Saygın Kamuoyuna ve Örgütlerimize,
7-8 Ocak 2012 tarihlerinde, "Farklılıklarımızla Var Olmak İstiyoruz" Projesi bünyesinde düzenlenen ve Laz toplumunun sorunlarının tartışıldığı ortak akıl arama toplantısına katılanlar kararlarını (yedi madde şeklinde) aşağıda kamuoyu ile paylaşmaktadır:
1. Laz kimliği, Lazların etnik yapısı, kökeni, yaşadığı coğrafya ve nüfusu, Laz dili ve kültürünü kapsamaktadır. Bu nedenle, Laz kimliğinin doğru ve gerçek bir biçimde ortaya çıkarılması ve anlatılabilmesi için öncelikle, gerekli bilimsel çalışmaların yapılması, bunun için çeşitli kurum ve kuruluşların oluşturulması gerekmektedir.
Laz kimliğinin tüm Türkiye'de ve hatta dünyada doğru algılanabilmesi için ilk önce, Türkiye'deki eğitim sisteminde Laz kimliğinin özelliklerinin yer alması gerekmektedir. Bu şekilde, Laz kimliği ile ilgili günümüzde bilinmeyen ya da yanlış bilinen birçok özellik, orta ve uzun vadede doğru bir şekilde aktarılabilir ve öğretilebilir.
Kısa vadede ise Laz kimliğini doğru bir şekilde anlatabilmek için tüm medya araçları kullanılabilir. Yazılı, görsel ve sosyal medya, bireyler ve kurumlar tarafından bu amaç için kullanılabilir. Aynı zamanda, Lazcanın bir "dil" olduğunun anlatılması için Laz dilinde daha fazla ve etkin yayına medyada yer verilebilir.
2. Laz folkloru-etnolojisi ve sanatı ile ilgili sorunlar, Laz toplumunun kendi kimliği ile barışık olması, kendi kimliğini kabul etmesi ve ettirmesi ile doğrudan ilgilidir.
Sorunların çözümüne yönelik olarak önermiş olduğumuz her çeşit faaliyet için kaynak, yani nitelikli insan gücü ve finansman gereklidir. Bunların temini için bireysel gönüllülüğün ötesinde kurumsal çalışmalar yapılmalı ve iletişim becerilerini azami ölçüde kullanmak suretiyle daha geniş kitlelere, ulusal ve uluslararası mali kaynaklara ulaşılması gerekmektedir.
Genel olarak Laz toplumu dağınık, feodal ve bağımsız yaşam biçimini tercih ettiğinden, örgütlü hareket etme, birlik olma, birbirine sahip çıkma, destek olma gibi konularda zafiyet gösterir. Bu özellikler sorunlarımızın çözümünde bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yüzden kişisel sorunların, kişisel ihtilafların bir tarafa bırakılması gerekmektedir.
3. Doğu Karadeniz'de Lazların sosyoekonomik sorunları genelde Türkiye'nin sorunlarından ayırt edilemez. Tüketime yönelik yönlendirilen piyasaların etkisi altında kalan Doğu Karadeniz Bölgesi'nde ekonomik çözümsüzlükler, toplumda sosyal ve kültürel sorunların da kaynağı olmuştur. Yıllardır bilinçli bir şekilde yanlış olarak uygulanan ve mevcut sürdürülebilir aile tarımını ortadan kaldıran tek ürüne dayalı politikalar neticesinde bölgedeki sosyal ve ekonomik yapı, kapitalist sisteme göre şekillenmiştir. Bölgede tarım dışı iş olanağının bulunmayışı, sanayinin hiç olmaması neticesinde binlerce kişi işsiz duruma düşmüş ya da bölge dışına göç etmek zorunda kalmıştır. Bölgede var olan çay fabrikaları esas olarak mevsimlik işçi adı altında faaliyet gösterdikleri için yarı bağımlı bir işçi kitlesi yaratmıştır. Mevsim dışında evde-kahvehanede zaman öldüren insanlar gerçek üretimin dışına itilmiştir. Bölgeden iç ve dış göçler, ekonomik sorunlar kadar kültürel ve sosyal sorunları da ortaya çıkarmış, farklı kimlikleri ve inançları olan insanlarla iletişimi hızlandırmış, bölge insanının çok kültürlülük içinde var olmasını sağlamıştır. Ancak, yaşam şartlarının değişmesi, küreselleşme, Laz toplumu içinde de kültürel ve sosyal değişimlere neden olmuştur.
Toplumsal yapı değişikliğinin yanı sıra bölgede coğrafi değişiklikler de yaşanmıştır. Küresel ısınmadan kaynaklı nedenlerin dışında, çevreyle ilgili yapıyı tahrip eden çay gübresi yine yanlış yönlendirmenin sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sattığı çayla geçimini sağlayan yöre halkı, çay tekelleri ve özelleşen çay fabrikalarının elinde oyuncak olmuştur. Çay üreticisinden satın aldığı çayın ödemesini "oyuncak"la yapmayı öneren çay tekelleri aynı zamanda uzun senetlerle işlerini gerçekleştirmektedirler. Bunun sonucu olarak bölge halkı, yeni geçim alanları bulmak için büyük şehirlere veya yurt dışına çıkmıştır. Yeniden yöreye dönüş ise genellikle emeklilik sonrasına rastlamaktadır. Bölge, genç, dinamik nüfusu giderek yitirmiştir. Türkiye'nin turizm yöreleri gibi bölgede de yazlık ve kışlık nüfusun arasındaki makas giderek açılmıştır.
