi Lazcada da cinsiyet bilinmeyen bir kategoridir.

Fiillerin morfolojisi hem önekler hem de sonekler bakımından zengindir ve kişi ya da sayıya göre, zaman, aspekt, hal ve diyalekt farklılıklarına göre değişir. Aynı zamanda geniş ve zengin bir fiil önek sistemine sahiptir. Örneğin fiil önüne gelen mekan belirten önekler: amo (içinde), gamo (dışarı), e (üstte), ce (altta), dolo (içinde aşağı doğru), eşke (içinde yukarı doğru), meşke (içinden), go (çevresinde), ǩoǩo (üstünde), eǩe (altında), oǩo (birlikte, ayrı ya da yarısında) vs.

Tüm Güney Kafkas dillerinde basit fiil kategorilerinden biri şahıs kategorisidir. Lazca ve yakın akrabası olan dillerde yüklem, Hint-Avrupa ve Türk dillerindekinden farklı olarak yalnızca özne için değil, nesne için ya da çiftgeçişli eylemlerde her iki nesne için de ekler taşır. Örnek: meoxuman (yeniden bozuyorlar, Ardeşen), gimpulam (serden saklıyorum, Ardeşen).

4. Lazcanın diyalektleri

Güney Kafkas filolojisinin pek çok akademisyenine göre, Lazca üç ana diyalekte sahiptir: Hopa (Hopa'da konuşulur), Viğe-Arkabi (Arhavi ve Fındıklı'da konuşulur) ve Atina diyalekti ikiye ayrılır: Atina (Pazar'da konuşulur) ve Ardeşen (Ardeşen'de konuşulur). Kabaca yapılmış bu ayrım fonolojik özelliklere bağlıdır. Atina ve Ardeşen arasındaki gramatik ve leksik farklılıklardan dolayı, yazar Ardeşen Lazcasına Atina Lazcasının bir alt diyalekti olarak değil kendi başına bir diyalekt olarak değinmeyi tercih ettiğini belirtiyor. Bu yüzden Lazcanın Türkiye'de 4 diyalekti olduğunu söylemek mümkündür.

Her ne kadar Holisky (1991:397) "Diyalektler birbirinden pek farklılık göstermiyorlar" dese de, yazarın Türkiye'de görüştüğü Lazca konuşanlar diyalektler arasındaki anlaşılabilirliğin kısıtlı olduğunu dile getirmişlerdir. Bu beyan aynı zamanda Marr (1910) tarafından da desteklenir. Ayrıca, diyalektler arasında anlaşmayı kolaylaştıracak bir standart mevcut değildir ki bu da yeterli yazılı geleneği olmayan dillerin bir karakteristiğidir.

Laz diyalektlerini ayıran temel özellikler: Başlıca ayırıcı fonolojik özelliklerden biri ortak Güney Kafkas fonemi olan */q'/'nun diyalektler arasındaki dağılımıdır (Hopa ve Viğe-Arhavi'de /k'/, Atina'da bu konsonant kaybolmuş). Hopa'da diğer diyalektlerin tersine /r/ foneminin zayıflaması ya da kaybolması bir karakteristiktir, oysa Atina diyalektinde /g, k, ǩ, ts/ konsonantlarının damaksal olma eğilimleri vardır.

Morfolojiden bahsetmişken, sözel tonlamanın öne çıkan özellikleri gelecek zaman ve şimdiki zaman formlarını oluştururken ortaya çıkar (-up, -um gibi). Nominal morfolojide ana farklılıklar durum sisteminin (case system) farklı boyutlarında yatar: Hopa, Viğe-Arhavi ve Pazar'ın üç ana durumu var (naratif, nominatif ve datif), Ardeşen'de ise sadece tek bir durum vardır (nominatif -ki naratif ve datifin görevlerini de üstlenir).

(Not: Kaynaktaki diyalekt karşılaştırma tabloları OCR'da ağır biçimde bozulmuş olduğundan buraya aktarılamamıştır.)

Gramatik farklılıklara ek olarak Pazar ve Ardeşen'in fonolojik sistemlerindeki değişiklikler de (Ardeşen'de Pazar'ın aksine /dz/ foneminin olmaması, örnek: Ardeşen'de "maziren: görüyorum", Pazar'da "mazirams: görüyorum") diyalekt sayısının dört olduğunu, Ardeşen diyalektinin bağımsız bir Laz diyalekti olduğunu göstermektedir.

5. Lazcanın sosyolinguistik durumu - Dil kaybolacak mı?

Campbell/Muntzel'e (1989) göre, diller arasındaki temastan kaynaklanan dilsel değişim farklı şekillerde olabilir. Lazcanın durumu yavaş yavaş ölüme giden dil olarak görülebilir, yani dili konuşan topluluğun yavaş yavaş prestijli olan dile doğru kayışı, anadilin kaybolmasını da barındırır. Bu süreç, iki dilin farklı sosyal ortamlarda kullanılması (diglossia) durumuna yol açabilir ve prestijli olan dilin daha fazla baskın hale gelmesine sebep olabilir.

Dil ölümü teorisinde Sasse (1992) üç farklı aşamadan bahseder: kültürel, sosyolojik ve tarihi bağlamda dış faktörler; konuşanların tutumu; yapısal sonuçlar (dilsel temastan dolayı dil sisteminde oluşan değişiklikler). Lazca bu üç seviyede de aşağıda incelenmektedir.

5.1. Dış faktörler: Lazcanın kaybolma sürecinin en öne çıkan nedeni sosyal faktörlerdir; ekonomik durum, eğitim sistemi ve politik faktörler. Pek çok Laz ebeveyn çocukları için iyi mesleki gelecek umuyor ve eğitime önem veriyor. Türkçe'nin Türkiye'de eğitim dili olmasından dolayı, pek çok ebeveyn çocuklarını çift dilli yetiştirmenin akıcı Türkçe konuşmalarını engelleyeceğini düşünerek çocuklarına sadece Türkçe konuşmayı tercih ediyor. 1990'lı yılların sonuna kadar Türkiye'de azınlık dillerinin kullanımı konusunda katı kanunlar vardı; 1934'te çıkarılan ad-soyad kanunu ve 1950'lerde yer adlarının değiştirilmesi bunlara örnektir. 2002 yılındaki dil kanunu değişikliğine kadar süren bu baskılar Lazca konuşanlar üzerinde önemli etkiler yaratmıştır. Oysa bilimsel açıdan Lazca tamamen fonksiyonel, "gerçek" bir dildir ve çiftdillilik iyi bir eğitime engel değildir, tam tersine çocukların entelektüel gelişimlerini destekler.

5.2. Alanların uygulama ve dağılım sıklığı: Bir dilin ne kadar tehlike altında olduğunu değerlendirmenin parametrelerinden biri, dilin kullanıldığı farklı iletişim alanlarının sayısıdır. Halkın içindeki iletişim büyük ölçüde Türkçe ile sınırlıdır; kırsal nüfusa kıyasla kasabada yaşayanlar özel alanlarında Lazcayı çok daha az kullanmaktadır. Bazı alanlarda kelime dağarcığı (dini ya da mesleki terimler, akrabalık terimleri) tamamen ya da kısmen Türkçe'dir. 1990'lardan beri elektronik medya (Zuğaşi Berepe ve Birol Topaloğlu gibi Laz müziği), basın (Ogni, Mjora, Skani Nena gibi dergiler; Selma Koçiva'nın Nena Murunǯxi adlı şiir kitabı) ve yerel radyo-televizyon kanalları (Ardeşen'deki Gelişim TV gibi) aracılığıyla dilin geri kazanımı yönünde küçük adımlar atılmıştır; Lazca-Türkçe sözlük (Bucaklişi/Uzunhasanoğlu 1999) ve bir gramer kitabı (Kojima/Bucaklişi 2003) bunlara örnektir.

5.3. Dilsel temasın yapısal sonuçları: Diller ve kültürler arasındaki temas küresel bir fenomendir; çoğunluğun kelime ve gramatik yapısı azınlık dillerine girer. Ancak bu etki her zaman azınlık dilinin erimesi ve ölümü sonucuna varmaz; ödünç alma azınlık dilinin ifade vasıtalarını da güçlendirebilir. Lazca'da Türkçe kökenli çok sayıda kelime bulunur, fakat bunlar fonolojik olarak Lazcaya entegre olmuştur (tıpkı İngilizce'deki Fransızca-Latin kelimeler ya da Türkçe'deki Farsça-Arapça-Fransızca kelimeler gibi). Lazca'da ayrıca Yunanca'dan ödünç alınmış kelimeler de bulunur (Brendemoen 1999): poťe (Yun. ποτέ, "hiçbir zaman"), ora (Yun. ώρα, "zaman"), nosi (Yun. νους, "akıl"), raǩani (Yun. ράχη, "tepe"), serende ("saklama evi"), raxna (Yun. αράχνη, "örümcek").

6. Sonuç

Çocuklar ve gençler arasında büyük dil kaybı olduğu düşünülürse, Lazcayı ciddi oranda tehlike altında bir dil olarak sınıflandırmak gerekebilir. Lazcayı anadil olarak konuşanların sadece %5 ile %10 arası yeterliliğe sahip olduğu görülmektedir ve Lazca sadece yakın aile çevresinde konuşulan yerel bir dil haline gelmiştir. Ardeşen'de toplanan verilere göre Lazca konuşanlar iki gruba ayrılmıştır: Lazcaya tam yeterliliğe sahip olanlar ve dilde erime göstergeleri bulunanlar. Buna rağmen, Lazların içinde hâlâ dili anadili olarak konuşan insanlar bulunduğundan ve bazı Lazların aktif olarak Lazcanın korunması yönündeki çabalarından ötürü dil henüz ölümcül durumda değildir. Özellikle her gün Lazca konuşulan bölgelerde dile karşı olan bağlılık ve kendi çocuklarına düzenli olarak Lazca konuşma kararlılığı, yazarın görüşüne göre, Lazcanın ölümünü engelleyecektir.

Kaynakça: Andrews, Peter A. (ed.) Ethnic groups in the Republic of Turkey. Wiesbaden: Reichert. — Brendemoen, Bernt (1999). "Greek and Turkish language encounters in Anatolia". — Bucaklişi, İsmail A./Uzunhasanoğlu, Hasan (1999). Lazuri-Turkuli Nenapuna. Lazca-Türkçe Sözlük. İstanbul: Akyüz Yayıncılık. — Campbell, Lyle/Muntzel, Martha Ç̌. (1989). "The structural consequences of language death". — Holisky, Dee Ann (1991). "Laz". In: A. C. Harris (ed.), The Indigenous Languages of the Caucasus, vol.1. Delmar/New York: Caravan. — Himmelmann, Nikolaus P. (1996). "Language endangerment scenarios in northern central Sulawesi". — Johanson, Lars (1999, 2002). — Kojima, Goichi/Bucaklişi, İsmail A. (2003). Lazuri Grameri - Lazca Gramer - Laz Grammar. İstanbul: Chiviyazıları. — Marr, N. Ja. (1910). Grammatika ...anskogo (lazskogo) jazyka s xrestomatija i slovarem. St. Petersburg: Akademija. — Sasse, Hans-Jürgen (1992). "Theory of language death".

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Osman Şafak Büyüklü

Çe... Naǩo Mskva Lazuri Ospirapams!

Yazan: Osman Şafak Büyüklü

Dido kai mşuns, berobaşi Ǯanapetu. Zopulape geinkolaşi Lazonas berona-çkunişi osteruşi ora-ti komulutu. Ham osterupe; ontulepes parpalepe oğişinute gyoçkams, pizarişen na-pçekadit arabapete oktişen ǯalendo gelasurinu steri ar dido osterupete mebuonamtit. Didote gomteşi berepe Kala arte bivetit do lumci mi3kupi ivetaşa oxorepeşe var bulurtit.

Hem orapes iptineri zopulas borti, Lazonaşen çkar na-var gamamixtiminutuşi ar oras Mp̌olis na-skidun malte-çkuni dobadonaşe moxtu dortun. Malte-çkunis, çkuni ǯaneri ar bere-ti uyonutu. Beres Lazuri kai na-var uçkitu şeni Turkuli biparamitamtit. Ç̌uťa oraşi doloxe hemu Kala menabre dobivit. Didi moşvacinaşi mteli oras ndğaleri osteru şeni çkuni Kala he-ti ivetu.

Bere Kala arte bortitşi, hemuşi Lazuri oparamitus dido mazizinetes. Hemuşi Turkuli oparamitu-ti, hemora şakis Lazonaşen çkar gale na-var gamuxtimun çku dido ktureri momixtamtes. Berek çkunden elemağkanşi irik "Çe... naǩo mskva Turkuli ospirampams" ya do okobitkvamtit. Hemuşi oparamitupe tamaxeri do toli gonğkeri buucamtit. Heya igzalatuşi, mik daha mskva Turkuli iparamitasenşi oçalişu bikomtit, e do xolo-ti var maxenetes do oziʒinoni xalis dopskidutit.

Haşo dido zanapes naonu oǩoxveri do elakteri Turkuli oparamitu-çkuni. Orta do Lise zopulaşi skidalas-ti dido pğorit mskva Turkuli na-var maparamitetes şeni. Maguralobaşi skidalas bazi kelimepe ktureri koxiğonasen ya do hem kelime otkvuşen oncğore mavetez. Sinifepes dersepeşi oǩitxu do nenoni imtixani ivatuşi, çkuni şeni enni mkiteri ora ivetu.

Ǯanape golaxtu do lise boçodinitşi iptineri fara Lazonaşen gamapti do Universiteşi imtixani şeni Mp̌olişe bidi dortun. Hek-ti ham xali kala okobagi dortun. Dobadona-çkimişi koçepe bziratişi do hemtepe kala arte bivaşi biraxateti do hem oras na-minon steri oparamitus geboğkamti.

Hemu şkule mağala zopulas oǩitxu do oçalişu şeni Ankaraşe bidi. Hek-ti konaonu ham xali. Ar ortamis "sonuri re?" ya do mkitxanşi, "Lazonaşen ar Lazi" na-bore buğumerti. Koçepeşi oxoğona didoten artiǩatis megnapineri ivetu. Zuğa-uçori oparamitute "Uy. Laz misun? Laz hamsi celdun mi? Nasisun... Lazlarin kafasi onikiden sora çalişayimi...!" steri muntxanepe zopontes.

İpti dido mutu var oxomağonetu, nosik-ti var emizdamtu. Hamtepek ma, hem "Lazi" miğumertes hem-ti Zuğa-uçori paramitite memoçkintes. Hamtepes "Lazepe mipe renan" muğo var uçkites! Lazuri na-var uçkin Zuğa-uçori Koçepes muşeni "Lazi" uğumernan ya do meraği bikomti. Haşo orapes ǩaťa fara Lazepe do Lazurişi oguru bikomti do; "Ma Lazi bore... Çkva, ar nena do kultura miğun. Tkva Lazepe do Zuğa-uçori koçepe ogantalenan" ma do oxoboğonapamti.

Ar ora şkule çkva etnikuri noçinoni koçepe Kala biçinapi. Hemtepeşi Turkuli op̌aramitu çkimişi steri ktureri na'tu kobziri. Kibrisuri ar menabre-çkimişi Turkuli op̌aramitu ma, dido ktureri momixtu dortun. Hemindo şkule Turkiyeşe galendon moxtimeri, Turkuli ağani na-diguru Koçepe Kala-ti biçinapi. Hemtepek-ti dido elakteri Turkuli na-iparamitamtez bzirişi hemoras ham elakteri paramita muşeni iven koxoboğoni dortun.

Anadoliaşi ǩaťa ǩele; Zuğa-uças, Gyulvas, Yulvas, Olandre-yulvas do Trakias hako elakteri Turkuli oparamituşi çeşidi muşeni na ren, haği daha kai oxoboğonam! Mexola orapes dobigurit, haği-ti na-naonen, dido oraşen doni na-mulun "nena-elagaktanoren" ebazgaşi tude na ren mtinepe. Turkuli oparamitu-çkuni oisanu şeni biçalişatna, nana nena-çkuni na-okomaxvanoren-ti...!

Muğo ki; Ar İngilizişi, Alamanişi, Frengurişi Turkuli oğparamitu var moiğondinen-na, Lazepes-ti Turkuli oparamituşi elaktima, çku Lazepe şeni naturali na-ren miçkitanoren.

Haği, irixolos enni dido na-minonan ondi; Berepe-çkunepe şeni "Çe... naǩo mskva Lazuri ospirapams!" otkvu ren. Heşo va ren-i...?

Vay... Ne Güzel Lazca Konuşuyor! (Türkçesi)

Çok iyi hatırlıyorum, çocukluk yıllarımdı. Okullar tatil olduğunda Lazona'da çocukluk oyunlarımız başlardı. Bu oyunlarımız; tarlalarda kelebek kovalamak gibi oyunlarla başlar, tahtadan yaptığımız arabalarla yokuşlardan aşağıya inmek gibi çok çeşitli oyunlarla devam ederdi. Çoğunlukla bizim çevreden olan arkadaşlarla birlikte olur, akşam karanlık olana kadar evlere gitmezdik.

O zamanlar, ilkokuldaydım, Lazona'dan dışarı hiç çıkmamış olduğum zamanların birinde, İstanbul'da yaşayan komşumuz memlekete gelmişti. Komşumuzun bizim yaşlarda bir de oğlu vardı. Çocuk, Lazca'yı iyi bilmediği için Türkçe konuşurduk. Kısa zaman içinde onunla arkadaş olduk. Tatil süresince gündüzleri oynamak için bizimle olurdu.

Çocukla beraberken, onun Lazca konuşmaları bize çok komik gelirdi. Onun Türkçe konuşmaları da o zamana kadar Lazona'dan hiç dışarı çıkmayan bize çok değişik gelirdi. Yanımızdan ayrıldığında hepimiz "Vay... Ne güzel Türkçe konuşuyor" diye aramızda konuşurduk. Onun konuşmalarını kıskanarak, hayretle dinlerdik. O gidince, kim daha güzel Türkçe konuşacak diye çalışmalar yapar, fakat başarılı olamaz komik durumlara düşerdik.

Çok yıllar devam etti bozuk aksanla Türkçe konuşmalarımız. Ortaokul ve Lise yaşamımızda da çok çektik Türkçeyi güzel konuşamadığımız için. Öğrencilik yaşantımızda bazı kelimeler yanlış anlaşılır diye o kelimeleri söylemekten utanırdık. Sınıflarda, okuma ve sözlü sınav bizim için en sıkıcı zaman olurdu. Öğretmenler bizi kara tahtanın önüne kaldırdığında değişik anlaşılacak kelimelerle cümle kurmak zorunda kalırsak diye korkardık.

Yıllar geçtikten sonra liseyi bitirdiğimde ilk defa Lazona'dan dışarı çıkıp, üniversite sınavı için İstanbul'a gitmiştim. Orada yine bu durumla karşılaşmıştım. Memleketimin insanlarını görünce, onlarla beraber olunca rahatlıyordum ve onlarla istediğim şekilde konuşabiliyordum.

Daha sonra yüksek okul okumak için Ankara'ya gittim. Orada da devam etti bu durum. Bir ortamda "nereli" olduğum sorulduğunda "Lazona'lı bir Laz" olduğumu söylerdim. İnsanların anlayışı çoğunlukla birbirine benziyordu. Karadeniz şivesi ile "Uy... Laz misun? Laz hamsi celdun mi? Nasisun... Lazların kafası onikiden sonra çalışayi mi...!" gibi şeyler söylüyorlardı. Önceleri pek bir şey anlamıyordum, mantığımda almıyordu. Onlar bana, hem "Laz" diyorlardı hem de Karadeniz şivesi ile takılıyorlardı!

Bunlar "Lazların" kimler olduklarını nasıl bilmezlerdi! Lazca bilmeyen Karadeniz insanına niçin "Laz" diyorlar diye merak ederdim. Öyle zamanlarda her seferinde Lazlar'ı ve Lazca'yı savunurdum ve "Ben Lazım... Başka bir dilim ve kültürüm var. Siz, Lazlar'ı ve Karadeniz insanını birbirine karıştırıyorsunuz." diye anlatıyordum. O zaman içinde birçok arkadaşım "Lazlar"ın kim olduklarını benden öğrenmişlerdi.

Bir zaman sonra başka etnik kimlikteki insanlarla tanıştım. Onların da Türkçe konuşmalarının benimki gibi farklı olduğunu gördüm. Kıbrıslı bir arkadaşımın Türkçe konuşması bana çok değişik gelmişti. Daha sonra Türkiye'ye dışarıdan gelmiş, Türkçeyi yeni öğrenmiş insanlarla da tanıştım. Onların da çok bozuk Türkçe konuştuklarını görünce o zaman bu konuşma değişikliğinin neden olduğunu anlamıştım. Yani, anadili başka olan bir insanın ikinci bir dili konuşmadaki zorluğundan oluyordu bu değişik konuşma. O zaman anladım büyüklerimiz neden "Lazca konuşmayın! Türkçe konuşurken diliniz iyi dönmeyecek" dediklerini.

Anadolu'nun her tarafında, Karadeniz'de, Batı'da, Doğu'da, Güneydoğu'da ve Trakya'da bu kadar değişik Türkçe konuşma çeşidi neden var olduğunu? Şimdi çok daha iyi anlıyorum...! Yakın zamanlarda öğrendik, şimdi de devam eden, çok zamandan beri gelen "diliniz bozulacak" baskısının altında yatan gerçekleri! Türkçe konuşmamızı düzeltmeğe çalıştığımızda da anadilimizin bozulacağını da...!

Nasıl ki; bir İngiliz'in, Alman'ın, Fransız'ın Türkçe konuşmaları değişik bir aksanla oluyorsa, Lazlar'ın da Türkçe konuşmalarındaki değişikliğin, biz Lazlar için doğal olduğunu bilmeliyiz.

Şimdi, hepimizin çok istediği şey; çocuklarımız için "Vay! Ne kadar güzel Lazca konuşuyor" demektir. Öyle değil mi...?

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Röportaj: İsmail Bucaklişi

Lazcaya Gönül Vermiş Bir Yazar: Osman Şafak Büyüklişi

Röportaj: İsmail Bucaklişi

"Otkute var, oçalişute imralinen"

BUCAKLİŞİ: Osman cumad, ipti si ar ç̌uťa dogiçinat. Osman Şafak Büyüklişi mi ren, naku ǯaneri ren, so dibadu, so skidun, muç̌o skidun?

BÜYÜKLİŞİ: Lazuri kultura do nenaşi oroperi ar Lazi ren. Xvala Lazuri kultura do nenaşi oroperi var do mteli ǩoçinoba do gomte oroperi ar ǩoçi ren ptkvat-na daha mtini diven.

Ǯana 1955-şiz Lazi nana do babaşen Arkabis toli gom3ki skidalaşe. Skidala-çkimişi xvala 1975-1986 ʒanapes Lazonaşen gale pskidi. 1986-şen doni Arkabis pskidur.

İptineri, oşkande do lise zopula Arkabis bikitxi. Ankaras okitxus na-geboçki mağala zop̌ula gverdis ekebitkoçi. 2000 ʒanas SSK-şen emekli bivi. Emeklişi geçareri na-var emançen şeni xolo-ti Arkabis emekli na-bivi dulyas oçalişus mebuonam. Mexola eçi ʒanaşen doni nena-çkuni oskidinu şeni çkar umeğirdinu, udoçkendinu didi ar oropa do guriten biçalişam.

BUCAKLİŞİ: Dido oraşen doni Lazuri maǩalepe çarum. Muşeni Lazuri çarum, Lazuri oçarus muşeni gyoçki? Solen gogaşinu Lazuri oç̌aru?

BÜYÜKLİŞİ: Ho, Arhavim.net-is na-geboçki Lazuri oçarus Lazebura.net do Arhavizyon.net sitepes haği-ti mebaonam. Kitepes menceli mavaşa-ti mebuonare ham dulyas.

(Osman Şafak Büyüklişi. Foto: Bucaklişi, Arkabi 2009)

Nana nena-çkimi muşeni var pçara! Beroba-şen doni Turkuli do Arabuli, okuleti İngilizuri oǩitxu do oç̌aru şeni memokaçes. Nana nena-çkuni şeni mot ç̌arumt, goiçkendinit ya do memokaçes dortun. Xilli na-va ren haşo ar oxoğonaşe mele dodgitu şeni pçarum.

Ǩoçinobaşi oxoğonak, ma na-momçu çkina p̌aten geboğki oğarus. Ma Lazuri kai na-uçkin ǩoçepeşen ari, yani çodina nesilepeşen ari bore. Na-miçkin Lazuri nena hağineri nesilepes doguru, na-moxtasen nesilepes oǩitxu şeni ç̌areri mutu meşkvimu minon. Ǩoçinobaşi çkinapas ma na-mançen, na-miçkinpe iri Kala gortumoni bore. Ham oxoğonaten oça-rus geboğki.

Ar dido şurimşinek na-enzun Lazuri Kultura do Lazuri nena yoselu şeni muntxanepe ikomtes. Ma-ti ham mecişi doloxe dido Lazuri gara na var-ixenetu şeni, na-maxenasen enni Kai dulya haya ren -ma tkvi.

BUCAKLİŞİ: Lazuri ç̌arumftaşa muperi problemepe gaven? Lazuris na va ren ǩelimepe şeni mu ikum? Ağne kelimepe oğopxu diçiren-i?

BÜYÜKLİŞİ: Lazuri pçarumtaşi; pçarum klavyepes Lazuri boncapeşi bazipe na-va ren. Kimi oras ar bonca şeni jur tuşi ixmarinen, heşo oğaru mʒika p̌erp̌u var iven. Hamuşen çkva dido problemi var miğun.

Ağani kelimepe omralu do moğopxuşi dulya; haya xvala ar ǩoçişi xenapaten var-iven. Ham kelimepe goşiğare, svarare, ham dulya Kkala na-ibodenanpes heşo vana-ti haşo oğune goZudvare. Hek komoiğondu-na do cici Lazurişen moxtimeri uğun-na hemoras oxmaruşe geğkoni ren ma do bizmonam. İlla, Lazuri tkvala na var-uğun ondepesti "Lazuri tkvala bumralat"şi oxoğonati isa var-iven. Dixaş jin na-iparamitinen ǩaťa nenas çkva nenape na-untalun iris kuçkin.

BUCAKLİŞİ: Lazuri maǩale ç̌arumfaşa, tema muç̌o goşiğam?

BÜYÜKLİŞİ: Lazuri pçarumutaşi ipti; na-pçarum makales Kultura-çkunis do Lazonas na ren, na-iven ondepe goşobimer. Bazi orapes-ti ǩoçinoba şeni, bazi-ti zoxlenora şeni muntxanepe pçarum. Mteli maǩalepes; Lazepek ökidalaşe "Koçi" oşinute toli na-gon3kes, e do hemtepes ar "Kultura do Nena" na-uğunan oxoğonapu do goşinuşi tema gepşvi.

BUCAKLİŞİ: Si na giçinems Koçepek Lazuri na ç̌arum şeni mutu giğumeran-i? Mu iduşunaman?

BÜYÜKLİŞİ: Asimilasyonişi heko dudis boret ki, didopek Lazuri muşeni pçarum, var-oxoğonams. Bazipek, "Lazuri muşeni ç̌arum? Mu ivasen, muz ipelasen, skidas mu fayde avasen?" zoponan. Hemtepes muşeni na-pçarum tito tito oxoboğonapam. Bazipes-ti Lazuri kai uçkinan-na-ti gegapineri na var renan albonişi kimi boncape ziranşi dido Kai var akitxenan.

Kultura do nana-nenaşe meǩoreri oroperepes dido moğondunan. Hemtepek na-bikom dulya şeni guri-gomindumernan.

BUCAKLİŞİ: Na ç̌arum makalepe mu öxenu ginon? Ar svara (kitabi) oxenu iduşunam-i?

BÜYÜKLİŞİ: Ho, hakşakis na-pçari makalepeşi mzikape do hemtepeşen çkva xolo-ti na-pçarumpete ar svara oxenu minon. Haya; Nena-çkuni oskidinu şeni ar ç̌araloba (edebiyati) na-ukors, ham edebiyati şeni dido garerepe na-ukors na-içkinen şeni oxenoni ren. Meğira çkimi; na-pçarum ham svara na-eçkindasen Lazuri edebiatis ar elamzxvama avas.

BUCAKLİŞİ: Haya-ti eçourişi ǩitxala ren. Lazurişi oskedinu şeni ham ora şakis na ixenupeşen meǩa mupe oxenu diç̌irs?

BÜYÜKLİŞİ: Hakşakis Lazuri nena oskidinu şeni na-ixenupes, hemtepe na-vespes dido mardi boğodam, nʒaşa extan. Haği şkule; hakşa na-ixenunpeşen na-ebzdit tecrubete daha Kai do moğopxeri ar gzas na-boret içkinen. Nosiari ar şekilite, "Otkvute var, oçalişute imralinen"şi oxoğonate oçalişoni e do dido oçalişoni boret.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Mustafa Çupina

Lazurişe - Lazuri (Lazca'dan Lazca'ya Sözlük Denemesi)

Lazca'dan Lazca'ya

Sözlük denemesinden küçük bir örnek Yazan: Mustafa Çupina

abca Rubaşa didi ʒari. Furfonaşi abca inexepe doloxeran.

abuǯxa (ar buʒxa) Amʒika, ar mutişi ar mʒika parça. Cari abuǯxa memilaxi. Abuǯxa oraşa kevonçini.

abugzori Jileni ngola, Uzunçairluğişi melenkale, Abiçxo do Komiloşi ngola. Gvanduri jileni ngolaşa hekole Derebaşişi gza 2-3 saetişi meilen.

ağnose Nosi na var uğun Koçi, unose.

axişeli Ar mʒika oraşa dido na mtuy mturi. Arti mturi steri mebla mbela var do murgvala mtuy. İxi şkala mtvasi, ar mʒika oraşi dido domtuy, iri kale mturite opşay.

akroni 1- Himu hamu na nokixay piyati Koçi. Ham orape akroni Koçepe ipşey do mu p̌aten! 2- Sefili, nosi na var muğay Koçi.

aǩopuri Bere na var ayen koçi. Aǩopuri mapaşi derdi, mitişi steri var orlu.

amağmalaşe Ar muton doloxeşi amağmulu şeni na ixmarinen muton. Muçote amoviğiko, amağmalaşe muti var miğurlu.

amağmaleri (amağeri) Doloxeşi na amiğinu, doloxe na on ar muti. Mbağu amağmaleri vali nkolope uğurlu.

amaxtimu (amolva) Galendo doloxeşi olva. Miti var ortaşa xalkişi ngola amolva var iyen, dido oncğoren.

amakorobu 1. Teği teği na on mutxape doloxeşi oǩorobu. Gale na ikterley tikanepe, mandre şupula kamakorobu. 2. Ziğila şeni doloxeşi amolva. Şiğila, şǩu azirusi şoderi kamikorobu.

amakoteri (amakoteri) Doloxeşi koteri. Gunže xeporçape amakoteri kodolikunu.

amakotu 1. Doloxeşi okotu, doloxeşi mokotu. Pontuli paçape doloxeşi amikotu do ʒari komeyoxlu. 2- Ar miti ocginu vana piyatosinoba oğodu. ǩumari ibiru do kamuǩotey.

amafu ʒari doloxeşi amoşku, ngola; p̌andiloma na zun mandrepe, ʒari amifinen do içxinen.

amseri Huy na vort vana na mulun seri vana-ti limci. Amseri so okoviǩataten?

amseneri Amser na on, na iyasen, na iyu muti on. Amseneri dulyape oseyironon.

anamidi Nonç̌epi xeşi, murgvala vana başka soyi gokoru şeni na dolibinen, kteri na gvokoray koçi na nunçay maçina. Anamidi kiçikiçi, nana sǩani dvau biç̌i.

anderi Ar koçi doğura şikule na naşkuy mutonpe muşi, esǩaťi. Anderepe muşi gopayu şeni, badişi ğura uyondramtey.

angi 1- Mebumoni mutonpe ocibu şeni, oşkomalepe cedvapu şeni na voxmart Kapepe, ola şude angepete opşa'rlu. 2- Oçxoni na on ǩapi. Angepe didi ç̌uǩali ko doloçxu.

ara 1- Mcalepe mele moleşi na naçanenpe. Mcalepeşi xepe. Exfu do ombrişi ara ko celaxedu. 2- Kaleşi ibirinertaşa na imťen xe ceçamute meğvapu şeni xe ciçinertaşa na izitinen nena. Moç̌işu do "ara" dou.

arte Ar oğorda, oǩoǩateri, ar oyapute. Arte vorlat, mo gamovikaterlat.

Aviťe Mʒa dido na pranduy murunʒxi, çumanişi pri mcora extasen, limci mcora dolişvaca şikule na gamulun mskva murunʒxi (Venüs). Gogağari avite şkimi (na mayoroperanpe vu jomert.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
İrfan Aleksiva

Lazcanın Yazınsal ve Akademik Geçmişi

Yazan: İrfan Aleksiva

Günümüzde Lazca gerek Avrupa'da gerek Gürcistan'da ve gerekse Türkiye'de bazı ilgililerin çalışmaları neticesinde bütün diyalektleriyle birlikte kayda geçirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye'deki aktivist Lazlar, Laz diline ve kültürüne sahip çıkabilmek, unutulup yok olmasını önlemek amacıyla kurumlaşmaya, dernekler yoluyla seslerini Türkiye kamuoyuna duyurmaya çalışmaktadırlar.

Lazca geç yazıya geçmiş bir dildir. En eski Lazca yazılı materyaller genellikle dilbilimsel veri toplamak amacıyla Avrupalı dilbilimciler tarafından kayda alınmıştır. Bunların en eskisi İtalyan dilbilimci Lorenzo Hervás'in 1787 yılında yayımlanan "Vocabolario poligloto con prolegomeni sopra piu' di CL. lingue..." adlı çalışmasıdır. Hervás'ten sonra de Klaproth (1823), Rosen (1844), Peacock (1887), Von Erckert (1895), Adjarian (1899) gibi bilim adamlarının çalışmaları da söz konusudur. Bununla birlikte kelime dağarcığı, fiil çekimleri ve birkaç gramatik özelliğin anlatıldığı bu kısa çalışmaların imla problemi Lazca materyalin kullanılırlığını azaltmaktadır.

Rus bilim adamı Nikolay Marr'ın 1910 yılında yayımladığı, Lazca'nın (Çanca'nın) grameri, metinler ve sözlüğünden oluşan çalışması zamanına kadar yapılan en önemli Lazca dilbilimsel ve leksik eserdir. Marr'ın Osmanlı Lazistan'ındaki alan araştırmalarına dayanan bu eseri, önemini halen sürdürmektedir. Gramer, sözlük ve tekstlerden oluşturulan eser, bundan sonra yapılmış pek çok çalışmaya da örnek olmuş, kaynaklık etmiştir.

Marr'dan sonra bir kısmı kendi öğrencisi olan Gürcü dilbilimciler Lazcayla ilgilenmeye başlamışlardır. Bunlardan Kipşidze ve hemen sonrasında Çikobava, gerek gramatik tespitler gerekse tekstler derleyerek çeşitli yayınlar yapmışlardır. Kipşidze'nin 1918'de ölümünden önce derlediği ancak 1939'da Çikobava tarafından yayımlanan tekstlerini bu açıdan ilk Lazca metin derleme çalışması olarak görebiliriz. Bununla birlikte, genel olarak Lazca üzerine yapılan incelemelerde Arnold Çikobava'nın çalışmaları önemli bir kilometre taşı olma özelliğindedir. 1929'da, 1936'da ve 1938'de yayımlanan eserleri çeşitli diyalektlerden tekst derleme, gramer ve sözlük alanında önemli çalışmalardır. Bu arada Türkiye'de İstanbul Üniversitesi'nde çalışmakta olan Fransız teolog Georges Dumézil de Türkiyeli Lazlardan derlediği metinleri 1937'de Contes lazes ve 1967'de Récits lazes en dialecte d'Arhavi (parler de Şenköy) adıyla yayımlamıştır. Dumézil, Ubıhça'dan Hemşince'ye birçok dilden derlediği materyalleri Documents Anatoliens sur les langues et les traditions du Caucase adlı tekst dizisiyle bilim dünyasına katmıştır. Sergi Jğenti'nin (1938) yayımladığı tekst çalışması da Arhavi diyalekti için önemli bir eserdir.

Bütün bu akademik çalışmalardan başka Lazlara seslenmeyi ve dili gündelik hayatta ve eğitimde kullanmayı amaçlayan ilk çalışma ve ilk Lazca gazete 1929'da Sohum'da Mǯita Muruǯxi adı altında İskender ʒitaşi tarafından yayımlandı. Bunu Sovyet Rusya'nın ilk yıllarında açılan Lazca okullarda anadili dersinde kullanılmak üzere hazırlanan 1935 basımlı Alboni adlı ilkokullar için Latin sistemine dayalı, Lazca alfabeyi öğretme amaçlı ders kitapçığı izler. Bu ders kitabının devamı olarak ikinci sınıflar için hazırlanan Okitxuşeni Supara 1937'de yine Sohum'da yayımlanır. Ancak kısa zaman sonra Lazca dersler kaldırılır ve İskender ʒitaşi Stalin döneminin karmaşasında ortadan kaldırılır. Böylece akademik yayınlar dışında Lazcayı edebi dil olarak kullanmak amaçlı çalışmalar 1990'lara kadar ertelenmiş olur.

1939'da yayımlanan Kipşidze'nin tekstlerinden sonraki 24 yıllık süreç bir durgunluk dönemidir. Ancak, özellikle 1990'lardan sonra Avrupalı bilim adamları da Lazcayla yoğun olarak ilgilenmeye başlarlar. Ama ondan önce Amerikalı Anderson 1963'te Viğe (Fındıklı) diyalekti üzerine bir gramer çalışması yapar. 1972'de Lazcanın en önemli uzmanlarından biri olan Guram Kartozia'nın Abhazya, Acara ve Gürcistan Sarpı'nda yaşayan Lazlardan derlediği tekstleri yayımlar. Kartozia 1990'ların başında Türkiye'ye de gelerek Türkiye Lazlarından da metinler derlemiş ve bunları 1993'te ve 2008'de yayımlamıştır. Bu çalışması ve bir çok makalesi, Lazca üzerine yapılmış en kapsamlı akademik çalışmalar olması hasebiyle önemlidir.

1974'te İrine Asatiani'nin ve 1982'de Natela Kutelia'nın çalışmaları da önemli yayımlardır. Daha sonraki (2005) adlı eserinde Lazcanın fonolojisini inceleyecek olan Kutelia'nın hikâye kitabı, edebi olduğu kadar görsel zenginliğiyle de dikkat çekicidir.

Laz aktivistlerin de katılımıyla, Türkiye ve Gürcistan'dan sonra en çok Laz nüfusuna sahip olan üçüncü ülke durumundaki Almanya'da, Alman Laz dostu Wolfgang Feurstein ve Arhavili öğretmen Fahri Lazoğlu (Kahraman) günümüzde de Lazlar arasında kullanılmakta olan 35 harfli Laz alfabesini oluşturup alfabeyi 1984'te Lazuri Alfabe adıyla Almanya'da yayımlamışlardır. Bu olay, kısa zaman sonra, 1990'larda Türkiye'de Lazlık bilincinin yaygınlaşıp Ogni dergisinin yayımlanmasında itici güç olmuştur. Laz aktivistlerin bu dergi etrafında gruplaşması, Türkiye Lazlarının da amatör de olsa çeşitli materyaller (şiirler ve Lazca ve Laz kültürüyle ilgili makaleler, tarih incelemeleri vb.) oluşturmalarını sağladı. Bu çalışmalar akademik olmayıp Lazcaya sahip çıkılması ekseninde birleşmiştir. Ogni dergisinin yayımlandığı Kasım 1993 tarihinden günümüze kadar pek çok kişi "Laz Kültür Hareketi" içerisinde yer almış, böylece 1929'da ʒitaşi ile başlayan hareket yıllar sonra, daha geniş bir katılımla günümüze kadar uzanmayı başarmıştır.

90'larda ve sonrasında Lazca üzerine çalışmalar Avrupa'da da hız kazandı. Holisky'nin 1991'de The Indigenous Languages of the Caucasus adlı dergide yayımlanan 77 sayfalık gramer çalışması derli toplu olarak Lazcanın genelinin ele alındığı en bütünlüklü gramer çalışması olma özelliğini taşımaktadır.

Alman dilbilimci Silvia Kutscher, Johanna Mattissen ve Anke Wodarg'ın birlikte hazırladıkları Das Mutafi Lazische (1995) ve Kutscher'in Ardeşenli öğrencisi Sevim Genç'le birlikte hazırladıkları Ardeşen narratives - Ardeşeni na isinapinenpe (1998) adlı çalışması bu zamana kadar ekseri doğu diyalektleri üzerine yapılmış çalışmalardan farklı olarak Ardeşen diyalektini konu edinmesi sebebiyle önemlidir.

1990'da Lazcanın leksikolojik materyalini toparlamayı amaçlayan ve amatör iki sözlükçünün; İsmail Avcı Bucaklişi ve Hasan Uzunhasanoğlu'nun hazırladıkları Lazuri Nenapuna, Türkiye'deki aktivist Lazların oluşturdukları en önemli eserlerin başında gelir. 2007'de İrfan Aleksiva'nın da katılımıyla tekrar basılan sözlük Lazcanın diyalektolojik haritasını da bir oranda ortaya çıkarmayı başarmıştır. Bu eser daha sonra Türkiye'de bazı başarısız sözlük çalışmalarını da tetiklemiştir.

Sözlük konusundaki diğer bir çalışma Avrupa'da Amse-de Jong (2004) tarafından yapılmıştır. Lazcadan İngilizceye olan bu sözlük, yayımlanmış Lazca tekstlerin ve akademik çalışmaların incelenmesiyle hazırlanmıştır.

2003'te Türkiye'de de Japon dilbilimci Goichi Kojima ve İsmail Bucaklişi tarafından da bir gramer çalışması hazırlanmıştır. Genel Güney Kafkas dillerinin genel gramer disiplinlerinden oldukça farklı olarak hazırlanan bu çalışma daha çok gramatik şekillerin diyalektolojik tespitlerini yapmaktadır.

Günümüzde Lazca gerek Avrupa'da gerek Gürcistan'da ve gerekse Türkiye'de bazı ilgililerin çalışmaları neticesinde bütün diyalektleriyle birlikte kayda geçirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye'deki aktivist Lazlar, Laz diline ve kültürüne sahip çıkabilmek, unutulup yok olmasını önlemek amacıyla kurumlaşmaya, seslerini Türkiye kamuoyuna duyurmaya çalışmaktadırlar.

Unutulma tehlikesi altında olan Lazcanın yaşatılabilmesi için kuşkusuz ki, bilimsel çalışmalar yapmanın haricinde, daha popüler ve daha öğretici, telkin edici yayınlar yapmak da gereklidir. Bunun Lazca için yaşamsal önemi vardır.