4. Laz dili ve edebiyatının yaşatılması, basın-yayın ve dernek-vakıf gibi örgütsel yapılanmaların ötesinde bir süreçtir. Kuşaklar arası bir süreçte dilin ve kültürün korunup geleceğe taşınmasında tek lokomotif güç halktır. Bu, bugüne kadar böyle olduğu gibi bundan sonra da böyle olacaktır. Bunun için Lazcayı hızla gelişmiş bir dil haline getirmek gerekmektedir.
Devlet bir anadili politikası geliştirmedikçe derneklerle, dergilerle ve nihayetinde özel kurslarla bu süreç gereğince yürütülemez. Öncelikle, Laz toplumu anadiline sahip çıkarsa, halkın bu isteği devletin bir anadili politikası geliştirmesine bir manivela olabilir.
Devamında da yükseköğrenim kurumlarında Laz dili ve edebiyatı kürsüsü ve nihayetinde bir Laz enstitüsü olmadan bu dilin ve kültürün geleceğe taşınması mümkün olamaz. Bu kapsamda, Lazlardan dil bilimci, filolog yetiştirilmelidir.
Bu alanda akademisyenler yetişmedikçe, dilin fonetiğini ve yapısını inceleyen gramere ve özgün kültüre ilişkin eserler üretilmeyip Laz kültürü, edebiyatı, sanatı gelişmedikçe, bu dilin geleceğe taşınması umutsuz bir beklenti olacaktır.
5. Laz kültür hareketi, Lazların bireysel çıkarları ve yüksek egolarının kurbanı olmaktadır. Bu durumun sonucu olarak Laz kültür hareketi örgütlenme aşamasında problemler yaşamaktadır. Bu sorunun düzeltilmesi için en başta Laz toplumu arasında bir birlik, beraberlik ve dayanışma ruhunun pekiştirilmesine ve güçlendirilmesine yönelik çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bunu başarabilmek için aşağıdaki önerileri sıralamaktayız:
İlk olarak kitle iletişim araçlarının, örneğin radyo, TV, sosyal medya ve basın yayın organlarının en etkili biçimde kullanılması gerekmektedir. Özellikle, Lazca TV yayını konusunda gerekli her türlü adım ısrarla atılmalıdır. Bu noktada en büyük görevin STK'lara düştüğü ortadadır. Bu sebeple, Lazların yaşadığı bölgelerde STK'ların şubeleri veya temsilcilikleri açılarak Laz kültür hareketinin bölge insanından kopuk olması engellenmeli ve bölge insanının da katkısı alınarak bu harekete devam edilmelidir. Son olarak, her fırsatta Laz kültür hareketinin bir varoluş mücadelesi olduğu, bu bağlamda asıl amacın dili ve kültürü yaşatmak olduğu dile getirilerek, hem bölgedeki Lazların hem de toplumun geri kalanının Laz kültür hareketine karşı geliştirdikleri olumsuz tepkiler bertaraf edilmelidir.
6. Lazların dili ve kültürel varlığı, Türkiye'nin diğer otantik halkları gibi, yıllara yayılan asimilasyon politikaları ve çoğunlukla da Lazların iktisadi ve toplumsal dönüşüm içinde gönüllü entegrasyonu sonucunda yok olmakla yüz yüze gelmiş; kamu politikalarını şekillendiren temel tercih ve yönelimler, bu dil ve kültürel varlığın korunması yönünde gelişmemiştir.
Lazların Türkiye'nin diğer otantik halkları ile birlikte dilinin ve kültürel varlığının korunması ve geliştirilmesi için kamudaki ayrımcı politikaların, öncelikle dil ve kültürün Anayasal güvenceye alınması, Lazca yer adlarının iade edilmesi, orta vadede Lazcanın kamu hizmetlerinde ve eğitimde ulaşılabilir ve kullanılabilir bir dil olması gibi önlemlerle terk edilmesini ve Türkiye'de halkların demokratik talepleri karşısında gelişen ırkçı tepkilerle işlenen suçlar için "nefret suçları" yasasının çıkarılmasını talep etmekteyiz.
7. Tarih bilinci, Laz kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu sebeple, öncelikle halkımızda tarih bilincinin yerleştirilmesi, resmi tezler karşısında gerçeğin doğru tezlerle yerini bulması için çalışmalar yapılmalıdır. Tarihin akışını düze çıkarmak, bir sorumluluk olarak bizlerin önünde durmaktadır. Bu çerçevede, özellikle öğrencilerin ve gençlerin Laz tarihi alanındaki çalışmaları özendirilmeli, organik aydınlar olarak Laz tarihine içeriden bir bakışla halkımızca en çok sorulan soru olan "Biz nereden geldik?" sorusunu objektif ve bilimsel bir düzlemde cevaplamaları sağlanmalıdır. Resmi tarih sadece Türkiye'de değil, Megrel toplumunun yaşadığı Gürcistan'da da Laz-Megrel kimliğinin netleşmesinde handikaplar oluşturabilir. Bu noktada, her türlü resmi tarih tezine eleştirel ve mesafeli yaklaşıp, gerçeğin peşinde bir tarih anlayışının yerleşmesi için mücadele edilmelidir.
Mehmedali Barış Beşli
LKD Başkanı