(Not: Kaynak metinde, dönemin Gürcü alfabesiyle yazılmış birkaç eser adı OCR sırasında Latin harflerine hatalı biçimde aktarıldığından, bu eser adları yukarıda mümkün olduğunca sadeleştirilerek anlatılmıştır.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Yard. Doç. Dr. Balkız Öztürk

Noam Chomsky'nin Üretici Dilbilgisi Kuramı'nda Şahıs ve Hal Ek Sistemleri ve Lazca'nın Kuramsal Açıdan Önemi

Yazan: Yard. Doç. Dr. Balkız Öztürk (Boğaziçi Üniversitesi) Fotoğraf-tasarım: Başar Hatırnaz

Lazca bu tartışma için tek bir dil sistemi içinde cevaplar sunar ve bu yönüyle alan katkısı büyüktür. Bir anlamda farklı diyalektleri ile Lazca ergatif-nominatif ve nominatif-akuzatif sistemler arasında köprü görevi gören bir sistemdir ve literatürde bugüne kadar eksik olan materyali bize sunar. Ayrıca, Lazca Chomsky'nin geliştirdiği Üretici Dilbilgisi modelinde geçerli olduğu düşünülen yapı için de kuramsal açıdan kilit sorulara işaret eder.

1. Giriş

Noam Chomsky'nin geliştirdiği Üretici Dilbilgisi (Generative Grammar) Kuramı'nda adların üstünde yer alan hal ekleri ve eylemlerin üzerinde bulunan şahıs ekleri sözdizimsel (sentaktik) açıdan aynı tür ilişkilerin biçimbilimsel (morfolojik) açıdan iki farklı şekilde kodlanması olarak algılanmaktadır. Hal ekleri Nominatif (yalın hal), akuzatif (-i-hali), datif (-e-hali), ablatif (-den-hali), lokatif (-de-hali) gibi ekleri içerirken, şahıs ekleri birinci, ikinci, üçüncü tekil ve çoğul şahısları içerir. Bu ekler bir tümce içinde hangi öğenin özne hangi öğenin nesne olarak kullanıldığını belirtmektedir.

Bazı diller bu sözdizimsel ilişkileri yalnızca eylem üstünde bulunan şahıs ekleri ile kodlar ve bu dillerde adlar herhangi bir ek almaz; örneğin Mapudungun dilinde: Tiwentru pefiy tidomo (Baker 2003). Bazı dillerde ise yalnızca adlar üzerinde hal ekleri kullanılır ve eylemler şahıs eki almaz; örneğin Japonca'da: Taroo-ga Hanako-ni nimotu-o okutta "Taroo Hanako'ya paketi yolladı" (Miyagawa & Tsujioka 2004). Hem şahıs hem hal ekleri bulunan dillerde ise genelde üzerinde hal eki bulunmayan öğenin tümce içindeki görevlerini belirtmek için eylem şahıs eki taşır; örneğin Türkçe'de: Ben-Ø Ersin-e kitab-ı ver-di-m.

Üretici dilbilim kuramında tümcelerin iç yapısının hiyerarşik bir düzende olduğu varsayılır. Özne olarak görev yapan öğe, nesne olarak görev yapan öğeye göre tümce içinde daha üst bir konumda bulunur. Nominatif-Akuzatif hal sistemine sahip dillerde nesne alan geçişli bir eylemle kurulan tümcelerde en üst konumda bulunan öğe özne olarak algılanır ve nominatif (yalın) eki alır; nesne olarak görev yapan daha aşağıdaki öğe ise akuzatif (-i-hali) eki taşır: Ben-Ø sen-i gördüm. Nesnesi olmayan geçişsiz eylemlerle kurulan tümcelerde ise kullanılan tek öğe olan özne nominatif durumdadır (Ben-Ø uyudum) ve akuzatif olamaz (Ben-i uyudum, yanlış).

Kısacası, bu tür hal sistemlerinde eylemin geçişli veya geçişsiz olma durumuna bakılmaksızın özneler nominatif olarak kodlanır. Buradan hareketle nominatif halin bu dillerde en öncelikli hal olduğu varsayılır ve tümce içinde en yüksek konuma erişen öğelere verildiği savunulur. Nesnelerin özne konumuna geçtiği edilgen (pasif) yapılar bunun bir örneğidir ("Ali beni vurdu" → "Ben vuruldum").

Nominatif-akuzatif hal sistemlerine alternatif olarak dünya dilleri arasında bazı dil ailelerinde Ergatif-Nominatif hal ek sistemi ortaya çıkmaktadır. Bu hal sistemini gösteren belli başlı diller arasında Bask, Kafkas Dilleri, bazı Amerikan ve Avustralya yerli dilleri bulunmaktadır. Bu hal sistemlerinde geçişli eylemlerle kurulan tümcelerde tümce içinde en üstte bulunan öğe ergatif ek taşır ve özne olarak algılanır; nesne olarak algılanan daha aşağıdaki öğe ise nominatif haldedir. Geçişsiz eylemli tümcelerde ise tümcenin öznesi olarak algılanan tek öğe geçişli eylemlerdeki durumun aksine ergatif değil nominatif haldedir. Örneğin Warlpiri dilinde: Ngajulu-rlu-rna-ngku nyuntu nyangu "Ben seni gördüm" (özne ergatif) ama Ngaju-rna parnkaja "Ben koştum" (özne nominatif) (Legate 2006).

Kısacası ergatif-nominatif dillerde geçişli tümcelerdeki nesnelerle geçişsiz tümcelerdeki özneler nominatif alırlar ve geçişli tümcelerdeki ergatif özneler istisnai bir durum oluşturur.

Üretici dilbilgisi kuramında bütün dillerin içyapısının ortak bir grameri olduğu varsayılır (Universal Grammar) (Chomsky 1981, 1995). Bu modelde sözdizim merkezi bir konumdadır ve tümcelerin öncelikle sözdizimde üretildiği ve daha sonra biçimbirimsel ve sesbilimsel (fonolojik) açıdan yapılandırıldığı düşünülür. Gerek sözdizimi gerekse biçimbilimi ilgilendiren nominatif-akuzatif ve ergatif-nominatif diller arasındaki bu farklılığın neden ileri geldiği literatürde sıkça cevaplanmaya çalışılan bir sorudur. Literatürde bu farklılığı açıklamak için öne sürülmüş başlıca iki temel görüş vardır: (i) bu fark sözdizimsel bir farktır ve birincil öneme sahiptir (Jelinek 1984); (ii) bu farklılık sözdizimlerinden kaynaklanmaz, yalnızca biçimbirimsel özelliklerinden kaynaklanır, dolayısıyla daha yüzeysel ve daha az önemli bir farklılıktır (Woolford 1997, Legate 2006).

Lazca da ergatif-nominatif sisteme dahil bir dildir. Ancak, Türkçe, Yunanca ve Ermenice gibi nominatif-akuzatif sistemlerdeki dillerle kontak halinde olmuştur. Üretici Dilbilgisi modeli açısından üzerinde çok az çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada, Lazca'nın halen hal eklerini koruyan Pazar diyalekti ve hal eklerini kaybetmiş Ardeşen diyalektini karşılaştırarak yukarıda öne sürülmüş bu iki görüşü değerlendirilecek ve Lazca'nın bu tartışmaya kuramsal katkısına değinilecektir.

2. Lazca'nın şahıs ve hal eki sistemleri

Lazca, ergatif-nominatif dil sistemleri arasında yer almasına rağmen hal eklerinin dağılımı açısından nominatif-akuzatif dillere de benzer karma bir sistem sunar. Pazar diyalektinde geçişli yapıda özne ergatif, nesne nominatif ek taşır: Bere-k ʒari-Ø şums "Çocuk su içiyor" (özne ergatif). Geçişsiz yapıda ise özne nominatif ek alır: ʒari-Ø celulun "Su akıyor" (özne nominatif). Ancak bazı geçişsiz yapılarda özneyi nominatif ile değil ergatif ile işaretler: Bere-k ibgars "Çocuk ağlıyor" (özne ergatif) - bu da Warlpiri gibi bilinen ergatif-nominatif sistemlere tezat bir örnek sunar.

Holisky (1991)'de detaylı olarak tartışıldığı üzere Lazca'da dört yüklem sınıfı vardır ve hal ekleri bu yüklem sınıflarına göre dağılmaktadır: Sınıf I - geçişli eylemler; özne "Eden" (Agent) ergatif ek alır, nesne "Etkilenen" (Theme) nominatif haldedir (Bere-k ʒari-Ø şums "Çocuk su içiyor"). Sınıf III - öznesi Eden olan geçişsiz eylemler; özne yine ergatif alır (Bere-k ibgars "Çocuk ağlıyor"). Sınıf II - öznesi iradesiz, aktif olmayan "Etkilenen"den oluşan geçişsiz eylemler; özne nominatif haldedir (Bere-Ø colu "Çocuk düştü"). Sınıf IV - psikolojik/bilişsel eylemler; özne "Deneyimleyen" datif hal eki taşır (Bere-s ma goğondru "Çocuk beni unuttu"). Özetle: Eden → Ergatif, Etkilenen → Nominatif, Deneyimleyen → Datif.

Lazca'da eylemlerin öğeleri sadece hal ekleriyle belirtilmez, aynı zamanda eylem üzerinde yer alan şahıs ekleri de öğelere işaret eder; bu ekler hem ön ek hem son ek biçimindedir. Holisky (1991)'e göre Lazca'da şahıs ekleri üç farklı zaman-görünüş (tense-aspect) serisine göre farklılık gösterir. Seri I ve Seri II özne için özne öneklerini kullanırken, Seri III özne için nesne öneklerini kullanır. Örneğin Seri I'e göre çekimlenmiş Ma v-ibgar-Ø "Ben ağlıyorum" tümcesi Seri II'ye göre çekildiğinde Ma m-ibgarapu-n "Ben ağlamıştım" biçimini alır; burada özne 'ma' için birinci şahıs özne eki v- yerine birinci şahıs nesne eki m- kullanılır. Bu durum Seri III'te zorunlu olarak görülen özne ve nesnenin sözdizimsel görevlerini birbiri ile değiştiren "ters çevirme" (inversion) işleminden kaynaklanır; bir anlamda tümcenin anlamsal öznesi sözdizimsel açıdan nesneye dönüştürülür. Ters çevirme yapılarında eylemin sonunda hep 3. şahıs eki kullanılmaktadır; bu da anlamsal özne olan 'ma'nın sözdizimsel özne statüsünü yitirdiğinin bir başka göstergesidir.

Sözdizimsel ters çevirme işlemi öznelerin üzerindeki hal eklerinde de değişikliğe neden olur: Bere-k ibgars "Çocuk ağlıyor" (Seri I, özne ergatif) → Bere-s ubgarapun "Çocuk ağlamıştı" (Seri III, ters çevirme, özne datif). Pazar diyalektinde öznenin Etkilenen olduğu Sınıf II'ye ait eylemler, ters çevirme yapısına giremezler: *Berepe uğurapun (Sınıf II, dilbilgisel açıdan bozuk) yerine Pazar diyalekti "doren" yardımcı eylemiyle kurulan dolaylı bir yapı kullanır: Berepe doğuru dortu "Çocuklar ölmüştü".

3. Hal ekleri sisteminin kaybolmasının sözdizimsel etkileri

Hal ekleri olmamasına karşın Ardeşen'de de Pazar'da görülen eylemin üstünde öğeleri belirten aynı türde şahıs ekleri bulunmaktadır. Ardeşen'de de aynı Pazar'daki eylemler öznelerinin anlamsal özelliklerine göre dört sınıfa ayrılır, ancak Ardeşen'de eylemlerin hiçbir öğesi üzerinde hal eki bulunmaz; bir anlamda bütün öğeler nominatif olarak çıkar (Bere-Ø ʒari-Ø şums "Çocuk su içiyor"; Bere-Ø ibgay "Çocuk ağlıyor"; Bere-Ø doğuru "Çocuk öldü"; Bere-Ø magvoc'ondru "Çocuk beni unuttu").

3.1 Ters Çevirme ve Vurgu: Ardeşen diyalektinde hal eklerinin kaybolmasının ters çevirme yapılarında ortaya çıkan iki önemli etkisi gözlemlenmektedir: (i) ters çevirme yapılarında vurgu sonucu nesnelerin özne statüsüne çıkarılması, (ii) Sınıf II'ye ait fiillerin Seri III'e göre çekimlenebilmesi.

Hem Pazar hem Ardeşen'de bulunan Masi ce-m-içamapu-n "Ben seni dövmüştüm" (Seri III, ters çevirme) yapısında özne için eylemin üstüne birinci şahıs özne öneki v- yerine birinci şahıs nesne öneki m- kullanılır; eylem son eki üçüncü şahıs -n olarak çıkar. Pazar'dan farklı olarak Ardeşen'de, tümcenin anlamsal nesnesi belirgin bir şekilde vurgulanırsa, eylemin son eki bu kez üçüncü şahıs -n olarak çıkmaz, nesne ile uyumlu hale gelir ve -r olur: Masi ce-m-içamapu-r "Ben SENİ dövmüştüm (başkasını değil)". Bu, yalnızca Ardeşen'e özgü bir yapıdır; hal eklerinin görülmediği ve eylemin tüm öğelerinin biçimbirimsel açıdan eşit olduğu Ardeşen'de vurgu ile nesneler özne statüsüne geçirilebilirken, bu yapılar Pazar diyalektinde kabul görmez.

3.2 Sınıf II'ye ait eylemlerin Seri III'e göre çekilmesi: Pazar'da öznesi Etkilenen olan Sınıf II'ye ait eylemler ters çevirme yapısına giremezken (*Berepe uğurapun, bozuk tümce), Ardeşen'de hal eklerinin kaybolması sonucu bütün özneler her eylem sınıfında nominatif halde çıktığından bu kısıtlama ortadan kalkar ve her tür eylem sınıfı Seri III'e göre çekimlenerek ters çevirme yapısında kullanılabilir: Hako dido bere uğurapun "Burada çok çocuk ölmüştü"; Hako kaltopi uyapun "Burada patates yetişmişti"; Ham oxori içvapun "Bu ev yanmıştı"; Ham cermape mturi inğinapun "Bu dağlardaki kar erimişti". Bu örnekler Pazar diyalektinde dilbilgisel açıdan bozuk kabul edilir; aynı anlamı vermek için Pazar'da "doren" yardımcı fiiliyle farklı bir yapı kurulur (Hako kaltopi iyu dortu "Burada patates yetişti oldu / yetişmişti").

4. Lazca'nın Kuramsal Açıdan Önemi

Pazar'ın yukarıda sayılan özellikleri göz önüne alındığında, ergatif-nominatif sistemleri nominatif-akuzatif sistemlerden ayıran tek farkın biçimbirimsel açıdan farklı hal eklerine sahip olmaları olduğunu söylemek mümkün olmaz; çünkü Pazar'da her eylem sınıfı her zaman serisinde çekilemez (örneğin Sınıf II'ye ait eylemlerle Seri III'te tümce kurmak mümkün değildir), oysa Türkçe gibi nominatif-akuzatif sistemlerde bu türden kısıtlamalar yoktur. Bu da sözdizimsel bir farklılığa işaret eder. Hal eklerini kaybetmesi sonucu bir anlamda nominatif-akuzatif sistemlere yaklaşmış olduğu düşünülen Ardeşen diyalektinde de eylem sınıfları açısından Pazar'da görülen kısıtlamanın ortadan kalkması ve Ardeşen'de nesnelerin vurgu yoluyla özne konumuna taşınabilmesi de sözdizimsel bir farklılığa işaret eder.

Bu açıdan bakıldığında Lazca, nominatif-akuzatif sistemlerin ergatif-nominatif sistemlerden sözdizimsel düzeyde ayrışması gerektiği görüşünü destekler; iki farklı diyalekti arasında hal eklerinden doğan farklılaşma sayesinde Lazca bu tartışma için tek bir dil sistemi içinde cevaplar sunar ve bu yönüyle alan katkısı büyüktür.

Ayrıca, Üretici Dilbilgisi modelinde sözdizim birincil önem taşır ve ikincil öneme sahip biçimbirimden etkilenmez ama onu etkileyebilir varsayılır. Ancak Lazca'nın Ardeşen diyalektinde biçimbirimsel öğeler olan hal eklerinin kaybolması bu diyalektin sözdiziminde de farklılıkların doğmasına yol açmıştır. Bu da Chomsky'nin önerdiğinin aksine biçimbirimin sözdizim üzerinde belli etkileri olabileceği görüşünü doğurur ve Üretici Dilbilgisi modelinde bütün dünya dilleri için geçerli olduğu varsayılan gramer modeli için sorun teşkil eder. Bu yönüyle Lazca, Üretici Dilbilgisi modelinin geliştirilmesi veya değiştirilmesi açısından da büyük önem taşır ve üzerinde daha çok kuramsal çalışma yapılması gereken bir dil olarak karşımıza çıkar.

5. Sonuç

Bu çalışmada Lazca'nın Pazar ve Ardeşen diyalektlerinde hal ve şahıs ek sistemleri ele alınmış, Ardeşen'de hal eklerinin kaybolması sonucu doğan farklılıklar vurgulanmıştır. Bu açıdan Lazca dünya dillerinde görülen ergatif-nominatif ve nominatif-akuzatif sistemler arasında farklılıkları anlamak adına bir köprü görevi görebilecek bir dil sistemi oluşturmaktadır ve bu yüzden kuramsal açıdan dilbilgisel önemi oldukça fazladır.

Kaynakça: Aissen, J. (1974). The Syntax of Causative Constructions. Ph.D. Dissertation, Harvard University. — Baker, M. (2003). "On the Loci of Agreement: Inversion Construction in Mapudungun". Proceedings of NELS 33. — Chomsky, N. (1981). Lectures on Government and Binding. Dordrecht: Foris. — Chomsky, N. (1995). The Minimalist Program. MIT Press. — Emgin, B. (2009). Finiteness and Complementation in Laz. Unpublished MA thesis, Boğaziçi University. — Göksel, A. (1993). Levels of Representation and Argument Structure in Turkish. Ph.D. Dissertation, SOAS. — Gürpınar, T. (2000). The Dialect of Pazar Laz and its case system. MA thesis, Boğaziçi University. — Harris, A. C. (1981). Georgian Syntax: A study in relational grammar. Cambridge University Press. — Harris, A. C. (1982). "Georgian and the Unaccusative Hypothesis". Language 58: 290-306. — Holisky, D. A. (1991). "Laz". In: A. C. Harris (ed.), The Indigenous Languages of the Caucasus, vol.1. — Jelinek, E. (1984). "Empty Categories, Case and Configurationality". Natural Language and Linguistic Theory 2:39-76. — Kojima, G. & İ. A. Bucaklişi (2003). Lazuri Grameri. Chiviyazıları Yayınları. — Legate, J. (2006). "Split Absolutive". Ergativity: emerging issues. Springer. — Miyagawa, S. and T. Tsujioka (2004). "Argument Structure and Ditransitive Verbs in Japanese". Journal of East Asian Linguistics 13: 1-38. — Öztürk, B. (2004, 2005). Case, Referentiality and Phrase Structure. — Sezer, E. (1991). Topics in Turkish Syntax. Ph.D. Dissertation, Harvard University. — Woolford, E. (1997). "Four-way Case Systems: Ergative, Nominative, Objective and Accusative". Natural Language and Linguistic Theory 15: 181-227. — Zimmer, K. (1976). "Some Constraints on Turkish Causativization". In The Grammar of Causative Constructions.

(Bu çalışma Boğaziçi Üniversitesi Araştırma Projeleri kapsamında -Proje no: 07HB402- desteklenmiştir. Ardeşen diyalektinden alınan örnekleri sağlayan İrfan Çağatay ve Mustafa Özkurt'a, Pazar diyalektinden alınan örnekleri sağlayan İsmail Avcı Bucaklişi'ye teşekkür edilmektedir.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Röportaj: İsmail Bucaklişi

"Lazca Çalışmamın Daha Faydalı Olacağını Düşündüm" - Dr. René Lacroix

Röportaj: İsmail Bucaklişi

Dr. René Lacroix, İsviçreli baba ve Fransız annenin çocuğu. Yedi yıldır Paris'te yaşıyor. Paris 5 ve Paris 7 Üniversiteleri'nde dilbilim okumuş. "Description du dialecte laze d'Arhavi" adlı tezi ile doktorasını vermiş.

Lazcanın yok olma tehlikesi altında bir dil olduğunu söylüyor. Lazcayı araştırmasının bir sebebi de bu dile katkı yapabilmek.

Kendisini, Laz Kültür Derneği'nin Kadıköy'de düzenlediği "Laz alfabesi" konulu bir toplantıda tanıdım ve hem tarihe küçük bir dipnot düşebilmek hem de Skani Nena okuyucularına az da olsa tanıtabilmek için bu röportajı yaptım.

İsterseniz Yüksek Lisans tezinizden başlayalım. İlk teziniz neydi?

Önce Gürcü fiilleri üzerine, sonra da Lazca üzerine küçük bir gramer yazdım. Çalışmam Arhavi diyalekti üzerine idi. Doktora tezimde de Arhavi diyalekti üzerine çalıştım.

Neden Lazca?

Birkaç sebebi var. Paris'te Gürcüce okumuştum. Aynı zamanda da kendi kendime Türkçe öğreniyordum. Bu diller benim için ilginç. Bu arada Lazca diye bir dilin varlığını öğrendim. Çok ilgimi çekti. Gürcüce ve Türkçe bilmem Lazca'ya yakınlık duymama sebep oldu. Üstelik Lazca tehlike altında bir dil idi ve bir dilbilimci olarak Lazca çalışmamın daha faydalı olacağını düşündüm.

Lazca kaynaklara ulaşmada zorluk çektiniz mi?

Georges Dumézil'in Lazcayı konu ettiği kitabını buldum. Onunla başladım. Bir de Türkiye'de Lazlarla çalışmak için İstanbul'a gelmiştim. Burada Arhavililer'le tanıştım. Zaten bu yüzden Arhavi diyalektini seçtim. Arhavi'ye birkaç defa gittim; Lome köyüne. Oralarda Lazca metinler derledim. Sonra bir gün Nurettin Akdemir adında Arhavili bir Lazla tanıştım. Antalya'da yaşıyordu. O bana çok yardımcı oldu. Çok iyi Lazcası var.

Bunların haricinde, Gürcistan'daki dilbilimcilerin çalışmalarını inceledim. Onların topladığı metinleri dijital ortama aktardım. Onları da kullandım. İstanbul'da yayımlanmış kitaplar da çok işime yaradı. Paris'te de Lazlar tanıdım ama Lazcaları yeterince akıcı olmadığı için onlarla çalışamadım.

Peki tam olarak çalıştığın konu nedir?

Fonetik, sintaks, morfoloji ve tekstler var. Masallar var. Tekstleri ben derledim. Türkiye'de çalışırken kayıtlar aldım.

Doktora tezinizin başlığı nedir?

"Description du dialecte laze d'Arhavi (Caucasique du sud, Turquie). Grammaire et textes"

Türkiye'de çalışırken sorunlar yaşadınız mı?

Çok ciddi problem yaşamadım ama bazen insanlar korkuyorlardı. Bana ajan diyorlardı. Buna çok üzüldüm. Bazıları da bana saldırganca davrandılar, kovmaya çalıştılar. Böyle davranmalarının nedeni ne yaptığımı bilmemeleri idi. Ama Lome'de beni çok seven bir aile var. Onlar bana çok yardımcı oldu.

Lazlarla ilgili başka şeyler de çalıştınız mı?

En çok dil çalıştım, ama derlediğim metinler etnografik bilgiler de veriyor.

Megrelce ile karşılaştırdınız mı Lazcayı?

Evet, özellikle şahıs eklerini Megrelce ile karşılaştırdım.

Lazcanın yok olma tehlikesi var mı gerçekten?

Evet, kesinlikle çünkü gençler Lazca konuşmuyor. Gelecekte bu dil yok olabilir. Çocuklar sadece anlıyorlar, konuşamıyorlar. Bu dilin yaşaması için bütün modern araçları kullanmak lazım.

Bundan sonrası için planlarınız nelerdir?

Tezimi İngilizce olarak bastırmak istiyorum. Türkiye'de 1 yıl kalmak, bu süre zarfında Lazca metinler derlemek ve bunları internet ortamına aktarmak istiyorum. Lazca metin derlemelerinde bana yardımcı olabilecek insanlara ihtiyacım var.

Röportaj için teşekkür ederim! 30.01.2010/ Kadıköy

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Eylem Bostancı

Geleceği Geçmişinden Daha Parlak Olan Dil: GALCE

Yazan: Eylem Bostancı

Tüm kısıtlamalara rağmen, Kelt kökenli aydınlar mücadelelerini bırakmadılar. Bugün Gal dilinin yeniden canlanması için İskoçya, İrlanda ve Galler'de farklı programlar uygulanıyor. Bunlara ek olarak; isteyen öğrenciler matematik ve coğrafya gibi sınavlara kendi dillerinde girebiliyor ve tüm resmi evraklar Gal dilinde talep edilebiliyor. Gal dilini öğrenen, bu dilde eğitim alan gençlerin sayısı her geçen gün artıyor. Galce "geleceği geçmişinden daha parlak olan dil" olarak nitelendiriliyor.

Yıl 2000 senesiydi; bir iş görüşmesi için Birleşik Krallık'a bağlı Güney Galler'e gitmiştim. Galler; İngiltere'ye göre kültürel olarak çok farklı ve zengin, insanları kat be kat dost severdir. İş görüşmesinden çıktıktan sonra tren istasyonuna doğru bir taksi ile yola çıktım. Yolda tabelalar iki dildeydi; İngilizce ve Galce. Taksiyi süren genç bana Galleri anlatıyordu. Ben yoldaki tabelaların Galce de yazılmasının pozitif bir şey olduğundan bahsettim. Genç adam şöyle cevap verdi: "Tüm bunlar bir gösterişten ibaret. Sadece bir aldatmaca, bir sus payı. Eğer öyle olmasaydı, ben şimdi kendi dilimi akıcı olarak konuşabiliyor olurdum." Araba ile Galler'in göz alıcı güzellikteki yeşil vadilerinin arasından geçerken, Gal insanına İngiltere tarafından yaşatılan acılardan bahsetti. O'nun anlattıkları ile kendi ailemden Lazca'nın okullarda nasıl baskı altından tutulduğu hakkında dinlediklerim arasında büyük benzerlik vardı. Bunu ona söylediğimde, "Demek ki her devlet aynı şekilde aşağılıyor" dedi, haklıydı da. Bu benim içimi acıttı.

Bu yazı; Gal dilinin geçmişi ve bugünkü durumunun bir özeti niteliğindedir. Amacımız; Gal dilini yeniden canlandırma gayretlerinin sonucunu göstermektir.

Galce nedir?

Galce; tarih öncesi ve ilkçağ döneminde yaşayan Avrupa kavimlerinin bir bölümü olan Keltlerin dilinin iki kolundan biridir. Klasik Galce zaman içinde üç gruba ayrılmıştır; İrlanda Galcesi, Manx Galcesi ve İskoç Galcesi. Bu üç farklı Gal dili bugün birbirlerinden farklılıklar göstermektedir, fakat gene de bu dilleri konuşanlar birbirleriyle kısmen anlaşabilirler. Kelt dilinin ikinci kolu ise bugün Galler'de konuşulmaktadır.

Geçmişte yaşamış olduğu tüm baskılara rağmen, bugün Gal dili önemli bir rehabilitasyon programına tabi tutulmaktadır, neredeyse yeniden yaratılmaktadır.

Galce'nin en fazla tehlike altında olan kolundan başlamak gerekirse, sadece Isle of Man'da konuşulan Manx Galcesi'nden söz etmek gerekir. Isle of Man; Birleşik Krallık'a bağlı olan ve Britanya ile İrlanda adaları arasında bulunan, kendi yönetimine sahip küçük bir adadır. Manx Galcesini anadili olarak konuşan son adam 1974 senesinde öldü. Ancak, düşünülenin aksine bu Manx Galcesinin sonu olmadı. Manx Galcesi ilk dil olarak öldü, fakat ikinci dil olarak yaşatıldı. Ada'da bir eğitim programı başlatıldı ve St John's bölgesindeki bir okulda 4-11 yaş arasındaki çocuklara Manx dilinde eğitim verilmeye başladı. Bugün bu dili akıcı olarak konuşabilen 100 kişi var ve bu sayı çoğalıyor.

Galce'nin gördüğü engellerin kısa bir tarihi

Bu bölüme İngiliz devleti tarafından 1773 yılında Galce hakkında yapılan bir açıklama ile başlamak istiyorum: "(Galce) Barbar insanların kaba dilidir. Galliler; barbarların barbarıdır; bunun dışında kendileri birşey bilmezler." Sanıyorum bu alıntı İngiliz devletinin Galce'ye karşı olan o günkü tutumunu özetliyordur.

Galce'ye yapılan en büyük darbe; 1872 senesinde çıkartılan bir kanun oldu (1872 Education Act). Bu kanunla birlikte okullarda Galce'nin konuşulması yasaklandı. Artık okullarda Galce konuşan öğrenciler öğretmenleri tarafından cezalandırılacaktı. İngiliz hükümetinin gerekçesi şu şekildeydi; Galce konuşmak çocukların iyi derecede İngilizce konuşmalarını engelliyordu, bu kanunu ise okulları tamamıyla devletin kanatlarının altına sokmak ve işçi sınıfı çocuklarına eğitim şansı tanımak için çıkartmışlardı. Oysa, tarih şunu gösterdi; çocuklara kendilerine yabancı bir dilde eğitim verilmesi daha yüksek İngilizce okuma-yazma oranına ulaşılmasında çok yetersiz kalmıştı. Tam tersine, ana dili Galce olan çocukların eğitimde geride kalmalarına neden olmuştu. Okullarda Galce konuşan çocuklar kötü muameleye ve aşağılanmaya tabi tutuluyor, çeşitli cezalara çarptırılıyorlardı. Çocuklar okula ilk başladıklarında İngilizce bildikleri iki kelime 'evet' ve 'hayır' oluyordu, bilmedikleri bir dilde eğitim almakta zorlanıyorlardı.

İskoç aydınları hiçbir zaman Galce'nin peşini bırakmadılar. Eğer bırakmış olsaydılar, bugün İskoç Galcesi ölü bir dil olurdu. 1830 ile 1900 yılları arasında yaklaşık 900 tane Galce kitap basıldı. 1891 senesinde ilk Gal derneği kuruldu; dernek Gal kültür festivalleri düzenledi. 19. yüzyıl bittiğinde İrlanda ve İskoçya'da hala anadili olarak Galce konuşan 1 milyondan fazla insan vardı.

Başka ülkelere olan göçler; özellikle ABD, Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya'ya, Galce konuşan insan sayısını (yaklaşık 300-400 bin kişi) İskoçya ve İrlanda'da yapılan nüfus sayımlarında eksik gösteriyordu. 1890 senesinde Kanada hükümeti ülkelerinin sadece Cape Breton adasında 75.000 Galce konuşan insanın yaşadığını açıkladı. Dünya'nın ilk Galce haftalık gazetesi olan Mac-Talla Kanada'da yaşayan Galce konuşanlar tarafından 1892-1904 yılları arasında çıkartıldı.

Galce konuşan aydınların eğitim sistemine Galce'nin dahil edilmesi talepleri çok güçlüydü. İskoçya'da 1918 senesinde çıkartılan bir yasa ile birlikte İskoçya'daki okulların her seviyesinde Galce'nin okutulmasına izin verildi. 1930 senesine kadar, İskoçya'nın üst bölgelerindeki 284 okulda 7.000 öğrenciye Galce dersleri verildi. Fakat, Galce ayrı bir ders olarak veriliyordu, yani bir eğitim dili değildi. Dolayısıyla, sadece sembolik olarak Galce eğitimi veriliyordu.

1936 senesinde İngiliz devleti tarafından bir rapor yayınladı. Rapora göre; sadece 14 öğrenci ve ailelerini baz alarak yaptıkları bir araştırmaya göre artık anne-babaların çoğu çocuklarının Galce konuşmalarını istemiyorlardı ve evlerinde konuşmuyorlardı. Tabii, bu kasıtlı ve yetersiz bir araştırmaydı. Eğer gerçekten o tarihte anne-babaların çoğu çocuklarına Galce konuşuyor olmasaydılar, 1971 senesine kadar hala 90.000 kişi anadili olarak Galce konuşuyor olmazdı, ki bu insanların hepsi aynı zamanda akıcı şekilde İngilizce de konuşabiliyorlardı.

1970'li yıllar

1970'li yıllarda okullarda hala Galce konuşulmuyordu. Her ne kadar eski günlerdeki gibi Galce konuşanların cezalandırılması gibi bir şey söz konusu değilse de, artık herkes okulda ve işte İngilizce konuşmaya şartlanmıştı. Öyle ki, evinde Galce konuşan insanlar, okula gittiklerinde Galce konuşabildiklerini unutuyorlardı. Kimse birbirinin Galce konuşabildiğini bilmiyordu. Eski bir Kuzey İrlandalı politikacı olan Roger Hutchinson'un ağzından söylemek gerekirse: "Artık Galce konuşamayan birkaç kişiden şunu duydum; kendilerinden birşeyin eksik olduğunu, hayatlarında bir boşluk hissettiklerini söylüyorlardı. Kültürlerinden uzak kalmışlardı. Bu kimlikle ilgili bir şeydi. Bu yüzden, dilin eğitimin içine dahil edilmesi çok önemli. Biz birbirimizin Galce konuşabildiğini bilmezdik. Bir ara BBC radyosunda haftada bir Galce program yapıyordum, amatör bir programdı ama gene de dinleyicisi çoktu. Bana radyo programında yardımcı olarak Galce konuşan bir bayanın geleceğini söylediler. Bayanın ismini öğrendiğimde şaşırdım çünkü kendisiyle aynı sınıfta tam 12 sene okumuştuk ve tüm bu süre boyunca Galce konuştuğunu bile bilmiyordum."

Galce'nin son 20 senedeki durumu

Bugün Galce yoğun olarak İrlanda (Güney ve Kuzey), İskoçya ve Galler'de konuşulmaktadır. Şüphesiz, bir dilin korunmasını sağlamanın en önemli adımı resmi eğitim içine dahil etmektir. İrlanda Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak kendi dilini sahiplendi ve İrlanda Galcesi 2007 senesinde Avrupa Birliği'nin resmi dillerinden biri haline geldi.

İrlanda Galcesi rehabilitasyon programı: İrlanda Cumhuriyeti'nde İrlanda Galce'sinin sürekli konuşulduğu, çoğu ülkenin batısında olan, Gaeltacht isimli bölgeler vardır. İrlanda Galce'sinin öğretilmesi tüm ilk ve orta okullarda mecburidir. Yaklaşık 700-800 bin öğrenci her gün İrlanda Galcesi eğitimi almaktadır. Güney İrlanda'da üniversiteye girmek isteyen her öğrencinin İrlanda Galcesi sınavlarını geçmiş olması gerekir. Her dersin sadece İrlanda Galcesinde okutulduğu Gaelscoil isimli okullar vardır; bu okulların temeli 20. yüzyılda atılmıştır ve Avrupa'daki en büyük ve en başarılı dil canlandırma programıdır. 2009 senesinde 50.000 kadar öğrenci Gaelscoil okullarında sadece İrlanda dilinde eğitim görmekteydi. Gaeltacht bölgesinde her sene açılan 47 yaz okulunda 26.000 kadar öğrenci 3 hafta boyunca sadece İrlanda Galcesi konuşmaktalar. Ayrıca, İrlanda'nın farklı bölgelerinde 35 adet Gençlik Grubu vardır.

Galler rehabilitasyon programı: Galler'de yaşayan nüfusun yaklaşık %21'i anadili olarak günlük hayatlarında ve evlerinde Galce konuşur; nüfusun %10 kadarı ise kısmen Galce'ye hakimdir. 1990 senesinde Galce'nin okullarda 14 yaşına kadar öğretilmesi mecburi hale getirildi. 1999 senesinde ise 15 ve 16 yaşında olan öğrencilerin de Galce ders görmeleri mecburiyeti geldi; tüm öğrenciler 5-16 yaşları arası 12 sene boyunca Galceyi ilk ya da ikinci dil olarak görmeye başladılar. 2008 senesinde Galler'de yaşayan çocukların yaklaşık %25'i ilk ve orta eğitimdeki tüm derslerinde sadece Galce eğitim görüyorlardı (2000'de bu oran %18 idi).

İskoç Galcesi rehabilitasyon programı: İskoç Galce'sinin durumu İrlanda ve Galler'e göre daha kritiktir. 2001 nüfus sayımına göre İskoçya'da Galce konuşanların oranı sadece %1,2 (58.552 kişi) idi. İskoçya'da sadece Galce eğitim veren ilk eğitim kurumu 1973 senesinde kurulan Ostaig kolejiydi; 2002'den itibaren üniversite dengi diploma vermeye hak kazandı. Gaelic medium education (GME) öğrencilere 1985'ten beri İskoç Galcesi aracılığıyla eğitim veren bir eğitim biçimidir; Galce ilköğretim veren okul sayısı 1985'te iki okulda 24 öğrenciden 2007 senesinde 62 okulda 2 binden fazla öğrenciye çıkmıştır. Toplamda 2007 senesinde 9.746 öğrenci Galce eğitim alıyordu. 2008 senesinde İskoç hükümeti tarafından Galce eğitim verebilecek yeni öğretmenlerin yetişmesi için 2,7 milyon Sterlin ayrıldı.

Sonuç

Galce'nin devlet eliyle okullarda yasaklanmasını ve dili konuşan kişi sayısının özellikle 20. yüzyılda düşüşe geçişini özetledik. Tüm kısıtlamalara rağmen, Kelt kökenli aydınlar mücadelelerini bırakmadılar. Bugün Gal dilinin yeniden canlanması için İskoçya, İrlanda ve Galler'de uygulanan farklı programlardan bahsettik. Bunlara ek olarak; isteyen öğrencilerin matematik ve coğrafya gibi sınavlara isterlerse kendi ülkelerine ait Gal dilinde girebildiklerini, resmi sınavları (ehliyet sınavı gibi) kendi dillerinde çözebildiklerini, ve tüm resmi evrak ve mektupların Gal dilinde talep edebileceklerini de eklemek gerekir.

Gal dilini öğrenen, bu dilde eğitim alan gençlerin sayısı her geçen gün artıyor. Galce "geleceği geçmişinden daha parlak olan dil" olarak nitelendiriliyor. Demokratik dil ve eğitim haklarının tanınması ile birlikte Birleşik Krallık kültürel olarak güçleniyor, Güney İrlanda bir devlet olarak güçleniyor. Sanıyorum; hala anadilde eğitim ve öğretimin ülkede 'milli birliği' bozacağı yalanının arkasına saklanan devletlerin bundan çıkartması gereken bir ders vardır.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Osman Nuri (Çeviren: Muhammet Tunçsan)

Ç̌aru do Na Ğaru (Karikatür)

Çizen/Yazan: Osman Nuri Çeviren: Muhammet Tunçsan

[okunamadı] — Bu sayfa Lazca yazılı, dini içerikli bir karikütür şeridinden oluşmaktadır ("Laz olmak, Müslüman olmak, Laz olmak aynı zamanda..." gibi ifadeler seçilebiliyor). Sayfa görsel ağırlıklı olduğu ve OCR'daki karakterler büyük ölçüde anlamsız harf dizilerine dönüştüğü için (görsel/karikatür balonları düz metne aktarılamamıştır) konuşma balonlarının tam metni güvenilir biçimde okunamamıştır.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Fatma Özdemir

Anadilimi Örtün Üstüme, Anadilimi Örtün...

Ubıh yazarı: Fatma Özdemir

Bizim yani Ubıhların yaşadığı bu acıları ve çaresizliği sizler yaşamayın; anadilinize sahip çıkarak, benliğinizde yaşatarak... Geleceğimizi emanet ediyoruz diye övündüğümüz çocuklarımızı, bizim gibi çaresiz ve boynu bükük bırakmadan, dillerine ve kimliklerine hakim birer fert olarak yetiştirmek; onlara verebileceğimiz maddi mirastan çok daha fazla işlerine yarayacaktır. Kişilikli, kimlikli, diline hakim bireyler, kendi halklarına ve dillerine de sahip çıkmanın önemini kavrayarak; dillerimizi yaşatmayı sürdüreceklerdir.

Ben Ubıh soyundan gelen bir Çerkesim; yani Kafkasyalıyım. Tamamen asimile olmuş, diline sahip çıkamamış, Ubıhlardanım. Olayın neresinden bakarsanız bakın, sadece ve sadece, gözümüze görünenden daha fazlasını kaybettiğimiz gerçeğini unutmadan yaşatmak zorunda olduğumuz anadillerimizi nelere ya da nasıl feda ettiğimiz gerçeğini değiştiremeyiz. Bugün, konuşulan diller arasında olmayan bir Ubıhça gerçeği var. Benim dilim, anadilim, sahip olamadığım bir dil; benim oldu da mı ben mi kıymetini bilemedim, yoksa gerçekten hiç mi sahip olmadım da şimdi günah mı çıkarmaya çalışıyorum.

Bu karmaşa, benim kafamda netleşmediği için anlamanızı da beklemiyorum. Kafkasya'dan başlayan bu öykü, acı tarafları ağır basan bir asimilasyon öyküsüdür. Bu benim değil hepimizin, tüm Ubıhların öyküsüdür.

34 yıl kadar süren bir savaşın sonunda hayatı artık sadece ayakta kalabilmeye bağlamış; kendisini çoluğunun çocuğunun yaşam savaşına adamış Ubıh dedelerimizin bize bırakabildiği sadece kahramanlıkları, mertlikleri ve asil soylarımız olmuş. Ne acıdır ki, zulümden ve savaşmaktan başka koşulları kalmayan bu kahramanlar geride kalanların dillerine sahip çıkamayacağını nereden bileceklerdi. Bir nesil, tamamen kendine ait nesi varsa kaybetmiş; diğer Çerkes kavimleri arasında hayata tutunabilmiş; bu arada kaybettiklerinin farkına varmamış.

Bir nesil, dilini kaybetmenin, kimliğini kaybetmekle eş anlamlı olduğunu çok sonradan anlayan bir nesil... Her adımı acı ve imkansızlıklar ile devam eden; fakat ne yazık kendi anadilinde "anne, baba" bile demeyi öğrenemeyen... Ben hala bu arayışımı, imkansızlıklar içinde sürdürme çabaları ile serseri mayın gibi bir oraya bir buraya koşturmaktayım; fakat somut hiçbir belge ve bilgiye ulaşamamak, ümidimin de aynı anadilim gibi yok olmasına seyirci kalmaya itiyor beni.

Adınızın Ayşe, Fatma ya da Ahmet, Mehmet olmasının çok önemi yok; zira bu isimler değildir sizin kimliğiniz. Diliniz yani anadiliniz yok olmuş; artık Ubıh gibi düşünmeden, Ubıh gibi yaşamadan, Ubıhçaya sahip çıkamadan, sadece ve sadece yaşam kavgasından başka dillere sarılışınız, sizin kendi dilinizi ve kimliğinizi yok etmeye yeter de artar bile.

Ubıhların, Türkiye'ye sürülüşünden sonra, Kafkasya'ya giden araştırmacı dil bilimciler, eskiden Ubıh köyü olarak bilinen bir köye gittiklerinde, orada gördükleri genç bir delikanlıya sorarlar, "Bizi Ubıhça bilen birilerinin yanına götürebilir misin?" diye; delikanlı başını sallayarak, alır misafirleri, köyün mezarlığına götürür çünkü bütün Ubıhça bilenler orada yatmaktadır.

Birde olayın traji-komik yanı, biz Ubıhlar hangi kavimlere sığındıysak, onların dilini öğrenmeye çaba sarfetmişiz. Osmanlı İmparatorluğu da, sonradan kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti de, Ubıhları zaten hep ayrı ayrı yerlere yerleştirmiş; sanıyorum bunda en büyük etken de savaşçı ve mücadeleci bir halk olmamızdan kaynaklanan gerçeklerin biliniyor olmasındandır. 1923 yılında yaşanan iç sürgüne de, neredeyse Ubıhların tamamı maruz kalmışlardır.

Türkiye'de yaşayan son Ubıhça bilen, Ubıhların gerçek Prens soyundan olan değerli büyüğümüz Tevfik Esenç'in ölümünden sonra Türkiye'de Ubıhça bilen kimse kalmadı. Dünyada da, örneğin 1864'lerde, Rusya yaklaşık 50.000 Ubıh konuşanını, Karadeniz'de yurtlarından çıkarıp Türkiye'ye sürdüğünde, mülteciler nitekim hakim olan Türkçe, Abaza ve Kafkas dillerinin daha kullanışlı olacağına karar verdiler. Londra Üniversitesi'nde Kafkas dilleri profesörü olan George Hewitt şöyle söylüyor: "Bildiğimiz kadarıyla bu, görünüşte Ubıh atalarının Ubıh dilini gelecek kuşaklara aktarmama ortak kararlarıydı... Fakat bu aynı zamanda bir trajedidir de çünkü bir dil yok olduğunda bir kültür de yok olur."

Bence diller bir gramerden ibaret değildir. Anadilimiz yaşam şeklimizi, kültürümüzü ve kimliğimizi sergiler.

Bugün bir çok dil yok olma tehlikesi ile karşı karşıya, yapılan araştırmalar da gösteriyor ki, her 10 yılda bir dil yok oluyormuş. Bu da demek oluyor ki, her 10 yılda bir, bir halk yok oluyor. Bu yüzyılda buna müsaade edip "Bana ne" mi diyeceğiz; yoksa dilimize sahip çıkıp "biz varız, biz halkız, biz küllerimizden yeniden doğarız" diyebilecek miyiz?

Ubıh Atasözü: "Nasıl her nehir denize dökülürse, her insan da bir gün mutlaka kendi vatanına ulaşır..."

Eskiden Ubıhlar vardı, 82 sessiz harfleri ve 2 sesli harfi olan bir dilleri vardı. Bir Lazca vardı, ya da Hemşince, Rumca, Pontusca (daha o kadar çok sayabileceğim diller var ki yok olmaya yüz tutmuş) diyen birileri çıkacak mı? Bizim çocuklarımız Ubıh, Laz, Gürcü, Ermeni, Pontus, vs olduklarını söyleyebilecekler mi? Daha doğrusu kimliklerini bilip sahip çıkabilecekler mi? Bizim yani Ubıhların yaşadığı bu acıları ve çaresizliği sizler yaşamayın, ana dilinize sahip çıkarak, benliğinizde yaşatarak... Lazsanız, Laz gibi konuşarak, Laz gibi düşünerek, Gürcü iseniz, Gürcü gibi konuşarak, düşünerek yaşamak sanırım en mükemmeli.

Sevgili Çetin Önerin dediği gibi:

"Anadilimi örtün üstüme, anadilimi örtün; Çıplağım, Üşüyorum!"

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Yar. Doç. Dr. Ersin Erkan

Dil Haklarının Tarihsel Gelişimine Kısa Bir Bakış

Yazan: Yar. Doç. Dr. Ersin Erkan (Yeditepe Üniversitesi) Fotoğraf-tasarım: Başar Hatırnaz

Giriş

Bu çalışmada dil haklarının siyasal bir sorun/konu haline gelmesi süreci üzerinde odaklanılmıştır. Bu amaçla 15. yüzyıldan İkinci Dünya Savaşı'na kadar olan tarihsel kesitte dil hakları açısından öne çıkan kimi önemli olaylar ve süreçlere değinilmiştir. (Sovyetler Birliği'ndeki Dil Politikası ve İkinci Dünya Savaşı'ndan günümüze dil hakları ayrıca incelenecek bir sonraki sayı konusudur.) Dil haklarının devletlerin gündemine gelmesi 16. yüzyıldan sonra gerçekleşmiştir. Dil hakları, 16. yüzyılın öncesinde Avrupa'nın gündeminde yoktur; ya da Walzer'in (1982) ifadesiyle "siyasetin, dinden ayrılması gibi milliyetten ve dilden ayrılması" henüz gerçekleşmemişti. Ancak, 15. yüzyılın hemen başında, 1403'te Bern ve Fribourg kentleri arasında yapılan bir anlaşmada yabancı bir dili konuşanların "düşman" (Welsche) olarak nitelendirildiğini belirtmekte yarar vardır. Dil haklarının kökeni üzerinde çalışan araştırmacılardan biri olan Wright, 1516 yılındaki, Fransa Krallığı ve İsviçre Konfederasyonu arasındaki, Almanca konuşan İsviçrelileri koruyan Birlik Antlaşması'nı (Treaty of Perpetual Union) dil haklarına atıfta bulunan en eski örneklerden biri olarak gösterir.

Dil haklarının tarihçesi üzerine araştırma yapan Ruiz Vieytez, 2001 tarihli "The Protection of Linguistic Minorities: A Historical Approach" başlıklı çalışmasında, yukarıdaki örneğe ayrıca içinde bazı dinsel azınlıkların anadilinde ibadet hakkının yer aldığı Westpalia Kongresi'ni (1648) ve İsveç Krallığı'na bırakılan Doğu Livonia bölgesinde Katolik toplulukların anadilinde ibadet hakkını koruma altına alan Oliva Antlaşması'nı (1660) eklemektedir.

Diğer yandan, dil temelli taleplerin dolayısıyla dil haklarının uluslararası antlaşmalarda daha belirgin biçimde yer almasının 19. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmeye başladığı görülmektedir. 19. yüzyılda dil haklarına atıfta bulunulan uluslararası platformlardan ilki Viyana Kongresi'dir. 1815 Viyana Kongresi'nin Sonuç Metni'nde, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun bazı bölgelerinde Lehçe konuşanların korunması ve Leh azınlığın resmi işlemlerde anadillerini kullanabilmeleri öngörülmüştür.

Balkanlarda 19. yüzyılın sonlarında yapılan antlaşmalarda artan toprak el değiştirmelerinin yarattığı azınlık sorunları bağlamında dini ve etnik azınlıkların haklarına gönderme yapan hükümler yer almaktadır. Örneğin, Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında (Yunanistan'daki Müslüman azınlığın ibadet hakkını ve Türkçe eğitim veren din okullarının varlığını garanti altına alan) 1881 tarihli İstanbul Milletlerarası Antlaşması bunlardan biridir. Bunlara İkinci Balkan Savaşları sonrasında 1913'te Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ, Romanya ve Sırbistan arasında yapılan Bükreş Barış Antlaşması da eklenebilir; bu antlaşmada azınlık dillerinde eğitim yapan okulların korunmasına yönelik maddeler yer almıştır. 1914'te Osmanlı Devleti ve Sırbistan arasında imzalanan İstanbul Antlaşması'nda da Sırbistan'da Türkçe eğitim yapan Müslüman okullarının korunması garanti altına alınmıştır. 19. yüzyılda dil haklarına gönderme yapan diğer antlaşmalar arasında Bükreş Antlaşması (1812), 1829 Edirne Antlaşması, 1856 Paris Antlaşması ve 1878 Berlin Antlaşması da sayılabilir.

1. Dil Haklarının Kökeni

Dil haklarının ulus-devletlerin tarih sahnesine çıkmasıyla ortaya çıktığı öne sürülebilir. Wright'a göre Ortaçağ'da dilsel manzara bugüne göre hem yerel hem de uluslararası idi: 'dilsel azınlık' kavramı, köylülerin yerel lehçeleriyle yetindiği ve yönetici sınıf mensuplarının sık sık kast/sınıf içi evliliklerle çokdilli olduğu ortaçağ dünyasında çok az anlam ifade ediyordu. Dil hakları fazla hareket etmeyen ve birbirlerine yakın lehçeleri konuşan insanlar arasında bugünkü kadar önemli bir konu değildi. Dolayısıyla, dil haklarına ilişkin ilk örnekler milliyet duygusunun yeni filizlendiği Rönesans dönemindedir. Ulusal sınırlar 16. yüzyılda oluşmaya başladı ve bu süreçte, yavaş yavaş merkezileşen ulus-devletler bir ya da daha fazla dilin statüsünü öne çıkarmaya başladılar. Böylelikle, ulus-devlet anlayışı dilsel azınlıkları üretti.

Diğer yandan, feodal yönetici sınıf, evlenmeler, miras ve fetihlerle Avrupa kıtasına egemendi ve aynı zamanda karışık bir "aile çokdilliğini" de teşvik ediyordu. Kiliseler de Avrupa ölçeğinde etkinlik gösteren bir diğer kurumdu; Roma Katolik Kilisesi "kutsal" Latince aracılığıyla dilsel sınırları aşabiliyordu, Yunanca ve Kilise Slavcası ise Doğu Kilisesinde etkindi. Sonuçta, Ortaçağda halklar arasındaki dil farklılıkları siyasi bir problem değil sadece iletişimi güçleştiren bir durumdan ibaretti; azınlığı tanımlayacak bir çoğunluk yoktu, toprak evlilik, miras ya da fetihlerle çok sık el değiştiriyordu.

Batı Avrupa'da, feodal sistem 16. ve 17. yüzyıllarda çökmeye başladı; krallarının toprakları üzerindeki yetkelerini mutlaklaştırdığı mutlak monarşiler ortaya çıktı. Augsburg (1555) ve Westpalia (1648) antlaşmalarıyla, ulusal kimlik düşüncesi kök saldı ve homojen ulus düşüncesi doğdu. Anderson'a göre, bu süreçte bir grup Avrupa hanedanı dilsel sorunların farkına vararak kendi dillerini prestijli dil olarak teşvik etmeye başladılar; Fransa ve İspanya'da dil akademileri aracılığıyla alfabe standartlaştırıldı ve kodifiye edildi. Bu gelişme aynı zamanda dilin siyasal bir önem kazanmasını sağlamıştır.

Öte yandan, Reform hareketi de ulusal kiliselerin gelişmesini ve ulusal dillerin dinsel amaçla kullanımını teşvik etmesiyle önemli etkide bulunmuştur. Vieytez, Anderson'un 'prestijli dil' olarak adlandırdığı dilin standardizasyon ve yaygınlaşması sürecinde, 16. ve 17. yüzyıllarda İncil'e doğrudan (anadilde) ulaşma arzusunun da belirleyici etmenlerden olduğunu belirtmektedir.

Ekonomik yaşamda da önemli dönüşümler yaşanıyordu. Elitlerin dili olan Latince pazarının doygunluk noktasına erişmesi, dev kitlelerin oluşturduğu tek dilli pazarın taşıdığı potansiyelin, kapitalizm mantığı için davetkar hale gelmesi anlamına geliyordu. Basımevleri standardize edilmiş ulusal dilleri coşkuyla karşıladı; matbaa kapitalizmi ulusal dillerin standardizasyonundan çok karlar elde etti. Benedict Anderson, 1983'te yayımlanan Hayali Cemaatler başlıklı kitabında, dilsel homojenleşmede, dinsel uyanış ve kapitalizmin yanında, geleceğin mutlakiyetçileri olmaya aday bazı monarkların da halk dillerinden idari merkezileşmenin bir aracı olarak yararlanmalarını üçüncü etken olarak öne sürmektedir.

Avrupa'da ulusçuluk düşüncesi iki boyutta ortaya çıkmıştır: siyasal ve etnik ulusçuluk. Smith'e göre siyasal ulusçuluk versiyonunda ulus, devlet sınırlarının genişlemesiyle oluşmuştur (örneğin Fransa, İspanya ve Britanya'da); etnik ulusçuluk versiyonunda ise (örneğin Almanya'da) kültürel ve etno-dilsel bir grubun liderleri, yaşadıkları topraklar üzerinde o grubun kültürünü tek ya da baskın kültür yapmak için çabaladılar. Aralarındaki farklılıklara rağmen iki ulusçuluk da ulus-devlet sınırları içinde tek dilin kullanılmasını ulusal bütünlük ve devletin bekası için zorunlu saymışlardır.

  1. yüzyılda Fransız Devrimi'nin yarattığı ulusalcı dalgayla dilsel azınlıklar da toplumun kenarına itildiler ya da kendiliğinden geri çekildiler: zorunlu eğitim ve zorunlu askerlik hizmeti, ulusal dilin standartlaştırılmasına yardımcı oldu. Öte yandan, 19. yüzyılda dilsel homojenleşme eğilimine rağmen, dilsel çeşitliliği destekleyen bazı hukuksal metinlerin de belirdiğini belirtmekte yarar vardır. 19. yüzyıldan 20. yüzyıla geçerken etno-dilsel azınlıkların korunmasına dönük uluslararası ilgi de artmaya başladı. Özellikle Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra sınırların yeniden belirlenmesinde ve savaşı kazananlarca oluşturulmaya çalışılan yeni dünya düzeninde etno-dilsel azınlıklara yönelik ilgi ve düzenlemeler ortaya çıktı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu parçalandı, özellikle orta ve Doğu Avrupa'da yeni devletler kuruldu, sınırlar değişti; tüm bu gelişmeler sonucunda hemen hemen tüm devletler önemli sayı ve oranlarda etno-dilsel azınlıklarla karşı karşıya geldiler.

2. İki Dünya Savaşı Arasında Dil Hakları

Dil haklarının tarihçesi üzerine çalışan araştırmacılar, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından yapılan antlaşmalarda etno-dilsel azınlıkların haklarına yapılan çok sayıdaki göndermelerle dil haklarında yeni bir safhanın başlamış olduğu konusunda hemfikirdirler. Savaşı kaybeden Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti ile çeşitli antlaşmalar imzalandı; Versay Antlaşması (1919), Trianon (1920) ve Sevr (1920) bu antlaşmalardan başlıcalarıdır. Bu antlaşmalar, Orta ve Doğu Avrupa ve Ortadoğu'da bazı etno-dilsel azınlıkların haklarını da garanti altına alıyor ve devletlerin azınlık politikalarına (dil politikası da dahil olmak üzere) ilişkin düzenlemeler de içeriyordu.

Bunlara ek olarak Lozan Antlaşması'nda da (1923) Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesinde yaşayan Müslüman-olmayan azınlıkların (gayri müslimlerin) haklarını garanti altına alan maddeler (m.37-45) arasında dil haklarına yer veren hükümler bulunmaktadır. Örneğin, Lozan Antlaşması'nın 39. maddesine göre "Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla (kamuya) açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiç bir kısıtlama konulmayacaktır. Devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır." 40. maddede ise Müslüman-olmayan azınlıklara mensup Türk uyruklarının, kendi paralarıyla her türlü hayır kurumu, dinsel ve sosyal kurum, okul ve benzeri kurumları kurma, yönetme ve denetleme, kendi dillerini serbestçe kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma konularında eşit hakka sahip olacakları belirtilmiştir. (41. madde ise azınlıkların anadilinde eğitim hakkını ve eğitimde devlet desteğini öngörmektedir.)

Birinci Dünya Savaşı sonrasında imzalanan antlaşmalarda, etno-dilsel azınlıklara mensup bireylerin eşitliğinin temel alınarak, azınlıkların dil ve kültürlerini korumalarının sağlanması yönünde bir gelişme görülmektedir. Spolsky, söz konusu dil haklarının devlet kurumlarıyla anadilde iletişim kurabilme hakkını da içerdiğini, örneğin duruşmalarda etno-dilsel azınlıkların anadillerine çevirmenlik hizmeti sağlanacağını öne sürmektedir. Vieytez de, Birinci Dünya Savaşı sonrasında yenilen devletlerle yapılan antlaşmalarda, belli sayıda azınlık grubuna mensup çocukların resmi dili öğrenmeleri zorunlu olmakla beraber ilköğretimde anadillerinde eğitim alma haklarına da yer verildiğinin altını çizmektedir.

Ancak, Poulton'un (1998) da gözlemlediği gibi kağıt üzerindeki bu hükümler uygulamaya pek yansımadı: örneğin, Yunanistan'da Hükümet, 1925'te Slav azınlıkların Yunan ırkından geldiğini belirterek asimilasyon kampanyası başlattı. Ayrıca, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya'nın ve Rusya'nın boyunduruğunda kalmış olan Letonya, 1918'de bağımsızlığına kavuşunca, Letoncaya kaybetmiş olduğu statüyü yeniden kazandırmak için azınlıkların dil haklarını yok sayarak herkes için ve her alanda Letoncayı zorunlu hale getirdi.

Sonuç Yerine

Uluslaşma ile etno-dilsel azınlık kavramının ortaya çıkışı sürecini Vieytez şöyle özetlemektedir: "Ulusalcı ideoloji, devlet homojenliğini ve bağımsızlığını öne sürüyordu. Ulus-devleti kuran yönetici elitler tek ve özel bir sadakati, tek dil ve kültürü teşvik eden bir iç politika ile birlikte ekonomik sınırları da sıkıca korunmuş ulusal pazarlar yaratmak istiyorlardı... Pek çok etno-dilsel grup da tahkim edilmiş bu sınırların iki yakasına düştüler. Böylelikle, Avrupa'daki ulus-devletlerin hemen hepsinde belli ölçüde otokton azınlıklar ortaya çıktı. Ayrıca, 20. yüzyılın ilk yarısındaki savaşlarda siyasi sığınmacıların kitlesel hareketleri, 20. yüzyılın ikinci yarısında, ekonomik ilişkilerin artışı ve ekonomik dengesizliklerin doğurduğu ekonomik göçmenlerle, toplumlar etnik yönden daha da karmaşıklaştı. Böylece, göçmen (alokton) etno-dilsel azınlıklar ortaya çıktı."

Dolayısıyla günümüzde, artık etnik yönden homojen ülke yok denecek kadar azdır (İzlanda ve Portekiz nadir istisnalardandır). Sonuçta, Avrupa ulus-devletleri, inatla sürdürdükleri ulus ile devletin uyumunu yaratma çabalarında başarılı olamadılar. Böylece ulusçuluk çağı, paradoksal ancak aynı zamanda kaçınılmaz biçimde "dilsel azınlık" kavramını da yaratmıştır.

Kaynakça (seçme): Walzer, M. (1982). "Pluralism in Political Perspective". In: The Politics of Ethnicity. Cambridge. — de Varennes, F. (2001). "To Speak or Not to Speak". UN Sub-Committee on the Rights of Minorities Working Paper. — de Varennes, F. (1996). Language, Minorities and Human Rights. The Hague: Martinus Nijhoff. — Vieytez, R. J. (2001). "The Protection of Linguistic Minorities: A Historical Approach". International Journal on Multicultural Societies 3(1). — Grin, F. (1995). "Economics of Foreign Language Competence". Journal of Multilingual and Multicultural Development 16:3. — Anderson, B. (1991). Hayali Cemaatler, Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması. Çev. İskender Savaşır. İstanbul: Metis. — Spolsky, B. (2004). Language Policy: Key Topics in Sociolinguistics. Cambridge University Press. — Smith, A. D. (1999). Milli Kimlik. Çev. B. Sina Şener. İstanbul: İletişim. — Poulton, H. (1993). The Balkans: Minorities and States in Conflict. London: Minority Rights Group. — Druviete, I. (1998). "Republic of Latvia". In: Linguistic Minorities in Central & Eastern Europe. Clevedon: Multilingual Matters.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Nurdoğan Abaşişi

Nena Çkunişi Şuris Skidur

Yazan: Nena Çkunişi Şairi Nurdoğan Abaşişi (31.08.1944 - 02.04.2008)

Paramitepe Skanite İrden Berepe Çkuni

Nena çkunişi Şuris Skidur

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Aslı Bağışlayıcı

Çift Dillilik Üzerine

Yazan: Aslı Bağışlayıcı (Yeditepe Üniversitesi) Fotoğraf-tasarım: Başar Hatırnaz

Bu çalışma, sınırlı sayıda katılımcı ile yapılmış olsa da iki dilli çocukların dillerinin birbirleri üzerinde negatif etki göstermedikleri, tersine; bu dillerin dil öğrenmelerini tek dilli yaşıtlarına kıyasla güçlendirdiği ortaya konulmuştur.

Sınırların git gide kalktığı, insanların birbirini anlamak için her yolu denediği bir dünyada nefes alıp veriyoruz. Dil insanlar arasındaki etkili iletişim araçlarından biri. Ama herkes aynı dili konuşmuyor, konuşamıyor. Anlamak anlaşmak için birbirinden farklı diller öğreniyor; farklı dilleri edinmeye çalışıyor.

Dünya, tek dili olan bireylerdense iki hatta daha fazla dili olan bireyleri daha da farklı kucaklıyor. İkidillilik, en geniş anlamıyla iki dilin aynı anda öğrenilmesi ya da iki dilin anlaşılması olarak tanımlanmaktadır. Peki herkes aynı anda ve aynı oranda mı iki dilden etkileniyor? Tabi ki hayır. Bireylerin dillerden etkilendikleri yaşlar ve süreler göz önüne alınarak ikidilliliğin farklı türleri belirlenmiştir. Simültane iki dilliler her iki dili de doğuştan ve aynı andan edinen bireylerdir. Bir diğer ikidillilik çeşidi de dillerin birbirlerine göre edinim ve öğrenimin sıraları göz önüne alınarak yapılmıştır: şayet birey bir dile evde diğer dilde formal eğitim sürecinde maruz kalıyorsa bu ikidillilere sıralı ikidilliler (sequential bilinguals) denmektedir.

Bir diğer iki dillilik sınıflandırması da yarı iki dillilik (semi bilingual) olarak belirlenmiştir; bu tip iki dilliler her iki dilde de yeterli olmayan iki dillilerdir. Bunun aksine eşit ikidilliler (balanced bilinguals) olarak bilinen bireyler ise her iki dilde de eşit yeterliğe sahip olan kişilerdir. (Yukarıdaki tanımlamalar Baker, C. (2006). Foundations of bilingual education and Bilingualism'den yararlanılarak yapılmıştır.) Göründüğü üzere detaylara inildikçe çeşitli sınıflandırmalar su yüzüne çıkmakta ve aslında günümüzde çoğu insanın o ya da bu şekilde bir iki dillilik sınıflarından birine girmekte olduğu anlaşılmaktadır.

Bu denli hayatımızın içinde olan bir kavramın toplum içindeki yankısı ve eleştirileri de o kadar büyük. İkidilliliğin bireyin bilişsel gelişimine olumsuz etkide bulunduğu, hatta yaşıtlarıyla karşılaştırıldıklarında tek dilli olanların bilişsel gelişim açısından daha ilerde olduğu da iddialar arasındadır. Örneğin Streets (1976) Galler'in kırsal kesimindeki çift dilli çocukların zekâ testinde tek dilli çocuklara oranla daha düşük skorlar aldıklarını belirtmiştir. Ancak, bu ve buna benzer çalışmaların sosyo-ekonomik açıdan birbirlerinden farklı çocukların çalışma grupları olarak seçilerek yapıldığı, pek de haklı adil karşılaştırmalar olmadığı saptanmıştır. Akbulut (2007) bu iki dillilerin tek dillilere oranla daha az başarılı oldukları karşılaştırmalarını eleştirmiş ve bu karşılaştırmaların sosyo-kültürel faktörler göz önüne alınmaksızın birbirinden oldukça farklı sosyo-kültürel düzeyde bireyler arasında yapıldıklarını belirtmiştir. (Çalışma, Akbulut, Y. (2007) Bilingual Acquisition and Cognitive development in early childhood: Challenges to the research paradigm'dan alıntılanmıştır.)

Bunun yanı sıra dil öğrenmenin ve özellikle iki dilliliğin bireyin bilişsel gelişimi ve dil öğrenimine sayısız faydaları olduğunu hatta iki dilli çocukların tek dilli çocuklara nazaran oldukça başarılı olduklarını gösteren çalışmalar da vardır. Clark (1978) ve Tunmer and Myhill (1984), iki dilin aynı anda öğrenilmesinin üst dilbilimsel farkındalığı artırarak bireylerin dil gelişimlerine sayısız faydaları olduğunu belirtmişlerdir. Tek dilli ve iki dilli çocukların kelimelerin nesnelere göre değişebilir olduklarını iki dilli çocukların tek dilli çocuklara oranla daha çok kabul gördüğü de saptamalar arasındadır (Tonca-Worall, 1972). Bruck ve Genesee (1995) çift dilli çocukların tek dilli çocuklara nazaran fonolojik açıdan belli noktalarda daha avantajlı olduklarını saptamışlardır. (Bu çalışmalar, Bialystok, E. (2001) Bilingualism in Development'ten yararlanılarak yazılmıştır.)

Çift dilliliğin kesin bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı olduğu sorusuna yanıt vermek oldukça zordur. Burada sadece sınırlı sayıda çalışmaya yer verilebilmiştir ama bilinen şu ki gerek çağımız gerekse birey gereksinimleri göz önünde bulundurulduğunda bir bireye birden fazla dili bilmesinin sayısız faydasının olduğu açıktır. Bu nedenle bireylerin birden fazla dil öğrenmeleri hatta edinmeleri mümkünse bu konuda teşvik edilmeleri gerektiğine inanılmaktadır.

Lazca-Türkçe Çift Dilli Çocuklarda Belirtme (Akuzatif) Durum Ekinin Üretiminde Diller Arası Transfer

Tüm ergatif dillerde olduğu gibi, Lazcada da geçişli fiillerin nesnesi, geçişsiz fiillerin nesnesi ile aynı durumda (Absolutif) yalın halde bulunurlar. Türkçe'de ise geçişli fiillerin nesnesi geçişsiz fiillerin nesnesinden farklıdır. Türkçe'deki geçişli fiillerin nesneleri -ı,-i belirtme (akuzatif) durum ekini alırlar.

3'ü Lazca-Türkçe çift dilli ve 1'i Türkçe tek dilli 7 yaşındaki 4 çocuğun katıldığı çalışmada, Lazca-Türkçe çiftdilli çocukların, Lazcalarından Türkçelerine akuzatif-belirtme durum ekini kullanmaları konusunda bir transfer etkisi olup olmadığı incelenmiştir. Çalışma süresince her katılımcıyla bireysel olarak çalışılmıştır; veri toplama aracı metodu olarak resim tasvir etme (picture description) ve hikaye anlatımı (story telling) metotları kullanılmıştır.

Kullanılması planlanan resimler esas çalışmada uygulanmadan önce aynı yaşta tek dilli bir çocukla pilot edilmiş ve bu araçların çalışma için etkili olup olmadıkları belirlenmiştir. Resim tanımlama aracı kullanılırken, katılımcılardan siyah beyaz resimlerde ne görüyorlarsa ifade etmeleri istenmiştir; bu resimlerde geçişli fiillerle yapılan eylemler resmedilmiştir. Hikaye anlatma veri toplama metodunda ise çocuklara birden fazla hikaye kitabından sadece resimler gösterilmiş, çocuklar bu resimlere bakarak hikaye anlatmışlardır. Tüm konuşmalar ses cihazına kaydedilmiş ve araştırmacı tarafından yazıya geçirilmiştir.

Veri analizi sonucunda katılımcıların akuzatif belirtme durum ekini ne kadar doğru kullandıklarının yüzdeleri hesaplanmış ve Lazca-Türkçe çiftdilli çocukların tek dilli çocuklara kıyasla akuzatif belirtme isim halini daha fazla oranda doğru kullandıkları ortaya çıkmıştır.

Bu çalışma, sınırlı sayıda katılımcı ile yapılmış olsa da iki dilli çocukların dillerinin birbirleri üzerinde negatif etki göstermedikleri, tersine; bu dillerin dil öğrenmelerini tek dilli yaşıtlarına kıyasla güçlendirdiği ortaya konulmuştur. Buna ek olarak bu konuda yapılmış geniş çaptaki araştırmalar da bir kanıt olarak gösterilebilir.

Referanslar: Akbulut, Y. (2007). "Bilingual Acquisition and Cognitive development in early childhood: Challenges to the research paradigm". Elementary Education Online, 6(3), 422-429. — Baker, C. (2006). Foundations of bilingual education and Bilingualism. 4th edition. Clevedon: Multilingual Matters. — Bialystok, E. (2001). Bilingualism in Development: Language, Literacy and Cognition. Cambridge University Press.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği

Lazuri Atelya! Gunže Oraşe Ndoni Lazuri Dogurams

Laz Kültür Derneği'nde Lazuri Atelya çalışmaları devam ediyor. Lazuri Atelya, özellikle Lazca öğrenme ve öğretme konusunda yöntem geliştirmeyi hedefliyor.

Laz alfabesi ve Lazca hakkında temel konuların ele alındığı ilk Atölye çalışması 1999'da İstanbul Özgür Üniversite'de başlamış ve bir kaç dönem devam etmişti. Laz Kültür Derneği'nin kurulmasından sonra (Ocak 2008) çalışmalar dernek bünyesine taşındı. 2009-10 yılı katılımın daha çok olduğu bir dönem oldu.

Atölyede katılımcılar, öncelikle Laz alfabesi ve Lazca dil bilgisi konuları üzerinde çalışma yürütüyor. Çalışmaları her Cuma akşamları 19.00-21.00 saatleri arasında İsmail Bucaklişi yönetiminde sürdürülüyor.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Haber: Filiz Hocaoğlu

Laz Kültür Derneği Anadil Gününü Panelle Kutladı

Haber: Filiz Hocaoğlu

Prof. Dr. Sumru Özsoy: "Hem dili konuşan toplum hem de o toplumun dahil olduğu büyük toplum içinde televizyonların, iletişim araçları ve yayın organlarının da iki dilli olması önemli. O dillerde edebiyat ürünleri, şiir, roman, tiyatro yapılması dilin ölümünü yavaşlatacak veya geriye döndürecektir."

Prof. Sumru Özsoy: Dünya dillerinin yarısı yüz yıl içinde yok olacak

Laz Kültür Derneği 21 Şubat Uluslararası Anadil Gününü akademisyenlerin katıldığı panelle kutladı. Dünya Anadil Günü dolayısıyla düzenlenen panele konuşmacı olarak Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sumru Özsoy, Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ersin Erkan, Kuzey Kafkasya dilleriyle ilgili çalışmalar yapan Murat Papşu ile Lazca ve Laz kültürü üzerine araştırmalar yapan İsmail Bucaklişi katıldı. Taksim Hill Otel'de yapılan ve oturum başkanlığını Dernek Başkanı Memedali Barış Beşli'nin yaptığı panelin açılışı tulum eşliğinde yol havasıyla yapıldı.

Panelin açılış konuşmasını Lazca ve Türkçe olarak iki dilde yapan Memedali Barış Beşli, UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü) tarafından 1999 yılında alınan bir kararla 21 Şubat'ın Uluslararası Anadil Günü olarak ilan edildiğini ve örgütün geçen yıl Türkiye'de yok olma tehlikesi altında olan diller konusundaki çalışmasının büyük yankı uyandırdığını söyledi. Beşli, "Laz Kültür Derneği, anadil gününü geçen yıl sadece Lazca konuşarak kutlamıştı. Bu yıl biraz daha fazlaca bir katkımız olsun diyerek Türkiye'deki anadillerin durumunu Kafkasya özelinde konuşmak için bu alanda çalışmalar yürüten akademisyen dostlarımızdan yardım istedik ve bu paneli düzenledik" dedi.

İlk kez bu kadar Laz görüyorum

Panelin ilk konuşmacısı Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ersin Erkan dil haklarının uluslararası sözleşmelerde nasıl güvence altına alındığını anlattı. Yrd. Doç. Dr. Ersin Erkan söze; "Biraz heyecanlıyım, çünkü ilk kez bu kadar Laz görüyorum" şeklinde başlayınca salondakileri güldürdü. Tüm uluslararası sözleşmelerin temel ruhu ve özünde ifade, örgütlenme, kimliğini koruma, ifade etme ve geliştirme özgürlüğünün yer aldığını söyleyen Erkan, dil ve dile dayalı hakların da bunun merkezinde yer aldığını belirtti. Dil haklarının kamusal alanda çeşitli durumlarda kendini gösterdiğini ifade eden Erkan, bir kültürün yaşatılmasıyla eğitim alanında kullanılması arasında çok büyük paralellik olduğunu söylerken, "Bir dil eğitimde kullanılmadığı ya da eğitimde anadil kullanılmasına imkan verilmediği zaman bir kültürün yaşaması aslında engellenmiş demektir" dedi.

İstanbul'da iki Laz köyü: Alemdağ ve Reşadiye

Boğaziçi Üniversitesi dilbilim profesörü Sumru Özsoy, dünyada konuşulan dillerin yaklaşık yarısının yüz yıl içinde gönül edeceğini, bunun için çocuklarınızla anadilinizle konuşarak çocuklarınıza öğretmeniz gerektiğini; siz Lazlar da dilinizin yaşamasını istiyorsanız çocuklarınızla anne babadan hangisi Laz ise onun sadece Lazca konuşması ve çocuğa öğretilmesi gerektiğini söyledi.

Panelde daha sonra söz alan Laz dili ve kültürü üzerine yaptığı araştırmalar ve kitaplarla tanınan İsmail Bucaklişi, Lazca'nın dilsel özelliklerini ve durumunu anlatırken Lazca'nın birçok kimsenin bildiğinin aksine Türkçe'nin Trabzon diyalekti ya da şivesi olmadığını söyledi. Lazca'nın Güney Kafkas dil ailesine mensup olduğunu ifade eden Bucaklişi, ailenin diğer üyelerini Megrelce, Svanca ve Gürcüce olarak sıraladı. Lazca'nın Türkiye'nin kuzeydoğusunda yerleşik olarak konuşulduğunu söyleyen Bucaklişi ilçeleri "Rize'nin Pazar ilçesi, Çamlıhemşin'in bir bölümü, Ardeşen, Fındıklı; Artvin'in Arhavi, Hopa ve arka tarafta Borçka ilçeleri" şeklinde saydı. Bunların dışında 93 harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı nedeniyle özellikle Hopa bölgesinden göçen azımsanmayacak kadar çok sayıda Laz'ın Sapanca, Akçakoca, Düzce, Yalova, Bursa, Balıkesir, Gölcük ve İzmit bölgesine yerleştiğini söyleyen Bucaklişi, İstanbul'da bile iki Laz köyü bulunduğunu, bunların da Alemdağ ve Reşadiye köyleri olduğunu ekledi.

Köylerde kediler aç kaldı

Lazcanın birçok bölgede hala konuşulduğunu ancak durumun hiç de iç açıcı olmadığını söyleyen Bucaklişi, göçle birlikte Laz köylerinin büyük oranda boşaldığını, özellikle kış aylarında kedilerin aç kalmaması için İstanbul'dan mama gönderdiklerini anlattı. Lazona'dan iç göçün en önemli nedeninin sekiz yıllık taşımalı eğitim olduğunu, ailelerin çocukları uzak mesafelere yollamaktansa hep birlikte çarşıya inmeyi tercih ettiklerini söyledi. Çok eski yıllardan beri Lazca üzerine uygulanan bir asimilasyonun olduğunu söyleyen Bucaklişi, ortaokul öğrencisiyken bir arkadaşının ilçede "Burada Lazca konuşulmaz, ayıp" demesine çocuk aklıyla bir anlam veremediğini, ancak kendisinin yine de Lazca konuşmaya devam ettiğini anlattı.

Lazca gün geçtikçe yok oluyor

Bucaklişi, konuşmasının sonunda: "Lazca gün geçtikçe yok oluyor. Çoğu Laz köyünde Lazca konuşulmuyor ve çocuklara Lazca öğretilmiyor. Bakın ben 1990 yılında köyümden ayrıldığımda tüm evler doluydu ve herkes Lazca konuşuyordu. Beş sene sonra gittiğimde çocuklar Lazca anlıyordu ama konuşamıyorlardı. Geçen yıl gittiğimde çocuklara uzaktan Lazca 'çe berepe muya ikumt' diye seslendim, ama anlamadılar. İşte geldiğimiz nokta budur. Siz ayıp saydığınız bir dili çocuklarınıza öğretir misiniz? Çocuklarla Lazca konuşmama hali bir refleks haline geldi. Türkiye'de psikolojik asimilasyon yöntemleri, şehirleşme ve kitle iletişim araçlarının çoğalmasıyla bir dilin yok oluşuna hep birlikte şahit oluyoruz" dedi.

Kafkas dillerinin ortak özelliği ses sayısının fazla olması

Panelin konuşmacılarından Murat Papşu da Kafkasya'da konuşulan diller hakkında ayrıntılı bilgiler ve rakamlar verdi. Kafkas dillerinin genel özelliğinin ses sayısının fazlalığı olduğunu söyleyen Papşu, bu durumun da öğrenmeyi zorlaştırdığını ifade etti. Nüfusla dilin paralel gitmediğini söyleyen Papşu, Türkiye'de 556 Çerkes köyü bulunduğunu söyledi. Çerkesler'in Türkiye'de tek bir etnisite olarak tanımlandığını, oysa ayrı gruplar olduğunu söyleyen Papşu, orta yaşın altındakilerin dil bilmediğini ekledi. Papşu: "Türkiye'de Çerkeslerin nüfusu çok dağınık, ama bir avantaj var. O da Kafkasya'da okulların olması. Karşılıklı iletişim kolaylaştığı için kitaplar geliyor. Gelecekte ne olacağı ise aydınların çabasına ve halkın talebine bağlı" dedi.

Dünya dillerinin yarısı yüz yıl içinde yok olacak

Panelin son konuşmacısı, Boğaziçi Üniversitesi'nden dilbilimci Prof. Dr. Sumru Özsoy, UNESCO'nun verilerine göre halen dünyamızda 6 bin 500 dilin konuşulduğunu, önümüzdeki elli ila yüz yıl içerisinde bu dillerin yarısının yok olacağı öngörüsünde bulunduğunu söyledi. Dünyada 200'e yakın devlet, buna karşılık 6 bin 500 dil olduğunu; Yeni Gine'de 850, Endonezya'da 670, Nijerya'da 410, Hindistan'da 380, Avustralya'da 250, Meksika'da 240, Brezilya'da 210 dil konuşulduğunu belirtti. Bir dil, konuşan son kişinin ölümüyle birlikte de yok olur; örneğin Ubıhça konuşan son kişi olan Tevfik Esenç 12 Ekim 1992'de öldü; oğlu konuşabiliyor ama konuşacağı ikinci bir kimse olmadığını söylüyor. Hindistan'da Bo dilini konuşan son kişi de geçenlerde öldü.

Çocuklarda 9-12 yaş arasında dil edinim süreci duruyor

Çocuğun eğitim düzeyine gelinceye kadar herhangi bir dili ana dili olarak alması durumunda bunun kendisinde kalacağını söyleyen Prof. Özsoy, "Bu edinim süreci 9-12 yaş arasında duruyor. Bu yaşa kadar bir çocuğa kaç dili eşit koşullarda verebilirsek çocuk o kadar dilli oluyor. Eğer altı dili aynı anda verebiliyorsak çocuk altı dilli olarak büyüyor. Bu konuda anne-babaların tutumu çok önemli. Dili öğretmek için çocuklarla sadece büyüklerin bildiği bir oyun oynamak gerekiyor. Lazca'yı ana-babadan hangisi biliyorsa o, çocukla sadece Lazca konuşacak ve çocuktan da Lazca karşılık vermesini isteyecek. Türkçe konuştuğunda ne söylediğini anlamıyorum diyeceksiniz. Bir tek cümle kaçırırsanız golü yediniz demektir. Orada tehlike başlar. En doğal ortam çift dillilik" dedi.

Anadilin yaşatılmasında edebiyat önemli faktör

Çocuğun dili öğrenmesinden sonra bu dilin toplum içinde işlevselliğinin devam etmesinin de önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sumru Özsoy, "Hem dili konuşan toplum hem de o toplumun dahil olduğu büyük toplum içinde televizyonların, iletişim araçları ve yayın organlarının da iki dilli olması önemli. O dillerde edebiyat ürünleri, şiir, roman, tiyatro yapılması dilin ölümünü yavaşlatacak veya geriye döndürecektir. İbranice buna en iyi örnektir. İbranice, çok kısıtlı bir alanda (din) kullanılırken işlevselliğini genişletmiş ve geriye dönmüş bir dildir. Lazca ve Çerkesçe için vahim olan durum genç kuşakların öğrenmesinin azalmasıdır" dedi.

Panelde yapılan konuşmaların ardından soru-cevap kısmına geçildi. Uzmanlar, ikinci bölümde dinleyicilerden gelen soruları cevaplandırdı.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
İrfan Aleksiva, Givi Karçava

Margaluri Nenapunaşi Maçare Otar Kacaia Şkala (Otar Kacaia ile Röportaj)

Röportaj: İrfan Aleksiva, Givi Karçava

(Not: Röportajın kaynak metinde hem Lazca hem Türkçe olarak yayımlanan iki dilli hali bulunmaktadır; okunabilirlik için burada Türkçe metin esas alınmıştır.)

Megrelce'nin en kapsamlı sözlüğü "Didi Ç̌ǩoni"nin (Büyük Megrelce Sözlük) yazarı, 87 yaşındaki Otar Kacaia ile Martvili/Bandza'daki evinde yapılan söyleşi.

Nerelisiniz, ne zaman doğdunuz, kaç yaşındasınız?

1923 senesinin 29 Ağustos'unda Martvili bölgesinin Bandza adlı köyünde doğdum. Şimdi 87 yaşını doldurdum, 86 yılı geride bıraktım.

Nerede büyüdünüz?

Ben Bandza'da büyüdüm. Bir köylü ailesinde dünyaya geldim. Anne-babamın tahsili yoktu, hiç okula gitmemişlerdi. Babam elinde bel, mısır ekerdi. Annem eve, tarlaya bakardı, kolmanda çay toplardı. Babam da kolmandaydı. Benim de toplamışlığım var kolmanda, öğrenciyken, orada çalışırken emek günü yazıyorlardı bana da. 1939 senesinde Bandza'da liseden mezun oldum iyi notlarla. Aynı yıl Tiflis Üniversitesine evraklarımı yolladım.

Hangi fakülteye verdiniz evraklarınızı?

Evraklarımı filoloji fakültesine verdim. Sonra beni imtihansız aldılar ve öğrenime başladım.

Evinizde Megrelce mi konuşurdunuz?

Evet. Annem, babam, ninem, dedem, onun babası, dedesi ve herkes Megrellerdi.

Gürcüce biliyorlar mıydı?

Herkes Gürcüce biliyordu. Çünkü İmereti yakındır. Yine Bandza'da Yahudiler yaşıyorlardı. Onlar Gürcüce konuşurlardı.

Megrelce konuşmazlar mıydı?

Hayır. Megrelce bilirlerdi, anlarlardı ama Gürcüce konuşurlardı. Bandza'da aile içerisinde Gürcüce'yi çok az konuşurlardı, hep Megrelce! Ama şimdi Gürcüce konuşuyorlar.

Sonra birinci sınıfı bitirdim, ikinci sınıfta çalışkan öğrenci olarak tanındım. Hocalarım da çok iyiydi: Dimitri Uznadze, Arnold Çikobava, Varlam Topuria, Giorgi Axvlediani, Akaki Şanidze, Şota Dzidziguri, Kote Bakradze, Şalva Nutsubidze...

Guram Kartozia'yı tanıyor muydunuz?

Hayır. Guram Kartozia benden 10 yaş küçüktür. O Nokalaki'dendir, babası oralıdır. Bandza'dan Nokalaki'ye kadar 8 kilometre yol vardır.

Danelia var mıydı sizinle?

Tabii, olmaz olur mu! Üniversitedeydi, felsefe fakültesinde. Sergi Danelia Bandzalıdır. Aslen Nageberao'dandır, ama Bandza'da büyüdü. Evi de Bandza'daydı. Ama ölünce çocukları çabucak sattılar. Şimdi hala evi durur orada, küçük bir evdir, iki katlı.

Sizin eviniz de var mı orada?

Evet, benim evim var. Gidip geliyorum, ama üç kez hasar verdiler evime, soydular, hiçbirşey bırakmadılar. Yine oralı Megreller yapmıştır bu işi. Eski bir söz vardır: "Paris'ten kimse gelmedi, sizin işinizdir!" diye. Sonra, ikinci sınıfı bitirirken, Korneli Kekelidze'nin Eski Gürcüce edebiyatı tarihi sınavını verirken, 22 Haziran'da halam geldi ve bana dedi ki: Otar, bırak her şeyi, büyük savaş başladı! Ben de ertesi günü sınavımı verip köye döndüm. 22 Haziranda savaş başladı ve 2 Ağustosta beni de askere aldılar. Böylece asker oldum! (gülüyor)

Askere nereye götürdüler?

Önce Kutaisi'ye götürdüler. Sonra Bakü'nün yakınında, Aliat-pristeni adlı bir yere gittik. Hiçbir yerde ağaç yoktu. Çöldü! Oradan Tiflis'e getirdiler tekrar. Şimdi Çavçavadze Üniversitesinin olduğu yapıda kaldık 6 ay. Oradan Abhazya'ya, Gagra'ya gönderdiler. İki ay orada kaldım. Öyle oldu ki, 9 ay boyunca askeri okulda eğitim gördük. Askeri okul bitince yüzbaşı rütbesi verdiler. Sonra bizi götürdüler Voronej'e (Rusya'nın bir şehri), cepheye. Bu 1942 senesiydi. Bizim tabur 174 numaralı taburdu, sonra 46. Muhafız taburu oldu. Almanlar Stalingrad'ın işgali için gelirlerken, bizi Moskova'nın yukarısına, Kalinin cephesine götürdüler. 1943-44 senesinde ben Kalinin cephesinde savaşıyordum. Sonra Baltık denizi kıyısında Keningsberg'de de savaştım.

Hiç Alman öldürdünüz mü?

Ben topçuydum. Attığım top kime denk gelmiş nereden bileyim? Sanırım çok öldürdüm...

Bundan sonra Fenrich'le (Alman dilbilimci) aranız nasıl?

O biliyor. Ne var biliyor musun? Ben kendi evimdeydim. Sen niye savaş ederek geliyorsun? Ne istiyorsun benden? Bana şaka yaparlardı: Sen Almanlara kurşun attın, onlarsa sana Almanya'da senin kitabını bastılar diye. İşte böyle. Başka cepheler de vardı: Beyazrusya'nın birinci, ikinci, üçüncü, Ukrayna'nın birinci, ikinci ve başka başka... Hepsi onbir cepheydi. Sonra savaş bitti. Ben döndüm. Döndüğümde 22 yaşındaydım. Yine üniversitede filoloji fakültesinde tahsilime devam ettim. Bitirdim ve Akaki Şanidze beni Eski Gürcüce bölümüne master öğrencisi olarak aldı. Orada tezimi hazırladım. Sonra Güney Osetya'nın pedagoji enstitüsünde çalıştım. Oraya atadılar yani. Oniki yıl Tsxinvali'de, bu enstitüde çalıştım. Hem ders veriyordum hem de bölüm başkanıydım. Benim öğrencilerim arasından hiçkimse o belaya bulaşmadı (Osetya savaşını kastediyor). Yahu, Güney Osetya'da hiç problem yoktu ki... 1952'den 1971'e kadar orada çalıştım. Çavçavadze Üniversitesinin açık yarışmasına katıldım ve Gürcü edebiyatı bölümünün doçenti oldum. 1972'de de Gürcü Edebiyatı bölümünün dekanı oldum. Burada da yarışma oldu; adı yarışmaydı ama seçim yapılıyordu işte! Hiçkimse yarışmaya girmedi. Zaten öyle bir karakterim vardı ki, hiç kimse beni gözden çıkaramazdı. Komünistlerin zamanında böyleydi; yarışma diye seçim yaparlardı. 3 sene boyunca dekanlık yaptım. 1974'te beni Çavçavadze Üniversitesinin eğitim bölümünün rektör yardımcısı yaptılar. Şimdiki adı Çavçavadze'dir de o zamanki adı Puşkin Enstitüsü'ydü. 10 yıl orada çalıştım. Her yıl 7000 öğrencimiz oluyordu. Sonra yoruldum, rektöre söyledim ve beni rektör yardımcısı olarak atadı, ama bilim bölümünün. 12 sene boyunca bu pozisyonda kaldım. Bir gün de rektöre mektup yazdım, ayrılmak için. Benim Megrelce hakkında pek çok materyalim vardı. Onları yazmak istiyordum. Kendi başına yazılmazdı ki! Sonra bıraktım oraları.

Megrelce bir sözlük hazırlamak üzere materyal toplamayı ne zaman planladınız?

Çok eskiden beri, delikanlılık çağlarımdan beri kelime derliyorum. Her zaman bir özlemim olmuştur. Bakıyordum, bir şey var, ismi de var ama kimse kullanmıyor, unutuluyor. Bu tür kelimeleri not ediyordum. Biri var, Gürcü dili profesörü, Leo Kvaçadze, şimdi 101 yaşında bir ihtiyardır. Ona bu kitabı götürünce eliyle yanağıma vurup, "Yahu, bunu ne zaman yaptın, sen her gün bizimle değil miydin?!" dedi. Ben de, gündüz sizinleydim ama gece ve yine cumartesi ve pazar günleri bunu yazıyordum dedim. Ooo, çok geziyordum, köyden köye, kapıdan kapıya gezdim Megrelya'yı. Gali bölgesi henüz elden çıkmadığı için oranın kelimelerini kaydetmeyi de başardım. Yani Megrellerin dillerini ayağa kaldırdım ve yine onlara döndürdüm! Zurab Sarcveladze de çok yardım etti. Sonra bir fon vardı: "Açık Toplum Vakfı: Gürcistan", orası 14800 dolar para ayırdı bize ve böylece Nekeri yayınevi birinci, ikinci ve üçüncü ciltleri yayımladı. İkinci cilt hiçbir yerde yok şimdi. Şimdi ben arttırmak istiyorum tekrar, kelimelerim var, biraz daha yaşarsam bu yıl bunları geçeceğim kitaba ve Megrellere hediye bırakacağım. Bir de ben istiyorum ki sizin gibi aktif, ilgili gençler, alsın bu Megrelce kelimeleri ve Lazcalarıyla birleştirsinler. Lazcada da o kelime varsa belirtsinler, ve böylece tam Kolxça, Lazca-Megrelce bir sözlüğümüz olmuş olacak.

Megrelcede kaç kelime var? Söylendiği gibi fiil başlarının sayısı 83 tane ve Megrelcede bunları fiillere eklersen çıkan miktar az buz olmayacak...

Böyle saymak zor olur. Bununla birlikte fiil başı sayısı 83 de değil. Bazıları 42 diyor, bazıları 93 ama 45 tanedir: 30 türemiş ve 15 yalın fiil başı. Ben şimdi oturup, önceki ciltlerde olmayan kelimeleri bu cildin içerisine aktardım elimden geldiğince. Ben savaş emeklisi olduğum için, emekli ikramiyem var, o ikramiyemi biriktirip bu kitabı yayımlayabildim. Ve dediğim gibi, ben bunları hep Megrellere miras bırakacağım, Lazlara, Kolxlara bırakacağım.

Hiç Lazca üzerine çalışmak istediniz mi ya da çalıştınız mı?

Hayır, Lazca üzerine çalışamadım. İstiyordum ama, çok istiyordum gitmeyi Lazona'ya ve bilimsel Lazcayı ve diyalektlerini öğrenmeyi, ama göndermediler. Gramatik kuralları şöyle-böyle biliyorum, konuşma egzersizi yapmam lazım... Lazların koyunları vardı binlerce. Martvili'nin dağlarına gelirlerdi, orada otlatırlardı koyunlarını. Ama 37'de sınır kapandı ve bitti. Mesela Avrupa memleketlerine: İtalya, Fransa, İngiltere, Almanya, Portekiz, her yere gittim turist olarak. Ama Lazona'ya göndermediler.

Türkiye'ye gittiniz mi?

Hayır, hayır! Türkiye'ye gitmez olur muyum! İstanbul'da bulundum iki kez. Ama sınır tarafına, Lazona ve Tao-Klarceti'ye doğru gitmemize izin vermiyorlardı. Neden böyleydi bilmiyorum. Sanırım, biliyorlardı ki orada pek çok soydaşlarımız yaşıyordu, o yüzden bizi göndermiyorlardı. İşte böyle! Gitmek istiyordum işte. Bende pek çok kelime var, Lazca ve Megrelce, birbiriyle karşılaştırılmış, bu konu hakkında çalışmak üzere gitmek istiyordum, ama olmadı. Şimdi Alman bir dilbilimci var Heinz Fenrich, o yeni bir kitap yayımladı, adı: "Kartvelik Dillerin İncelenmesi", Almanca olarak yazdı. Yeni Gürcücenin gramatik analizini o yazdı, Eski Gürcüce'ninkini Zurab Sarcveladze, Megrelce için ben yazdım, Lazca hakkında da Guram Kartozia ve Svanca için rahmetli Aleksandre Oniani.

Sözlüğünüzde kelimelerin hangi diyalektten derlendiğini yazmadınız, neden?

Dördüncü ciltte var. Ama ben her kelimenin köyünü ve yerini yazsaydım, buna üç cilt değil beş de yetmezdi. Ve bunun için para yok, paraa! Ne var biliyor musunuz? Sergi Danelia vardı, filozof, Bandzalı idi. Tedo Saxokia, büyük etnograf, Bandzalıların eniştesiydi. Eprem Zakaraia, büyük hekim, Bandzalı idi ve her yaz Bandza'ya gelirdi, oralılara parasız bakardı. Grişa Kekelia vardı, hekim, Harkov Üniversitesi mezunu. Mixa Kekelia vardı yine, benim matematik öğretmenim, Odesa Üniversitesi mezunu. Yazın hepsi Bandza'ya gelirler, oturup sohbet ederlerdi. Megrelce konuşmaya başlayınca başka dilden konuşulmazdı hiç. Sonra Rusça konuşmaya başlarlardı, sadece Rusça duyulurdu. İtalyanca da bilirlerdi ve o dilde de konuşurlardı. Sonuç olarak, ben küçükken böyle adamları görerek büyüdüm...

Lazca ve Megrelce hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ne diyeyim. Önce, Guria-Acara-İmereti'den Kolxlar, Laz-Megreller boşaldı. Birbirimizden ayrıldık. Ondan sonra da Trabzon'a ve Lazona'ya Türkler geldikten sonra her şey bitti. Birbirimizden uzaklaştık...

Konuşanı az olan diller yok oluyor, globalizasyon bu tür dilleri öldürüyor. Mesela Megrelcenin de hali iyi değil. Abaşa ve Poti'de unutuldu.

Martvili'de de öyle...

Evet. İnçxuri nehrinin karşısından itibaren Megrelce pek konuşulmuyor. Yani bu durumu önlemek için, dili korumak ve muhafaza etmek için ne yapmalıyız?

Bunun için kızmaya gerek yok. Akılane, iyi bir politika lazım. En önemlisi, siz utanmayın Megrelce konuşmaktan ve birbirinizle ilişkiniz olsun. Günümüzde, 21. Yüzyılda bu tür işler için gazete var, radyo var, televizyon var... Şimdi ne geldi aklıma! İki kadın öğretmen, Gürcistan devlet televizyonuna gidip oraya haber vermişler ki, neden Megrelce sözlük yayımladınız? Hevsuri, Pşavi ve başka diyalektlerde sözlük çıkarmak daha doğrudur demişler (bu tür sözlüklerin çıktığından haberleri yok). Bu tür şeylerle, Megrel bölücülüğüne destek oluyorsunuz demişler. Olur mu? Öğretmenler böyle bir şeyi nasıl söyleyebilir? Ben de kitabımın tanıtım gününde kalktım ve açık bir ifadeyle dedim ki: "Ben, Otar Kacaia, Megrel bölücülüğüne destek oluyorum dedim. Toprak varsa ve dil ve bilim açısından bir şey lazımsa, onu yaptım ve önünüze koydum!" dedim. Yani ben bütün Megrelya'yı yayan dolaştım. Nerede oturup, nerede yattığımı kim bilir. Materyallerin toplanması gerekiyordu! Yani hiçbir yerde böyle insanlar görmedim! Şimdi, bir-iki kişi varsa, Rusların da dediği gibi: "Her ailede bir çirkin olur!" Megreller niçin bu tür düşüncede olamayacaklarmış? Ama yapmıyorlar. Vardılar "Mapaluistler" ve aferist Aşordia'nın grubu ve onlarla bitti.

Bir de size ne soracaktık: Çocuklarınız Megrelce biliyor mu?

Bilmiyorlar. Oğlan anlıyor ve konuşuyor az buçuk, ama zorlanıyor. Kızım da anababam sağken Bandza'da büyüdü de anlıyor ama konuşamıyor. Onların çocukları bilmiyorlar. Ben burada yalnızım. Kendi kendime mi konuşayım? Gelinim Raçalıdır, Gürcücedir anadili. Babası Raçalıydı, annesi Kartlili. O Megrelce bilmiyor. Gerçi büyükannesi Megreldi, soyadı Xarebava, ama o da burada yaşadığı için Gürcüce konuşuyordu. Durum böyle! Bunların bir tek soyadları Kacaia, bukadar!... (Torununu çağırıyor) Mari! Annen nerede, buraya gelsin! (Gelini de gelip önümüzde duruyor, Otar Kacaia soruyor:) Şimdi bunlar bana soruyorlar: Torunlarınız Megrelce biliyorlar mı diye. Ne cevap vereyim?

Gelin: (Tebessüm ederek, utangaç) Bilmiyorlar, hayır...

Kacaia: Tamam, sen git, bize sofra aç...

Son olarak, derneğimizin üyelerine, Türkiye'de yaşayan Lazlara bir mesajınız var mı?

Ben Lazlara iyilik diliyorum. Ben tarihten biliyorum ki, Türkiye'nin filosu Lazların elinde imiş, denizci bir millettirler. Yine bizimle birlikte, eski Kolxis kültürünün mirasçılarıdırlar. Zordur biliyorum ama Lazlar tek gözle dahi olsun bir taraftan da bize baksınlar. Biz çok zeki, akıllı, kültürlü bir milletiz. Kadim bir kültürümüz var ve bu kadim kültürü ve mirasını geleceğimiz için kullanmalıyız.

Çok teşekkür ederiz Otar amca.

Sağolun çocuklar. Şimdi buraya geçip birkaç bardak içelim, kutlayalım...

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Efkan Denizli

Alfabe Meselesi

Yazan: Efkan Denizli

Bilindiği üzere Lazca 19. yüzyılın ikinci yarısında yazılmaya başlanmış bir dildir. Bu yazıya geçme süreci Sovyetler döneminde hızlanmış ve 20. yüzyılın ortalarına doğru Gürcü ve Megrel birçok bilim adamının derlediği metinlerle oluşturulan bir yazılı edebiyat vücuda gelmiştir. Bu bilim adamları, Lazcanın da fonetik özelliklerini karşılayan ve tam olarak Lazcaya uyarlanmış kendi alfabelerini kullanmışlardır bunu yaparken. Nikolay Marr, Arnold Çikobava, Kipşidze ve son dönemlerde de Guram Kartozia Lazcanın yazımında bu Gürcü alfabesini kullanan tanınmış bilim adamlarıdır. Bunun haricinde Georges Dumézil Lazcanın yazımında kendine özgü bir Latin transkripsiyon sistemi kullanmış ve derlediği metinleri bu transkripsiyon alfabesiyle neşretmiştir. Bu transkripsiyon sadece Dumézil tarafından kullanılmış; Rus ve Avrupalı bilim adamları ve akademisyenlerce dilbilimsel yazı ve çalışmalarda Gürcüce, Megrelce ve Lazcanın Latin alfabesiyle yazımında Dumézil'inkinden farklı ve standartlaşmış bir transkripsiyon alfabesi kabul görmüştür.

1920'lerde İskender ʒitaşi Latin alfabesini temel alarak bir Laz alfabesi oluşturmaya çalışmıştır. ʒitaşi'nin Sovyet Gürcistan'da Gürcü alfabesini ya da Kiril'i değil de Latin alfabesini temel almasının başlıca nedeni Türkiye'de gerçekleşen harf inkılâbı olmalıydı. Zaten onun oluşturduğu alfabede pek çok harf Türk Latin alfabesi ile paralellik taşıyordu. ʒitaşi'nin bunu yaparkenki amacı sadece Gürcistan'da yaşayan birkaç bin Laz'a değil Türkiye'deki asıl Laz kitlesine hitap etmekti. Ancak dönemin sosyo-politik durumu buna müsaade etmedi.

Latin alfabesine dayalı bir Laz alfabesi geliştirmeyi deneyen başka bir kişi de Wolfgang Feurstein, Fahri Kahraman ve arkadaşları olmuştur. Bu kişiler, 1984'te dilbilimcilerin kullandığı transkripsiyon alfabesi ile Türk Latin alfabesini birleştirerek Türkiye'de yaşayan Lazlar için Türk alfabesine uyumlu ve kolay öğrenilir bir alfabe geliştirmeyi başardılar. Lazoğlu Alfabesi olarak bilinen bu alfabe daha evvel hazırlanan bütün transkripsiyon alfabeleri içerisinde en yaygını olmuş, bununla Türkiye ve Avrupa'da bazı kitap ve dergiler de kaleme alınmıştır.

Lazoğlu alfabesinin yapıldığı 1980'lerde temel gaye alfabenin öğrenilebilirliği idi. Bu yüzden harflerin uluslararası fonetik karşılıkları değil, Türk Latin yazı sistemindeki karşılıkları baz alınmıştı. Buna en çarpıcı örnek ç̌ harfinin karşıladığı fonetik değerin Lazoğlu alfabesinde Türkçedekine paralel olarak /ç̌/ olmasıdır. Oysa bu harf dünyada /k/, /s/ ve bu fonemlerin türevlerini karşılamak üzere kullanılmıştır. Bunun gibi y ve j harfleri de Türk Latin alfabesine paralel olarak seslendirilmişti. Bu paralelliklerin başlıca nedeni Türk eğitim sisteminden geçen Laz çoğunluk için alfabede karışıklık yaratmamak, öğretimini ve kullanımını kolaylaştırmaktı.

Lazoğlu alfabesi Türk Latin'i ile örtüşen seslere fonolojik bir müdahale yapmamış/yapamamış ancak Türk Latin'inde olmayan ve aslında Latin alfabesinde de bulunmayan transkripsiyon harflerinde birçok değişiklik yapmıştır. Gürcü alfabesinde farklı yazılan bazı fonemlerin yazımında da durum karmaşıktı; Latin alfabesinde bu gruptan sadece iki harf vardı, k ve g, ve kuşkusuz bunlardan biri açıkta kalacaktı. Sonuç olarak bu seslerin yazımında ve transkripsiyonunda girift bir karmaşıklık söz konusuydu.

Değindiğimiz gibi Lazoğlu alfabesinin oluşturulduğu dönem için önemli bir sorun; Türkçe ile örtüşme, kolay öğrenilme sorunu göz önünde bulundurulmuştu alfabenin oluşturulmasında. Devir daktilo devriydi; metinler elle yazılıyor, sonra daktilo ediliyordu. Bilgisayarsa sadece televizyonlarda bahsi geçen, olağanüstü bir uzay aracıydı, özellikle de Türkiye'de. Bu yüzden söz konusu alfabenin pratikliği tartışılamazdı; her fonem tek bir harfle gösterilmişti. Tıpkı Türkçede olduğu gibi Lazca yazıldığı gibi okunan bir dildi...

Ancak bu durum fazla uzun sürmedi; 90'ların sonunda bilgisayar bütün evlere girmeye başladı, milenyumda artık devir internet ve bilişim devriydi. Artık bilgisayar ortamına geçmemiş bilgi, kayda alınmış sayılmıyordu. Ancak internet demek İngilizce ve İngilizcenin dayattığı Latin 25 karakterden oluşan alfabe sistemi demekti bir bakıma; Latin alfabesinde bulunmayan karakterlerin kullanımı ancak sınırlı ölçüde, ya da ilgili programların/fontların temini ile mümkündü.

Hal böyle olunca, Laz alfabesinin de bilgisayar ortamına aktarılması gündeme geldi. Nitekim aktarıldı da. Günümüzde Lazoğlu alfabesi pek çok font türünde dijital ortama aktarıldı. Ancak Türkçede bulunan karakterlerden başka Lazcanın özel karakterlerinin gösterilmesi hâlâ problemli ve hâlâ alfabenin yazılımsal olarak önemli problemleri var. Bu özel karakterlerin ekranda görülmesi ancak bilgisayara font programının yüklü olmasıyla mümkün, yazmaksa çok daha zor bir uğraş olarak karşımıza çıkıyor. Bazı insanlar ve internet siteleri buna pratik bir çözüm olarak, alfabe sistematiğini hiçe sayarak, örneğin g, k ve k'yi sırf k harfiyle göstermeyi tercih ediyorlar. Türkçede olmayan diğer sesler için de durum böyledir.

Asıl soru, "Bu kaosu aşmanın bir yolu yok mudur?" sorusudur. Lazca nasıl bilgisayar ve internet ortamına aktarılabilir? Transkripsiyona dayalı Latin alfabesi kullanan diğer dillerde, örneğin Türkçede durum nasıldır? Bilindiği gibi Latin alfabesi Milat öncesinde Fenike alfabesinden doğmuştur, Yunan alfabesi gibi. Latin alfabesi 25 harften oluşur: a, b, c, d, e, f, g, h, i/j/k, l, m, n, o, p, r, s, t, u, v, w, x, y, z. Latin alfabesi Rusça ve Yunancanın haricindeki Avrupa dillerinin tümünde kullanılmaktadır. Ayrıca Japoncadan Bantu dillerine birçok dünya dilinin yazımında da Latin yazı sistemi kabul görmüştür.

Bu dillerden biri de Türkçedir. 1920'lerden bu yana Türkiye Türkçesinin yazı sistemi Latin alfabesine dayalı transkripsiyon alfabesidir. Normalde Latin alfabesinde olmayan ş, ç, ğ, ö, ü gibi sesleri ifade ederken çengel, üst çizgiler ya da noktalar kullanılmaktadır. Ancak günümüzde Türkçedeki bu karakterler ek bir külfetten başka bir şey getirmemektedir. Resmi devlet yazışmalarında bile Türkçe karakterlerin bozuk çıktığı, bu karakterlerin, internet ortamında devletin gücünü aşacak bir şekilde kullanım dışı kaldığı görülmektedir. Ayrıca cep telefonlarında, kısa mesajlarda da Türkçe karakterlerin durumu bilindiği gibi içler acısıdır. Öyle ki bu durumu aşmak için bazı görüşler ileri sürülmüş; ç yerine ch, ş yerine sh kullanılması dahi önerilmiştir. Güncel hayatta kullanılansa i yerine ı, ç yerine c, ş yerine s yazmaktır.

Sonuç olarak Latin harflerinden farklı karakterler kullanmak ciddi sonuçlar doğurmakta, pratik yararları ile kullanım sahasının darlığı arasında bir seçim yapılması zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. Yapılacak şey fonetik değil, simgesel bir alfabe oluşturmaktır belki de. Zaten harf dediğimiz şey fonem denen kavramı temsil eden, simgeleyen işaretlerdir ve bu simgelerin neyi ifade edeceği ortak bir kararla tayin edilir. Ama bu konsensüsün bütün Lazların ortak görüşü doğrultusunda ve yeterince tartışılıp danışılarak oluşturulması gerektiği muhakkaktır. Bunun için de Laz halkının yegâne kurumu Laz Kültür Derneğine büyük görev düştüğü kanaatindeyim.

(Not: Kaynak metinde alfabeleri karşılaştıran bir tablo yer almaktadır; bu tablo görsel/taranmış biçimde olduğundan ve OCR'da tamamen anlamsız karakter dizilerine dönüştüğünden buraya aktarılamamıştır.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği

Alboni Şeni Okokata

Ma-jurşilya do vitani ʒanas, ʒanağanişi maeçidovitani ndğas (30 ğanağani 2010 tarixis), LKD-şi oğanduten, Kadikyoyis, aği na voxmart, mara dido problemepe na uğun do Lazoğlişi Alboni na vucoxamt Lazuri albonişi problemepe okosinapuşeni ar okokata ixeninu.

Okokata, mǩule gonʒkumuri tkvalaten geiçğku. Uǩule nena na ezdu Bucaklişi İsmail Avcik, Lazurot na vu osinapumuşis, haği na voxmart albonişi generaluri problemepeşeni imeselu.

Bucaklişiş uǩule Aleksişi İrfanik Lazuri oçaruşi meonuris na eiçkindinu albonepeşeni do Lazuri albonişi goxorzuşi meonurişi imeselu. "Dijitalişa na va meyoxtu çkina, doloçareri var işinen" ya do zitapemuşis na gyoçku Aleksişik, osinapumuşis, mǩuleşa, na voxmart alboni, pratikuras na var ixmarinenşi, ar grubis-xvala do doxmelurot LKD-şi grubis-xvala na ixmarinenşi, mitonpe-ti muteşevli albonepe na çambres do hanite tinişişi noxenepe na gamanğaresşi isinapuşkule "semboli jinkanğite (') oğarupe do rakami sumi (3) muç̌o bonca ortukosteri oxmaru sefi ren, Lazuri albonis hamtepe va untalun" ya tku.

Heko na ortes ağnemordalepeşi okokatinobate, okokataşi meonas, ağnemordalepes albonişeni mu na izmonan ikitxinu. Ağnemordalepek, didote alboni na var ognaman do doxmelurot Turkulis na va ren (ǩ), (ç̌), (p̌) steri nenapeşi oçarus problemi na avenan do ç̌arumtanşa-ti semboli jinkanği (') do rakami sum (3) na oxmaramanşi isinapes.

Ağnemordalepeşi uǩule nena na goğiğu Ozkurtişi Mustafak "Nena oçaruten imencelen. Oğaruşi lokomotifi-ti alboni ren. Lazuri oçaruşi voret mara Ǩompituris meǩoreri voret. Tude do jin na govudumt novelepe mobedaman. Ham okolvera dido ǯoxle oxenuşi vortit" ya tku.

Haği na voxmart alboni didopek içines do goinkturudoon-na xolo didopes nosi asenanen-ya do na imeseles makaturepeşi doloxe, nena na ezdespek, okokatas; "na ixmaren alboni xolo voxmarikot-ti, gomkturikot-ti maartani mektebişi maxutani sinifişakis tina nanaşnenaşi oguru na diçirs"şi do "albonepe irote haşo ç̌uťa ar grubişi doloxe na amaskudasen"şi fikri kabuli doves.

Okokatas, haği na ixmarinen Lazuri albonis kartalis oç̌aru şeni mutu problemi na var uğun mara dijitaluri svas na var ixmaren, Lazepeşi doloxe dobağine na var içininu do ǩaixeşa na var gamignapinu ditestiku. Aya problemişi çare şeni İsmail Bucaklişis dulya koniçu do xolo okokatuş ǩararite okokata keiçoru.

(Not: Bu haber, Laz Kültür Derneği'nin düzenlediği alfabe toplantısıyla ilgilidir; toplantıya İrfan Aleksiva, Mustafa Çupina, Hüseyin Alpay, Mecit Çakırusta ve Asım Bayrakoğlu gibi isimler katılmıştır.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Dr. Wolfgang Feurstein

Laz Alfabesi'nin Gerçek Hikayesi

Yazan: Dr. Wolfgang Feurstein

İlk ve tek olarak 1985 yılının temmuz ayında Laz alfabesi Almanya'da "Lazuri Alfabe" adı altında 200 adet basılmıştır. "Lazuri Alfabe" bugün çoğu Laz entelektüel yazar tarafından dilsel ve bilimsel araştırmalarını yayınlamak için kullanılmaktadır. Bu alfabe kitapçığı, Laz alfabesi hakkında yalan hikayeler anlatılmasına ve sahtekarlık edilmesine yol açtı. Bu Lazuri Alfabe'nin yazarı olarak, artık gerçeklerin ortaya çıkmasının zamanının geldiğini düşünüyorum.

Laz alfabesi bir Alman etnolog ve kafkasolog tarafından, tamamen hümanizm anlayışıyla dilsel ve kültürel araştırmalarda kullanılmak üzere yazılmıştır. Söylenmesi gerekir ki "Lazuri Alfabe" Türkiye'de ve Almanya'da yaşayan Lazların desteği olmadan ne ortaya çıkabilir ne de yayımlanabilirdi. Bu konu hakkındaki dokümantasyon en kısa zamanda "Benim Kuzeydoğu Türkiye Seyahatlerim" başlığı altında Almanca, Türkçe ve İngilizce dillerinde yayınlanacaktır.

Benim Laz diliyle ilk tanışmam

İlk seyahatim, beni 1965 yılında Doğu Karadeniz'e savurdu. Bir tanker beni Trabzon'dan Xopa'ya (Hopa) götürdü. Orada bir kahvede bana tamamen yabancı bir dille karşılaştım. Lazca, bir etnolog olduğumdan dolayı, benim için eski zamanların simgesiydi ve ilgi alanıma giriyordu. Bir sene sonra posta vapuruyla İstanbul'dan Xopa'ya giderken, Hüsnü adında genç bir adamla tanıştım. Kendisi Arkabi'ye (Arhavi) bağlı olan Kutuniti köyündendi. Geç saatlere kadar petroleum lambası ışığı altında ilk Lazca kelimelerimi Alman alfabesi yardımıyla yazdım. Hüsnü, bu kadar kolay bir şekilde Lazca yazabilmeme şaşırmıştı. Alman alfabesinde bulunan "ch", "tz" ve "z" gibi bazı harfler, Laz alfabesinin bazı harfleriyle (örneğin "x" ve "ʒ") örtüştüğünü fark ettim ve bu benim işimi daha da kolaylaştırdı.

Dostum Yaşar Turna

Laz dilini derinden öğrenmemde büyük rolü olan Yaşar Turna, bir müzisyen ve enstrüman ustası idi. Kendisini maalesef çok genç yaşta kaybettik. Yaşar Turna'yla tanışmama vesile olan, Schollmeier adındaki İngilizce öğretmeni, 1965 yılında Peace Corps organisasyonu tarafından Arkabi şehrinde görevlendirilmişti. Yaşar, beni dağ köylerinde yapılan düğünlere götürürdü. Kendisi düğünlerde kemençe çalıp Lazca şarkılar söylerdi. Ben de bunları zevkle banda kaydederdim. Yaşar o zamanlar Arkabi'de çay fabrikasında çalışıyordu. Ben de onu çoğu kez ziyarete giderdim. Geçici bir süre için Yaşar Almanya'da işçi olarak çalışmıştı. Çoğu kez Yaşara plâk çıkarmasını önermiştim. O zamanlar Türkiye'de kabullenilmemiş bir dilde böyle bir şeyin ne kadar zor olacağını ve yapılırsa daha da büyük zorlukların içine girilebilineceğinin farkında değildim. Ama bir kaç yıl sonra Yaşar İstanbul'da Lazca plâk çıkarmayı başarmıştı. Benim içimdeki arzu da gerçekleşmiştir. Yaşar'ın şarkılarını her yerde duyup dinleyebiliyordum. Yaşarın o zor şartlarda yaptığı şey, büyük bir cesaret gerektiriyordu. Ve yaptığı bu atılıma saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum. Söylenmesi gereken bir husus da Berlinli müzik etnoloğu Kurt Reinhard'ın 1963 senesinde Yaşar'ın Türkçe şarkılarını kaydettiğidir. Bu kayıtlar Berlin'in etnoloji müzesinde bulunmaktadır.

Laz Şairi Reşid Pehlivanoğlu

Viğe'li (Fındıklı) olan şair Reşid Pehlivanoğlu Laz alfabesiyle ilgilenmemde önemli bir etken oldu. Rus-Gürcü dil bilimcisi Nikolay Marr 1910 senesinde yayınladığı Lazcanın grameri adlı eserinde şair Reşid Pehlivanoğlu'na ait olan dört şiire yer vermişti. Ben, bunu Arkabi'de anlattığımda, Laz dinleyiciler çok şaşırdılar; Reşid'in Viğe'de yaşadığını söylediler. Viğe'de bir kahvede şair Reşid Pehlivanoğlu ile karşılaştım, çok alçak gönüllü ve haysiyetli bir insandı. Sadece birkaç cümlesini kaydedebildim. Ama Reşid bana Almanya'ya birkaç şiir göndereceğine söz verdi. 1966 yılında Reşid tarafından gönderilen bir zarf aldım. İçindeki daktilo ile yazılmış şiirlerini görünce gözlerime inanamadım. Büyük bir ihtimalle, Reşid'in 1908 senesinden önce yazdığı ve Marr'a verdiği Bozoşi Destani, Turkia, Turkia Marrişa ve Lazistanişi Destani adlı şiirleri idi bunlar. Reşid, kendi eliyle yazdığı şiirlerden dolayı tanınan ilk Laz şairidir. Belki de Xopa'daki Faik Efendi'yi tanıyordu. Kendisi Laz alfabesi hazırladığı için Sultan Abdülhamit tarafından hapis cezasına çarptırılmıştı. Reşid ile ilgilendikçe iki şeyi fark ettim; bir, anadiline duyduğu büyük ilgiyi; iki, yeterli bir Laz alfabesinin bulunmamasını. Türk alfabesinde mevcut olan harfler Laz dilini yazıya dökmeye yetmiyordu, çünkü Türk alfabesinin harfleri Lazcanın telaffuzu için yeterli değildi. Aşağıda Nikolay Marr'da Reşid'in kendisi hakkında konuştuğu cümle (Nikolay Marr, Grammatika Çanskago (Lazskago) Yazıka, St. Petersburg, 1910, s.112): "Pehlevaniş biç̌i Raşidi Hilmi, Gavra kyois miğun oxori" - "Ben Pehlivani'nin oğlu Raşid Hilmi'yim. Benim evim Gavra köyündedir."

Ortaköy Muhtarı'nın annesi

Melyati'den Sarpi'ye kadar birçok Laz köyünü ziyaret ettim. Bazı yerlerde senelerdir hiç bir yabancı görülmemiş. Orçi dağ bölgesi ilgimi çekmişti. Laz hayatının orijinaliği o zamanlar görülebiliyordu. Bir misafir olarak Ortaköy muhtarının evinde geceyi geçirdim. "Dadi" denilen annesine çok büyük bir hürmet gösteriyordu. Orçi'deki o geceyi hâlâ unutamam. "Dadi" Türkçe bilmediği için Lazca sorularını oğlu aracılığıyla Türkçeye tercüme ettirip bana iletiyordu. Bu, bana o annenin Lazebura'lığını (Lazlığını) koruduğunu gösterdi ve benim hayranlığımı kazandı.

İstanbul Üniversitesi'nde Coğrafya Tahsilim

1966-67 kış sömestrinde İstanbul Üniversitesi'nde Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde Coğrafya Bölümünde okudum. Hâlâ Prof. Besim Darkot'un yurtbilgisinde sunduğu mükemmel ders takririni hatırlıyorum. Prof. Besim'in desteklediği mezuniyet tezleri arasında, sanırım, iki tane de Laz coğrafyası ile ilgili monografya bulunuyordu. Bunlar aynı zamanda benim Laz alfabesi planım için çok ilginç idiler. Daktiloda yazılmış bu eserler, yüksek bir düzleme sahipti. Bunlar, öğrencilerin kendi memleketleri hakkında yazdıkları monografyalardı. O mezuniyet tezleri hiçbir zaman yayımlanmadığı için serbest bir şekilde, etnik kimlikler hakkında haberler verilebiliyordu. 1953 senesinde Ali Rıza Erzurun Fındıklı ilçesinin monografyasına bir 150 kelime adetli Lazca-Türkçe kelime listesi eklemişti. On sene sonra Bahri Turna'nın Ardeşen monografyasında ise 243 Türkçeye çevrilmiş Lazca kelime bulunmaktaydı. Laz uzmanların Türk dil politikasını bildikleri halde, bilimsel bir şekilde kendi dil politikaları ile uğraşmaları, benim için de büyük bir sürpriz oldu.

Ali Rıza Erzurun'un Fındıklı İlçesinin Monografyası (İstanbul 1953, s.109 vd.) adlı çalışmasından örnek kelimeler: ali (boyun), arguni (balta), avla (evin yanındaki küçük oturma bahçesi), bageni (kulübe, küçük ev), bağu (evin içinde ya da dışında küçük zahire deposu), bardi (eğrelti otu, çayır veya mısır saplarının mahrutî bir şekilde yığılması), bere (çocuk), bergi (kazma), busha (tırnak), cuma (kardeş), ç̌anda (nişanlanmayı müteakip yapılan davetler), çhalva (eylül), çonçi (fındık veya mısır daneleri ayıklandıktan sonra geriye kalan artıklar), derpina (yunus balığı), doği (buz), dolohe (içeri, iç), estvineri (şımarık, anormal), getasule (evin yakınında, çitlerle çevrili küçük sebze bahçesi), hoçkakali (dolu), kalati (büyük sepet), ǩalivi (kulübe), kerezi (haziran), kuçhe (ayak), leta makfali (patates), limhana (eğreltiotu), mçhomi (balık), mğveku (sülük), minži (sütün yağı alındıktan tekrar süzülerek elde edilen kısım), osargane (sargan balığını avlamak için kullanılan uzun çubuk), skaviti (istavrit balığı), somini (buğday ekmeği).

Bahri Turna'nın Ardeşen Monografyası (İstanbul 1963/1964, s.41 vd.) adlı çalışmasından örnek kelimeler: amağhtimu (girmek), antama (şeftali), bogina (kovan), burç̌uli (tahra), çiçila (yılan), çuçuna (ılık), dopinu (sermek), dorçalu (sergi), ebza (kibrit), gamağhtimu (dışarı çıkmak), gema (dağ), ghami (bıçak), hasi (şimdi), ǩuǩari (demir kanca), mskupi (karanlık), murusği (yıldız), nsğheni (at), nuǩu (yüz, çehre), oghori (ev), ovapu (olmak), pisari (tahta), ruba (koltuk, vadi), şilya (bin), ťabu (aya, el), tena (ışık), tğiri (fındık), toǩi (ip), urceni (üzüm), vrosi (iyi), yano (geç), zura (dişi).

Türk Folklor Araştırmaları Dergisi Laz Kültürüne Karşı İlgisiz

Viğe'nin Pizxala köyünde bir ilkokul öğretmeni Laz etnolojisi hakkında yazısının yayınlanması için Etnoloji dergisinin redaksiyonuna göndermişti. Benimle sürdürdüğü görüşmede yaptıklarını uzun uzun anlattıktan sonra redaksiyondan hiçbir cevap alamadığı için üzüldüğünü ve sinirlendiğini anlattı. Böylece Laz entellektüellerinin o zaman bile Laz kültürünün değerini anlayıp araştırmalar yaptıklarını anladım. Böyle bir düşünce Lazların Arkabi üzerine yayınladığı dergide de görülebilir. Aynı zamanda şovenist bir propaganda Laz dilinin olmadığını ileri sürmektedir.

Alman diyalekt çalışmaları

Yüksek öğrenim zamanlarımda Alman diyalekt edebiyatına büyük ilgi göstermiştim. Ağırlıklı olarak, benim de konuştuğum Alemanca konuşma tarzını araştırdım. Freiburg i. Brg.'deki Alemanca lisan kurumunda yazıcı olarak, tatbik edilen Alemanca yazılış tartışmasına aktif katkılar sağladım. Bunun nedeni Almanca yazı dilinde bazı seslerin olmaması idi. O zamanki Alemanca ("Alemannisch") alfabe çalışmalarım sonraki Lazca alfabe çalışmalarıma büyük katkı sağladı.

İsviçre'deki Gürcüce öğrenimim

Lazca bilindiği gibi Güney Kafkas dil grubunda yer almaktadır. Lazcadan başka Gürcüce, Megrelce ve Svanca vardır. Laz dil yapısını daha iyi anlamak için 1970 yılından itibaren Zürich Üniversitesi'nde Yolanda Marchev'in yanında dört sömestr Gürcüce okudum. Arabayla her gün 200 km Freiburg'daki dairemden Zürich'e kadar gidip aynı gün dönüyordum. Bu hem zaman hem de enerji açısından büyük bir uğraşı demekti. Diğer yandan, Kafkasoloji ve Lazca alfabe için ilk adımlarımı attım. Bu Gürcüce olmadan mümkün olamazdı.

(Devamı var.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Timur Cumhur Puliaşi

Akçakoca'ya Laz Göçü II (1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi Sonrası)

Yazan: Timur Cumhur Puliaşi

Osmanlı İmparatorluğunun zayıflama dönemiyle birlikte Kafkas ve Balkan bölgelerinde yaşayan halklarda endişe ve kaygı başlamış. Rus askerlerinin bölgeyi işgal edeceği düşüncesi ile yaşanan kargaşaya bir de İstanbul Hükümeti'nin "Doğu Karadeniz'in boşaltılması" kararı eklenince, sınır köylerinde oturan Laz, Gürcü, Abaza, Çerkez ve Türk köyleri paniğe kapılarak Batıya doğru göç etmişlerdir. Aynı göç süreci Balkanlar'da da yaşanmış. Göçlerle ilişkili destanlar, hikâyeler, türküler farklı dillerde söylense de hissedilen acı aynıydı.

Göç süresi beş mi yoksa on gün mü? Kime ne anlatsam ki, kim neyi anlar. On günlük yolculuk sanki bir gün mü? Göç için verildi çileli canlar.

Kapısı kilitsiz evler ve barklar, Eşyalarıyla terk edilmedi mi? Ahırda inekler, kim saman saklar, Göçüşe, mal-mülksüz gidilmedi mi?

Vapur çalkalandı deniz seyrinde, Yürek parçalanıp dağılmadı mı? Gönüller yanarken belki serinde, İnsan koyun gibi yayılmadı mı?

Sıtması bir yandan, ölüm bir yandan Perişanlık, yoksulluk hiç mi olmadı? Neleri anlatsam bilmem o andan, Göç eden çiçekler hiç mi solmadı?

Bilinmeyen yerler bilindi vatan, Doğulan yerler hiç özlenmedi mi? Vapurdan inerken denize batan, Güneşle memleket gözlenmedi mi?

Dağlar taşlar varda, toprak nerede! Yerleşecek bir köy beklenmedi mi? Kimi orman, kimileri derede Aylarca bekleyip dertlenmedi mi?

Sonunda da gösterilen bir yerde, Aha orman aha ağaç denilmedi mi? Ev yapmak zor iken köy kurmak nerde, Acılar meydana serilmedi mi?

Bunca sıkıntılar yürek yakarken, Eşkıyalar gelip dadanmadı mı? Göç edenler canla bir yer ararken, Kış kapıya gelip dayanmadı mı?

Komşu akrabalar gözlerde tüttü, Bırakılan yerler unutuldu mu? Özlem gitgide derdi büyüttü, Belkiler, keşkeler umut oldu mu?

Bu soru işaretli mısraların cevabını bulabilsek o dönemi çok iyi anlayabileceğimizi tahmin ediyorum. İşte böylesine acı olayların göç sürecini bir şiirle ifade etmeye çalışarak giriş yapmak istedim.

Birinci bölümde yayınladığımız çalışmanın devamı niteliğindeki bu araştırmamı da sizinle paylaşmak istiyorum. Akçakoca'ya yaşanan Laz göçünün, şu anda mahalle olan Laz yerleşkelerinden bahsetmiştik. Şimdi ise köylerden bahsedeceğiz. Yapmış olduğum alan çalışmaları sonucunda, Akçakoca'ya yerleşmiş olan Laz ailelerinin (sülaleler) yerleştikleri ya da kurdukları köylere göre, sırasıyla eski aile adları ve şimdiki soyadları, ayrıca tespit edebildiğim kadarıyla Lazona'dan geldikleri yer adlarını aşağıda belirtmeye çalıştım. Birçok sülalenin soyadı niteliğindeki eski ya da Lazca adı (lakabı) farklı biçimlerde bulunmaktadır. Şimdi kullanılan Türkçe ya da Türkçeleşmiş soyadı ile bilinen aileler de olduğundan dolayı Lazca söyleniş ifadesiyle yazmayı uygun gördüm. Zira Lazlar, sülale ya da ailelerden bahsederken lakap ya da isimlerin sonuna; "Oğli, -şi, -peşi" gibi ifadeleri ekleyerek konuşurlar: Kahvecioğlu yerine "Kavecoğli - Kavecişi - Kavecepeşi - Kavecoğlepeşi"; Çakmakçıoğlu yerine "Çakmakçoğli - Çakmakçişi - Çakmakçoğlepeşi"; Tantoğlu yerine "Tantoğli - Tantoğlişi - Tantoğlepeşi - Tantoşi" gibi örneklerle açıklamam belki daha yararlı olur diye düşündüm.

Bu çalışmayı hazırlarken, Kenan Okan'ın "Akçakoca Folkloru" ve Mustafa Şükrü Dönmez'in "Akçakoca" isimli kitaplarından da faydalandığımı belirtmek isterim.

Döngelli Köyü (Tongeli)

1877 Hopa göçmenleri tarafından kurulmuştur. Son 15-20 yıldır İnebolu göçmenleri yerleşmeye başlamışlardır. 1890 yılında 25 hane 130 nüfuslu olarak kayıtlara geçmiştir. Köy sınırları içerisinde şu an ikamet eden Laz nüfusu tahminen 110 hane, 600 nüfus civarındadır.

  1. Puliaşi-Pulyaşi, Pulyapeşi: Şimdiki soyadları Cumhur'dur. Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir.
  2. Yamağişi: Şimdiki soyadları Orhan'dır. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir.
  3. Çortoğlişi: Şimdiki soyadları Lokum'dur. Hopa Kemalpaşa (Makriali) Dereiçi köyünden göç etmişlerdir. Kemalpaşa'da (Manelişi-Lokumcu) olarak bilinirler.
  4. Viğurişi: Şimdiki soyadları Genç'tir. Viğe'den (Fındıklı'dan) göç etmişlerdir.
  5. Aydınlar: Aydın, Hopa'nın Peroniti köyünden göç etmişlerdir.
  6. Kabamemetişi: Şimdiki soyadları Kaba'dır. Hopa'nın Sarpi köyünden göç etmişlerdir.
  7. Paşalişi: Şimdiki soyadları Başak'tır. Hopa'dan göç etmişlerdir.
  8. Misirlişi: Şimdiki soyadları Özer'dir. Hopa'dan göç etmişlerdir.
  9. Sametoğlişi: Şimdiki soyadları Sarı'dır. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir.
  10. Xocolişi: Şimdiki soyadları Başkan'dır. Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir.
  11. Molalişi-Molaloğlişi: Şimdiki soyadları Yazgan'dır. Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir.
  12. Xurmadaloğulları: Hurmadaloğlu, Hopa'dan göç etmişlerdir.
  13. Karamanişi: Şimdiki soyadları Koçak'tır. Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir.
  14. Nonkoşi: Şimdiki soyadları Çelik'tir. Hopa Kemalpaşa (Makriali) civarlarından göç etmişlerdir. Ayrıca Ayhan Çelik'ten alınan bilgiler doğrultusunda "Nonkoşi" sülalesinin Hopa bölgesindeki "Xabazişi-Xabazoğlişi" sülalesiyle aynı olduğu belirtilebilir.
  15. Paşalişi: Şimdiki soyadları İyiyazıcı'dır. Hopa'dan göç etmişlerdir.

Edilli Köyü

1877 Hopa göçmenleri tarafından kurulan köy şu an 87 hane ve 280 nüfusludur. 1928 yılında muhtarlık alıp bağımsız bir köy haline gelmiştir. Laz kültürünü ve Lazca'yı halen muhafaza etmektedir.

  1. Kavecişi-Kavecoğlişi: Şimdiki soyadları Turhan'dır. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir.
  2. Myuterizişi: Şimdiki soyadları Güçlü'dür. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir.
  3. Yazıcıoğulları: Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir.
  4. Aydınlar: Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir.
  5. Peluvanişi: Şimdiki soyadları Pehlivan'dır. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir.
  6. Xorozlar-Xorozoğlişi: Şimdiki soyadları Horoz'dur. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir.
  7. Serdarişi-Serdaroğlişi: Şimdiki soyadları Serdar'dır. Arkabi'den (Arhavi'den) göç etmişlerdir.
  8. Pandulişi-Panduloğlişi: Şimdiki soyadları Ertuğ'dur. Arkabi'den göç etmişlerdir.
  9. Çerkezişi: Şimdiki soyadları Ezer'dir. Arkabi'den göç etmişlerdir.
  10. Şişmanişi: Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir.

Aktaş köyünden önceki bir köy aslen yerli köyüdür fakat zamanla göç eden Laz aileleri, köyde Laz nüfusunu arttırmıştır. 1890 yılında 28 hane 168 nüfusludur. Şu anda 58 hane 252 nüfuslu bir köydür.

  1. Solaklar: Şimdiki soyadları Solak'tır. Arkabi'den göç etmişlerdir. (Muharrem Çakal'ın eleştiri mailinde "Solağişi-Solaklar" sülalesiyle aynı veya akrabalığı olan "Çakal" soyadında olanların da bulunduğu belirtilmiştir.)
  2. Sarılar-Sarıoğlu: Arkabi'den göç etmişlerdir.
  3. Xasançauşişi: Arkabi-Orçi köyünden göç etmişlerdir.
  4. Bayraklar: Arkabi'den göç etmişlerdir.

Aktaş Köyü (Gebekese - Gebekilise)

Bizans döneminde Hıristiyan olarak yaşayan halk bu bölgeden ayrılınca, bölgeye Türkmenler yerleşmiştir. Ardından Laz göçü ile birlikte ortak kullanıma açık bir köy haline gelmiştir. 1890 yılında 20 hane 125 nüfuslu bir köyken şu anki nüfusu 84 hane ve 375'dir.

  1. Çakmakçişi-Çakmakçoğlişi: Şimdiki soyadları Çakmak'tır. Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir.
  2. Çakırlar: Hopa'dan göç etmişlerdir.
  3. Yemeniciler: Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir.
  4. Tantoşi: Şimdiki soyadları Tandoğan'dır. Hopa'dan göç etmişlerdir.
  5. Tomiaşi: Şimdiki soyadları Küçük'tür. Hopa'nın Liman köyünden göç etmişlerdir.
  6. Salixişi-Zalixişi: Şimdiki soyadları Üzmez'dir. Hopa'dan göç etmişlerdir.
  7. Karalişi: Hopa'nın Sarp köyünden göç etmişlerdir.

Uğurlu Köyü (Meze)

Türkmen, Laz ve Gürcülerin ortak yaşadığı bir köydür. 1890 yılında 20 hane 84 nüfuslu iken şu andaki nüfusu 192 hane 997'dir. Göçlerle birlikte karma bir köy oluşu diğer köylere göre hızlı nüfus artışından anlaşılmaktadır.

  1. Zakoşi: Şimdiki soyadları Erdoğan'dır. Hopa'dan göç etmişlerdir.
  2. Balcılar-Balcioğlişi: Şimdiki soyadları Balcı'dır. Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir.
  3. Tantoşi: Şimdiki soyadları Tandoğan'dır. Hopa'dan göç etmişlerdir.
  4. Çaliğişi-Çalikoğlişi: Şimdiki soyadları Çelik'tir. Borçka'dan göç etmişlerdir.
  5. Odabaşlar: Hopa'dan göç etmişlerdir.
  6. Recepoğlişi: Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir.
  7. Vezirişi-Veziroğlişi: Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir.
  8. Aslanlar: Hopa Kemalpaşa (Makriali) içinden göç etmişlerdir.
  9. Sarixasanişi: Hopa'dan göç etmişlerdir.
  10. Tosmaoğlişi-Tuşumaşi-Tuşumoğlişi: Şimdiki soyadları Bilginer'dir.

(Not: Mehmet Bilginer'in eleştiri mailinde, "Veziroğulları, Odabaşlar ve Tantoğlu" sülalelerinin Borçka Güreşen köyünden göç ettiğine değinilmiştir. Araştırılmaya açık bir konudur.)

Kirazlı Köyü (Yeniköy)

1938 yılında Batum'dan gelen Hasan Karacan adlı kişi köyü kurmuştur. 66 hane 306 nüfusludur.

  1. Karacanlar-Karcanoğli: Arkabi'den göç etmişlerdir.
  2. Kazancılar: Arkabi'den göç etmişlerdir.
  3. Koyuncular: Arkabi'den göç etmişlerdir.
  4. Özbaşlar: Arkabi'den göç etmişlerdir.

Kirazlı köyü bilgileri, diğer köylere göre daha çok eksik olabilir. Genel anlamda hoşgörünüze sığınarak, bu çalışmamda tamamlayamadığım köyler ya da eksiklerim konusunda bilgi sahibi olanların benimle irtibata geçmelerini temenni ederim.

(Editörün notu: Akçakoca ile ilgili fotoğraf temininde yardımcı olan Ayşenur Ceyhan'a teşekkür ederiz.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Anke Musa Cedeşi

Lazi-Mjora

Yazan: Anke Musa Cedeşi

Ar orapes; Kavkazepe mokamtes Zuğauça golamtes Koxertes.... "Kolxi'rtes...! "Lazi" / "Zani" / "Lazani"... "Svani" / "Zani" / "Çani"... "Megreli" tkves: "Kolxi"rtes

Zaloni menceloni Xalki'rtes Zuğa dixa kianas Koğirtes.

Ar orapes; Alosmaniş xes / Na-doskides Lazepe'rtes... Xe do kuşxes / Tan-muteşipes Ti var igves / Lazoba var gves Nana-nena var tires Çkvaşa giktires / Çkva birapa dibires / do dobirapes / Lazi berepes...

Ǯi ndğalepes; / Tolepe gzalepes... Tişa moxtes, / Jin enoxtimes/ "Lazi-Mjora"şi tes.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Franz Kafka (Lazuriye çeviren: Miray Eşkomeri)

Franz Kafka do Hemuşi ar Ç̌ara: Xinci

Franz Kafka (3 Temmuz 1883 - 3 Haziran 1924)

1883 yılında Prag'da doğmuş. Annesi Alman ve Yahudi, babası Çekmiş. Yahudi olduğu için Almanlar, Almanca konuştuğu için Çekler sevmezlermiş. Babası çok iri yarı biriymiş ve Kafka'yı bir böcek gibi görürmüş. Çocuklukta da sonrasında da babasından çok korkarmış. Bu korku tüm yazılarında görülebilir.

Babasının zoruyla avukat olmuş ve gündüzleri çalışır, geceleri yazarmış. İnsanların acılarını gördükçe daha çok yazarmış. Yaşamı ne kadar küçük olursa o kadar mutlu olacağını düşünürmüş. Bu yüzden, insanlardan uzak dururmuş hep. 1917 senesinde verem olmuş ve yedi sene kan tükürmüş. 3 Mayıs'ta Viyana'da ölmüş.

Arkadaşı Max Brod, yazdıklarını yaksın diye istemiş Kafka. Ama Max yakmamış ve Kafka öldükten sonra bütün yazıları düzenleyip yayınlamış.

Lazcaya çeviren: Miray Eşkomeri

Xinci (Köprü)

Ǩap̌eťi do gini vorti, ar xinci vorti, ar ğalis gulanzdimeri bcanti. Ar ǩele ǩuçxepe-çkimişi kunğuli, ar ǩele xepe-çkimi mebareli tes. Okoçkvaderi do dobğeri na ren totoği dixas hogeakibini. Dolokunale-çkimişi şkaǯalepe juri kele-çkimişen oputxinaptu, derinepes gini ʒkari-muşiten Karmaxoni ğalik ğriyaluptu.

Çkar turisti gza gundunutu do na var golixtimen am rakanepe var nacoxetu, arçkva xaretapes meçareli var tu xinci. Aşoniten petras gulanzdimeri vigondepti; uçare vigondepti. Ar xinci kideri ren na, var muyktaşi var muyşliten xincobaşen. Ar ndğas limci ǩele tu -irkineri limci-i, vana maşilyani limci-i var miçkin- msifonopa çkimik udidginu, oxoktaperi inçvirs, p̌anta murgvalepe ğarups. Yazis ar limci ǩele pantanerişen xoma mencğiťeri ğriyaluptu ğalik- ar ǩoçişi ogzaluşi xoma vogni.

"Çkimi ǩele, çkimi ǩele! İgunzani, goinzdi e xinci, konimskvani ti-skani, oxile na var uğun ncaşi xinci; ti-muşi emaneti na megişku koçi xes kakni, adimi muşis var icer-na, var ognapaşe gondini, do abandalen-na doziri mi na re, germaşi ğormoti steri kotkoçi p̌laǩi ǩele!"

Koçi moxtu do biga-muşişi demirişi kunǯuliten aşo eşo homemincumu, uǩule bastoni-muşişi ǩunğuliten dolokunale-çkimişi şkağalepe eǩozdu do dvoğoru jin-çkimis. Biga-muşişi ǩunğuli piçxi steri tomalepes memozigu do mondo xarxi steri gomoğkedu, dido oras eşote okaçu. Xo do, em oras ğalis do rakanis, ǩoçişi ǩap̌ulas ptxozurti izmoces -jur kuçxeten gozxontu do korba çkimişi şkaguris honodgitu.

Na var nixondinen ğvini do şkurinaten koxopskidi; mi ren iya var miçkitu.

Ar bere-i? Ar izmoce-i? Ar eşkia-i? Ti-muşi na oğurinaps miti-i? Nosi tişen na-guğogiğups miti-i? Ti-muşi na-hagondinaps miti-i?

Do, emu žiramu şeni ukvaşxe ǩele hadoikti. Xinci ukvaşxe ǩele ikten.

Ukvaşxe ǩele doviktişi; aşvacis moktalas hogevoğki; hamoykti do dido ora umikilapuşi dovipunçeoli, ğriyalaps ğalepes p̌anta na moğkertes kvançalapeşi çxilepes hodolomdves.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Filiz Hocaoğlu

Pazar'ın Dört Esnafı

Yazı ve fotoğraflar: Filiz Hocaoğlu

Bir simitçi, bir demirci, bir sobacı ve bir tuhafiyeci... Bunlar Pazar'ın en eski dört iş alanı. Hatta bu işler yapılırken ilçenin adı belki de Pazar değil, Atina'ydı. Ve çarşıda yol üzerine insanlar ısınsın diye mangallar kurulurdu. Laz kadınları, köyden getirdikleri ve kendi elleriyle hazırladıkları hayvansal ürünlerle bahçelerinde yetiştirdikleri fasulye, lahana ve demir elmayı küçük tezgahlarına yayıp akşama kalmadan hepsini satıp günü bereketle kapatmanın telaşında olurlardı.

Her sene yaptığım gibi bu kurban bayramı da geçirmek üzere memlekete gittim. Otobüsüm sabahın erken saatinde Pazar'a ulaştı. Oysa köyün minibüsü ancak öğleden sonra hareket ediyordu. Ben de bu süreyi fırsat bilerek otobüsten iner inmez bir hayalimi gerçekleştirmeye koyuldum. Pazar'ın daracık sokaklarında çocukluğumun ayak izlerini arayacak ve eski esnaflarla konuşacaktım. Çok iyi bildiğim bir şey varsa o da memlekette hayatın sabah erkenden başladığıydı. Arada geçerken balıkçı tezgahlarında dizili taze ve iri balıkları görünce dayanamadım. Hamsi almak için tezgaha yöneldim. Kilosu ne kadar diye sorunca 2 lira cevabını aldım. İki kilo verir misin dedim. "Abla iki buçuk olsun, 5 lira ver" dedi balıkçı. O zaman hatırladım ki Laz köylerinde hamsi kiloyla değil, kasayla alınır. Bana biraz şehir tozu bulaştı galiba diye düşünerek yürüdüm.

İlk hedefim bir bakırcı ustasıydı. Dükkanı elimle koymuş gibi buldum, ancak ustanın rahatsızlandığını, dükkanı çocuklarının işlettiğini ve onların da imalat değil hazır malzeme sattıklarını öğrendim. Bu bende büyük bir üzüntü yaratsa da sokağı ileriye doğru yürüdüm. Evet, bakırcı dükkanından çekiç sesleri gelmiyordu, ama renk renk iplikleri, bobinleri, kukaları, boncukları ve tezgahın üzerinde duran pompalı dev kolonya şişesiyle çocukluğumun "harikalar diyarı" İndaloğlu Tuhafiye yerli yerinde duruyordu. Sadece eskisinden otuz metre kadar ileride iki katlı bir yere taşınmışlardı. Dükkandan içeri adımımı atar atmaz eski anılar başıma üşüştü. Meslek Lisesinde okurken kim bilir kaç bin kere uğradığım dükkandaydım, ama bu sefer İstanbul'dan gelen bir misafirdim. Bu yüzden alışveriş yapmak istediğimde asla para almak istemediler, zorla ödedim. En eskileriyle konuşmak istediğimi söyleyince, "Ağa" diye seslenip beni üst kata yönlendirdiler. Şimdi sözü onlara bırakıyorum.

Baki Öztürk (Simit - Kerkeli Ustası): "Kerkeli, sevgiyle yoğrulur"

Özellikle İstanbul'da Laz simidi olarak bilinen susamsız simidimiz "Kerkeli" Rusya'dan geldi. Bundan yüz yıl, belki daha eskiden Rusya'ya çalışmaya giden Lazlar gelirken beraberinde getirmiş simidi. Buranın iklimine uyum sağladığından zamanla çok da sevilmiş. Simit; un, su, tuz ve mayadan ibarettir. Çok sadedir, ama her şeyi ölçüyledir. Bir de sevgiyle yoğrulur. Severek çalışmak gerekir. Küflenmediği sürece yenir. Bayatlama olayı yoktur. Peksimet gibidir. Her zaman bir değerlendirme yöntemi vardır. Tepsiye dizip balla ya da şekerle tatlı yapabilirsiniz mesela.

Ben 1952 yılında çırak olarak başladım bu işe. Sonra pişiriciliğe geçtim. Böyle böyle ilerledim. İlk dükkanımız Hemşin yolu üzerinde, Çarşıbaşı mevkiindeydi. On yedi yıl süreyle orada çalıştım. Temizliğe çok önem veririm. Kaymakamlardan takdirnamem vardır. İşleri artık çocuklarla yeğenlerim yürütüyor. Günde 10 bin civarında simit çıkarırlar fırından. Ben de haftada bir inerim çarşıya. İnince de mutlaka 5-6 taneyle sabah kahvaltımı yaparım.

Simit yapımına hamur yoğurarak başlanır. Öncelikle un tekneye boşaltılır. Baklavalık un kullanılır. Sonra suyu, tuzu ve mayası eklenir. Havanın durumuna göre hamur bir miktar dinlendirilir. Sonra küçük parçalar koparılarak yuvarlak haline getirilir. Sacalara dizilir. Sonra haşlanır ve arkasından kürekle fırına verilir. Burayı bilmeyen yoktur. Turlarla gelen turistler dükkanda mola verir, bol miktarda simit alıp yanlarında götürürler. Biz de sipariş alırız büyük şehirlerden. İstanbul-Ankara'ya göndeririz. Buralı olup gurbette çalışanlar da es geçmezler. Yurt dışına gönderdiğimiz de olur. Simit, naylon torbaya konmaz. Biz kağıda sararız. Evde de açıkta saklanmalı, asla naylon torbaya konmamalı.

Şerafettin Odabaş (Sobacı): "Eskiden köyler insan kaynıyordu, şimdi kimse kalmadı"

Ben yirmi yıldır bu işi yapıyorum. İlkokuldan sonra başladım. Sobayla birlikte kapı ve balkon korkulukları da yapıyoruz. Sobayı -aslında biz pilifa deriz- ilk önce çizeriz. Sonra keseriz, katlarız, kaynakla birleştiririz. Şekillendiririz. Sonra da yağlayıp satışa hazır hale getiririz.

Pilifanın birkaç modeli vardır. Eskiden köylerde evler kalabalıkken uzunlamasına olan sobalar çoklukla tercih edilirdi. Şimdi daha çok fırını altta olan küçük sobalar isteniyor. Uzunlamasına dikdörtgen pilifalarda hem ekmek daha güzel pişer hem de üzerine daha çok tencere ya da güğüm konabiliyordu. Ayrıca külünü çıkarmak daha kolaydı.

Eskiden günde 10-15 tane pilifa satardık. Özellikle hafta günü, yani Perşembeleri çok satılırdı. Köylerde artık pek kimse kalmadı. Çoğu şehirlerde ya da ilçede yaşıyor. Şimdi günde bir ya da iki tane ancak satılıyor. Yine de yirmiye yakın atölye var Pazar'da. Eskiden boruların imalatını da biz yapıyorduk. Şimdi hazır geliyor. Bir pilifa 10-15 yıl rahatlıkla dayanıyor. Sonra yenisini almak gerekiyor.

Bülent Poyraz (Soba Ustası): "Turistler pilifaya bayılıyor ama ağır olduğu için götüremiyorlar"

Ben çocuk yaşta çıraklıkla başladım, on üç senedir bu işi yapıyorum. Bir soba hangi aşamalardan geçer derseniz önce sacı kesmekle başlarız. Sonra katlarız, iç bölmelerini kesip çıkartırız, kapısını şekillendiririz. Sonra kapaklarını hazırlarız. Bunlar bitince yağlayıp vitrine koyarız. Bir günde 2-3 tane soba yapıyorum. Küçükleri 40-45 kilo gelirken büyükler 50-60 kiloya kadar çıkar. Fiyatları da 250 ile 450 lira arasında değişir. Köylerde hala tercih ediliyor, Trabzon ve Giresun'a, Hopa'ya kadar tüm sahil kesimine gönderiyoruz. Almanya'da bir müşteriye bile gitti benim sobam. Turistler gelince çok hoşlarına gidiyor ama malum ağır olduğu için götüremiyorlar.

Hayati Aykanat (Demirci Ustası): "Çay, hayatımızı tamamen değiştirdi"

Ben sıcak demirci ustasıyım. 1958 yılında başladım bu işe. Ustam babamdı. Babanın çırağı olmak zordur. Korkar, çekinirsin. Ben atölyemde balta, tahra, kazma, orak, keser, balyoz gibi köyde kullanılan ne kadar demir malzeme varsa hepsini yapıyorum. Ham demir malzememiz Bursa'dan geliyor, ambarla.

Burada Laz köylerine has bir çay orağı vardır. Onu anlatayım size. Önce demirden uygun bir parça keseriz. Sap kısmıyla başlarız. Keskin kısmı yani ağzı çelik olur. Ocakta yakılan ateşte kaynak yaparak dövme vaziyetine getiririz. Biçim verdikten sonra tesviyeye geçeriz. Tesviyeden sonra su verilir. Son olarak sapı takılır. Bu şekildeki çay orağını bir buçuk saatte çıkarıyorum. Küçük balta (burç̌uli) iki saatte meydana gelir. Sapıyla birlikte iki buçuk saati bulur. Ot kesilen orak iki saatte biter. En fazla zaman alan büyük baltadır. Onun işi daha fazladır. Günde iki tane yapabilirim. Kazma dersen bir günde 7-8 tane çıkarırım rahatlıkla.

Eskiden 15-20 tane dükkan vardı. Yine de talebe cevap vermekte zorlanıyorduk. Çay tarımı başladıktan sonra işler azaldı. Şimdilerde iki dükkan olsa ilçeye yeter. Getirisiyle de çorba parası çıkıyor işte, atölyeyi döndürüyoruz. Bir çay orağı 25 lira, balta 75 lira, küçük balta ve ot biçme orağı 20-30 liraya satılıyor.

Eskiden bir de tavandan sarkan zincir (klemuri) çok yapardık. Onun işi kolaydı. Demiri dört köşe yapar, büker, sonra kaynak edip süsünü verirdik. Sonra da birbirine ekleyip takardık. Zaten fazlası zincirdir. Kaç metre istenirse o kadar eklerdik. Böyle bir malzemeyi sabah başlasak ikindiye bitirirdik. Bir de üçlü sac ayağı yapardık. Üstüne cezve konurdu. Altına ateş yakılırdı. Sonra pilifa çıkınca yapımına son verildi.

Bu malzemelerin sapını da ben takıyorum. Sap bize Kantarlı köyünden gelir. Orada kaba işini yaparlar, ince işlerini burada biz yaparız. En iyi sap gürgen ağacından olur. Gürgenin hem işlenmesi kolaydır, hem uzun süre dayanıklıdır. Sap kırılmadığı sürece dayanır. Kırılınca da sorun değil, yenisi takılır.

Dursun Ali İlişen (Tuhafiyeci): "Memleketteki kriz geldi, Pazar'daki İndala'yı etkiledi"

Ben Pazar'ın Darılı (Aranaşi) köyündenim. Daha 7 yaşında bir çocukken gelir babama yardım ederdim. Tuhafiye dükkanımız 1942 yılından bu yana var. İndala olarak yine incik-boncuk, iplik, tuhafiye malzemesi satılırdı. Dedem manifaturacıydı. Kerim Amca vardı, Rusya'ya gider, kumaş getirip götürürdü. O, seferberlikte Rusya'da öldü. Ondan sonra babam yetişti, işi devraldı. İlkten sergicilik yapardı.

Netice olarak dükkanımız 1942 yılından bu yana var. Babam yalnız yetişemeyince Muharrem dayı vardı Abaza, onu ortak etti. O zamanlar buralarda değil cadde, sokak yoktu. Her yer bomboştu. Biz Hoşver'lerin oradan bu tarafa taşınınca bir hareket başladı. Manifaturacı Ziver ağabey de geldi, dükkanı genişletti. Hüseyin dayı vardı. Derken Bayraktar Eczanesi açıldı. Bu taraf yavaş yavaş yoğunlaşmaya başladı. Arka tarafta karı pazarı diye tabir edilen kısım vardı. Başka esnaflar da vardı. Muruti dayı bizden eskidir. Eski bir bakkal vardı mesela. Bir de Basa Palas tabii. O tarihlerde Pazar'da kiralamaya ev bile yoktu. Eskiden beri köye inip çıkarız, köyümüz yakındır.

Bizim malzemelerimiz İstanbul ve Trabzon'dan geliyor. Eskiden hep İstanbul'a çalışıyorduk. Her ay bir-iki sefer yapardık. Şimdi arabalarla servis yapılıyor, bu yüzden gidip gelmeyi bıraktık. Eskiden iş çok fazlaydı. Bizim gibi dükkan da fazla yoktu. Şimdi bakkal bile satıyor. Marketler var. Onlar biraz engelledi ama yine de şükür. Millette de para yok. Dükkanı büyütüp genişlettik, malzeme çeşidini artırdık ama tuhafiyecilik fazla iş yapmıyor. Son zamanlarda biraz boncuk, işleme işleri çıktı. Eskiden yumak işi, çeyizlik, mandil, oya, dantel... Ne oluyordu biliyor musun, kıyamet kopardı. Yetişemiyorduk. Babam, ben, Refik ağabeyim, Foter dayı, Asım, bir de Fazıl ağabey. Pazartesi-Perşembeleri bir kişi daha eklenirdi. 7-8 kişi çalışırdık. O kadar tezgahtar vardı. Hafta günleri köylerden geliyorlardı. Köyler doluydu, şimdi taşındılar, uçup gittiler. Kimse kalmadı. Şimdilerde ben uğraşıyorum. Çocuklar başka işlere dağıldılar. Dükkan da öyle böyle dönüyor işte.

Diyorlar ki Pazar'da çay var. Çaykur bölgesini kriz etkilemez. Bunu söyleyen tamamen yanlış biliyor. Çünkü memleketteki kriz geldi, Pazar'daki İndala'yı etkiledi. Bunun da en büyük sebebini şöyle izah edeyim. Vatandaş kooperatiften yiyor. Gidiyor alışverişi yapıyor, kartı geçiriyor. Ödeme günü geldiğinde bu sefer banka maaşa bir çizgi çekiyor. Vatandaş aldığı parayı gidip kredi kartına yatırıyor. Onun için de piyasada para yok, para cepte kalmıyor. Kredi kartı köylere kadar girmiş durumda. Bizi yıkan da bu oldu diye düşünüyorum. Ben asla kart kullanmıyorum. İpin ucunu bir kaçırırsan toparlayamazsın.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Yaşa Tandilava

Uci Leta

Yazan: Yaşa Tandilava (04.02.2004, Sarpi-Sarp)

Nana-babaş şkvit cumalepe voret Dido meveşen xolo pskidut kovoret Na midgitu cixa xolo hek midgin Var mimgarun vorti-tina nozore

Çubriş didi ǩidas çiçi var nalen Hek gemibun ʒikva do ʒuğa-mesti Mzoğas sersis heyamo do harlale Okoxtes-na nʒas muruzxepe doğkips

Pukirepe mťǩuri kodomiskidu Na miskidu he-ti mtelik miğkiptu Man ham şeyi iri oras miçkitu "Gocgines-na Gormotis eğoğkedi

Okomğgveri mzoğaşi do ğaliş ʒgas Çançaxepes bagagepe var nağken Moǯğkedi do paťi mutu var miğva Lazi vore şxvaşebura var matkven

Gizirun-i mzoğas na mjora gitas Mzoğa dgin do jin muşi koçi gulun Maryaşinas atmacapeşi oras Lazonaşi oputes mjora yulun

Sözlük: kap̌i - deniz dalgasının köpüğü; buska - Megrelcede şarkı sözü; karduk - karduk; nozore - zoru olan koçi; çiçi - tahta güvesi; harlale - Megrelcede şarkı nakaratı.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Yaşar Bayraktar

Lazların Mitolojik Kökeni

Yazan: Yaşar Bayraktar

Nereden geliyoruz? İlle de bir yerden gelmek gerekiyormuş gibi... Bu toprakların yerli halkı olma olasılığı yokmuş gibi...

Hep şu soruyla karşılaşırım: Nereden geliyoruz? İlle de bir yerden gelmek gerekiyormuş gibi... Bu toprakların yerli halkı olma olasılığı yokmuş gibi... Nereden geldik? Bu soruyu pek çok ulus kendi inançları çerçevesinde cevaplamıştır. Semavi olarak adlandırılan Ortadoğu dinlerinde de insanların türeyişleri etraflıca Tevrat'ın Tekvin kısmında anlatılır. Burada bütün insanlığın Adem ve Havva'dan türediği ve Dünyaya Ortadoğu'dan yayıldığı dile getirilir. Bu inanç İslam ve Hıristiyanlık tarafından da kabul edilmektedir. Tevrat'ta ve kısmen de Kuran'da Adem oğullarının Nuh'a gelinceye kadarki döneminde pek çok günahlar işlediği, ve en son Nuh döneminde Tanrı'nın onları büyük bir su tufanı ile cezalandırdığı inancı ifade edilir. Bu tufanla yer yüzündeki bütün insanlar yok edilmiş bir tek Nuh ve ailesi kalmıştır.

Ortadoğu dinlerine mensup bütün halklar geçmişlerini, ortaya çıkışlarını bu dini söylencelerde ararlar. Uzun dönem Hıristiyanlık ve şimdi de İslam'a inanan Lazların da bu tür bir dini mitolojileri var mıydı? Bu sorunun cevabı, asıl metni günümüze ulaşmamış ancak Yunanca tercümesinin zamanımıza kaldığı Kartlis Tsxovreba yani "Kartli'nin Yaşamı" adlı söylencesel tarih kitabıdır.

Burada Kafkas halklarının ortaya çıkışları, ilk yayıldıkları saha ve mitolojik geçmişleri anlatılmaktadır. Kartlis Tsxovreba'da Laz adı geçmemekle birlikte onu ifade eden Gürcüce Egri ve Çani isimlerine rastlanır.

Tevrat'ta da anlatıldığına göre Nuh, tufandan gemi ile ayrıldıktan 40 gün sonra Ararat Dağı'nın doruğuna inmişlerdir. Suların çekilmesinden sonra bir müddet burada yaşayan Nuh ve ailesi nüfusunun kalabalıklaşması nedeniyle başka yerlere göç etmek zorunda kalmışlardır. Nuh'un Yafet, Sam ve Ham adlı bu üç oğlunun buradan dünyaya yayıldığına ve dünyadaki bütün insanların onlardan türediğine inanılır.

Kartlis Tsxovreba'ya göre bu üç çocuktan Kuzeye doğru giden Yafet'in oğlu Torgamos bu günkü Karadeniz ile Hazar denizi arasına yerleşmiştir. Kafkas halkları Torgamos'un 8 oğlundan türemiştir. Bu sekiz oğul şunlardır: Hayos, Kartlos, Bardos, Novakan, Heros, Egros, Lekos ve Kafkas.

Torgamos çocuklarını çeşitli yönlere göndermiş ve oralarda yerleşmelerini sağlamıştır. Oğullarından 6.sı olan Egros, Karadeniz kıyısına inerek burada bu günkü Megrelya'nın kuzey batısındaki Bedia şehrini kurmuş ve burada yaşamıştır. Surami Dağı ile Galis (Kızılırmak) arasındaki bölgeye yayılan çocuklarına Egriler ve ülkesine de Egrisi denmiştir. Egrisi ülkesinin Yunan kaynaklarındaki adı Colchis'tir. Egriler yani Colchisliler günümüzde Lazlar ve Megrellerdir.

Burada büyük bir uygarlık kuran Colchlar Urartu ve Eski Yunan kaynaklarında da bir rüyalar ülkesi olarak tasvir edilmektedir. Colchis, efsanevi kralı güneşin oğlu Aiethe ve kızı sihrin prensesi Medeia ile tanınan bir efsaneler ülkesi idi. Diğer hükümdarlar Colchis krallarına mecliste özel bir saygı gösterilir, onlarla akraba olmakla öğünür ve soylarını Colchlara dayandırmaya çalışırlardı. Bu köklü gelenek Roma İmparatorlarından, Trabzon krallarına ve hatta Napolyon'a kadar süregelmiştir.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Yazı: Ayla Öztabak, Foto: Özlem Yaşayan

NEF-ES Ʒamani

Yazı: Ayla Öztabak Foto: Özlem Yaşayan

Her insanın bir hikayesi vardır elbette. Ve hikayesini solurken insan, birilerinin bam teline dokunur...

Bir konser anı... sessiz bir isyanın, bir seste hayat bulduğu an... ve sadece keşfetmesi gerekenlerin keşfettiği, keşfedenlerin sesini dinlemekten vazgeçemediği bir adam... ve aynı konser sonrası, sahnenin hemen arkasında ilk bulduğu sandalyeye oturan, ter içinde, yorgun bir adam... güzel dileklere karşılık, eksik etmediği sıcak bir tebessümle... ve bir hikayeye uzanan satırlar... onun dilinden, bizim yorumladığımız kadar...

Bir fotoğraf karesine yansıyan zıtlık kadar yalın... Düşünceli bir edanın, cama yansıyan gülümseyen adam silueti... hayatı adamakıllı ciddiye alan; hayatla oyun oynayan...

"Şarkının neresinden tutup, neresinden bırakacağımı çok iyi biliyorum. Sesime güveniyorum. Çok güzel şeyler yapabilirim." derken hayatın öznesi olan kendisinden memnun, umutlu...

Oysa, "Hayat senden ne istediğini bilmiyor, sen kendini paralamak zorunda kalıyorsun. Ne olacağını bilebilecekken, hiçbir şey olamamak yorucu." derken, hayatın çelişkileri karşısında umutsuz ve kaçak...

Siyah ve beyaz gibi yani, zıtlıkların içinden, tutup hayatı yakalamaya çalışmak gibi...

"Müzik, hayatım!! Şarkı söylerken, nefes aldığımı hissediyorum... Şarkı söylemezsem bir gün, bittiğim andır!!"

Nefes alma anlarında özgürleşen bu adamın, şarkı söylerken stüdyoda, "Sahnede dev olduğumu hissediyorum. Orası benim dünyam." sözünü yeniden anlamak... Bir şarkıyı, yaşayarak söylemenin gizemi ile, bildik bir şarkıyı, yeniden tanımlamak...

Sevmediği şarkıları söylemeyen, sevmedikleri ile müzik yapmayan, eğlenmeyi bilmeyenlerle sahneyi paylaşmayan, kısacası müzik yapmayı "bir yarım döneri paylaşmak gibi, hayatı paylaşmak" olarak tanımlayan, bu adamı, kendi yarattığı dünyasında algılamak...

"Evrenselliği yakalamak için, Dünyadaki devrim şarkılarını Lazca söylemek istiyorum. İnsanların farkındalığı, bizim dilimizin yaşaması için önemli!"

Kendi dilini, her söylediği şarkıda, yeniden doğurma çabası ile, bedel ödemeye hazır, duyarlı ve isyankar... Kendisine dayattığı sorumluluk ile, devrimcilere yakın, popüler olmaktan uzak...

Tıpkı örnek aldığı, Lazların Pir Sultan'ı dediği, Helimişi Xasani gibi... Ve Helimişi gibi, ne varsa hayatta payına düşen, almaya hazır...

Bir yolculuk çünkü hayat belki de, farklı zamanlarda, kesişen tüm ortak düşlerle...

"Mjora extasen, gonğasen purki Na golulun molulun Miğvasen muçore Muçore e mskva dadali"

Evet, herkes gibi bir yolculuk onunki de... Lazca "çav bella" ile, yeniden "merhaba" demek için durduğu durakta... Yeni bir albümle, kendini ifade edebileceğini düşündüğü, birbirinden farklı tınılarla... "Bir felsefesi vardır" dedikleri rocktan vazgeçmeden; yaptıkları müziği, bir kalıbın içine sokmadan; içlerinden geldiği gibi... Sözlerini kendisinin yazdığı, başka bir dünyanın mümkün olduğunu anlatan, "Cumaşkimi" adlı, alışılmışın dışında okuduğu bir destan gibi...

Bir hikaye işte, belki de henüz hiç başlamamış, ya da durduğu her durakta, yeniden umutla başlayan...


Kiana morgvali ren Ar didi markvali ren Ptaxat do xopçkomat-i? Oǩovobut mu şeni?

Livorepe mi şeni? Mişi ren ham skidala? Var vikipt cumaloba Var bzirupt ham mskvanoba

Çkin utole voret-i? Seri çkini seri ren Tuta çkini şeni ren P̌aťinoba mu şeni?

Xoci puci var voret Koçi ret-na so oret? Va ren-i ǩoçinoba? Miçkin mʒudi ren iri

Man çkar mutu va bziri Bzira do vimgara-i?

Yazan: Timur Cumhur Puliaşi, 20 ğanağani 2008

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
İsmail Bucaklişi

Lazcada Söze Dayalı Çocuk Oyunları (Okotkvalape)

Yazan: İsmail Bucaklişi Resimleyen: Yaşar Bayraktar

Laz çocuk oyunları içinde "söze dayalı" olanlar ayrı bir kategori oluşturur. Bu oyunlar herhangi bir özel beceri gerektirmez ve oynamak için bir oyuncağa gerek duyulmaz. Ancak, oyuncuların "oyun kalıbını ya da akışını" iyi bilmesi ve iyi bir Lazca kelime hazinesine sahip olması gerekir; zira oyun tamamen söze dayanmakta, kalıbı belli olan sorular ve cevaplar peş peşe gelmektedir.

Bu çalışmada Lazcadaki söze dayalı çocuk oyunları 5 bölümde incelenmiştir: 1) Oğanduşi, 2) Ǩiǩiliǩi be Mamuli, 3) A Daçxuri Komomçi, 4) So Ulur P̌ap̌u?, 5) Otrebişi Cari.

1) Oğanduşi

Oğanduşi, çocuklar tarafından oynanan bir kelime oyunudur. İki kişi tarafından, karşılıklı sorular sorarak oynanır. Birinin sorduğu soru karşısındaki kişi tarafından kafiyeli olacak şekilde cevaplandırılır. Verilen cevaplar genellikle karşı tarafı kızdırıcı, onunla alay eden türden olmalıdır. Ancak normal cevaplar da verilebilir. Asıl önemli olan kafiyeyi tutturmaktır.

Oyunculardan biri davet edendir. Diğeri ise davet edilendir. Davet edilen, arkadaşının davetine sorularla karşılık verir. Bunlar, "Beni nerede uyutacaksın?" ve "Bana ne yedireceksin?" sorularıdır. Davet edenin ilk soruya vereceği cevap ile ikinci soruya vereceği cevap kafiyeli olmalıdır. Davet eden eğer kafiyeyi tutturursa, zamanında cevaplar verirse oyunu kazanmış olur ve yeniden davette bulunma hakkını kazanır. Bu bir nevi oyunu kazanmaktır, tersi durumda da oyunu kaybetmek. Böylece oyunu kazanan, davet etme sırasını karşısındakine bırakır. Bu kelime oyunu birçok kez tekrarlanarak oynanabilir. Sorular değişmez, ama cevaplarda tekrara düşmemek gerekir. Burada hedeflenen; tekrara düşmeyi engelleyerek çocuğun kelime hazinesini geliştirmek ve çocuğu bu kelimeler üzerinde düşünerek kafa yormaya yöneltmektir.

Örnekler (A: davet eden, B: davet edilen):

A: Amseri giçandam / Bu gece davetlimsin. B: So(nak) moncirare/domocinare? / Gelirsem nerede uyutacaksın/yatıracaksın? A: Ocakli bageni(s) / Ocaklı'nın ambarında B: Mu/muya mçare? / Ne ikram edeceksin? A: Mtui ǩvaconi / Fare testisi


Amseri giçandam / Bu gece davetlimsin. Nak domocinare? / Gelirsem nerede yatıracaksın? Livadi kudelis / Bahçenin dibinde (kuyruğunda) Muya mçare? / Ne ikram edeceksin? Ziğila kudeli / Yılan kuyruğu


Amseri giçandam - So moncirare? - Nca(s) - Mu mçare? - Kva / Taş


  • Amseri giçandam/Bu gece davetlimsin. Nak domocinare?/Gelirsem nerede yatıracaksın? - ǯemǯes./Hamakta Muya mçare?/Ne ikram edeceksin? - Penğe/Sümüklü böcek

  • Amseri giçandam - Nak domocinare? - Onʒxeni(s) - Muya mçare? - Layği nʒxoni

  • Amseri giçandam - Nak domocinare? - Mbağu(s) - Muya mçare? - Mjabu (Atina'da/Pazar'da)

  • Amseri giçandrare - So moncirare? - Çoşki/köşkte - Mu mçare? - Fuşki/at pisliği

  • Amseri giçandam - So moncirare? - Ğoberis - Muya mçare? - Xvali gomberi

  • Amseri giçandam? - Nak domocinare? - Mele mole - Muya mçare? - Emeco... (Furtuna Vadisi'nde)

  • Ma amseri giçandram - So domoncinar? - ǯemğʒe ti - Mu mçar? - Penğe ti (Dutxe'de, Mecit Çakırusta'nın çalışmasından)

  • Amseri giğandrare - So moncirare? - Oʒxone - Mu mçare? - Mʒxone
  • Amseri giğandrare - So moncirare? - Mʒxadari - Mu mçare? - Mxuluri
  • Amseri giğandrare - So moncirare? - Xinci - Mu mçare? - Minci
  • Amseri giçandrare - So moncirare? - Totoği - Mu mçare? - Xorği
  • Amseri giğandrare - So moncirare? - Burme - Mu mçare? - Korme
  • Amseri giğandrare - So moncirare? - Konaği - Mu mçare? - Bureği
  • Amseri giçandrare - So moncirare? - Ǩuli - Mu mçare? - (?)
  • Amseri giçandrare - So moncirare? - Direği - Mu mçare? - Bureği
  • Amseri giçandrare - So moncirare? - Ǩuli - Mu mçare? - Mbuli

(Hopa'da, Hopa-Bucak köyünde derlenmiş üç örnek; kaynak: Yosep Cipşidze, Çanuri Tekstebi, Tbilisi, 1939):

Amseri giçandep - So moncirap? - Omtvaş dudis - Mu mçap? - Monğvaş mundi Amseri giçandep - So moncirap? - Bağuş tis - Mu mçap? - Mijvabuş ti Amseri giçandep - So moncira? - Xinciş tis - Mu mçap? - Geciş ti Amseri Giçandep - So Moncirap? - Ocakluği baconi - Mu mçap? - Mtugi ç̌veri gvaconi

(Sapanca'da Naili Bostancı'dan derlenmiştir):

  • Amseri giçanda/Bu gece seni davet edeyim - So migonop?/Beni nereye götüreceksin? - Ǩizişa/"Kizi"ye - Mu mçap?/Ne yedireceksin? - Coğoriş ğiži/köpek memesi

(Sapanca'da bir başka versiyon: "Ma meulu") Burada da soru ve cevaplar arasında bir kafiye bulunmakla beraber, sorular ve verilen cevaplar "oğanduşi" oyununda olduğundan farklıdır:

  • Ma meulu/Ben gidiyorum - So nulu?/Nereye gidiyorsun? - Gardoğali/Dereden dereye - Mu mça-gion?/Ne ikram edeceksin? - Ç̌arğali/Yengeç - Oxxx!/ohhhh

2) Ǩiǩiliǩi be Mamuli

Aşağıda iki örneğini verdiğim ve "Ǩiǩiliǩi be mamuli" olarak adlandırdığım söze dayalı bu oyunlar gene çocuklar arasında oynanıyor. Sözleri değişebiliyor, eklenebiliyor, uzayabiliyor ve istenildiği kadar tekrarlanabiliyor.

Artaşeni-Dutxe'de: Ǩiǩiliǩi be mamuli/Üü - So meşkaxer?/nerede saklanıyorsun? - Okormale/Kümeste, ey horoz - Mu mogozun?/Giydiğin şey nedir? - Mç̌ita çizme/Kırmızı çizme - Mi mogodu?/Kim yaptı sana? - Dadi şkimi/teyzem - Dadi şkimi/teyzem - Dadi şkimi/teyzem - Maoropen/Seviyorum - Çizme şkimi/Çizmemi (Derleyen: Mecit Çakırusta)

Çamlıhemşin-Gvandi'de: Ǩuǩuli kuuuuu paťi paťi - So doloxer?/Nerede gizleniyorsun - Tutucona/Isırganlıkta - Mu mogozun?/Ne giyiyorsun? - Çabla mbela/Bez çarık - Mi giğu?/Kim dikti? - P̌ap̌u şkimi/Dedem - Mute giçu?/Neyle dikti? - Xaminate/Küçük bıçakla - Ma vortiko laminate/Ben olsam kör bıçakla (Kaynak: Mustafa Çupina)

3) A Daçxuri Komomçi

(Sesat Sarı'nın katkılarıyla hazırlanmıştır.) İki kişi tarafından oynanan bir çocuk (10-12 yaşlarında) oyunudur. Genellikle geceleri oynanır. Baba, anne ya da dedenin torununu eğlendirmek ya da güldürmek amacıyla zaman zaman oyuna katıldığı da olur. Oyun, karşılıklı olarak sırayla birçok kez tekrarlanır. Komşudan ateş isteme mizanseninin canlandırıldığı, ikili dialoglara dayanan bir çocuk oyunudur.

Oyun şu şekilde oynanmaktadır: Komşu rolündeki oyuncu, ellerinin parmak uçlarını birleştirir, parmak aralarını açarak basamak haline getirir. Birleşik iki parmaktan oluşan her bir basamak, bir komşuyu (ocağı) temsil eder.

Oyunculardan biri, küçük parmakların birleştiği yere kendi işaret parmağını koyarak; "A daçxuri komomçi/bana ateş ver" diye komşudan ateş ister. Komşu; "Ma var miğun, jin exti/bende yok yukarı çık" diyerek bir sonraki komşuya yollar. Bu şekilde basamaklar tek tek çıkılır ya da komşulardan tek tek ateş istenir.

Sıra işaret parmaklarının birleştiği basamağa (komşuya) geldiğinde oyuncu gene ateş ister. Ama burada diyalog değişir: 1. adım, 2. adım, 3. adım: "A Daçxuri Komomçi/Bana ateş ver" - "Ma va miğun, jin exti/Bende yok, yukarıya çık (komşuya git)". İşaret parmaklarının birleştiği son basamakta 4. adım: "A daçxuri komomçi/Bana ateş ver" - "Doloxti do keç̌opi/İçeri (eve) gir de al" - "Laygi ceren, memokapasere/Köpek var, ısıracak" - "Cari dukani do golaxti/Ekmek atıp geç" - "Aha cari kodevukani/İşte ekmeği attım" (temsilen bir parça ekmek parmak arasından içeri atılır) - "Gafflff" (köpek kapma sesi çıkarılır, böylece temsilen köpek saldırmış olur).

Oyuncu burada, güya köpek saldırmasın diye temsili olarak köpeğe bir parça ekmek verir ve elini baş parmak ile işaret parmağı arasına daldırır. Bu aşamada, diğer komşu rolündeki oyuncu havlama sesi çıkararak ateş isteyenin elini kapabilir ya da ateşi almasına izin verebilir.

Atina-Kostanivati köyünde 4. adım sonrası şöyledir: "A daçxuri komomçi/Bana ateş ver - Doloxti do keç̌opi/İçine gir de al - Berepe nak oran?/Çocuklar nerede? - Arso pavrişa idu/Biri yaprak toplamaya gitti - Arso puci növalums/Biri inek sağıyor - Arso incirs/Biri uyuyor - Laç̌i giyonun-i?/Köpeğin var mı? - Dağişa idu/dağa gitti". Çocuklar orada olmadığına ve köpek de dağa gittiğine göre ateş isteyen oyuncu, komşunun evine (baş parmak ile işaret parmağı arasına elini daldırır) girer. Ve köpek çocuğun elini kapar: "Gaffif!..."

4) So Ulur P̌ap̌u? (Nereye Gidiyorsun Dede?)

(Çıkın bir çubuğa asılı omuza konmuş, dede önde, çocuklar arkada gidiyorlar.) Bu oyun, "Kâbe"ye giden dede ile peşine takılan çocuklar arasındaki yolculuk ve kısa bir diyalogdan ibarettir. "So ulur", tiyatral yönü bulunan bir çocuk oyunudur. Bu oyunda sözler ve rol değişmez, ancak oyun bir çok kez tekrarlanır.

Oyunda dede rolünde bir çocuk oyuncu vardır. Dede çıkınına yiyecekler koyar, çıkını bir çubuğa asıp omuzuna asar ve yola koyulur. Onu arkasından takip eden birçok çocuk vardır. Çocuklar dedeye sorar; "So ulur p̌ap̌u?/Nereye gidiyorsun dede?" "Çabeşa vulur./Kabe'ye gidiyorum." "Şku-ti meftat-i?/Biz de gelelim mi?" "Mot ekitorinamt do mextit./Gelin ama yellenmeyin."

Dede ile çocuklar arasında anlaşma sağlanır. Biraz yol alırlar. Yolda, çocuklardan biri ağzıyla yellenme sesi çıkarır. Diğer çocuklar da aynı sesi tekrar ederler. Dede buna çok kızar. Geri döner ve kimi yakaladıysa çıkınını astığı çubukla döver. Dede rolünde olan kişi tiyatral yeteneğe sahip biri olmalıdır. Çünkü bu rolün gerçeğe uygun oynanması gerekir. Roller değişmeden oyun bir çok kez tekrarlanır.

5) Otrebişi Cari

İki kişi tarafından oynanan sözlü oyunlardan biridir. Burada biri sorar, diğeri cevaplar. Soru ya da cevap hiçbir şekilde değişmez. Tamamen tekrara ve ezbere dayalı bir oyun olmakla birlikte anadilin gelişmesi açısından önemli ve işlevseldir.

  • Otrebis na-celemizutu cari nak on? "Otrebi'deki ekmeğim nerede?" - Mtucik oşǩomu./Fare yedi.
  • Mtuci nak on?/Fare nerede? - Ǩaťuk oç̌opu./Kedi yakaladı.
  • Ǩaťu nak on?/Kedi nerede? - Nçalapunas komeşkaxtu./Samanlığa girdi.
  • Nçalapuna nak on?/Samanlık nerede? - Pucik oşǩomu./İnek yedi.
  • Puci nak on?/İnek nerede? - Ťobas ditonu./Göle girdi.
  • Ťoba nak on?/Göl nerede? - Mumulik oşu./Horoz içti.
  • Mumuli nak on?/Horoz nerede? - Mǯapuk oç̌opu./Çakal yakaladı.
  • Mǯapu nak on?/Çakal nerede? - Ǩorza mundis meʒoneri araǩani araǩani mendaxtu./Sap kıçına girmiş halde tepeden tepeye gitti.

(Not: Cevaplayan tarafın "Ma-ti jini gzaşe komofti" / "Ben de üst yoldan geldim" biçiminde cümleyi bitirmesi, kendisinin de dahil olduğunu ve oyunun bitmesiyle "geri geldiğini" de anlatmaktadır.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Haber: Filiz Hocaoğlu

Laz Şairi Helimişi Xasani Ölümünün 34. Yılında Anıldı

Haber: Filiz Hocaoğlu Fotoğraflar: İsmail Bucaklişi arşivinden

"Ar Xvala Vore-na Guraş Cgineri / Bğurur Giçkitan Ma Žiʒineri" "Yenildiğim Tek Şey Ölümse / Bilin ki Gülerek Ölüyorum"

Laz Şairi Helimişi Xasani, ölümünün 34. yılında anıldı. Helimişi Xasani'nin anması için Laz Kültür Derneği yönetici ve üyeleriyle, Eylül Duru, Marsis, Helesa, Teona, Gurgula grup temsilcileri Kadıköy'de biraraya gelerek yönetmenliğini Elif Ergezen'in yaptığı "Şairişi Ğura" belgeselini izledi.

Akşam 19.30'da başlayan anma toplantının açılışında konuşan Laz Kültür Derneği Başkanı Mehmedali Barış Beşli, şairin çok yönlü bir sanatçı olduğuna vurgu yaptı ve "Helimişi, bütün hayatını Lazca'yı var etmek üzerine kurmuş bir şairdir. O Lazca'nın şairidir" dedi. Beşli, konuşmasının devamında şairin "Xopurepes" adlı şiirinden örnekler sundu.

Şairin Ölümü büyük ilgi gördü

Daha sonra Yönetmen Elif Ergezen'in "Şairişi Ğura" (Şairin Ölümü) belgeselinin gösterimine geçildi. Filmin ardından kısa bir konuşma yapan Yönetmen Ergezen, belgeselin dünyanın birçok ülkesinde umduğunun ötesinde ilgiyle karşılandığını söyledi ve "Belgesel hem yurt içinde hem de yurt dışında çok ilgi gördü. Japonya'da, benim de davetli olduğum bir festivalde gösterildi. Yine bazı Avrupa ülkelerinde de gösterimler oldu. Belgeseli izleyen pek çok insan Helimişi'yi merak etmeye başladı. Onu daha yakından tanımak isteyen insanların sayısı bir anda çoğaldı. Benim için bütün bunlardan öte bir şey var; o da belgeseli özellikle Lazların izlemesi ve Helimişi'yi onların yakından tanımasıdır. Bu nedenle Laz Kültür Derneği'nin bugünkü gösterimini çok anlamlı buluyorum" dedi.

Helimişi'nin ailesine telif ödeyen olmadı

Daha sonra söz alan araştırmacı İsmail Bucaklişi, Helimişi'nin hayatını kısaca anlattı. Bucaklişi, "Mu Pat E Skiri" şiirini örnek göstererek "Helimişi, tek başına Lazca yazmaya çalıştı. Lazları anlatan işler yaptı. Bunların günün birinde Lazlar tarafından keşfedileceğini biliyordu. O sürgünlerle geçen yalnız dünyasında geleceği Lazca yaşadı" dedi. Helimişi'nin telif eserleri üzerine sorulan bir soruya da "Helimişi'nin bir çok Lazca şarkısı Türkiye'de seslendirildi, ama Erdal Bayrakoğlu haricinde çocuklarına herhangi bir telif ödenmedi. En azından ben duymadım. Helimişi'nin kızı Narima, ekonomik zorluklar içinde yaşıyor. En azından babasının telifleri katkı sağlayabilirdi, ama ne yazık ki telif ödenmesi bir tarafa Helimişi'nin şarkılarını benim bestem diye üzerine yazdıranlar oldu" şeklinde cevap verdi.

Konuşmaların ardından kokteyle geçen katılımcılar burada da şair üzerine sohbeti sürdürdü.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği

8 Marťi - Kianuri Dulyamxenu Oxorcalepeşi Ndğa

Lazuri Xaçkaşi Nodik ʒoxleşen doni na ikumtu steri hamǯo-ti Kianaşi Dulyamxenu Oxorcalepeşi Ndğa va goç̌ondru do oxorca maguda Ferda Sumeri do guda muşite ndğa domskvnu.

Nodişi Kadikyois na ren merkezis oxorcalepe okoxtes do oxorcalepeşi problemepeşi iğarğales. Nodis arti Mǯulera coxoni dia oğires. Lazuri xaçkaşi Nodik hamǯo-ti oxorcalepeşi ndğa va goğondru. Hamǯo Ferda Sumeri-ti ʒanderi ortu. Ferda Sumeris ham ndğalepes "Meleni Mira" coxoni ar albumi gamuğmalapun. E do, okopinuşi eçouris Ferda Sumerik guda muşite ar ǯulu resitali komeçu.

Mǯula tudeni oxorcalepe Lazuri Xaçkaşi Nodişi 8 Marťi gexvamu osinapute gyoçku. Uǩule, Ozlem Yaşayanik na xağiru do Lazonaşi oxorcalepeşi portrepete xeneri Mǯulera coxoni slaydi iğires. Slaydişi fotope Lazi oxorcalepeşi destanepek elueşu. E do, Kianaşi Dulyamxenu Oxorcalepeşi Ndğaşi tarixi imeseles oxorcalepek. "Ham şenoba va ren elaşinu ren" ya tkves.

Hamuşkule Eylem Bostancik ğarğalu. Bostancik, "Turketis na içalişaman oxorcalepeşi gverdişen didok niteloba na var uğun dulyape ikuman; oxaçku dulyape do meeşoba dulyape oxorcalepeşi ren do oxori doloxe geç̌areli dixo içalişaman. Sendikapeşi doloxe-ti dido oxorca va ren, ya, oxorcalepes mulki-ti var uğuran" ya tku.

Oxorişi reisi terimi moseles

Okopinus na ğarğalu Av. Ayla Öztabak'ik, hukuki konupe imeselu. E do, Anayasaşi mavitani (10.) madde mamenzobaşi (eşitlik) prensibi şeni enni beciťi madde ren; ham maddeşebura oxorcalepe do komolepe mamenža hakepe uğuran do ham mamenzobaşi oçvalu devletişi dulya ren -ya tku. Av. Ayla Öztabak'ik "TCK-s ham ʒanapes beciťi mutxanepe goktures. ǯoxle oxorcalepeşi problemepe oxori doloxeni dulya iziretu ama aşkva heşo va ren. Aşkva koçepes na ixenen ǩabaetepeşi doloxe ren" ya tku.

Filiz Acari do Miray Eşkomerik şiirepe ikitxes. Ukaçxe-ti Ferda Sumerişi gudate oxorcalepe xoronis kodogutes do oxorcalepeşi ndğa haşopete eçores.

(Not: Bu haber, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Laz Kültür Derneği'nde düzenlenen etkinliği konu almaktadır; Türkçe tam çevirisi kaynak metinde yer almamaktadır.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Vildan Manelişi

Galepes Şuri Uğun!

Yazan: Vildan Manelişi

Moğka muşi ar gveti tu... Jur, sum, otxo. ʒaperi ʒaperi dirdu, çaçxalu. Moğka otxo cuma xetu. Xut, aşi, şkvit... Diçiles, dibades, dirdes; ar didi kyoi dikidu.

Muǩo şilya ğana ǯoxle na dibadu do çaçxalu ğalik kyoişi oşkendaşen mani mani gyulutu. Gali mali, bere bari, oxorca ǩoçi, nca do tipi, ixi do pixi, ǩaťu do matu, puci do muci... Mtelli ar birapaşi doloxe içalguptes do ibirtes;

Xişi do xişi Ťiǩi ťiǩi kalati Modvalu paťi puti Pucişi oğranǯǩiloni....

Aği toli gyotvi do usimini. Ognap-i? Var ognap-na ikitxi...

AR (Oçinu)

Kyoişa na işulun ngza mundes yokuşi naşkumes do duzişa mulun em oras ar ç̌iťa meydani ren, na mulun ngza sum svaşa nikvatun do ulun. Meydanişi ar ǩele ar ç̌iťa came ren, minare var uğutas-na ǩoçis naşaşen, oxori aşinen do ǩap̌ula meçaps, ulun. Cameşi ʒoxle ar ç̌iťa mektebi dgin. Dgitu mara doloxves. Jur oda, ar teği, moçkaşen xutişa berepeten yopşa, oşkendas ar mcve dişkaşi soba, ar-ti na var inkilen neǩna. Hikmetik-ti aya mektebis ikitxups. Ağne ağne Turkuli oğarğalu, oç̌aru do oǩitxu iguraps.

Ar ndğas; Mamgurapalek: "Hikmet, oğlum, kalk, kapıyı kapat" ya uğumes. Hikmetik ulun neǩnaşa, neǩna-ǩala intişen, ibaxen dagi dugi. Skani-kala voret...

Mamgurapalek: "Oğlum Hikmet, ne oldu, ne yapıyorsun?" ya uğumes. Kamuşaxti mǯulapeşi ǩap̌ulaşen do hem ǩaťuşen papa skani kamuşletini. Hikmetik; "Ortmenum, ortmenum, kap̌i uyuşamayi!" ya tkumes.

Berepeşi ozizinuten mektebi dilixven. Mektebi do cameşi oşkendas dodgiti, ǩap̌ula skani noğaşen kyoişa na mulun gzaşa meçi do idi. Pempeşi Osmani do Sebaşi oxorepe mikili. Bittum na ignapen Manelişi ğalişi xoma daha dido ognaginon. ǯoxle skanis dgin Nafiye Dadişi oxori. Nafiye na tkume ar çkineri xçini. Em orapes xçini var tu ya, gencitu, mitis so-ti var acginen, eşo usta ren oğarğaluşi. Topali-ti tas na ar kuçxe muşi, majvara kuçxe kala ncaxups tude muşis na yezdas koçi. Çkini Hikmeti-ti koren hemuşi biç̌i. Oxorişi ǩap̌ulas çaçxalaps ğali Manelişi.

Aya Nafiye ar ndğas ontuleşen mulun. Çumanişen hakole içalişeps do donoğkinde ren-şeni ǩuçxe tiyeli tiyeli gulun. Mektebişi neǩnate na intişetu bere Hikmeti-ti gza muşi çumers;

  • Nana, andğa lumcişa uğkareli dobğuri!
  • Ee, bere çkimi, hade oxoris ǯǩari var gağiru, na çaçxalaps ğali-ti var gafikiru-i?

Em orapes, ğalişi ǯǩari eşo işvetu, mutu makine do fabrika do mutu var tu, var unontu, ar xe do jur çarbi dubağutu.

SUM (Karmati)

Aği, Nafiye do Hikmetişi oxori-ti mikili. Mikili-i? Ha, kai! Galişi xomas usimini do xolo idi. Ziraginon ar mskva ç̌iťa karmati. Tude çaçxalaps ǯǩari muşi.

Nandidi çkimi mulun, ehe, ǩap̌ula muşis ar mogyvali turaten. Dolobğaps lazutepe, ikten kvape. Nandidi çkimi doxedun karmatişi ǯoxle do lirs, kvaşi, ğalişi xomaten.

Seri igven, gyari mamşkironen, ukuvibğet sinişi ekole akole. Ǩaişi dovizğet lugu, çzomi do mçkiditen. Mç̌ǩidi ren, giçkin, nanzaxen xe skanis, xe opağu unon ǩoçis. Xes xe gyusvi do igzalas mçkidişi punçxa mara vaaaaaaaaaar! Nandidik guraps; "Mçkidoni xes xe var gyusvaaaat! Na ç̌ǩomit gyari inkari işinen!" Çkin-ti vizizapt, nandidişi tolepe pçumert do ntkobaşi dopağupt xepe çkini.

OTXO (Osteru steri dulya / Berepeşi dulya)

Ehe, mulun, kalati moǩideri Lutfiye Dadi. ǩap̌ula kele-ti unkapun jur mota muşi do bere bari; çxoro ǯaneri ren en didinari. Lutfiye ya na tkumelan ar toli ç̌ağana Azlağuri, gotiyaps xomula tani muşi bittum kuseri kuseri. Oxoris ren ar badi muşi, gulun mtelli kuçae tiyeli tiyeli do odelaps Lutfiye skani.

Ar ndğas, ar mçxopaşi yazi, didi motak tku-ki; "Nandidi, aya xalepe mtelli pinti ren, ğalişa midaviğat do berepe ǩala kai donapxvat" Nandidik; "Vuuu, bere çkimi, şurimşine, tkvan var ganaxvenan-ki, eǩule ma donapxup" -ya uğu. "Mot va manaxvenan? Hele sin kalatiten domitirit mtelli xalepe do ziri. Mtelli kulanepe ukuvibğatşi ar çerişi donapxupt."

Eşo tku do nandidi muşi-ti razi digu. Didi motak ç̌iťa-ti yezdu, bittum na istertes kulanepes-ti ducoxu do igzales ğalişa. ǯoxle came do mektebişa gextes, entepe mikiles do Nafiyeşi oxorişi ǩele guiktes. Ç̌iťa karmati-ti mikiles do em oras ğali-ti kai xeşa iziru. Xoma muşişen dido dido mskva tu. Ar p̌ici muşis ar didi kva dgitu. Lutfiye dadik xalepeten yopşa kalati kamoçodu, sap̌oni do ǩromişi turape elanaşku do igzalu.

Aği, berepeşi ora tu. Moǩa, dolokunepe mutepeşi kamuiğkes do ijdoni, şorti, atleti mu na uğutes entepeten doskides. Okule-ti ar didi xali yezdes do ğalis gyontones. Ar muntepek gyantones, ar-ti xali gyontones do kai xeşa dişoles do doşoles. Emuşi ǩule, na dimonkanu xali-ti ʒinğes, ʒinʒes do didi kvaşi jin numpines. Ar xes ǩromişi ťura, ar xes sap̌oni, ar çerişi xali digu pamburği. İya gelibas ya do kvaşi jin naşkves do ğalis inçvires. Çxomi steri ar ʒkarişi jin, ar-ti tude gulutes. Aşo osteruten mtelli xalepe pukiri gaxades.

XUT (İsmaili Ťiba)

Gali gyulun... Mzoğaşa... ǩirǩoleri, ǩirǩoleri. Ora mulun çaçxalaps, ora mulun dodgitun, ťiba yopşaps do berepes hek onçviru oguraps. Manelişi berepe onçviru İsmailişi ťibas igures. Mzoğa mendra va rtu mara ťiba ǩuçxeşi tude tu. Mzoğa didi tu, mzoğaşa idaşakis onçviru kai xeşa iguragintu. Galepeşi ťibape mzoğas onçviruşa oxaziruşi xavuzepe tu. Galis onçviru iguru kolayi tu, muşeni-ki var dgitu, gyulutu. Doloxe muşi na ren koçi-ti muşi ǩala ulutu, var gyantonetu.

Ar didi kva dgitu ğali p̌icis. Berepek jin muşi xali na naxves didi kva var tu aya, daha didi-tu. Eǩo didi tu ki 15-20 koçi gulinsvareli intretu. Gini ʒkarişi doloxe na diuçanan do tirtinan berepek mtelli emuşi jin gulinsvaretes, mjoraşi tude vitibinat ya do. Hem didi kvaşi tude ar derini ťiba kortu. Berepek ar ç̌iťa jileşen çaçxaleri na gyulun ǯǩariten gyulutes do tibaşa gyantonetes. Aği akuaparki do mutxanepes na ziropt öndepe hem berepek berobaşen kuçkites. Hem derini ťibaşi tude ar ç̌iťa ťiba tu, hekti ç̌iťa berepek istertes.

(Not: Ǩoçişi noxvenu mtelli ondepe tabiatişen oğkomiluten dikidu. Mu na ziropt ham kianas, ǩoçişi noxveneri, ar nisimadit, oǩule iğǩedit eǩole akole; emuşi natureli mu ren, so ren ya do.)

AŞİ (Bere Vortit...)

Çkin... Mzoğauçaşi berepe... Vinçvirtit, vinçvirtit ğalis, çarbi çkini digvetu uça kalamani. Gulavinsvaretit kvaşi jin, vitibinat ya do, em oras ar mpula mulutu, şinaxuptu mjora, çkin-ti mjoras vubirtit;

"Mjora! Papa dogikiru, ǩatuk kogiçkomu!"

Dovirdit.... Mpulape-ti dirdu skidala çkinis... Mara çkin xolo mjoras dovocoxit; "Mjora! Papa dogikiru, katuk kogiçkomu!"

Mpulape gulun ğalepe çkinişi jin, Uça uça. Peri do şuri muşi Mzoğauçaşen na var mulun mpulape.

Mara çkin, Mzoğauça do ğalişi berepe p̌oťe var pstibut. Var pstiba-minonan. P̌oťe zirit-i na var ğarğalaps ǩoçi Mzoğauças;

"MJORA! PAPA DOGİKİRU, KATUK KOGİÇROMU!"

Kamuşaxti mǯulapeşi ǩap̌ulaşen do hem ǩatuşen papa skani kamuşletini. Skani-ǩala voret...

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Murat Ercan

Na Domoxvanen Sva

Yazan: Murat Ercan

Tilifoni şkimi içandinusi İstanboli vorti. Mʒupi'rtu daha. Ora va tanu dortu. Numera xate gamoviyoni. Şǩuni oxorişi numera'rtu. Oncire keviseli do tilifoni gomği. ǯulu eksalepe şkimi'rtu. Himu ǩala na-va bisinapi naku ǯana iyu dortu mara nena viçini.

"Amet abi si or-i? Ma Exa... Mi siçini... Mu xali giğunan Exa, xoşi paťi mutxa var iyu? Xeyir'on!" - "Ma vore ho" ya tku.

Guri şkimi oxizdertu. Ar mutu iyu; ar mitxa doğuru, mara ma na-mevozmor nana do baba şkimi... Çoi şkimişa na-va milvapun mondo xuti ğana diyu dortu. Didi cuma şkimi şkala okoşireri vorti. Amtu leťa şeni, guri momiyonu dortu. Baba şkimi do nana şkimi himuşi kale na iyes şeni ma-ti gamafti vigzali dortu. Nekna-ti dobragadi. Him oraşen beri Arťaşeni çoyi şǩimişa va vidi... Exaşi nena tutxu mulurtu. Uci gonğeri vişkini.

"Amet abi, nosadi şkimi ar tilifoni doyi ya miğu, ma. Mutxa giğvasen. Him mekçam. Nosadi muşi, nana şkimi'rtu. Dida nana şkimi, Toli çilambri na-va koğvalen nana şkimi... Ar beťi ğana diyu dortu him na-var mevancudi. Soğuni, goğo moxtesu şkimda, İstanbolişa. Baba şkimi İstanboli dolikaçertu mara bereşi oropa daha didi mulurtu.

"Amedi..." ya tku nğineri nenate nana şkimi. "Amedi e çona!" Beronaşen doni hişote miyoxamtu nana şkimik. "Nana! E nana şkimi, nena skani bgarineri mulun! Muya gağodu? Haǩu gumanişi moy mixenitu?" -ma vuğvişi guri, tolepe çilambrite mapşu.

Him oras na-viduşuni mutxa; ma hay mu dulya miğurtu, nana do baba şkimişa mendrale, Lazuri svalepeşa mendrale, na devirini letapeşa mendrale, mu dulya miğurtu!...

"Amed, toliçona, baba skani..." xvala azitu nana şkimi. Obgaru kocoğu. Beťi mutxalepe tkvasertu mara güri va naşkumtu. Ar naşkuko... "Nana, mu iyu nana? Mo ibgar! Zabun'on-i baba şkimi?"

"Sum ndğaşan beri oncire ncay. Toxtori-ti kozadu. Zati zabuni ortu, kogişkun. Purpupe dukʒu ya ťoxťori. Şuri var aşvanen. Amed, aşkva mçeeşumt Amed..."

"Mevulur Exa. Nana şkimi hişo uğvi. Bere skani nulun, -şo. Andğa uçağite meftar/ Müeşumt... Mu mçeşumtes? Baba şkimişi ğura mçeşumtes-i? Nana şkimi tilifoni Exa komeçu dortu. Na-var naşkumtu guri, osinapu var oxenapamtu nana şkimi.

"Exa" -ma "baba şkimi muç'on?" -ma vuğvi. "Amed abi, cumadi şkimi rosi var on. Gomaşan doni toli va gonğu. Goma toli gonğusi si giyoxu!"

"Ma munde miğvatertu Exa? Baba şkimi ğurun do munde miğvatertu?" "Ğoma limci gixenatertu mara hay oxori telaşite gomoçondres. Nosadi şkimi ora tanaşa var inciru. Miyoxu tilifoni dopa ya do. Mevulur Exa. Nana şkimi hişo uğvi. Bere skani nulun -şo. Andğa uçağite meftar."

Tilifoni cemkoli. Çili şkimi ma mişkirtu. Na vibgarti azirertu. Ali kodolomabu şkule: "Nana do baba skani'nan! İdi! Aşkva guri moyononi ora var on!" -ya tku.

Mani mani dobixaziri. Uçaği bileti kepçopi. Ondgerişa ťamťra kocefti. Hekolendo-ti Arťaşeni... Xuti ana şkule Arťaşeni vorti. Minibusite çoi şkimişa keşkafti. Ora, Lazuri svalepe ordo içodertu. Çoi keşkaftişi limcineri mjodolovabi.

Didi cuma şkimi neǩna norertu. Tolepe pşeri, dudi cğoneri... Hiçi muti var ptkvişa himuşa vidi.

"Abi!" ma ptkvi şkule xe kovakni. Himu-ti ma ali kodolomabu. "Na iyu diyu Amed" -ya tku, hiku xvala. Oxori serapa (kalabalığı) ortu. Ar mitxaşi oğuru omğeşu, dido paťi mutxa na-on himdora vogni dortu. Cuma şkimi, ndalepe şkimi, eksalepe, cumadi, xisimepe şǩuni. İrizo meeşumtes baba şkimişi ğura... Nena var ikumtaşa...

Nana şkimi, baba şkimi na ncartu odaşi neǩna norertu. Ağulu kulina doxuneri doloxe na-on xocaşi yasini işkirtu. Mazirusi bere steri keyiselu. "Amedi şkimi komoxtu!" -ya tku. Çilambri dolooreri ali kodolomabu. Xarayepe komevancudi.

"E nana şkimi, mute giğva ham opişmanu şkimi" "Ma muti mo miğomer aşkva. Si moxti, -ya, hamuşa gale muti va bgorum ham dunya.

Nam ora şkule xoca kogamaxtu. Nana şkimi xe ǩlimeri odaşa kamomiyonu. Baba şǩimi oncire ncartu. Tolepe dveri. Nana şkimi do ma vortit oda. Neǩna cemkolitu. Çona gomği ma. Baba şkimişe mendaftit. Tkvaroti (sançi) ar hiku daha dibadu dortu. Şuri moyizdamtuyi va moyizdamtuyi var ignapetu. Juri xepe muşi, eyorçaleşi gale, şka medverirtu. Tkvaroti doğuru do çefini dolonkunanertu. Ťobaşa mamgarinu. Nana şkimi ǯulu boinate ǩoçi muşişa mondruku do, "Biç̌i skani komoxtu Cemil! Vorsite moxti va uğvar-i?" -ya uğu.

Pri tku baba şkimi tolepe gonğu. Tamo tamo mara gonğu. Jindoşi ʒadu. Nana şkimi xe maknu şkule moyizdu. Huy tolepes moğertu baba şkimik. Muşeni vappa mişǩun mara oncğore mayertu. Xuti ğana na-va mofti şeni, p̌anda nana do baba şkimi tilifoni va vuyi şeni beçiti...

"Amed!" ya tku. Hikuşi... Tolepe xolo cenǩolu. Tkvaroti ar mutxa mçeşumtu. Şkimda na ognasertu ar mutxa... Tolepe xolo gonğu. Nana şkimi ofidepe dusvaru... Xarayepe xe celissu komoci muşişi...

"Baba!" -ma; "Komofti... Skani şeni komofti baba... ǯulu biç̌i skani muti var uğvar-i?" Tolepe gonğumtaşa şuri çirdumtu. "Didi cuma skani şkala dizadit-i" -ya xvala tku.

Tolepe şkimişi çilambri nana şkimi, mç̌ita mandili muşite mikosamtu. Baba şkimi, ğururtaşa-ti berepe muşi nozmotu.

"Ho! -ma vuğvi, 'Dovibarişit...'" Mancurani osinapu, tolepe dvalineri'rtu.

"Husti şkule guri moyonu var iyasen Amed. Si hay na aoroper, Lazuri svalepe na aoroper komişǩun. Nusa şkimi, montalinape şkimi keç̌opi..."

Axvalu... Nana şkimi çarbepe muşi duğaru. Himdora şkule osinapus konayonu: "Montalinape şkimi keç̌opi komoxtitu. Haninepe, tkvani'n... Lazuri letape tkvani'n... Tkva-ti idati, mi skudasen... Si ham xvala gigor Amed... P̌anda nana skani şkala ortit. Aroğorda..." -ya tku.

Başka-ti muti va tku. Tolepe ar daha-ti va gonğu. Ma, him oras vogni 'şkimi na onpeşi oropa muğo iyen...

Nana-şkimi bgarineri, xareyepe celasveri komoci muşi nancurtaşa; leta-şkimişa mendrale va bğurare -ma do ti-şkimi sozi komepçi dortu.

Na domoxvanen sva-ti, Lazuri letape iyasertu.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Givi Karçava

Gomzxaderi İzmoce - III

Yazan: Givi Karçava

Mp̌oıışa oxtimuşi dğa-ti komoxtu. Ǩaravis gepxedurt do mekavulurt Mp̌olişa. Ako didi noğas maartani fara vore do goşaşeri viğker eşo-aşo. Mp̌olis çkini manebra İlhan Donmez dopxvaduran do oxorişa migonapan. İlhanişi nana-baba dido kai koçepe renan. Baba muşis porçaşi gita fabrika uğun do nana do da çkimi şeni hediyeten dido porça, dolokunupe momçaps.

Ma Lazi mabirale Kyazim Koinci şeni dido mignapun do muşi oǯirapu minon. Miğomeran ki, "Dido zabuni ren, ozabunes cans, mara ǯumani komeptat xolo do kobirat" -ya. Sap̌aťoni dğa ren do Mǯaçxas Kyazimişa oxtimu şeni vixazirert.

Mǯaçxa dğas, ordo İlhanişi baba komoxtu do ar gazeta komoğu. Aha, oğkedit ya do kogoğamidves. Galeni butkas Kyazimişi sureti gezin do didi, uça boncapeten nonçars: "Kazım Koyuncu'yu Kaybettik!"

Xuras dimç̌ǩu kogomabğu, goviçimoşi. Aya muğo moxvadu ma do nosişa va momalu. Biçepek yeviselit do Kyazimişi ǩibori na dgitu svaşa vigzalit. Harbiyeşi sokağis ar svas ǩvazalikele amaptit do hoteli "Hiltoni"s mevanğğitşi, Didou Nana-şi xoma vogni. Çerxvepes diʒxiri gomaginu, şuri Harbiye Açikhavaşi tiyatros şilyapeten koçi dokorobeletu do Kyazimis gyabgartes. ǩiborişi mele-mole didi hoparlorepe dgitu do eyak Kyazimişi "Didou Nana" gelaçaptu. Xalǩi şumeri mzoğa steri ingoraptu, girginuptu, gamicoxaptu, ibgartu! Momaşvanu.

Emindos koxovoğoni-ki, leťa çkinik, nena çkinik, kultura çkinik didi do ǩap̌eťi skiri muşi na göndinu.

Ǩibori gamiğes, xanğeni ar mankanas kogedves do mendigones. Mteli xalǩi am mankanas ekvatxozu. Çkin-ti xalkis ekevagonit. Soti na muzikaşi mağaza kortu-na, mtelik Kyazimişi "Didou Nana" oçandinaptu. Aşo göroperenan Lazonaşi Mapşalia, aşo oncğones Kyazimi çodinaşi gzaşa. Çki-ti kai didi gza vagonit do oǩule xe vuvalit kultura çkinişi çodinoraşi irişen didi muruzxis.

Aşo diçodu Mp̌oli çkimişeni. Limcis çanta çkimi ebzdi do Aksaraişa vidit. Ek Utak muşi cumadikala komoxtu. Temel Çerişi-ti ek rtu, Lazonaşa niťu. Bileti artot kep̌ç̌opit do Uta do Asimis ǩaixeşa govakiritşi, dopxedit do vigzalit.

Gzas çkar va domanciru, Kyazimi şeni visimadepti. Muşi mǩule, mara pşeri skidalaten, muşi noxvene dulyapeten am ǩoçik mesaji na momçes do na igzalu. Emuşi mesaji-ki, ğura mutu varen, eyaǩartaşa komulun do moxtaşakis mteli dulya çkini oxvenuşi na voret...

Rizinis gamaptitşi, Temelik: "Jur dğa daha kogiğun vizeşi çodinaşa, hayde Mamaçivatişa, çkimda moxti, kai gyari pçǩomat" -ya miğu. Mati, hayde vidat ma do geptit Atinas.

Dido mskva opute ren Mamağivati. Xanç̌eni golapes goşapineri, cerneti steri ar sva ren. Temelişi oxori gzaşi mügas, ar ç̌iťa rakanis geladgin. Oxorişa meptitşi, Temelişi nana, cuma, berepe Songuli do İbrahimi memages. Dido kai mozǩedes. Gyari gǩomeri vortit do gale dopxedit çaişeni.

Temelis ar musafiri ugonun ya do emedeni sum manžageri komoxtu. Jur ç̌erişi, ariti ç̌aturişi. Dopxedit do çai pşvit, zaşi do dixaşi bğarğalit. Ar manzagerik mkitxups-ki: "Ma miçkin-ki, çkin cumalepe voret, ar xalǩi voret. E-ti miçkin Margalepes dido mskva kulanepe na gigonunan, do biç̌i çkimi Margali ǩala voçilaminon, mara ar problemi ren; eya ǩulani Muslimani nikten-i? Va nikten-i?"

Ma vuğomer-ki: "Ooropas oceru var uçkin. Mara biç̌i skanişi do Margali bozoşi goropas, ǩera mutepeşis aşo dvaçirs-na, mot va nikten, igven-ki niktasinon" -ma vuğvi. Oxomağonu-ki, dido axelu çkimi nenape. Aği ma pkitxup: "Edo, ma-ti Lazi ǩala oçilu bgorup. Dido mskva bozope gigonunan do e-ti va rtas-na, bere çkimi, Margali do Lazişi bere ǯǩonda Kolxi igvasinon. Edo ma Lazi ǩulani epçopa-na, eya Xristiani niktasen-i?"

Tolepe amçiranu, amçitanu, gvaşa yuzxontu, ǩiti memoğiru do miğu: "Var! Si muslimani igvaginon! Ogni-i? 'Vogni'-ma do am ǩoçikala ğarğali dovoçodini çkva. Yano kodopskidit gale. Dido bğarğalit, dido do seriş gverdis onciru şeni odape çkinişa vidit.

Mjora kamotanuşi Temelik neǩnas mikanku do "Hayde, eyseli, çxomi oğopuşa vulurt!" ya do ambari momçu. Moviseli, dolovikuni do gale gamaptişi mu bzirop: Temeli, cuma do bere muşi gale dginan do xepes bergi, çuvali, ʒarkanti okaçunan. Soti anǩesi va iziren. Govişaşi. "Hayde!" ya do emicoxesşi, vidit. Sotxani lazutişi gonapes goşaptit do ar mskva ğalişa kogeptit. Temelik na miğomers, aya ren Dadivatiş ǯǩari, dido ǯǩonda do kalmaxepeten pşeri. "Si doxedi do migondit" -ya miğomeran do gyoğkapan. Arik kva mumers, majuranik talaxi, masumanik ʒarkantiten ezadeburs.

Gverdi saati şkule ar didi ťoba dogves, tamo-tamo tobaşen ǯǩari gamoşkves ar mç̌ipe ğariten do micoxes, "Moxti do oğopi!" -ya. Dolopti ťobaşa do mus ziropan tolepe çkimi ǩuçxes ǩalmaxape gomabğenan, ǯǩari var ubağunan do zxontineri-ǩapineri kva do letas matenan. Gevimǩuzi do eçi ǩonari ǩalmaxa ma xvala opçopi.

Limcis Temelik nana muşis ǩalmaxape dotağanapu, xolo gale dopxedit do kaişa pşvit do pekomit. Oxorişa amaptitşi ar Lazuri osteruti visterit. Mağǩindi votǩobinaptit do xepes ǩamçi gepçaptit artikartis. Ma osteru kai na var miçkituşeni, irişen dide ma mopxvadu eya ǩamçi.

Ç̌umanişi xolo ordo moviselit do çantape çkimi Temelişi mankanas kodolobdvit. Mankanas Temelişi cuma do bere muşi-ti kodoxedes, Temelişi ocağis xe vuvali do mendaptit.

Tamo-tamo vulurtit do ma xolo Lazonas voxosarti. Vixelti-ki, muǩo xonʒu gyatkvazu Lazonas, muǩo ğvarik mujilu am letapes, muǩo daçxirik gu akonoba, mara xolo-ti, xolo-ti dgin Lazi ǩoçi, guda dokaçeri mzoğa do golaşi şkas do gelaçaps do xoronaps.

Oniǯonaşa-ti komoptit. Govakirit artikartis, artimajuraşa olva-molvaşi nena mepçit do okoviğkit. Tamo-tamo gevagoni gza do onʒğonaşi oşkenaşa meptişi, ar çkva ukuviğkedi.

Lazona xolo ek dgitu, Ǩap̌eťi do mskva, Mcve do p̌anda ağani, Çita, mara p̌anda didi, Ek dgitu do ma mçumertu...

Aşo goimzxadu do diçodu izmoce çkimi. DİÇODU

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği

Berepe Şeni Lazuri Yoxo / Coxo

Yakında bir oğlum olacak. İlk oğluma Arte (Lazca, bir ışık) adını vermiştik. Şimdi de doğacak oğlumuza Lazca bir isim vermek istiyoruz. Bu yüzden de Lazca çocuk ismi arayışı içindeyiz. Her fırsatta çocuğa isim olabilecek Lazca kelimeler bulmaya çalışıyoruz. Sonra, uygun bulduğumuz isimleri dostlarımızla paylaşıyoruz. Henüz karar veremedik. Demek ki daha çok isim üzerinde çalışmamız gerekiyor.

Lazca isimlerde bir başka önemli konu, bu isimlerin erkek ismi mi yoksa kız ismi mi olduğudur. Kiminin erkek adı olarak algıladığını bir başkası kız adı olarak düşünebiliyor. Öneri bizim, karar sizin...

Biç̌ina yoxope/coxope (erkek isimleri)

  1. Barua: rüzgar
  2. Guri: yürek
  3. Gurite: yürekle
  4. Livadi: bahçe
  5. Mjora Çona: güneş ışığı
  6. Mjora: güneş
  7. Ogure: yüreklik
  8. Okro: altın
  9. Okroşte: altının ışığı
  10. Omjore: güney
  11. Ongure: yüreklik
  12. Tutadi: büyük ay
  13. Zugi: tepe
  14. Zugidi: büyük tepe
  15. Zuğa Çona: denizin ışığı
  16. Zuğadi: büyük deniz
  17. Zurgi: tepe

Bozomotina yoxo/coxope (kız isimleri)

  1. Barva: rüzgar, yel
  2. İsina Dadala: isina'nın gülü
  3. Gola Dadala: yayla gülü
  4. Gola Purki: yayla çiçeği
  5. Kiana: dünya
  6. Livadi Purki: bahçe çiçeği
  7. Mjoraste/Mjoraşte: güneş ışığı
  8. Ona Purki: tarla çiçeği
  9. Oruba: dere, ırmak
  10. Oruba Purki: dere çiçeği
  11. Pukuri/pukiri: çiçek
  12. Şuri: can, nefes
  13. Şurimşine: sevgili
  14. Gzamşine: yol arkadaşı, yoldaş
  15. Toli Çona: göz nuru
  16. Tutaste: ay ışığı, ayla
  17. Zuğaşte: deniz ışığı
Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Montaigne (Lazuris golaktu: Mustafa Duduluşi)

Nena Tkvaiz

Lazurİs golaktu: Mustafa Duduluşi

Afikire do mağopxe koçepek otku do oçarute nena okimetanaman. Nenaz ağne mutxanepe elantalute var do nena ondriku omçipanute okapetanaman do okeskinaman.

Ağne zitkva var goişinaman. Zati na ren zitkvape dongvanaman, mu mana itkven ya do kai kogyoçkinaman do uǩaçxe umeʒadu ağne ar nostoniz kodonğaman. Ham dulyape iri ǩele iduşunaman do ikoman. Ham oraşi mançarepez gamağkedaiz ham şei iriş duyla na va ren oxiğonen. İristeri osinapu moinʒonaman do nadgenan nçaruman ama mçğipenoba do xenapa na var uğunan şeni gzas kodoskidunan.

Ar daha mu maziran, uncumeli, çança, saxte mutxape daxenez doren. Hantepek na tkvanen nena mç̌ipaşa moʒopxuşi yerine daha-ti goncaxuman. Ağne ar muntxa gobişinat ya do okonağurunan. Mutuz ipelen-i var ipelen-i çkar var iduşunaman. Ağne ar zitkva gobişinat ya do evelineri zitkvape metkomenan ama goikta ekiğkedezko na metkoçez doren nena ağneşen daha ǩapeti do sağlami heşo kodgin.

Nena çkuniz opşa xenapa do imkani kuğun. Ama heya ǩala hakşa hepten mʒika oxobişvelit doren. Avi do harbiz na bisinapamt hem mikori nenaşen opşa ağne zitkva kogamioninen.

Na bisinapamt nena hek hak omcvinuz kogyoğkaiz daha-ti dingvanen do bereketi komeşuxtams. Nena dido zengini miğunan ama daha keskini do ǩap̌eťi ovapumu miǩoroman. Muşeni ki bazi orapez guri cgialeri nenape psvara tkvaiz konikiden. Hem oraz ya Latinuri ya-ti Yunanuri zitkvapez kogobakoret. Xalkik na isinapams zitkvapeşi xenapa do menceli ekseri var mazirenan. Çunki ǩaťa ndğaz na bognamt nenapez xalkik isinapams ya do kogebagit doren do mskvanoba nişi toliz var mazirenan. Do tiz mobiğonamt. Ama çxindiz kai şura na matenanpek, ham nena do tkvalapez opşa nostoni gamumzǩaman, hem nena ipti na gamitkoçuşi ǩimeti-ti xeşen melapute var gondunun.

Bilimepek-ti iri şeyi hepten mʒudişi oktaman do gimoşuman. İriz normali na uçkin gamonktaman do tamami çkva, saxte ar muntxa doğopxuman. Oxoriz na miyonunan xezmekyari biçiz, oropa muperi şei ren kuçkin do oropaz-ti oxun.

Hemuz ar Leon Hebreu do Ficini ukitxit hele... Ham koçepek, tiz na meyuxtams şeepe do na ikoms dulyape muz usinapanen ama hemuk mutu-ti var ogna do oxoğonaseren. Aristo bikitxam ama na miçkin do tiz na meyemixtu mutu hemuşi nçareyiz var moboxvadur. İri şei mektebik na zop̌ons nangapen. Hamuşen mu kyari avenan var miçkin? Ma bortiko, mťǩa pğopxaşa, ǯopxeri dobormtkati hemuşen kai...

(Not: Bu metin, Montaigne'in bir denemesinin özgür bir Lazca uyarlaması/çevirisidir; kaynakta yazarın adı açıkça belirtilmemiş, sadece "Lazuris golaktu: Mustafa Duduluşi" notu düşülmüştür.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Miray Eşkomeri

Ar Nena Momçi

Yazan: Miray Eşkomeri

Ar nena momçi Nosi miğomiği ti çkimişen İdas guri çkimi zuğaşa Zuğa, skani goropa tas

Ar nena momçi Msifonapa miğomiği ti çkimişen İdas guri çkimi mendraşa Mendra, skani tolepe tas

Ar nena momçi Seris mjora steri moxti Ťiťviri çkimis oziʒu igvi Şuri çkimi mestutaşa

Ora çkimi igvi Uskaneli dopskidaşa Migoni nʒaşa Migoni murunʒxepeşa Migoni ğuraşa

Uçare, xvala var domotali.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Nazım Hikmet (Çeviren: Nurdoğan Abaşişi)

Nostonyai Oç̌ǩomale

Çeviren: Nurdoğan Abaşişi

Letaşen, daçxurişen do mzuğaşen na dibaden Koçepeşi enni kaepe Nostonyaepe

Biçepe do Kulanepe dibadaseren çkunden Koçepe

Uşkurinu dolokidaneren xepe Xepe moidvaneren do artikatiş mxucepez Oğkedaneren meşaşei zxankala murunzxepes

"Skidala mu kai nostonyayi tu doren" ya tkvaneren

Uderdeli oropa vaneren Koçiş toli steri dolovareri İni, ar ǩonžoli urzeni steri Ǩumxi svareri.

Haşo kai nostonyai oç̌ǩomale Mittişi ncaz var çans-ti Mitiş avlaz var yuxtimun ncas-ti

Çkva kaderi Maraşinaş tuta steri Haşo nena haşo gere do peri steri Var tanaseren var ivaseren ndğaleri.

Letaşen daçxirişen do mzuğaşen Na dibadaseren koçepe steri Koçobaşi

İro do iro kai nostonyai Ǩoçepe imbralaseren çkunden

(Not: Nazım Hikmet'in "Harikulade Yemiş" adlı şiirinden çeviridir.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Sinan Badişi

Nanaşanti

Yazan: Sinan Badişi

Oxorişen gamaxtuşi, irki gurzeni binexi ziru. Berobaş ndğalepe-muşi mteli e binexişi tude mişakorobeli kortes.

Soğuni fara nana-muşişi gurişi xoma ognu. E oras ren okonaşi inciratu, anciratu do çkva ti mo gvakuzxinatu untu. Nana-muşi gurişi xomaten doğuratu.

Nana-muşi tolişen çelamurepe tomalepe-muşişen nunkuşa-ta gyagonu. Skidalaşi ǯǩari steri tu moro; e ǯǩaris işkvidatu untu. E ç̌iťa ora çkar moiçodetukon, mteli skidala e oras mişintratu untu.

Varna xtima ǩuğuzitu. Nanaşen mendra, Nana-muşik, goropa çkimi, guri çkimi, sotxa ida skan ǩala igven ya uğu, eşoten guri gundu. Bgareli, guri dolotaxeri nana-muşi tolepes soğuni fara midağǩedu, yedgitu, igzalu.

Oxorişen gamaxtuşi, irki gurzeni binexi ziru. Berobaş ndğalepe-muşi mteli e binexişi tude mişakorobeli kortes. Okvaşxe-muşişen xe uvaluptes.

İrki, gomuri mexiruptu do na niğopu ndğa, uǩule seri gverdis ontkobinace istertuşi gondunu ndğaşi şǩurina ziru. Çkar midağǩeduşi ar kulanişi jur toli, irkineri goropeli-muşi.

Mteli şurape oşorişen ixi steri gamabartes. Nana-muşişi şura, baba-muşi do tutunişi şura. Mteli okvaşxe-muşi meşkumala kuğuzitu. Xtima kuğuzitu!..

Çkar mutu var dolvantretu bavuli-muşis. Bavuli-muşi izmocepe do huliyapeten yepşeri uğutu. Mcveşi çkar mutu var dilintretu. Nana-muşi şura ti na kayazdatuna kai igvetu, dubağutu ya do imsifonu.

Mteli mcveşi ndğalepe-muşis xe uvalu muk, ti do huliyape yepşeri bavuliten igzalu.

Huliyape-muşişa nulun gzas, arabas gexeduşi, guşabğeri tu. İri xolo-muşi ǩele muituyi; calepe, gza, didi ar ťiba, muşkele muitu, gyapğetu-yi var na mu entepe ǩele nulutu-yi var nagnu.

Moro mut var nulutu do iri xolo muşkele muitu. Gyabğetu. Calepeşi, gzaşi, mpulapeşi, ťibape do xincepeşi tude doskidutu moro. Ťora işkvidetu ya ağonu!..

Ağani ar svaşa nulutu. Huliyape-muşişa, berobaşen donu ziroptu izmocepe-muşişa; var na ti kurbetişa! Var uçkitu aği xolo; mteli leťa nana ren insani şeni, ǩurbeťi nanaşanti!

Arabas doloxe, meveşi mutu var imsifonu. Var ti mutu gvaşinu. Huliyape-muşiten xeleberi xtima, mcveşepe omsifonus ucgitu.

Eşo aşoten gza diçodu. Bavuli-muşi ilakač̌eri, mutu umsifonu igzaltu noğas. Gurpicis na naťen mxucepe, iri artimajuras doloxe, mutu var nigninen xomape, çkar mutu var ograptu. Huliyape-muşi-ti var imsifontu. Gverdi ğureli steri igzalu, igzalu, igzalu..

İrkineri ǩurbeťi seris, izmoces opute-muşi ziru. Ar nodis, goropeli-muşis oğketu. Artimajuras ubirtes mele-mole. Birapa mu rtu var gvaşinu.. Gokuzxuşi xvala muruʒxi steri jur toli şuntu, seri gverdis.

Goǩuʒxu sva sotişa var nagapu ǯoxle. Ti-muşi nana-muşişi oxoris ağonu. Ekoni oxonçkineri şeyepe goru darabas gilakideri. Darabape artimajuras nugaptes ti na nana-muşi piştimali var tu eǩnas gilakideri.

Xolo dvanciru. Bavuli-muşi gonǯkimeri var uğutu. Huliyape-muşiten guri-ti bavuli-ti yepşeri uğutu.

'Ťaroni gamatanuşi kagoǩuzxu. Serişen doskaderi jur toli mjora yextu eşo kagondunu. Xolo opute-muşis ağonu ti-muşi. Ar mamuli xoma, ar çinoperi şura çumaltu. Var, çinoperi çkar mutu var tu.

Noğas, gale gamaxtaşi-ti doloxe taşi-ti, ar cuca steri iri xolo iuzxuptu. İrkineri ndğalepes ǩap̌ulas bgara mvocantu. Monǩa ar bgara mokideri igzaltu moro.

Ndğaleri dulyape-muşis, huliyape-muşis notxozutu. Emuşeni ndğalerepes, çumanepes dido goroptu. Ar ekos-ti limcepe do serepe çumaltu. İzmocepes opute žiramu şeni. Nana žiramu şeni.

Mteli moğalinoba, ar izmoces jur tolis gvoçkondutu.

Oğargalu ç̌iťa ç̌iťa aktiretu. Nena-muşi var ognaps, ar ğarğals şeni, noğaşi koçepes nagetu ç̌iťa ç̌iťa. Xoma-muşi irkineri orapes muk var nagnetu ti na aktiretu. Emus ǩitxa na moxtu eşo tu noğaşa, mot iktiratu!

Var uçkitu; ar svas, nana-skanişi xoma var ren-na ti skanis va re svas nager, ç̌iťa ç̌iťa, çkar var dogağven, var nagner, iktirer, entepes nager.

Naǩo ndğa, naǩo tuta mikilu, var ǩorezxuptu. Var imsifontu şeni-ti mu ukoreps, var nagnetu.

Huliyape-muşi ǩala yepşeri, osteruten, xeleberi ndğalepe mikilaptu mani mani.

Mövima mulutu, jur rakani şka dumaniten yipşu ǯoxle, zuğa steri niktu. Xonzuntu, valuptu. Mövima çkar var dodgitasunon steri miviptu. Gali irdu, irdu, rakanişen muşi-kele zuğa gyulutu. İşkvidetu ťora. Upiten şoleri kagoǩuzxu. Mu kai, ekonaşi var'tu. Noğas mç̌vima ǩorezxeri steri, xonzinua-ti, valua-ti. Ar-jur mğvima, ar-jur mexonzinuaten mikilaptu doba ndğalepe.

Mapxa-ti, doba-ti var uğutu noğas. Mç̌vimaşi xomaten ne inciretu var-ti ncirişen guikuzxinetu. Kvinçi xoma, zuğa, mutxa ren ogoruşi, noğas iri xolo ç̌iťa ç̌iťa tu. Obağinuşi, oğǯğinuşi var.

Ar seris, huliyape-muşişa mekteri inciru ar seris, izmoces nana-muşi ziru. Oxori muteşi ǯoxleni binexi mokvatuptu baba-muşik, mjoras mvotun, oxorişa te var amulun ya do. Binexişi tude goç̌ǩondineri ndğalepe-muşik ibgartes okokateri. Nana-muşik entepes utonuptu. Soti var mindaxtat, oxori tude komişaxtik do elbet komulun, var gogiçkondinapan ya do.

Arxomaten kagoǩuzxu. Tolepe çelamureten yepşeri. Nana-muşişi şura ognu gurpici-muşis. Naǩo tutaşen, ğanaşen doni. İzmocepes jur toli uǩoreptu iya konagnu. Ťora noğas nagetu. Ma var viktirer, mopti eşo vore ya var atku. Aşkurinu.

Majura ndğas arabas gexedu do opute-muşişa nulutuşi, muş-kele mutu var mulutu. Ncalepe, gza, zuğa ren eşo kortu. Muk nana-muşişa nulutu, ti muşişa nulutu.

Huliyape-muşi var naşkvas ti-na, ti muşi-ti var gvoçkondu. Huliyape-muşi do mcveşepe, beroba oǩobğeri skidala iguraptu, ç̌iťa ç̌iťa.

Noğa; nanaşanti-muşi tu.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Osman Pizma

Mcveri do Tikanina

Lazuriş meozilu: Osman Pizma, Şilva 2009 (Orijinali Fransızca'dır)

Ar tikanina condgu do prandineri na celulun ar rubinaşa mağeri ʒarina muşi şumtu. Oxoktapa na gorums ula-ʒapa ar mcveri mşkorineri mşkorineri himinepe var eşkundasi. Eeeee mşkorina var oren-i, eğçopu him mcveri, tikanina so ortu svalepeşa komoonu.

  • Si mi ore do moxti do ma na pşum ʒari, si ham uşarvale oktinu skani goğirare si. Ya uğu limasyari mcveri.

Condgu do ʒarina muşi na şumtu tikanina, hamlakirde dvaguru var him ǯulu tina muşi ezdu do zadusi. Jilendo muşi mşkorinate tolepe mğupineri eğrindu do na doloğes toli gamançarka mcveri kaziru. Tikanina şkurinate guri oparpalu kocuğu. Mcverepe tikaninape muğo oğodaman dugurinurtu.

  • E didi şkimi, tolepe skani govağari haǩu guri mo mogalertas. Aya zadi ma so vore do si so ore. Ma skanda eçi metro ǯalendo pşum ʒarina. Muç̌o iasertu do si na şum ʒari mamğirasertu.

Him ham var mişǩun ya do konantxozu tikanina, uji gopşitila meveri.

  • Si ğari mimğiram ya xolo dooxineri ham ugurimeğvale skidina. Do si na golaxtu ǯana ma na ekomolakirdi-ti komişǩun ma.

  • Ma muğo ekemalakirdasertu si, e didi. Ma goğo ham ora var dovirini dortu-ti. Ma huydohuy nana şkimişi mca na pşum vore.

  • Si var orti na-ti juma sǩani ortu.

  • Ma p̌oťe jumana var mau e didi şkimi, ar oxori ar berena xvala vore mu maxenen ma. Haǩu mote memokaçam.

Şkorinate korba na ugurgulams mcveri tkvaşa tkva eğrindurtu.

  • Him ham var mişǩun ma, tkvanepeşi ar muşi ören. Tkva ar vrosi megagnaten, hişo numgvas mçeşepe do laçepe tkvani ǩala oǩoǩateri na ekomolakirdamte ma memognapes mo moyvar huy. Aşkva irizoşi piyatosinepe si gamogoğare.

Ya do zaxonape do doloxepeşa komeşkionu. Himdora şikule mcveri aşkva var oxap̌arapu tikanina. Do doxedu do zaxepe oşkenda komeşkaşkomu.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Yılmaz Münir Avcı

Mcve Oxori Çkini

Yazan: Yılmaz Münir Avcı

A, ğani oxorişi oǩidu şeni na-pʒkit mcveşi oxori çkini P̌ap̌uli çkimik kiduptuşi maartani oǩoǩidinu (cihan harbi) kagamaxteen do kyoi çkini-ti 3-4 ʒanas Urusiş askerepeş xes kodololeen. Edo oxori şeni xazireli na-ren pizarepe em askerepek var çvanten papulik dişka tiyeleen do oputes kokobğeen.

Mcveş oxorişi galeni neǩna na-gonʒka kala ǯocişa kamiletu. ǯocişi marzgvani ǩele Dizgyaiş (Tezgah) oda, ǩvazali kele-ti jini katişa na yilen ar pizariş ǩvata do zoxlendo-ti ogyareşa na-amilen ar neǩna çkva kortu. Ogyareşa amaxtaşi-ti xolo marzgvani ǩele ç̌iťa oda, kvazali ǩele ǩeremuli na-goğobun ar ocakluği (şimine) do Dinanaş oda, zoxlendo kele-ti, ekoleni oputeşa na-gamilen neǩna kortu. Jini katis-ti Muşiri do man na-bcant odaşi marzgvani ǩele ar koridoi do ekole akole-ti mcveş oda do ağani oda kortes. Mcveşi odas iya aya molobğutu do ağani odas-ti nana do baba cantes.

Dizgyaiş odas babaşi xe muşiten noxvene ar torna uğutu do çarki muşi ǩuçxeten oktaptu. Babak ek mamçkadoba (marangozoba) ǩala mobilya-ti ikiptu do çkinti emus mevuşveltit. Çkin em oxori 1948'is pǩitşi man daha nçxoro ǯaneri vorti mara xerxi do laşungi (kesei) ǩala burç̌uli do çkva mutupe birtum xes komokaçutu. Çkin osteru şeni pizarepeşi kunǯulişen mexerxeri takope domibağutes. Majurani berepes eti var uğutes. Ogyares ǩeremulis birtum ar ǩardala kogoğobutu do emus birtum ya lobiya varna lugu igibetu. "Yonçi lugu, gyonçi lobiya!" na-zoponan steri.

Kimi oras ontules na-mepzilat ǩuvaliş lobiyape tağaniten dopxrakuptit do cebes kodolovibğaptit. Gale vortatşi en kai gyari iya magyvetes. Kimi oras-ti ağani lobiyaşi kakape fuza miveris meşovoxvaptit do dopşuşkuptit. E-ti dido nostoneri igvetu.

Babak daçxiriş ǯoxle ar mçxuriş posti konorçaptu do ek doxedatuşi-ti Muşiri ǩala p̌odia muşis gelaxunu şeni yarişi vikiptit. Babak raxatoba şeni gaziş lamba tokiten nçeris na noç̌ǩadu ar makaraten yonçaptu, gyonçaptu. Lambaş tude na ren postis doxunuş yeri kobziratşi-ti babak ǯoxle musafi dikitxuptu do okule-ti çkini ǩala zikri ikiptu. Seriş gverdis dulya na va rixvenen şeni ora mekolapuşi en kai gza-ti iya miğutes.

Majurani didi okokidinus (cihan xarbis) iri şeri ǩala şekei, lazuti do kazyaği-ti keğkoduşi lambaş yerine kandili vixmartit. Kandili şeni margyvali ar tenekeş ǩuti do jin muşi-ti ar çarkiten em ǩutis na doloğin fiťili eşovonçaptit. Fiťili na bzopon-ti mu ren! Mcveşi paçavrape şeridi steri dopxaruptit, domçimoşuptit do lukuna kogovusumertit. Kandili na bzopon; ar ǩuti, ar fiťili do arçkva na gilunçaxa ebzaşi daçxiri. Mtelli iya ren işte.

Kyois mitik soba yado mutu na vaixmartu şeni ginobaşi ndğalepes-ti limcişi ordo xolo önceres komeşavitit do ǩuçxepeşi otibinu şeni Muşiri ǩala ǩuçxepe artikartiş xais komeşavudumertit. Ruçxe gini giğutaşi nciri mulun-i? Helbetteki var mulun. Edo ncirişi moxtimuşakis artikartis parametepe vuğumertit. Kimi oras çkin-ti kelavumzxuptit. Kimi oras-ti na minonan steri dovoçodinaptit. Ǩarťa seris ayni parametepeten mepçirdatitşi-ti önceres meşaxuneis vibirtit. Edo eşopeten okondrukeri kodomanciretes.

Oxorişi ǩap̌ulas bağu midgites. Çeçmeti oputeşi majura ǩele uşkiriş kinais eladgitu. Opute dido didi var tu-tina dolokunu do kyume steri oxominuş mutupe ek na gonzin ar nçxilis mujikidetu do ixominetu. Edo çkin iri osterupe-ti em ç̌iťa oputes vikiptit. Ar kele-ti zambağepe golorgutu. Gzaş kele-ti ar mjoli kogedgitu do pukirobas emuşi butkape metaksiş munturis pçaptit. Metaksiş munturişi markvalepe mjoliş butkapes gevobğaptit. Markvalişen gamaxtanşi butkape ar şvacis kagondinuptes. Dirdan do kukudas komeşaxedanşi-ti berepes gyunaxi var agven ya miğumertes do ǩardalapes na-txialaps ǯǩaris kodolomobğapaptes.

Oki kogomaşines, emuşi-ti doptkvat.


Xolo koxikanu verane guri Si sole maziri uru osuri Megoğedi ťora eiťu şuri Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Bere'r daa var or eǩyani şkimi A kogişkurtuko derdepe şkimi Ma huy nam gza vakna e tangri şkimi Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Si daa bere'r do huy mot ilaxi Hiku mskva'r çi ťora mati vilaxi Ma komiğun iri soi cunaxi Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Si va gişkun oropaşi ağrepe Va zirare oxorişi gzalepe Goxtar boyne opşa juri tolepe Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Va moftare mondo aşkva ngolaşa Hay gamionaman koçi nosişa Komoviği ǯo ngolape tolişa Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Mpula moxtu konogutu vanaği Xolo şuman kokoxedey yiğnaği Ma zeiri pşvare momçit bardaği Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Şku ptrağudamt si işkir pencereşa Çilambri nikoru ala tolişa İşareti momçam iri ťobaşa Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Dogampuli dortu xolo komziri Ela kelemakni bare ibiri Şku moy mçadey Alla haǩu çibiri Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Porça şkimi nudvi duğir nişani Sum yeri gamağvi var or pişmani Ma mupartu si ortiko duşmani Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

İğam porça şkimi naşkum mandili Si or mondo sum çoişi akilli Govonognam hiku va vor sefili Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Olaxi vanaği xolo milleti Maraki pşum siti iyer illeti Başka şkala vortay mogalen beťi Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Komoxti mekçare gurişi gverdi Vap̌a vor başkaşi moy gaen derdi Ma giondrar si evedi imordi Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Eftit kocelapxert Samarile ti Ma votoçar elemooni siti Momçan karşiluği var oni miti Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Golovulur kogaziru neǩnaşa İari maanate keulur gzaşa Doxaziri limci meftar carişa Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Ma deli vor va vozizinam miti Dogiğva gişkurtay e'suri siti Va gomağen ma skani cunaxiti Ma huy mu par a domiğvit mu iyen!

Juma dogaiko vato iasi Va gvonognam ognare imordasi Ali dolomabar gza memagasi Vrosi muşi haşo'n e toli çona!

Yazan: Ömer Temelişi (Kuyumcu)


Na-gudgin mteli ǩida kva do ncaten noşvei, Majura ǩarťa mutu pizariten çkadei. ǯoxle muşi opute ontule goladvei, Odape mokaçeri uğun oxori çkinis.

Oxorişi şkaguris birtum daçxiri kogzun, Çumanerişi mjora didi odas konogzun. Nagunkapun berepes gyari ǯǩari gamogzun, Manzagere molobğun birtum oxori çkinis.

Ar kalati ǩaǩali nunkuşa dolobğei, Ǩeremulis goğobun ar övle goxomei. Postis kogexen do lirs papulik menʒomei, Mteli şeyi memsǩveri uğun oxori çkinis.

Okizeşi ar ǩele ǩizi grasta keladgin, Okrebules ʒkariten ǩuǩuma kogeladgin. Ar stoli do tronepe ekole kaeladgin, Ongore koguluğin nçeris oxori çkinis.

Ǩeremuliş kankulis ǩardala kogoğobun, Emuş ç̌iťa jindole ǩanǩuleʒi konobun. Steğo ǩala oğkares birtum ǯǩari kogyobun, Çeçme elaǩideri uğun oxori çkinis.

Mç̌ǩidiş mkiri lazuti mteli xaros dolobğun, Modvalu do nalini neǩnaş ǯoxle goğobğun. Sağani iya aya oğudes kogolobğun, Dulyape memskvaneri uğun oxori çkinis.

Oçkomaluş gyarepe mteli xaros meşazin, Ǩizi ǩop̌a do xami okizales gelazin. Arguni do burç̌uli ğociş neǩnas mokazin, Tude muşi xayati kuğun oxori çkinis.

Ç̌iťa oda nkileri koren musafirişi, Didi oda umçane badi ǩala xçinişi. Gverdiş oda ğipxeri nisa do noğameşi, Birtum ğanda xeleba koren oxori çkinis.

Yazan: Yılmaz Münir Avcı

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
İsmail Bucaklişi

Lazuri Doviguram (Lazca Öğreniyorum)

Hazırlayan: İsmail Bucaklişi

Lazca'da Şahıs Önekleri

Çekilmiş bir fiilde eylemi yapan şahısı gösteren ektir. Yani, eylemin kimin tarafından yapıldığını gösterirler. Fiil kökünün ilk harfine göre "b-, v-, p-, p̌-, (m-)" olabilir.

Şahıs önekleri kip ve zamanlara göre değişmez. Aşağıda sadece 1. şahıslar (ben, biz) için şahıs öneki incelenmiştir. 1. çoğul şahısın (biz) sonuna gelen çoğul eki "-t", 1. tekil şahıs (ben) ile 1. çoğul şahısı (biz) birbirinden ayırmaktadır. Diğer şahıslar için (sen, siz, o, onlar) şahıs öneki sıfırdır, yani özel bir önek almazlar. Ancak sondan aldıkları eklerle ayrılırlar.

Eğer şahıs önekleri "p-, p̌-, b-" ise fiil kökü ile şahıs öneki arasına başka bir ek gelmez ya da fiil kökünün önüne "kök öneki" olarak adlandırabileceğimiz "-i-, -u-, -o-, -a-" eklerinden herhangi biri gelmez.

Örnek: p-taxa: ben kırayım / p-taxat: biz kıralım b-naxumum: ben yıkıyorum / b-naxumumt: biz yıkıyoruz p-ʒadi: ben baktım / p-ʒadit: biz baktık v-ibgarare: ben ağlıyacağım / v-ibgaratert: biz ağlayacağız

Yukarıdaki ifadelerde koyulaştırılmış harfler (p-, p̌-, b-, v-) şahıs ekleridir. "-t", 1. ve 2. şahıslarda çekimli fiilin sonuna gelen çoğul ekidir.

Şimdi hangi durumda hangi şahıs önekinin geldiğini inceleyelim.

Kural 1: Fiil kökü "ç̌, k, g, ǩ, ʒ" seslerinden biri ile başlıyorsa, şahıs öneki "p̌" olur.

Örnek: o.ç̌ar.u: yazma, yazmak (fiil kökü "ç̌" ile başladığı için kök öneki "p̌-" olacaktır.) p̌-ç̌arum: yazıyorum / p̌-ç̌arare: yazacağım / p̌-ç̌ari: yazdım. o.ç̌ird.u: yırtma, yırtmak. p̌-ç̌irdum: yırtıyorum / p̌-ç̌irdare: yırtacağım / p̌-ç̌irdi: yırttım.

(Siz de, şahıs eki "p̌-" olan 10 adet fiil yazınız.)

Kural 2: Fiil kökünün ilk sesi "ç, f, k, s, ş, t, x, ʒ" ise, şahıs öneki "p-" olur.

Örnek: o.ç.u: kollama, kollamak. p-çum: kolluyorum / p-çvare: kollayacağım / p-çvi: kolladım. o.kos.u: silmek. p-kosum: siliyorum / p-kosi: sildim / p-kosare: sileceğim.

(Siz de, şahıs eki "p-" olan 10 adet fiil yazınız.)

Kural 3: Fiil kökü "ç̌, d, g, ğ, j, l, n, r, v, y, z, ʒ" seslerinden herhangi biri ile başlıyorsa şahıs öneki "b-" olur.

Örnek: o.gor.u: arama, arayış, aramak. b-gorum: arıyorum / b-gorare: arayacağım / b-gori: aradım. o.lal.u: havlama, havlayış, havlamak. b-lalum: havlıyorum / b-lalare: havlayacağım / b-lali: havladım.

(Siz de, şahıs eki "b-" olan 10 adet fiil yazınız.)

Kural 4 (metinde "Kural 3" olarak tekrarlanmıştır): Fiil kökünün ilk sesi ne olursa olsun, eğer fiil kökü ile şahıs öneki arasına kök öneki "-i-, -u-, -o-, -a-" geliyorsa şahıs eki "v-" olur. ("v-" değişkeni Arhavi, Viğe ve Ardeşen'in bir bölümünde "b-" şeklindedir.)

Örnek: o.bgar.u: ağlama, ağlamak. v-i-bgar: ağlıyorum / v-i-bgarare: ağlayacağım / v-i-bgari: ağladım. Burada v- şahıs önekidir, -i- kök önekidir; fiil kökünün ilk sesi "b"dir, ancak fiil kökünün ilk sesinden önce kök öneki geldiği için şahıs öneki "v-" olmuştur.

Örnek: o.ç̌ar.u: yazma, yazmak. v-u-ç̌aram: ona yazıyorum / v-u-ç̌arare: ona yazacağım / v-u-ç̌arı: ona yazdım. Burada v- şahıs önekidir, -u- kök önekidir; fiil kökünün ilk sesi "ç̌"dir, ancak fiil kökünün ilk sesinden önce kök öneki geldiği için şahıs öneki "v-" olmuştur.

(Siz de, şahıs eki "v-" olan 10 adet fiil yazınız.)

Kural 5: Eğer fiil kökünün ilk sesi "n" ise şahıs önekinin "b" olması beklenir. Ancak "b" ve "n" yan yana geldiğinde şahıs öneki "m-"ye dönüşür.

Örnek: o.nax.u: yıkama, yıkamak. "b-nax-um: yıkıyorum" ifadesinde "b" ve "n" yan yana gelmiştir; bu durumda şahıs öneki ya "m"ye dönüşür ya da fiil kökünün ortasına gelir. m-naxum: yıkıyorum / m-naxvare: yıkayacağım / m-naxvi: yıkadım.

Örnek: ndrik.u: eğmek, bükmek. "bandrikum: büküyorum" olması beklenirken okunuş zorluğundan dolayı "b" ve "n" yanyana geldiği için şahıs öneki "m" olur: m-drikum: büküyorum / m-drikare: bükeceğim / m-driki: büktüm.

(Siz de, şahıs eki "m-" olan 10 adet fiil yazınız.)

Kural 6: Genel olarak Lazcada eklerin, "fiil kökü"nün önüne ya da sonuna geldiği bilinir. Ancak bazı durumlarda "fiil kökü"nün arasına ek gelebilmektedir. Bu şahıs öneki olabileceği gibi nesneyi gösteren ek de olabilir.

Örnek: o.nax.u: yıkama, yıkamak (fiil kökü "n"dir. Şahıs öneki "p-", na-p-x şeklinde kökün arasına girecektir.) na-p-x-um: yıkıyorum / na-p-x-va: yıkayayım / na-p-x-vare: yıkayacağım / na-p-x-vi: yıkadım.

Örnek: o.beǯğ.u: bağırmak. be-b-eǯğum: bağırıyorum (şahıs öneki "-b-" fiil kökünün arasına girmiştir.) o.berg.u: kazmak. ber-b-gum: kazıyorum (şahıs öneki "-b-" fiil kökünün arasına girmiştir.)

Diğer örnekler: bobn-um: yıkıyorum / bribz-um: yırtıyorum / bubr-um: yamalıyorum.

Fiil kökü "m" ile başlıyorsa şahıs öneki de "m-" olur. Ancak çekimli fiilin başında iki adet "m" görünmez, vurgulu söylenir: o.mkor.u: esneme, esnemek. mkorum: esniyorum. o.mk.u: öğütme, öğütmek. m-kum: öğütüyorum.

(Örnek: Siz de her bir şahıs öneki için 5'er adet fiil bulunuz; şahıs öneki "p̌-, p-, b-, v-, m-" için 5 adet fiil yazınız. Son olarak şahıs önekinin fiil kökünün ortasına geldiği durumu gösteren örnekler bulunuz.)

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Derleyen: İsmail Bucaklişi

Cuncuri do Noseri - Boro do Ç̌ǩveri

Hazırlayan: İsmail Bucaklişi Resimleyen: Muhammet Tunçsan Lazurişen Margaluruşa çeviren: Givi G. Karçava

(Bu masal hem Lazca hem Megrelce (Margaluri) olarak kaynak metinde paralel sütunlar halinde verilmiştir; Lazca metin esas alınarak numaralandırılmıştır.)

Cuncuri do Noseri (Lazuri)

  1. Teren var teren, jur cuma teren. 2. Ari dido noseri, majvani cuncuri teren. 3. İsa iğadebuterenan. 4. Mtxa ocunap-terenan.

  2. Ar dğas Noseri mzxuliş caşa haexteren. 6. Oǩorobu şeni mutu var uğuteren do çxalupteren. 7. Noserik Cuncuri cuma-muşis uğveren-ki, "Man dopçxala, si dokorobi." -ya. 8. Mteli mʒxulepe doçxaleren. 9. Uǩule hagexteren-ki mu ziras; 10. Cuncurik mtxalepe mtel doçkireleren do ar mtxa naşkveren. 11. Noseri cumas hogoşubğeren.

  3. Mu gvi? 13. Antere muşeni noğkiri? do ǩitxeren. 14. Cuncurik-ti tkveren-ki doçxali, anterek hoǩomes. 15. Xvala em mtxak var ç̌ǩomu. 16. Doğopu do kraşi jin doçaperen. 16. Emu şeni iya va meoğkiri do majvanepe mteli dopç̌kiri." -ya.

  4. Limci goikta-sinonan, mitik va nagnas ya do mteli mtxape dotirelerenan do limxunaşi tude dompulerenan.

  5. Ǩaťai na-hodinciru mtxalepeşi saebiş oxorişa mindaxterenan. 19. Noserik mtxalepeşi saebis uğveren-ki "Çkin oxori-çkinişa goiktation. 20. Çkva var vizadation. 21. Geğareli-çkini homomçit."

  6. Mtxalepeşi saebik-ti geçareliş gverdi Noseris meçeren, gverdi Cuncuris. 23. Cuncuris guri muxteren. 24. Muşeni cuma-çkimis çkimişe ǩonari geç̌areli meçapt, -ya do duluguuleren. 25. Uǩule, tkveren-ki, "Man limxonaşi tudeşa tito-jur* ptiri, amuk tito tito tiru. 26. Müşeni çkimişe ǩonari geç̌areli meçap? 27. Man emuşen dido geç̌areli momçagion." -ya.

  7. Ǩoçik ǩitxeren, "Mu tirit, mu omp̌ulit?" -ya. 29. Noserik tkveren-ki, "Mutu var, mutu var, Cuncuri cuma-çkimik lafups." -ya.

  8. Honagnerenan. 31. Ǩoçi oxoris amaxteren pişťovi ezdimaşa. 32. Emoras cumalepe imterenan.

  9. Cuncuri do Noseri oxorişa mindaxterenan. 34. Nana-muntereşi dido xarmeli teren. 35. Noseri cumak papa domzaderen. 36. Oxoris ǯǩari do mǩirişen çkva mutu var teren. 37. Emu şeni-ki papa domzaderen. 38. Nanas koças ya do Cuncuris homeçeren papı.

  10. Cuncurik-ti ǩiziten ťuʒa ťuʒa nana-muşis p̌icis hodoluberen. 40. Dido-na ťuʒa teren nana doğureleren do motakeren. 41. Noseri cuma homoxteren. 42. "Nanas mu ağodu" ya do gamigueleren. 43. Cuncurik-ti "Dido Kai ağonu papa-na hopçi, emu şeni iZizaps" -ya.

*Derleyen: İsmail Avcı Bucaklişi. Kaynak: Nafiz Bostancı, Sapanca. Tarih-Yer: 6 Temmuz 2003-Londra. (Tito-jur: ikişer)

Boro do Ç̌ǩveri (Margaluri)

(Aynı masalın Megrelce çevirisi kaynakta paralel olarak yer almaktadır; kısaca özetlenirse Megrelce metin de aynı numaralandırma ile hikayenin birebir karşılığıdır: "Ope va 'ope. Jur cima ko'ope. Art ʒalam ç̌ǩveri, majira boro 'ope..." biçiminde başlayıp Lazca metinle aynı olay örgüsünü izler; kardeşlerden Boro (Noseri/akıllı olan) ile Ç̌ǩveri (Cuncuri/saf olan) arasında geçen, armut toplama, fındık paylaşımı ve annelerine yalan söyleme temalı bu halk hikâyesi, iki lehçe arasındaki yakın akrabalığı gözler önüne sermesi bakımından değerlidir.)

Dinmaǩarali (Derleyen): İsmail Avcı Bucaklişi. Ǯgu (Kaynak): Nazif Bostancı, Sapanca. Borci-Aǩani (Tarih-Yer): 6 Temmuz 2005, Londra. Lazurşe Margalurşa Ginma'onapali (Lazcadan Megrelceye çeviren): Givi G. Karçava.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği
Hasan Uzunhasanoğlu

Duduşi Nuri ve Sicalepeşi Destani

Yazan: Hasan Uzunhasanoğlu

lazistanis mu p̌aten ham nosite?! gebiktit do var bognit, cuma çkimi!

DUDUŞİ'nin doğum yeri Murkiti'de yapılan alan çalışmasında yer alanlar: Büyüklişi Osmani, ʒapuleşi (İsparoğli) Mustafa Cumadi (Özşeker), Xavulişi Cavit Cumadi (Özkan) ve Hasan Uzunhasanoğlu. Sicalepeşi Destani ve onun meçhul yazarı DUDUŞİ Nuri hakkındaki fikir ve tespitlerimi paylaşmaya çalışacağım.

1. Kısaca Destan

Konumuz destan olduğuna göre, destandan daha doğrusu destanlarımızdan bahsetmeden olmaz. Destanlarımız; sosyal, siyasal, ekonomik olaylardan aşk, sevda, ölüm gibi bireysel hislere kadar geniş bir konu yelpazesine sahiptir. Yapı itibariyle en az üç dörtlükten oluşan bu şiir türü sonsuz sayıda dörtlükle yazılabilir. Laz Halk Edebiyatı'nda daha çok on bir heceli mısralardan oluşan destanlara rastlamaktayız. Mısralar birbirleri arasında a a a x şeklinde kafiye örgüsüne sahip olmakla birlikte, her dörtlüğün son mısrası ya büsbütün aynıdır ve nakarat olarak tekrarlanır ya da kafiyeleri diğer dörtlüklerin son mısralarıyla ortaktır. Tekrarlanan bu mısralar destanın akışı içerisinde değiştirilebilirler. Laz destanlarında ekseri mahlas kullanılmamaktadır.

Şunu da belirtmek gerekir ki örgün eğitimin bize kazandırmış olduğu iki tür 'destan' algısı vardır: bunlardan âşık tarzı tabir edilen destan türü ile Laz edebiyatındaki 'destani' büyük ölçüde örtüşmektedir.

2. DUDUŞİ ve Destanı Hakkında Genel Bilgi ve Tespitler

Burada makalemizin konusu; Yosep CİPŞİZE'nin, ilk seferi 1909-1910, ikinci seferi 1917 yılında olmak üzere, Lazistan'a yaptığı ikinci gezisinde derlediği ve ölümünden sonra 1939 yılında Arnold ÇİKOBAVA tarafından Gürcistan'da yayımlanan Çanuri Tekstebi adlı kitabının 46-54. sayfaları arasında yer alan destandır. Destanın DUDUŞİ Nuri'ye ait olduğu, kitabın yazarı tarafından 54. sayfadaki not ("nuri dudunun-oğli; arkabili-Çarmatili, 45 yaşında, Viğe, 14.VII.1917" ve "Trevendli olan 25 yaşındaki Osman Xacı Osman-oğli adlı kişide Türk alfabesiyle yazılı olarak vardı ve bana yazdırdı") ile ve bizzat DUDUŞİ tarafından da "mot meiçam ti skanis, nuri çkimi!" şeklindeki mısrasıyla 13. kıtada teyit edilmiştir.

DUDUŞİLER halen; Arkabi'nin (Arhavi) Ç̌armati (Cumhuriyet) Mahallesi'nde SARIÇİÇEK, Viğe'nin (Fındıklı) Gori (Kurtume ile birlikte Ilıca) Mahallesi'nde ÖZKAN (OSMANOĞLU) ve Baxta (Kireçlik) Köyü'nde ise "ÖZTÜRK" soyadıyla yaşamlarını sürdürmektedirler.

Öncelikle belirtmem gerekir ki CİPŞİZE'nin "Türk alfabesi" ile kastettiği, Osmanlı döneminden 1928'deki harf değişikliğine kadar kullanılmış olan ve günümüzde 'eski yazı' olarak da bilinen Arap alfabesidir. CİPŞİZE yazılı olarak eline geçen bu metni, yine kendisine bu metni ulaştıran Trevenduri (Fındıklı-Derbentli) 25 yaşındaki Osman Xacı Osman-oğli adlı şahsın ağzından bizzat dinleyip tekrar temize çekmiş olmalıdır. 1917'de bölge Çarlık Rusyası işgali altında olduğuna göre, destanın işgalden önce yazılmış olması muhtemeldir; zira DUDUŞİ, destanda, işgalden bahsetmemektedir. Önemli bir not da, DUDUŞİ'nin 1917 yılında 45 yaşında olduğu bilgisidir ki bu da Şairin 1872'de doğduğunu göstermektedir. Kimi internet sitelerinde Şairin 1885-1918 yılları arasında yaşadığı belirtilmektedir; ancak Şairin "dibadi do xolo lalum cveşuri" mısrası bu bilgiye gölge düşürmekte, doğum tarihini en azından 1885 öncesindeki bir tarihe doğru itmektedir.

Gerçekten de Arhavi Nüfus Müdürlüğünden alınan Nüfus Kayıt Örneği'ne göre DUDUŞİ 1869'da dünyaya gelmiştir. Ölüm tarihi de 1916'dır. Yalnız Nüfus Kayıt Örneği soyadları, isimler ve ölüm tarihleri açısından güvenilir değildir. Çünkü gerek DUDUŞİ'nin kendisi gerek ebeveynleri gerekse de kızlarının ölüm tarihleri Soyadı Kanunu'ndan (1934) çok önceki bir tarihe karşılık geldiği halde, SARIÇİÇEK soyadıyla kayıt altına alınmışlardır. İkinci neden DUDUŞİ'nin ANA ADI'nın 'DİNA' ve HATİCE olarak iki farklı şekilde kayıt altına alınmış olmasıdır. Son nedense DUDUŞİ'nin kendisi dahil üç kızının da ölüm tarihlerinin 1916 olmasıdır. Anlaşılan o ki kayıtlar kapatılmıştır.

Yaptığım alan çalışmasında Cavit ÖZKAN, DUDUŞİ'ye ait olan ve 'eski yazı' ile yazılmış olan destanlarını ihtiva eden defterlerinin kardeşi DUDUŞİ Xasani (Hasan) tarafından yakıldığını belirtmiştir. (Halen Karabük'te yaşamakta olan DUDUŞİ'lerden Pervin ÖZKAN'a -SARIÇİÇEK- göre ise dedesi DUDUŞİ Nuri'nin ikinci eşi, DUDUŞİ'nin şiirlerini ateşe atmıştır.) CİPŞİZE'nin eline geçen metin, DUDUŞİ tarafından yazılmış ve o dönemde henüz yakılmamış metinlerden biri olsa bile, üzerindeki bilgi ölüm kayıtları ile ilgili kuşkularımızı ve Şairin muhacir olduğunu doğrulamaktadır. Çünkü DUDUŞİ muhacirdir ve destan muhacirlikten önce yazılmıştır. Ogni Kültür Dergisi'nde verilen "Bu destan Arkabili şair Nuri DUDUŞİ tarafından yazılmıştı. Kendisi genç yaşta Birinci Cihan Harbinde Trabzon'da koleradan ölmüştür. Görüleceği üzere, Lazca'yı kullanmaktaki ustalığı dikkat çekmektedir" (Ogni No. 5, 1994: 35) bilgisi de bu şüpheleri destekler; ayrıca metnin Ogni'ye Nurettin Aksoy tarafından ulaştırıldığı notu düşülmüştür.

Şahıs (Osman Xacı Osman-oğli), Çarmati'nin Murkiti semtinde yaşamakta olan ve Halk Ozanı olarak yerel kıyafetleri ile köyleri dolaşan DUDUŞİ'yi gıyabında da olsa tanımış ve destanla bir şekilde ilgilenmiştir. Destanın derlendiği tarihlerde bölge işgale uğramış, insanların büyük bölümü göç etmek zorunda kalmıştır. Sonuç olarak 'askerliğe geç gidebilmek' ya da o dönemin koşulları gereği 'nüfusa geç yazılmış olmak' gibi nedenleri de hesaba katarsak, Şairimizin 47 ve üstü bir yaş diliminde hayata gözlerini yumduğunu düşünebiliriz. Bu arada, DUDUŞİ'ye ait destanın CİPŞİZE'de halkın isimlendirmesiyle "Sicalepeşi Destani" adıyla değil, "yoy, yoy, xolo komoxtu yazi" giriş mısrasıyla başlıksız olarak yer aldığını da belirtmem gerekir.

Diğer bir dikkate değer konu da, o dönemde Lazca bir destanın, "bizzat bir Laz tarafından kayda geçirilmiş" olması ve Lazlar'ın herşeye rağmen "Lazca yazıyor olmaları"dır.

3. İkincil Kaynakların İncelenmesi

Türkiye'de, destanın kimi kıtaları bölük pörçük olarak halk ağzında varlığını sürdürmektedir. Arkabili Lazların Ayak İzleri (ŞEŞENOĞLU, Ankara 2003) adlı kitabın 62. sayfasında anonim diye kayda alınan mısralar ile yine aynı kaynağın 35. sayfasında "Sicalepeş Destani" adı altında verilmiş olan mısralar, DUDUŞİ'ye ait destanın 35. kıtasında "ar ğana ren, tipis şka-na busumer, dotanaşa kaburğas xe bisumer, ne kaymakli, ne lus elebusumer, jur stiǩani çaite, dadi çkimi!" şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Yine Viğe-Çurğava'da (Fındıklı-Çınarlı) muhtelif destanlara ait mısralarla birlikte, yazarın kendisi tarafından derlenen bazı dörtlükler de destanın 28. ve 58. kıtalarında benzer biçimde karşımıza çıkmaktadır.

Destandan bahseden ikincil kaynakların tamamında gerek sıralama ve gerekse ifade biçimleri bakımından benzerliklerin olması yakın bir zamanda ortak bir kaynaktan etrafa saçıldıklarını ve ortak kaynak hariç bir derleme çalışmasının ürünü olmadıklarını düşündürmektedir. Ayrıca destanın Arkabi (Arhavi) kökenli olduğu belli olmakla birlikte, Viğe'de (Fındıklı) bile izlerine rastlanıyor oluşu destanın kendi döneminde ne kadar popüler olduğuna işarettir. Ancak birçok kaynakta, eser yazarının Lazcanın fonolojik özelliklerini idrak edememiş olmasından dolayı destan örneklerinin imlâlarının yanlış ve tutarsız olduğu görülmektedir.

Tutarlılıkla ilgili istisnalardan biri 1993 yılında yayımlanmaya başlayan ve altı sayı kadar yayın hayatına devam edebilen Ogni Kültür Dergisi ve diğeri de 2009 yılında yayımlanan Laz Kültürü (AKSOYLU, Ankara 2009) adlı çalışmadır. AKSOYLU'nun Laz Kültürü adlı çalışmasında DUDUŞİ'nin destanının kimi bölümleri farklı bölüm ve adlarla ve birbirinden bağımsız olarak yer almaktadır: Destan, kitabın 115. sayfasında "İmece Destanı" tanımlamasıyla 2 kıta olarak, 141. sayfada "Yoyi Nana Yoyi" adı altında "ilkbahar, doğa, imece" konulu destan şeklinde 4 kıta olarak ve 144. sayfada ise "Sicalepeşi Destani" adı altında Nuri Duduşi imzasıyla ve "bu konuda yazılı bir kaynak bilinmiyor" ifadesiyle 7 kıta olarak karşımıza çıkmaktadır.

Laz Kültürü kitabında yer alan "Oxoriz ti var gelozons ar ǩuzi / Sica yado konoxedunan purzi / Var ikitxenan paxali do ucuzi / Veesiya kortaşi dadi çkimi" biçimindeki dörtlük, CİPŞİZE'nin derlemeleri arasında bulunmamaktadır; ilgili dörtlük, popülariteyle ilgili olarak destana sonradan mal edilmiş olabileceği gibi, destanın yazıya geçirilememiş bir bölümü de olabilir. Aynı dörtlük, Arkabili Lazların Ayak İzleri adlı çalışmada, Ogni Kültür Dergisi'nin 5. sayısında ve Arhavi Dergisi'nin 27 Mart 1971 tarihli özel sayısında da küçük değişikliklerle karşımıza çıkmaktadır.

Tüm bu kaynaklar içerisinde belki de en kayda değer olanı, Arkabi'nin Musazade Mahallesi'nden olan ve "Badiş Bere" lakabıyla tanınan, Azmi HİNDİKADİOĞLU (HİNDİKADİŞİ) imzasıyla Arhavi Dergisi'nin 27 Mart 1971 tarihli özel sayısında kaleme aldığı ve Fındıklılı şair Reşit Hilmi PEHLİVANOĞLU'nun adını da zikrettiği 'BÜYÜK OZAN NURİ DUDUŞİ' adlı makalesidir. En eski ve ayrıntılı DUDUŞİ incelemesi olan bu makalenin, kendisinden sonra kaleme alınmış DUDUŞİ ve destanıyla ilgili diğer kaynakların da temel referansı ve ortak kaynak olduğu anlaşılmaktadır.

HİNDİKADİOĞLU'nun makalesini ilginç kılan nedenlerden biri de, DUDUŞİ'nin dış görünüşü ile ilgili ifadeleridir. Makalede: "...Bu hususta bana yardımcı olan Fahri Tüzün amcamızla, Terzi Haydar Özkazanca teşekkürü borç bilirim. Fahri Tüzün bana anlattığına göre dış görünüşü ile Nuri Duduşi bir şairden ziyade Serpuşlu, Zıpkalı, kuşağının içinde kama ve piçtovi ile tam bir efe tipinde imiş" biçiminde aktarılan bilgiler, Şairimizin ete kemiğe bürünmesi ve kendisinin yaşamadığına ilişkin 'Duduşi diye biri yok' türünden kimi spekülasyonları çürütmesi açısından çok değerlidir.

Aynı makalede: "...Yazımıza konu ozanımız Nuri Düdüşi şöhretini destanları ile yapmıştır. Arhavi'nin Cumhuriyet mahallesinde (Yukarı Çarnuvat) 1885 tarihinde Dünyaya geldi, seferberlikte düşman işgalinden kaçarken Trabzon civarında koleradan 1918 yılında ve çok genç yaşta öldüğü ve alel acele aynı yere defnedildiği bilinmektedir. Mezarını bulup şanına yakışır bir türbe yaptırılırsa hattâ kemiklerinin Arhavi'ye nakledilmesi en büyük temennimizdir" biçimindeki bilgiler de ortak kaynağın bu makale olduğu konusundaki düşünceleri pekiştirmektedir; zira, Ogni Dergisi'nde verilen bilgiler ile adı geçen internet sitelerinde verilen tarihler tamamen aynıdır.

DUDUŞİ'nin "Sicalepeş Destani"nin dışında başka destanları olduğuna dair de bilgiler vardır. Nitekim; Cavit ÖZKAN'ın babaannesi Zekiye'den dinlediğine göre, Terzi Haydar ÖZKAZANÇ'ın babası Muhammet, Karaliler'den bir kıza âşıktır. Bir bayram günü, onu görebilmek adına, kızın yaşadığı dolma taştan yapılma eve gizlice tırmanıp içeriye girmeye çalışırken, taşların yerinden sökülmesi sonucu aşağı düşer. Bu esnada kız ve kendisiyle birlikte evde bulunan arkadaşları sesi duyup dışarı çıkarlar ve Muhammed'i hoş olmayan bir vaziyette görürler. Bu olaydan sonra Terzi Haydar'ın babaannesi yani Muhammed'in annesi DUDUŞİ'ye gelir, kendisinden rica eder ve 'Muhammed'in başından böyle böyle bir olay geçti, (oğluma) bir destan yaz' der. Bunun üzerine Şairimiz DUDUŞİ, Muhammed'in annesini kırmaz ve anında şu destanı söyler:

bayramiş ndğas xavlaşeni gobanti ar oxoris ǩay bozopes ebati otxo kyoşes mebati do mobati ar sotile var ivu guri çkimi!

otxo kyoşes bikti do biçimoşi istertesşi ťora gobiçimoşi memoşkidi ar toǩi doğimoşi ya amaptat çku-ti Memeti çkimi!

do mun ortu xaryatis dobakidi sevdaşeni kva do ncas ebakidi bayramluği ar var dolomakidi hekonayi bortit-i gyuli çkimi?

ebitişi borti ti gekideyi gebitişi dolma nca mokideyi kogamaxtes avlişe gonkideyi gemaşantes si mu tkvi gyuli çkimi!

iri-kala si-ti kogemaşani guriz gale ren tina gyuli çkimi!

Bahsedilmesi gereken bir diğer konu da, Kemal ÖZBIYIK'ın, kendi imzasını taşıyan 'Arhavi'den Lazca şiir ve destanlar' adlı yazıda karşımıza çıkan ve DUDUŞİ'ye ait olan "SİCALEPEŞİ DESTANI"dir. Okuyucuya aktarılan destanın DUDUŞİ'ye ait olduğu belirtilmiş olmakla birlikte kaynağı ve metne nasıl ulaşıldığına dair bir bilgiye rastlanmamaktadır. Ancak ilginç olan şudur ki, toplam on üç kıta olarak verilen destan; sıralama, imlâ hatta kıta sayısı olarak HİNDİKADİOĞLU'nun makalesindeki destan örnekleriyle tamamen örtüşmektedir; hatta Şairle ilgili olarak verilen doğum ve ölüm tarihleri de büsbütün aynıdır.

Gürcistan kökenli ikincil kaynaklarda da destanla ilgili kayıtlar mevcuttur. Bunlardan özellikle Grigol KOKELADZE'nin Yüz Gürcü Halk Şarkısı (Tbilisi 1984) adlı çalışmasının 288-295. sayfaları arasında yer alan, 95-100 numaralı toplam altı Laz Halk Şarkısı içerisinde, 294-295. sayfalarda bulunan 99 numaralı Laz Halk Şarkısı örneği dikkate değerdir. Burada Sicalepeş Destani'nin kimi dörtlüklerine ait toplam 10 mısranın notaya alınmış bir örneği bulunmakla birlikte derlenme yeri, derleyeni, destanın adı ve kime ait olduğu belirtilmemiştir. Yazarın kendi notuna göre (1932), fonograma kayıtlı metni Prof. Giorgi Axvlediani'nin verdiği metni deşifre edip notaya almıştır; metin bazı yerlerde iyi duyulmadığından tam anlaşılamamıştır. 1932 senesinde vermiş olduğu emek sayesinde altı adet Laz Halk Şarkısı'nı günümüze taşıyan bu çalışmasından dolayı KOKELADZE'ye teşekkür etmekle birlikte, bu çalışmayı "Yüz Gürcü Halk Şarkısı" adını taşıyan bir kitapta "Laz Şarkıları" başlığı altında ele almış olmasından da bahsetmek ve eleştirmek gerekir.

Ayrıca, Kemal ÖZBIYIK imzasını taşıyan "Kazım Koyuncu ile bir anı" adlı bir diğer makalede geçmekte olan "...Ona Ali Naci Kuçuğişi'den Atmaca destanını ve Nuri Duduşi'nin Sicalepeşi Destani'yi ezgileri ile birlikte okudum..." ifadesi de ilginçtir; ancak derlemenin kaynağına, yerine ve zamanına dair herhangi bir bilginin söz konusu olmaması üzücüdür.

Destanın kimi bölümleriyle karşılaşabileceğimiz diğer kaynaklar şunlardır: Çikobava (Çanuris Gramatikuli Analizi, 1936) s.85; Jğenti (Çanuri Tekstebi, 1938) s.165, 168, 170-172; Kartozia (Lazuri Tekstebi, 1972) s.221; Tandilava (Lazuri Xalxuri Poezia, 1972) s.33, 34, 115, 116, 124 (Cipşize'nin kitabından alıntılanarak).

4. Destanın İçeriği ve Konusu

DUDUŞİ; destanın hemen başında ilkbaharın gelişiyle tabiatta yaşanan değişikliklere değinerek, imecelerin de adeta bir hengâmenin başlangıcını müjdelediğini vurgulamakta, bu sosyal olayın kendisinde yarattığı hoşnutluğu dışa vurmaktadır ("yoy, yoy, xolo komoxtu yazi, noderepe ivasen xolo-ti bazi-bazi..."). Sonrasında, imecelerdeki farklı kişiliklere değinmekte olan DUDUŞİ, kendi beğenisi hakkında da fikir vermektedir; Rizeni (bugünkü Rize) ve Atina (bugünkü Pazar) üzerinden o dönem Lazistan'a giren kimi malların albenisine dikkat çekmekte, bu albeninin yarattığı özentiyi ifade etmek istemektedir.

Gurbet olgusu destanda özellikle üzerinde durulması gereken bir konudur. Zira o dönemde bölge sosyal çalkantılarla inlemektedir. Şairin dünyaya geldiği 1869 tarihinde, Çerkez muhacirleri Lazistan bölgesine yerleştirilmek istenmiş ve bölgede yer yer çatışmalar çıkmış, arazi darlığı nedeniyle kasıtlı çıkarılan yangınlarla bölge tahrib olmuştur. Şairin dünyaya gelmesinden kısa bir zaman sonra ise 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) patlak vermiş, Lazistan Sancağı'nın başkenti Batum ve Gonia işgal edilmiş, Çxala Vadisi Lazları bugün yaşadıkları Akçakoca-Sapanca bölgesine göç etmek zorunda kalmışlardır. Seferberlik (Birinci Cihan Harbi ve göçünün mahalli adı) sonucunda ise bölgeden yeni göçler olmuş ve ekonomik anlamda bölgenin beli iyice bükülmüştür.

"ar ğana ren, tipis şka-na busumer, dotanaşa kaburğas xe bisumer, ne kaymakli, ne lus elebusumer, jur stiǩani çaite, dadi çkimi!" dizeleri, bölgenin ve dolaylı olarak Şairin kendisinin yaşadığı zorluklar hakkında fikir vermekte, adeta neden koleradan (veya Cavit Özkan'a göre zatürreden) öldüğünün ipuçlarını da içinde barındırmaktadır. Son mısra ise 1950'lerde başlayan çay tarımından önce dahi Lazlar'ın çayla olan tanışıklıkları hakkında bilgi vermektedir; bilinenin aksine çay Doğu Karadeniz sahil şeridine 1880-1895 yılları arasında gelmiş, Türkiye'de çay tarımının başladığı 40-50'li yıllardan çok önce de bölge insanı bireysel çabalarla Batum bölgesinden çay tohumu getirip ekmiştir.

Destanın devamında Şair, "esnafik-ti arişe jur noç̌arams, sermayes-ti faizi keluç̌arams, badi skanis karťali konuçarams, hako borci giğun-ia dadi çkimi!" dizeleriyle bölgenin ekonomik sıkıntılarıyla ilgili ipuçları vermekte, esnafa olan borçlardan ve faizden bahsetmektedir. Alım gücünün düşük olmasına rağmen İngiliz ve Avrupa mallarının revaçta olduğunu ve açgözlülüğün had safhaya çıktığını hicveden Şair, Laz insanının Batı algısıyla ilgili ipuçlarını da vermekte; giyim-kuşama aşırı düşkünlüğü ve özentiyi anlatmak istemekte, geçmişe atıfta bulunmaktadır. Sonrasında Şair, Tanrı'nın yeterince anımsanmadığını belirtir ve kendince ölüm sonrasına dair fikirlerini ifade eder; İslâm inancındaki Münkir ve Nekir meleklerini "arapǯi" olarak tahayyül etmesi, bu inanca ait kimi karakterleri Arap yani zenci olarak kişileştirmiş olması özellikle ilgi çekici bir algılamadır.

Bahsedilmesi gereken asıl önemli konu da - Şairin şahsına ait destan örneklerinden de anlaşılacağı üzere - Lazca'ya ne derece hâkim olduğudur. Bu, kullandığı deyimlerin bolluğundan ve günümüzde kullanımdan kalkmış kelimelerin varlığından anlaşılmaktadır. Tabii ki ilgili deyimlerin ve kelimelerin günümüze ulaşmasına vesile olan bu destan, yazı dilinin ne kadar önemli olduğunu da bir tartışma konusu olarak yeniden gündemimize almamız gerektiğini hatırlatmaktadır.

5. Destanın Tam Metni

Sicalepeşi Destani olarak bilinen ve yukarıda ana hatlarıyla incelemeye ve değerlendirmeye çalıştığımız destanın tam metni şöyledir (destan içerisinde geçen kimi kelimelerin anlamları destan içinde açıklanmıştır; DUDUŞİ dinleyiciye onsekiz kez "cuma çkimi", elliüç kez de "dadi çkimi" şeklinde hitap etmektedir):

1. yoy, yoy, xolo komoxtu yazi, / noderepe ivasen xolo-ti bazi-bazi, / kimik yazma, kimik moytvasen ǩazi, / pukurasen duzluğis, cuma çkimi!

2. martiş tutas zati gontxims pukuri, / xol kismeti domaves çok şuǩuri, / sefa ikomt, mot ivaput munkyuri? / mskva bozope na-ziromt, cuma çkimi!

3. biduşunam, gomaşinen mutu ren, / bedelia mʒudişi goitoren, / nosi var do toma so ekatoren? / bazi bozo haşo ren, cuma çkimi,

4. bazi keskini ren, geixorons belis, / var-ti eludgitun heşo tembelis, / şa iduşuns, koyakiden do belis, / noğameşi mutu ren, cuma çkimi!

5. bazi tembeli ren, belis gyaçaben, / ondğeneri gyarişa muper daçaben! / ǩinoni xes bureği konaçaben, / p̌anda sarma var iven, gyuli çkimi!

6. noderis çeşiti gyari nicinen, / bazi ğeci bozo ulun, keacinen, / ne goğiğen do ne-ti icginen, / menceloni ivenan, cuma çkimi!

7. bazi oncğoryari iven nezuği, / gyari var ağkomen dido yazuği, / otǩapus ťǩobaşa daven azuği, / mitis var oğirams do, cuma çkimi!

8. dadik oncğoryari ayri doxunams, / hem-ǩata delepes var eluxunams, / sutlis ǩinoni ǩiti kogyoxunams, / oyp̌xors, belli var iven, cuma çkimi!

9. makarinas ar lokma var eşimels, / sum ǩitite-na içǩomen, goşimels, / dizğen, keysels, ar nena var eşimels, / nosiyari ivenan, cuma çkimi!

10. heşo bozo muşamas melakora, / ǩazi motva, noğamisa nokora, / yoy, yoy, okobnağuri ťora, / aha, guris mematu, cuma çkimi!

11. bibgara-i, mu miğvare, siti-na, / nikarbasen rizeni do atina! / toliş dağı mu gamaxtu satina, / ğurerik-ti biça-ya, cuma çkimi!

12. muper nomskun satina-Kala vala, / gyul-yaği do şuçkva disu-na Kala / çkva mu gorum, doğura hemu-Kala, / cinaze-ti var egzdan, cuma çkimi!

13. eludgita hek, munťuri gogabğas, / doğura do uri-kvari egabğas, / mupe zop̌on, kva do ncape gegabğas! / mot meiçam ti skanis, nuri çkimi!

14. dibadi do xolo lalum cveşuri, / vana mu vas, tis ealens keşuri, / var moytkaman, çkva otǩapu faşuri, / sade, forǩa gyumkvaman, cuma çkimi!

15. ir ağnete, var gulunan cveşite, / noderis-ti fotini kaloşite, / lazistanis mu p̌aten ham nosite?! / gebiktit do var bognit, cuma çkimi!

16. fukarak-ti zengini-steri vase, / geyktu do var uçkin, mu ivase! / "haşopete sicaş guri ivase?" / ağnoseri mu nğorums, cuma çkimi!

17. vana mu vas, xolo diçilase-a, / bozo çkimi soti gyaçilase-a, / muntxa uğun, gamaçase do illa / ar bureği nuğase, cuma çkimi!

18. pucis na muzdase, hemus unťalams, / bere-bari gemzuli kodutalams, / muşe Kalsa oncğore var geytalams, / sica muşis gyakyaburs, cuma çkimi!

19. dadis var aziru eşi alani, / noğas var dutalu kyume ǩalani, / badi muşis kai gyuktu palani, / sicaşeni, ey gidi, cuma çkimi!

20. bureğite nukus niçen kilafi / kudi molams, sicas gyudgaşi lafi, / dixaziren, kogoytumers çaşafi, / a çkvar noğas iburbals, cuma çkimi!

21. mupe iven, heya çkva mu ğodare, / vesieti dadepes boğodare: / si eloğlis nako-ti oğodare, / zudişi ren, gondunun, dadi çkimi!

22. eloğlişi var iduzanen nuǩu, / zudiş noğas modrukur do mozxukur! / p̌anda kurbetis ren badi mondruku, / guris var megaçven-i, dadi çkimi!

23. sica moxtas, goğudgi lu do xaci, / var gǩomu-na, çkomas coğoriş ǩvaci, / bureğite var gegotvasen taci, / mot moğerdur, zudişi, dadi çkimi!

24. oropa kuğun-na, e, dadi skani, / dunyas mutu var unon hemus skani, / ne bureği, ne-ti baklava skani, / cumu ǯǩaris razi ren, dadi çkimi!

25. bureğis nugams-i bozo-na meçi, / mutu dogoru-na, tis biga geçi! / kabaheti skani p̌ici komeçi; / haği heşo goğodams, dadi çkimi!

26. gondgineri sicalepeşi korba / nukidare xaci-çxvarişi çorba, / şa inciras, kai dozğaşi korba! / dunyas mutu var unon, dadi çkimi!

27. vaşa derdi dozda dadi ne çare! / bozo, çkimi-steri biçis meçare, / baklava-bureği zorilla çare / vana p̌oťe var gorums, dadi çkimi!

28. dadi, ma var bore bureğiş dosti, / bozo komomçan do gomoğkan posti, / ne gyari do ne ǯǩari, dobiver mesťi, / p̌anda bgara miğun, e dadi çkimi!

29. sicas uçkitase zarar do kyari / vana mundis geçi, va ren şekyari / hem-katas mot meçam, xetas bekyari, / çkim-steris meçi, e dadi çkimi!

30. parate eğopums, çevre mokidams, / hako borci badi muşis kyokidams, / heşopete damtire gza gyokidams, / mupe ikom zudişi, dadi çkimi!

31. sica muşis alis jur xe mudvase, / ar bureğis, ar çkva dolma yodvase, / ister geyktas, ar damtire goyndvase, / sica-Kala did odas, dadi çkimi!

32. sicas astera do mudvase xepe, / damtires kai uğons zati hentepe, / sica do damtireş paramitepe / yaği do topuri ren, dadi çkimi!

33. dadis zanza-steri sica kelobun, / oxrasure heşo oşi dolobun, / var-ti molaşinoms, badi golobun, / do tkva mu gağodes, e dadi çkimi!

34. si zirare, ma domavu-na sica, / dopxaziri ar lakotişi xica, / hem şeyepeş ǩitxeri bore xoca, / var mobğerdur mutute, dadi çkimi!

35. ar ğana ren, tipis şka-na busumer, / dotanaşa kaburğas xe bisumer, / ne kaymakli, ne lus elebusumer, / jur stiǩani çaite, dadi çkimi!

36. haşopete mogi, satinas meçi, / sicalepes baklava, bureği çi! / memomskunan mşkerişi biga eçi! / pa ar mitik mp̌ilates, dadi çkimi!

37. lazistanis moda miğunan nosi?! / sicas koçi, oxori gamakosi! / var gaçu-na, ç̌ume gekçase kusi, / eloğli ren, giçkitas, dadi çkimi!

38. var gaçu-na, çkva nuǩu gyokidase, / bozo skanis mutu ren, mokidase, / tarobağus çkva ǩola mokidase, / biçiş nana giçkitas, dadi çkimi!

39. damtirepek nusaş derdi va zdiman, / incirtaşi, kukumape kezdiman, / bozoşeni çkva baryaği ezdiman, / monkvaperi gulunan, dadi çkimi!

40. sica-Kala şuri muşi eşulun, / hak-na doloxtase, mele eşulun, / nusaşeni oncires komoşulun, / yari geces, ey gidi, dadi çkimi!

41. bozoşeni mupe şurepe gǩidoms, / nusa yari geces inis eğkidoms, / zinciri gyudva-na, xolo meçkidoms, / komoşulun, noğerdinams do badi,

42. nusa ziras, tolepe komutumes, / bozos momǯğyva-steri msva kogotumes, / sica moxtas, ti nokvatams kotumes, / mupe nğorums, ey gidi, dadi çkimi!

43. sicaşeni dadis mupe naçaren, / konuçkinamş, txiri na-gamiçaren, / moda giçkin, gyunaxi-na gaçaren / nusaşeni defteris, dadi çkimi!

44. haşo dulyas dido maven meraği, / daduşmanet nusalepes bayaği, / bozoşeni p̌anda tatum bureği, / noğaşe zdim, mutu ren, dadi çkimi!

45. esnafik-ti arişe jur noğarams, / sermayes-ti faizi keluçarams, / badi skanis karťali konuçarams, / hako borci giğun-ia dadi çkimi!

46. badi skani karťali ikitxaşi, / ar ziratı gyonksis xe mointxaşi, / ǩaťa xaftas bureği kogontxaşi, / badi mu vas, şa ibgars, dadi çkimi!

47. duşunite koyuçkindu eseri, / kafris doğru var-ti gyaçen keseri, / badi çkimik mu çkomu-ia amseri, / do zoponti ar p̌oťe, dadi çkimi!

48. yazi, kişi kurbetis kelaskidun, / hako mogams, xes para var doskidun, / var açkinen, kçini so elaskidun, / borci-Kala derdepe, dadi çkimi!

49. badik mu vas, iri bgara nacinen, / hako borci, hako xarci ǩacinen, / var moxtas-na, esnafi hek ǩacinen, / hek mendulun, giçkitas, dadi çkimi!

50. muntxani ren, çare va do meçase, / hem gyari do hem oncire durçase, / şarvali burasen do zuğas gyorçase, / haşopete mogare, dadi çkimi!

51. ini-tuzas badi skani iraxuns, / para meçamtaşi, çarbis araxuns, / na zirase, bozos bitum noraxuns, / mupe nğorums, ey gidi, dadi çkimi!

52. badi xoras kerengi elaxedas, / sica ťuʒa bureğepes muxedas, / noğamisa ar ğormas konoxedas, / oxosaras kai giğons, dadi çkimi!

53. amiyoni, noğames keluxuni, / oǩoçkoman, ar yeris kokoxuni, / badi skani felengis kogyoxuni, / şa mumkvare, ey gidi, dadi çkimi!

54. komumkvi do sicak xop̌e moyzdase, / si va zdum do badiş derdi mik zdase?! / mupe ikom, na-ğormotik egzdase, / sicaşeni, ey gidi, dadi çkimi!

55. heko mot giğunan sicaş oropa, / na-zirate şei "teli keç̌opa", / dozenginit inglisi do avropa, / tentenate xvala, e dadi çkimi!

56. çifte xases tentena godvaleri / muslimani var gulun modvaleri, / nan-didi çkimi, basmaşi godvaleri, / kogamitxu giçkitas, dadi çkimi!

57. ma doptkva do ister p̌ili do mstiki! / kogamitxu, var goşidu lasťiǩi, / şa ptkvazare daha bonkanam ťriǩi / ham derdite, ey gidi, dadi çkimi!

58. var bğuri do tolik mu mizirase, / illa gyonksis tentena izirase, / ağiş ǩule xeiri (kaoba) mik zirase?! / axir-zamani re, e dadi çkimi!

59. mitik var oğodams tangris niazi! / ne piçva do ne ar vakit-namazi, / na-bğurate, onsuz goyşinit bazi, / p̌anda sağı var boret, dadi çkimi!

60. andğa tasen selaces gemdvanore, / uça letas myona, meşamdvanore, / hem leťa do hem kva emodvanore, / inani vi hamtepe, dadi çkimi!

61. telkin gikitxanis, şuri moyğare! / hem ǩaybana tentenape so iğare? / boxças gekora do yokse iğare, / duğunişa ulur-i, dadi çkimi!

62. xvala-xvala meşaxedi ne çare, / tentenaşi mu coğapi meçare? / mesvarapus bazi kusi geçare, / mutu çare var iven, dadi çkimi!

63. iduşuni, dulya skani xarapi, / na-ǩiktxase, moxtase ar arapǯi, / ir turlişi (iri çeşiti) garkvandase coğapi, / ho do vari, var ognams, dadi çkimi!

64. "va bzirati"-dei, toli odvare, / xoca ginçarase, gyonksis eydvare, / imani giğun-na kyona geydvare, / mupe golamzinan, e dadi çkimi!?

65. gisvanore zemzemi do gyul-yaği, / kai re-na, mogixtase meleği, / ar kefini, a çkvar kyamet-gyomleği, / giçanore, giçkitas, dadi çkimi!

66. doxaziri, sanduğis gegizitas! / ar çapa do ar xopǯe eluzitas! / si ǩap̌ula dunyas mod megizitas, / a-ndğa tase, bğurate, dadi çkimi!

67. gogabğase aǩrepi do ğiğila, / ipti toli eşegoğase illa! / si ham dunyas muğo giğutu dulya? / imskimeťi goiti, dadi çkimi!

68. imskimeťi, tis niçamti duzani, / var ognamti, icoxamtes izani, / xaziri ren, dadi, teras mizani, / kǯonanore, giçkitas, dadi çkimi!

69. ham derdepes dogogura ilaci, / si tobe vi, ma-ti gava duvaci, / meşaxedi, ibgari aci-aci, / acansuzi si xvala, dadi çkimi!

70. so ziromtü, ister acani gori, / jur yorğani, sum şiltes-na ningori, / kefinite haği letas ingori! / xasiris-ti razi re, dadi çkimi!

71. moda iği, oxoris mod dutali? / sirmali do antlasi so dutali?! / muper gyovde uça letas untali?! / mutu var gokaçun, e dadi çkimi!

72. kaybanape sanduğis gegikzase, / muper gyovde uça letas gikzase?! / ar kefini unaxu gogokzase, / dunyas mupe içamti, dadi çkimi!

73. dari dunyas kodoskidi xavesi, / na mumkvamti sirmali do can-fesi, / mezare ren bulbulişi kafesi, / meşaxedi si xvala, dadi çkimi!

74. şuri so ren, kafesişe gamtu-i? / dunyas xolo ivalati, gintu-i? / gogabğase kudeloni munťuri, / ili-ti var doskidur, dadi çkimi!

Sözü

"Zuğaşi Berepe" grubu, "...Nuri Duduşi, yıllar önce Lazca şiirler yazıp, bize 'Dadişkimi'nin sözlerinde verdiği fikir için..." derken ve DUDUŞİ'ye teşekkür ederken ne kadar kıvançlıydıysa, onyılları aşıp herşeye rağmen bugün halen daha sıcaklığını bize ulaştırmaya ve fikir vermeye devam eden sevgili DUDUŞİ Nuri'yi aynı hislerle selâmlıyor ve saygıyla anıyoruz.

Kaynakça

Kitaplar: Aksoylu, Kâmil, Laz Kültürü, Ankara 2009. — Aleksiva, İrfan / Avcı Bucaklişi, İsmail, Svacoxo. Laz Yer Adları Sözlüğü, İstanbul 2009. — Çikobava, Arnold, Çanuris Gramatikuli Analizi, Tbilisi 1936. — Jğenti, Sergi, Çanuri Tekstebi, Tbilisi 1938. — Kartozia, Guram, Lazuri Tekstebi, Tbilisi 1972. — Kartozia, Guram, Lazuri Tekstebi II, Tbilisi 1993. — Kokeladze, Grigol, Asi Kartuli Xalxuri Simğera, Tbilisi 1984. — Özgün, M. Recai, Lazlar, İstanbul 2000. — Cipşize, Yosep, Çanuri Tekstebi, Tbilisi 1939. — Şeşenoğlu, Metin, Arkabili Lazların Ayak İzleri, Ankara 2003. — Tandilava, Zurab, Lazuri Xalxuri Poezia, Batumi 1972.

Makaleler: Aksoylu, Kâmil, "Laz Edebiyatı (Mç̌araloba) Üzerine", Ogni Kültür Dergisi, Sayı 4, İstanbul 1994: 11-14. — Aksoylu, Kâmil, "Laz Edebiyatı", Sanat ve Hayat, Sayı 44, İstanbul, Mart 2010: 43-47. — Baydar, Naci, "Ozanlarımız", Arhavi Dergisi, Özel Sayı 3, Ankara 1972: 10-12. — Erler, Mehmet Yavuz, "1870 Yılında Doğu Karadeniz'de Çıkan Yangın ve Etkileri", Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt 20 Sayı 31, Ankara 2000: 209-218. — Hindikadioğlu, Azmi, "Büyük Ozan Nuri Duduşi", Arhavi Dergisi, Özel Sayı, Ankara 1971: 18-19. — Özçep, Meryem, "Ç̌anda", Biryaşam, Sayı 9, Mart-Nisan 2010, Hopa-Artvin: 33-35. — "Sicalepeşi Destani", Ogni Kültür Dergisi, Sayı 5, İstanbul 1994: 35.

Gazeteler: Mǯita Muruǯxi, No: 1, Sohum 1929. — Lazagişi Gazeti, No: 256 (618), Zugdidi 1933.

Albümler: Zuğaşi Berepe, İgzas Albümü, Ada Müzik, 1998.

İnternet Siteleri: Aksoylu, Kamil, "Lazlarda Evlilik Gelenekleri", karalahana.com. — Bilgin, Cihangir, "Lazca Destanlar", hopam.com. — Kaçar, Burhan, "Yapraktan Bardağa" ve "Çayın Biyokimyası ve İşleme Teknolojisi", mavirize.com. — Özbıyık, Kemal, "Arhavi'den Lazca Şiir ve Destanlar", "Arhavili Şairlerle Yolculuk", "Kazım Koyuncu ile bir anı", arhavi.org / karalahana.com / yusufbulut.com.

Skani Nena - Sayı 04 © Laz Kültür Derneği

Üyelik Gerekli

Katkıda bulunmak için topluluğumuza katılın!

Arşivlerimize katkıda bulunmak için ücretsiz üyelik gereklidir. Katılmak sadece bir dakika sürer!

Düzeltme Önerisi

Aşağıdaki kutuda metni düzelterek bize gönderin. PDF orijinaliyle karşılaştırarak düzeltebilirsiniz.

Düzeltmeniz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayına alınacaktır.

İçindekiler